PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Yemen Ensarullah Hareketi Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi, 21 Eylül Devrimi'nin yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'ın ABD destekli saldırılarını kınayarak uluslararası toplumun ikiyüzlülüğüne sert tepki gösterdi.

YDH ― Yemenli direniş hareketi Ensarullah Genel Sekreteri ve Devrim Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi, 21 Eylül “Şanlı Devrimi”nin on ikinci yıl dönümü vesilesi ile açıklamalarda bulundu.
Ensarullah Genel Sekreteri ve Devrim Lideri Seyyid el-Husi, “Gerçek anlamda özgür tek duruş, cihat ve Direniş Ekseniyle birlikte olan ve dünyanın dört bir yanındaki vicdanlı insanlarla omuz omuza duran tutumdur,” dedi.
Yemen halkına yönelik saldırganlığını ve ablukasını sürdüren Suudi rejimine sempati duyan bazı ülke ve kuruluşların tutumlarını kınayan Devrim Lideri, “Suudi tarafının, Yemen’e karşı yürüttüğü saldırganlığa yalnızca Arap dünyasını değil, bölgesel güçleri ve hatta İslam dünyasındaki ülkeleri de dahil etmeye çalıştığını” belirtti:
“Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı da bu çatışmanın içine çekmek amacıyla gece gündüz yalvarıp yakarıyor; Yemen halkına karşı işlenen günahlara ve saldırılara ortak olmalarını diliyor. Söz konusu eksende İsrail düşmanının Suriye’yi her türlü şekilde ihlal etmesine, topraklarını işgal etmesine, namusuna el uzatmasına, Suriyelileri kaçırmasına, yıkım ve katliamlara seyirci kalan Suriye’deki tekfirci grupları da bu işin içine çekmeye çalışıyorlar.”
SABA Haber Ajansı’na göre, el-Husi, “Türkleri ve Pakistanlıları, suç ortağı Amerikalılar tarafından desteklenen Suudi düşmanının siyasi ve maddi çıkarlarına kapılmamaları” konusunda uyardı.
Suudi hava sahasında gerçekleştirilen önleme operasyonlarındaki Amerikan rolüne de değinen Devrim Lideri, ABD’nin, “Suudi düşmanıyla birlikte çatışmayı tırmandırma seçeneklerini değerlendirdiğini” belirterek, “Zalimle sempati kuran ve tutumları İslam’ın öğretilerinden sapan herkes kaybedecektir; ayrıca tüm ahlaki, hukuki ve insani sonuçlara da katlanacaktır,” diye ekledi.
El-Husi bölge ülkelerine verdiği tavsiyeleri ve yaptığı uyarıları şu sözlerle sürdürdü:
“Sizler, Amerikalılar, İngilizler ve İsraillilerle iş birliği yaparak Filistin halkına karşı komplo kuran Suudilerle misiniz yoksa İslam davasının sahibi olan ezilmiş Filistin halkıyla birlikte onurlu bir duruş mu sergileyeceksiniz?”
Savaşın ve çatışmanın adil çözümlerle sonlandırılması hususunda da “olumlu bir tutum” takınmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Ensarullah Genel Sekreteri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz adaletin savunucularıyız ve imkânsız koşullar dayatmıyoruz. Diyoruz ki: Saldırganlığı durdurun, ülkenize uygulanan haksız kuşatmayı ve işgali sonlandırın. Taleplerimiz, halkımızın adil ve meşru haklarından ibarettir. Müdahale etmek isteyen herhangi bir taraf varsa, yapıcı ve olumlu bir rol oynamalıdır.”
Devrim Lideri daha sonra şu soruları yöneltti:
“Şu anda Suudi rejimine sempati duyan ve onunla iş birliği yapma arayışında olan ülke ve kuruluşlar; kendi vatandaşlarının havaalanlarının kapatılmasını, yolcuların, hastaların, yaralıların ve ticari trafiğin dâhil olduğu hava ulaşımının tamamen yasaklanmasını kabul ederler mi? Bu odaklar, sivil havacılık hizmetlerinden mahrum bırakılmayı, tıbbi tedavi, iş veya diğer zaruri amaçlarla seyahat etme haklarının elinden alınmasını kabullenirler miydi?”
