PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, Direniş Ekseni önclüğünde gerçekleşen bölgedeki gelişmelerin Mağrip’e uzanan bir toplumsal hareketlilik yarattığını ve Ortadoğu’nun büyük bir patlamanın eşiğine geldiğini savunuyor.

YDH ― ABD Ordusu’ndan emekli yarbay Daniel Davis’in Deep Dive kanalına konuk olan eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, ezber bozan açıklamalarda bulundu.
Ensarullah’ın mücadelesini Suudi Arabistan’ın Yemen üzerindeki tarihsel hâkimiyetine karşı bir ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi olarak yorumlayan Crooke, Suudi Arabistan’ın askeri ve siyasi gücünün Batı’da sanıldığından daha kırılgan olduğunu, Yemen savaşı ve enerji altyapısına yönelik saldırıların bu kırılganlığı açığa çıkardığını düşünüyor.
Eski İngiliz diplomat, ABD’nin bölgedeki geçmiş politikalarının radikal İslamcı ve mezhepçi hareketleri İran’a karşı araçsallaştırdığını, bunun sonucunda ortaya çıkan yapıların bugün Batı’nın kontrolünden çıkmış olduğunu savundu.
Crooke, bütün tabloyu birlikte değerlendirerek Ortadoğu’da eski güç dengelerinin geri döndüğü, Batı merkezli bölgesel düzenin çözülmekte olduğu ve İran-Yemen merkezli direniş güçlerinin bölgesel siyasette giderek daha belirleyici hâle geldiği tezini “Ortadoğu kaynıyor” uyarısıyla ileri sürüyor.
Küresel ekonomide 2008 sonrası alışılan sıfır faiz döneminin kalıcı olarak bittiğini belirten Crooke, ABD tahvil piyasasının büyük bir tehlike içinde olduğunu vurguladı. Yükselen faiz oranlarının devasa borçlanmalarla ayakta duran yapay zeka balonunu patlatma riski taşıdığına dikkat çeken uzman isim, Çin'in bu süreçteki stratejik avantajının altını çizdi. Crooke'un değerlendirmesine göre, Çin'in borçlanma maliyetlerinin ABD'ye kıyasla yüzde 3 daha düşük olması küresel finansı doğrudan şekillendiriyor. Deutsche Bank gibi büyük Avrupa bankalarının artık dolar yerine “Panda tahvili” adını verdikleri Çin para birimi üzerinden kredi sağladığını belirten Crooke, küresel piyasalardaki değişimin hız kazandığını ifade etti.

Programda, ABD Başkanı Donald Trump'ın artan enerji maliyetlerini “ödenmesi gereken küçük bir bedel” olarak nitelendirmesi ve İran'ın bir anlaşma için yalvardığı yönündeki söylemleri de masaya yatırıldı.
Trump'ın iddialarını “tamamen deli saçması” olarak nitelendiren Crooke, enerji krizinin yaklaşmakta olan bir tehlike değil, Avrupa'da iki katına çıkan uçak yakıtı ve dizel fiyatlarıyla halihazırda “kapımızda ve içimizde” olan bir gerçek olduğunu söyledi. Yüksek dizel maliyetlerinin Amerikan çiftçisi üzerinde yarattığı baskının giderek daha sürdürülemez bir noktaya geldiğine de değinildi. İran'ın “ya taviz ya topyekûn savaş” gibi siyah-beyaz bir ikilemde kaldığı anlatısının gerçeği yansıtmadığını belirten Crooke, Tahran'ın asıl stratejisini detaylandırdı.
Crooke'a göre İran Milli Güvenlik Konseyi (MGK), topyekûn bir savaşa girmek yerine, ABD'yi dondurulmuş fonların iadesi ve ablukanın kaldırılması gibi konularda taviz vermeye zorlamak amacıyla hesaplı ve kontrollü bir askeri tırmanış politikası yürütüyor.
ABD'li çiftçilerin rekor dizel fiyatları nedeniyle yaşadığı darboğaz, enerji krizinin yalnızca bir başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Crooke, sorunun çok daha derin ve yapısal olduğunu vurgulayarak ABD yönetiminin iyimser tablolarını yalanladı. Crooke'a göre, Batı toplumlarındaki günlük hayat ve gıda tedariki tamamen dizele bağımlı olduğu için, Avrupa'da ve ABD'de dizel fiyatlarının iki katına çıkması yakın gelecekte kontrol edilemez bir enflasyon sarmalına yol açacak. “Mağazalardaki gıdalar ve günlük ihtiyaçlar dizel araçlarla teslim ediliyor. Enflasyon sadece tarımla sınırlı kalmayacak, hayatın her alanına yayılacaktır,” diyen eski İngiliz diplomat, Trump yönetiminin Kasım ayından sonra “her şeyin normale döneceği” yönündeki iddiasını "tamamen saçmalık" olarak nitelendirdi.