Ensarullah Genel Sekreteri el-Husi, “Suudi rejiminin Yemen halkına doğrudan dayattığı ablukanın sadece bir boyut olduğunu ve bu kuşatmayla ülkeye her türlü giriş çıkışı engellemeyi amaçladıklarını” açıkladı.
Ardından şu soruyu sordu:
“Suudi rejimine sempati duyan, petrol tesislerine düzenlenen saldırıları ve Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin bu saldırganlığa ile Yemen'e yönelik hava akınlarına verdiği karşılıkları kınayan kuruluşlar; benzer tedbirler kendilerine dayatılsa bunu kabul ederler mi?”
“Yemen halkının yaşadığı durumun tüm ayrıntıları ve arka planıyla kapsamlı bir biçimde gözler önüne serildiğini, Yemen halkının haklı bir davasının bulunduğunu, kelimenin tam anlamıyla büyük bir hırsızlığa ve zulme uğradığını ve başka hiçbir halkın çekmediği kadar büyük acılar yaşadığını” vurguladı:
“Yemen halkının maruz kaldığı saldırganlığa, ablukaya ve haksızlıklara karşı gösterdiği direnişi başkalarının neden kınadığını ve bundan niçin rahatsız olduğunu sorguluyorum. Yemen halkının içinde bulunduğu duruma ve Suudi rejiminin Amerikan ve Siyonist vesayeti altında kendilerine reva gördüklerine razı olmaları istenseydi, bunu asla kabul etmezlerdi; dünyadaki hiçbir özgür halk da bunu kabullenmezdi. Peki, ülkeye yapılan ticari ithalata getirilen kısıtlamaları, Asya ve Körfez ülkelerinden, hatta hâlihazırda şikâyetçi olan bazı ülkelerden gelen malların aylarca başka bir ülkede denetim, inceleme ve keyfi uygulamalar nedeniyle bekletilmesini ve yalnızca fahiş fiyatlarla pazarlara ulaşabilmesini kabul ederler miydi? Yemen’in para birimini, bankacılık sektörünü ve ticaretini hedef alan, ticareti kısıtlamayı, engellemeyi ve boğmayı amaçlayan çeşitli tedbirleri kabul ederler mi? Yoksa petrol, doğalgaz ve kamu gelirlerinden tamamen mahrum bırakılmayı ve yokluk içinde bırakılmayı mı kabullenirler?”
Devrim Lideri sözlerine şöyle devam etti:
“Hangi insan bu tabloyu sineye çekebilir? Örneğin Türkiye veya Pakistan’da, memurların ve çalışanların, petrol gelirleri ile ulusal varlıkları gasp edilip başka bir ülkeye aktarıldığı için yıllarca -on, on bir ya da on iki yıl- maaş almadan çalışması normal karşılanabilir mi?”
Bunların hayali değil, son derece somut sorunlar olduğunun altını çizerek “Bu meseleler kamuoyu önünde açık bir tutum takınılmasını gerektirmiyor mu? Türkler, Pakistanlılar, diğer Körfez ülkeleri ve İslam aleminin kalanı, Suudi rejiminin cumhurbaşkanlarını, bakanları, çalışanları ve yetkilileri kendi atayan detaylı siyasi müdahalelerini kabullenecekler mi?” diye sordu.
Suudi rejiminin Yemen'de tam olarak bunu yaptığını dile getiren el-Husi, Amerikan vesayeti altında, ülkedeki yetkilileri tayin etme konusunda tek merci olmak istediğini, Suudiler tarafından atanmayan herkesin meşruiyetinin yok sayıldığını, meşruiyetin yalnızca Suudilerde, Amerikalılarda, İsraillilerde ve İngilizlerde olduğunun savunulduğunu belirtti.