Chevron CEO’sunun açıklamalarına da atıfta bulunan Crooke, enerji denkleminin iki kritik bileşeni olan "günlük akış" ve "stokların" ciddi bir kırılma yaşadığını belirtti. Hürmüz Boğazı'ndan sadece İran tankerlerinin veya çok az sayıda geminin geçebildiğini, 45 tankerin geçtiği yönündeki açıklamaların hayal ürünü olduğunu belirten uzman, küresel üretimin yüzde 4'ünü oluşturan Suudi Arabistan'ın mevcut ihracatının da sıfır noktasına indiğini vurguladı. "Kriz yaklaşıyor değil; kriz artık tam burada, bütün gerçekliğiyle karşımızda ve stoklar sıfır noktasında" dedi.
Trump’ın ara seçimlerin ardından İran'a yönelik askeri hamlelere yeniden başlayabileceği beklentisine de değinen Crooke, pratik gerçeklerin buna izin vermeyeceğinin altını çizdi.
Eski diplomata göre, evlerine dönen askerleri yeni bir çatışmaya ikna etmenin zorluğu bir yana, ABD'nin bir veya iki ay gibi kısa bir sürede mühimmat stoklarını ve hava savunma sistemlerini yenilemesi teknik olarak imkânsız.
Ayrıca, başarısızlıkla sonuçlanmış bir askeri senaryoya ABD kamuoyunun destek vermeyeceğini belirten Crooke, Senato'daki çoğunluğun kaybedilmesi durumunda Trump'ı bir görevden alma sürecinin dahi bekleyebileceğini ifade etti.
Programın diğer önemli başlığı ise Suudi Arabistan'ın içine düştüğü stratejik çöküş oldu.
Suudilerin, Doğu-Batı boru hattındaki tahribatı “3 ila 5 hafta içinde onaracakları” yönündeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirten Crooke, boru hattının dört farklı noktadan balistik füzelerle kesildiğini ve her iki uçtaki pompa istasyonları ile Cizan rafinerisinin yerle bir edildiğini söyledi.
Husilerin (Ensarullah — Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri) bu yıkıcı saldırılarını sadece bir “abluka misillemesi” olarak okumanın büyük bir hata olacağını belirten Crooke, çok daha derin bir stratejiye dikkat çekti:
“Yemen'de yaşananlar basit bir misilleme değildir. Bu bir devrimdir ve bence böyle anlaşılması gerekir. Bu hareket en az yedi, hatta dokuz yıl boyunca inceden inceye planlandı.”
Crooke'un analizine göre İran, süreci büyük bir özenle yöneterek tüm kartlarını aynı anda oynamıyor, Suudi Arabistan'ın yapacağı hamleleri bekleyerek baskıyı adım adım artırıyor.
Eski İngiliz diplomat Alastair Crooke, Yemen'deki Ensarullah hareketinin eylemlerini basit bir bölgesel kriz olarak gören Batılı bakış açısını sert bir dille eleştirdi.
Batı'da genellikle “yalınayaklı kabile mensupları” olarak küçümsenen Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin, aslında 1934'te Suudi Arabistan tarafından ilhak edilen üç eyaleti geri almak için son derece planlı bir strateji yürüttüğünü belirten Crooke, bu devrimin köklerinin tarihe dayandığını vurguladı.
“Suudi Arabistan Ensarullah'a taviz verme yoluna giderse, onlardan çaldıkları üç eyaleti iade etmeleri gerekecek. Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin bu eyaletlerle güçlü aşiretsel bağları var,” tespitinde bulunan Crooke, hareketin aynı zamanda BAE ve Suudi güçlerinin güneydeki varlığına son vermeyi hedeflediğini kaydetti. B
ölgedeki Suudi ve BAE güçlerinin "asker değil paralı asker" olduğunu belirten uzman isim, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin balistik füzeleri karşısında bu güçlerin çoktan bölgeden sürüldüğünü ve hatta kendi aralarında iç çatışmaya düştüklerini ifade etti.
Crooke'un analizinin en sarsıcı bölümlerinden biri, Suudi Arabistan'ın kuruluş temellerine ve içindeki kırılganlıklara yönelik oldu. Suudi Arabistan'ın, kurulduğundan bu yana kendi "aşırı Püriten Vahhabi anlayışını" Yemen'deki çok daha içsel ve ezoterik İslam anlayışına (İsmaili/Zeydi) dayatmaya çalıştığını belirten Crooke, bu Vahhabi akımını "IŞİD'in atası" olarak tanımladı.
“Kendi İslam anlayışlarını benimsemeyen herkesin ölümü hak ettiğine inanıyorlardı. Çölden gelen bu Vahhabiliğin IŞİD'den hiçbir farkı yok,” diyen Crooke, kurucu Kral Abdülaziz'in Batı'ya şirin görünmek için bu gücü durdurmak zorunda kaldığını ancak akımın asla tamamen yok edilmediğini hatırlattı.
Suudi devletinin "güçlü, modern ve siyasi bir yapı olduğu fikrinin belli ölçüde bir efsaneden ibaret olduğunu" savunan Crooke, krallığın bütün zenginliğinin tek bir ailede toplanmasının ülke içindeki Şammar gibi milyonlarca üyeli devasa kabilelerde büyük bir öfke yarattığını vurguladı. Uzman isme göre, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Suudi askeri gücünün ne kadar "kof" olduğunu ortaya çıkarması, yıllardır bastırılan bu kabileleri de cesaretlendiriyor ve tüm Ortadoğu'da "havada gerçek bir devrim hissi" yaratıyor.
Meselenin sadece petrol veya dizel fiyatlarıyla ilgili olmadığını belirten Crooke, yaşananların Orta Doğu'daki güç dengelerinde tarihi bir "geriye dönüş" olduğunu iddia etti. Tarihsel olarak bölgenin asıl hâkimlerinin her zaman Mezopotamya ve İran olduğunu hatırlatan Crooke, bu dengenin 1996'da yazılan ABD destekli "Temiz Kopuş" (A Clean Break) belgesiyle yapay bir şekilde değiştirildiğini ifade etti. Bu belgeyle gücün Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine kaydırıldığını, 2006'da ise ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Suudi istihbarat şefi Prens Bandar'ın İran'ı zayıflatmak için "aşırı İslamcılığı" kasten sahaya sürdüğünü anlattı.
"Cheney'nin yaptığı şey, Vahhabiliğin bu aşırı akımını meşrulaştırmaktı; ki bu akım daha sonra IŞİD ve Nusra'ya dönüşerek mezhepçi bir araç hâline geldi," diyen Crooke, bugün İran ve Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin kazandığı ivmenin, bölgedeki gücü yeniden gerçek sahiplerine, yani eski Mezopotamya ve İran eksenine döndürdüğünü belirtti.
Programın sunucusu Daniel Davis’in, Suudi Arabistan'ın sıfır ihracat ve finansal çöküş nedeniyle 8 milyar dolarlık acil durum kredisi arayışına girdiğini hatırlatması üzerine Alastair Crooke, sahadaki gizli diplomasiye dair çarpıcı bilgiler paylaştı. Crooke, çok güvenilir kaynaklara ve El-Ahbar gazetesi editörü İbrahim el-Amin'in yayınladığı belgelere dayanarak, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın değişim sürecinde Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerine yardımcı olması için üst düzey bir yetkiliyi uzun süredir Yemen'de görevlendirdiğini açıkladı.
Bu sürecin İran ile koordineli yürütüldüğünü belirten eski diplomat, ancak asıl hedefin Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerini "İran'ın bir vekiline (proxy) dönüştürmek olmadığını" vurguladı. Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin "gururlu, bağımsız ve kendi bildiğini okuyan" bir yapıya sahip olduğunu belirten Crooke'a göre, İran ve Hizbullah onlara emir vermek yerine sadece destek sunuyor. Ayrıca İran Dini Lideri'nin son açıklamalarına atıfta bulunan Crooke, Tahran'ın Yemen'de yaşananları kendi talimatlarıyla ilerleyen bir hareketten ziyade, "kuluçka evresini tamamlamakta olan organik ve yeni bir devrim" olarak gördüğünü kaydetti.
Batı'nın kurduğu Afganistan hükümetinin 10-11 gün içinde çökmesini örnek gösteren Crooke, çok dikkat çekici bir iddiada bulundu. O dönem bu hızlı çöküşe çok şaşırdığını ancak sonradan bu altyapının Trump tarafından suikastla öldürülen Kasım Süleymani'nin yıllarca süren gizli diplomasisiyle kurulduğunu öğrendiğini belirten Crooke, benzer bir modelin şu an Suudi Arabistan için de işliyor olabileceğini söyledi.