Yemen halkının kendi kaderini belirleme hakkının, Suudi Arabistan tarafından dış güçlerin desteğiyle engellendiği ileri sürdü:
“Halkın inancından süzülen iradesi; petrolü ve kamu kaynaklarını elinde tutan, ülkenin egemenliğini tamamen ayaklar altına alan ve her düzeyde, her sektörde, her ayrıntıya müdahale eden bu odaklar tarafından hiçe sayılıyor. Bu durum, özgürlüğün, bağımsızlığın, haysiyetin ve onurun tamamen gasp edilmesi ve kelimenin tam anlamıyla Allah yerine başkalarına kulluk edilmesidir. Suudi rejimi, Amerikan, Siyonist ve İngiliz gözetimi altında Yemen’deki hayatın her alanında mutlak otorite kurmayı hedefliyor. Asıl sorun Suudi tarafının bu zihniyetinden kaynaklanıyor. Komşuluk ilişkileri, ortak değerler, ortak çıkarlar ve halkların meşru haklarına dayalı karşılıklı saygı temelinde kurulmalıdır; aksi takdirde hiçbir kriz yaşanmaz.”
Yemen Ensarullah Hareketi lideri Abdülmelik Bedreddin el-Husi, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik saldırı ve ablukayı sürdürerek ülkeyi teslim almaya çalıştığını söyledi. Seyyid el-Husi, Suudi güçlerinin Yemen'in çeşitli bölgelerinde askeri yığınak yaptığını, hava saldırılarını artırdığını ve Yemen halkının buna askeri karşılık verdiğini belirtti.
Seyyid el-Husi, Suudi tarafının izlediği politikayı “kabul edilemez, saldırgan, despot, kibirli ve baskıcı” olarak nitelendirerek bunun Yemen halkına yönelik saldırı ve abluka yoluyla açıkça ortaya çıktığını söyledi. Suudi Arabistan'ın amacının Yemen toplumunu tamamen çökertmek ve halkı boyun eğmeye zorlamak olduğunu ifade etti.
Suudi Arabistan'ın Amerikan vesayeti altında Yemen'de yürüttüğü faaliyetlerin, ülkenin geniş bir bölümünün işgal edilmesinin ardından kendi emir-komuta zincirine ve talimatlarına bağlı askerler ve işbirlikçileri aracılığıyla sürdürülen açık bir işgal tablosu oluşturduğunu belirten el-Husi, bu unsurların bağımsız bir iradeye veya karar alma yetkisine sahip olmadığını söyledi.
Devrim Lideri, söz konusu kişilerin kendilerine verilen emirleri uyguladığını, para karşılığında satın alındıklarını ve kendi halklarına karşı savaşmak üzere Suudi Arabistan'a hizmet ettiklerini öne sürdü. Bu unsurların gündeminin artık Yemen halkını hedef almak ve ülkeye zarar vermek üzerine kurulduğunu söyledi.
Bu politikanın özellikle ekonomik alanda belirginleştiğini ifade eden Seyyid el-Husi, Yemen halkına zarar verecek ekonomik tedbirlerin Amerikan, Suudi, Siyonist ve İngiliz direktifleri doğrultusunda alındığını söyledi. Suudi ve Amerikan yönetimlerinin Yemen'deki bu unsurları “maşa” olarak kullandığını savundu.
Ensarullah Genel Sekreteri, “hicri yılın başlamasıyla birlikte” Yemen halkının ablukanın kaldırılmasını talep ettiğini, bunun ardından Suudi Arabistan'ın saldırılarını tırmandırdığını belirtti.
Suudi güçlerinin Sana Havalimanı'nı bombaladığını ve Yemen halkını baskı altına almak amacıyla geniş çaplı bir kara harekâtı başlattığını söyledi.
“Suudi Arabistan’ın hava saldırıları ve kara birliklerini seferber ederek başlattığı bu tırmanış, halkımız tarafından dirençle karşılandı. Halkımız kuşatmaya kuşatmayla, tırmanışa ise tırmanışla karşılık verdi” diyen el-Husi, Suudi Arabistan'ın Cevf çölleri, Muha, batı kıyısı ve Beyda'da on binlerce asker topladığını söyledi.
El-Husi, Suudi destekli güçlerin ülkenin geri kalanını işgal etmek üzere harekete geçirildiğinin övünerek anlatıldığını belirtti.
El-Husi, Suudi Arabistan'ın ülkeyi işgal etmek amacıyla tüm cephelerdeki askeri yığınağı denetlediğini ve bu sürece medya kampanyalarının yanı sıra “IŞİD-vari, katliam içeren Siyonist korkutma taktiklerinin” eşlik ettiğini söyledi.
Yemen'in ise Allah'a tevekkül ederek ve inancından aldığı güçle silahlı kuvvetlerini Suudi Arabistan'ın hava saldırıları ve kara birliklerinin yığınağına karşı koymak üzere seferber ettiğini belirtti.
“Suudi subaylar, Yemen vilayetlerinden ülkenin geri kalanına yönelik işgal hamlelerine öncülük ediyor; halkımız ise Suudi topraklarını vurarak karşılık veriyor. Suudiler yardım için yalvarıp yakarırken, bizim duruşumuz bu acımasız saldırganlığa karşı son derece etkili oldu” diyen el-Husi, Amerikalıların İsrail'in çıkarlarına hizmet eden ajanlar olarak gördüğü Suudi Arabistan'a her düzeyde destek vermeyi sürdürdüğünü söyledi.
Amerikan ve Siyonist uzmanların Suudi güçleriyle birlikte çalıştığını da öne süren el-Husi, bölgesel gelişmelerin ABD ve İsrail'i bir ölçüde meşgul ettiğini ve bunun Suudi Arabistan açısından sorun oluşturduğunu belirtti.
El-Husi, buna karşılık Suudi yönetiminin ABD ve İsrail'in Yemen'e yönelik saldırı ve ablukaya doğrudan katılmasını istediğini söyledi.
El-Husi, Suudi Arabistan'ın Yemen'in çeşitli vilayetlerindeki sivil altyapıyı hedef alan çok sayıda hava ve füze saldırısı düzenlediğini belirterek, köprülerin ve kamu binalarının bombalandığını söyledi. Cevf'teki merkez cezaevinin de doğrudan hedef alındığını belirten el-Husi, saldırıda kadınların, çocukların ve ziyaretçilerin öldürüldüğünü ifade etti.
“Suudi düşmanının Cevf cezaevini vurmasını kim haklı gösterebilir? Bu apaçık bir cinayet değil mi? Buna karşı çıkan, kınayan kimse oldu mu?” diye soran el-Husi, rejimlerin ikiyüzlü tutumlarına güvenmediklerini söyledi.
Suudi Arabistan'ın hava saldırılarının dünkü veriler itibarıyla 760'a ulaştığını belirten el-Husi, Pakistan ve Türkiye'nin de bu yoğunlukta saldırılara ve bombardımanlara maruz kalması halinde uluslararası tepkilerin çok daha güçlü olacağını savundu.
Birçok yönetimin sessiz kalıp yanlış bir çizgide ilerlediğini söyleyen el-Husi, Yemen'in meşru müdafaa hakkını kullanarak misilleme yapması halinde ise aynı yönetimlerin hemen tedirgin olduğunu ve tepki gösterdiğini ifade etti.
El-Husi ayrıca Suudi Arabistan'ın, Yemen halkına karşı “Mekke'nin hedef gösterileceği” yönünde bir yalan üzerinden kara propaganda yürüttüğünü söyledi.
“Biz Mekke’yi Suudi hanedanının mülkü olarak görmüyoruz; Suudilerin onu istedikleri gibi herhangi bir ülkeye karşı kalkan olarak kullanma hakkı yoktur. Aksine o mukaddes bir İslami semboldür ve biz onun kutsiyetine, korunmasına herkesten çok değer veriyoruz” dedi.
Genel Sekreter Seyyid el-Husi sözlerini, Yemen halkının Mekke, Medine, Mescid-i Aksa ve tüm İslami mukaddesatlara bağlılığının altını çizerek tamamladı:
“Yemen halkı olarak biz; Mekke, Medine, Mescid-i Aksa ve tüm İslami mukaddesatımıza beslediğimiz derin saygı bakımından İslam ümmetinin öncülüyüz, belki de bu konuda en hassas halkız. İlkelerimize ve inancımıza olan bağlılığımız sapsağlam ve gerçektir. Hain Suudi düşmanından çok daha ziyade Mekke’ye sadığız ve onu savunmaya, korumaya onlardan çok daha fazla hakkımız var.”