Resmi kurumsal görüşmelerin ötesinde, arka planda Suudi Arabistan'daki bazı kabile liderleriyle doğrudan temas kurulduğunu düşünen Crooke, bu görüşmelerde "tüm bölge için tek aile yapısından uzaklaşıp federe bir yapıya geçme" fikrinin masada olabileceğini belirtti.
Batı'nın meseleyi sadece "enerji krizi ve Washington-Körfez ilişkileri" gibi dar bir çerçeveden okumasını eleştiren Crooke, bölgedeki demografik ve mezhepsel saatli bombaya dikkat çekti. Suudi Arabistan'ın petrol kaynaklarının bulunduğu doğu eyaletlerinde nüfusun yaklaşık yüzde 14'ünün Şii olduğunu ve baskı altında tutulduklarını belirten Crooke, bu kabilelerin artık bölgenin kaynaklarından pay almayı hak ettiklerini düşündüklerini ifade etti.
Bu denkleme Bahreyn ve Kuveyt'in petrol uzantılarının da dahil olduğunu söyleyen uzman isim, bu kabilelerin hak arayışında kapısını çalacakları muhtemel adresin İran olabileceğini belirtti.
Crooke, analizini Suudi devletinin yapısal kırılganlığını bir kez daha vurgulayarak sürdürdü: "Batı, Suudi Arabistan'ın tamamen o acımasız, kendi dini anlayışlarına uymayan her şeyi yakıp yıkan, Cromwell'in ordusundan bile beter çöl kabilelerinin gücü üzerine inşa edildiğini ve diğer herkesin masadan düşen kırıntılarla yetindiği tek bir ailenin girişimi olduğunu gizliyor."
Yemen'deki Ensarullah hareketinin nihai hedeflerine dair ezber bozan açıklamalarda bulunan Alastair Crooke, yaşanan sürecin ablukaya karşı basit bir isyan olmadığını, asıl amacın "Suudi sömürgeciliğini sona erdirmek" olduğunu belirtti. Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerini açıkça bir "ulusal kurtuluş ve bağımsızlık hareketi" olarak tanımlayan Crooke, asıl hedefin Suudi Arabistan'ın geçmişte Yemen'den kopardığı üç eyalet olduğunu doğruladı.
Ensarullah’ın, şu an Suudi sınırları içinde kalan ancak etnik ve aşiretsel olarak kendilerine çok daha yakın olan bu kabilelerle olayların görünmeyen yüzünde zaten ilişkiler geliştirdiğini ve gizli görüşmeler yürüttüğünü ifade etti.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin bu hedeflere ulaşacak kapasitesi olup olmadığı sorusuna yanıt veren Crooke, Batı medyasındaki "sandaletli kabile mensupları" küçümsemesine sert çıktı. Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin son derece donanımlı ve gerçek savaşçılar olduğunu belirten Crooke şu tespitte bulundu:
“Şu ana kadar hiç de fena bir iş çıkarmadılar. Suudi askeri üslerini yok ettiler, havaalanlarını tahrip ettiler ve geçen gün bir F-15 bile düşürdüler. Hava savunmaları oldukça etkili,”
Suudi Arabistan'a yardım için Mısır ordusunun devreye girebileceği yönündeki söylentilere de değinen uzman isim, buna ihtimal vermediğini belirtti. Geçmiş yıllarda Suudi Arabistan'ın Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri ile savaşması için Mısır'dan ordu talep ettiğini hatırlatan Crooke, “Mısır ordusu o dönem 20.000 askerini kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı,” diyerek Riyad'ı bekleyen askeri çıkmazın altını çizdi.
Meselenin Batı'nın anladığı gibi sadece bir "ablukayı kırmak" veya "enerji sorunu" olmadığını belirten Crooke, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin eylemlerinin tüm Ortadoğu'da büyük bir coşkuyla karşılandığını söyledi.
Bölge halkının bu süreci kendilerini özgürleştirecek bir ulusal kurtuluş seferberliği olarak gördüğünü vurgulayan Crooke, bu devrimci ateşin Mağrip'teki Sünniler arasında bile hareketlenme yarattığını, Suriye ve İran'daki devasa protestolarla birleştiğinde tüm bölgenin büyük bir patlamanın eşiğinde olduğunu kaydetti.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin diplomatik stratejisine de değinen Crooke, Yemenlilerin doğrudan Riyad yönetimiyle masaya oturmayı anlamlı bulmadıklarını belirtti. Bunun yerine, Suudi Arabistan'daki "tek aile" (Suud Hanedanı) projesinin bir parçası olmayan, zenginlikten ve yönetimden dışlanmış güçlü Suudi kabileleriyle çok daha az göz önünde olan, gizli diplomasi kanallarının yürütüldüğünden emin olduğunu ifade etti.