Suudi vesayeti Lübnan’da iktidarı yeniden dizayn ediyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
LÜBNAN DOSYASI
22 Eylul 2026 · 10:33

Suudi vesayeti Lübnan’da iktidarı yeniden dizayn ediyor

Lübnan’daki Suudi vesayeti, hükümetten Meclise uzanan bir müdahale düzeniyle ülkenin siyasi geleceğini ipotek altına alıyor.

YDH- İbrahim el-Emin, el-Ahbar’daki analizinde Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı, hükümet, Meclis ve bürokrasi üzerindeki belirleyici nüfuzunu giderek artırdığını; buna karşın ülkeye herhangi bir ciddi mali destek veya yatırım sunmadığını vurguluyor. Riyad’ın Nevaf Selam hükümetinin düşmesini engellemeye çalıştığını belirten Emin, hükümet içindeki hoşnutsuzlukların geniş çaplı bir kabine değişikliği tartışmasını doğurduğunu, Suudilerin ise Selam’ın başbakanlıkta kalması ve Özgür Yurtsever Hareket’in hükümete alınması karşılığında Meclisin görev süresini 2030’a kadar uzatmayı değerlendirdiğini aktarıyor. Yazara göre bu planın bir diğer amacı da Saad Hariri’nin siyasete dönüşünü önleyerek Yezid bin Ferhan’ın kurduğu Sünni siyasi yapıyı korumak.

Ülke bütünüyle dış vesayet altına girdiğinde, kurumlarının geleceğine ilişkin her türlü tartışma, vesayetçi devletlerin hesaplarına bağlı hale gelir. Bu devletlerin Lübnan’da kendileriyle çalışanların bazı ihtiyaçlarını dikkate alması da bu durumu değiştirmez. Ancak “Suudi deneyiminde” işler daha karmaşık görünüyor. Zira Riyad yöneticileri, Lübnan’da hiç kimseyi gözetme gereği duymuyor ve yaklaşık iki yıldır, özellikle de şehit Seyyid Hasan Nasrullah’ın suikastla öldürüldüğü günden bu yana istediklerini dayatıyorlar. Suud ailesi o günü, tıpkı Amerika ve İsrail gibi kutlamıştı!

O günden bu yana Lübnan’daki bütün ayrıntıları Suudi Arabistan yönetiyor. Amerikalılarla anlaşarak Cumhurbaşkanı Jozef Aun’u seçen oydu. Onu ilk sınavına tabi tutan da oydu ve Aun, bugün yaptıklarının büyük bir bölümünü onun huzurunda taahhüt etti. Aun’un seçilmesinden önce Riyad, önce Katarlılara, ardından bazı Lübnanlılara Necib Mikati’nin başbakanlıkta kalmayacağını ve Nevaf Selam’ın Büyük Saray’a gelişine hazırlanmaları gerektiğini bildirmişti. İşlemler tamamlandıktan sonra Lübnan’daki herkesin, dünyanın en önde gelen baskı krallıklarından birinin rızasını kazanmaya çalıştığı görüldü. Aun’un seçilmesini izleyen bütün adımlarda, Lübnan’da Suudi görüşünü dikkate almayan hiçbir taraf kalmadı. Büyük bir savaştan çıkan Hizbullah ise ne Suudi Arabistan’la ne de diğer taraflarla çatışma niyetindeydi. Bu nedenle Aun’un seçilme biçimini, hükümetin kurulma yöntemini ve ardından güvenlik, askerî ve mali makamlara yapılan atamaları gönülsüzce kabul etti.

Siyasetçilerin bildiği, ancak kamuoyunun belki de bilmediği şey, Lübnanlıların para kaynağı olarak görmeye alıştığı Suudi Arabistan’ın —elbette fikir kaynağı olarak değil— dokuz yıl önce Lübnan’daki siyasi para harcama yöntemini değiştirmiş olmasıdır. Bağışlarını dar bir siyasi güç ve siyasetçi grubuyla sınırlandırdı; medya kuruluşlarına, gazetecilere ve milletvekili kılığına bürünmüş mahalle liderlerine sınırlı harcama yaptı ve kalkınma, yatırım ve benzeri projelere ilişkin vaatlerde bulunmakla yetindi. Ancak peş peşe koşullar ileri sürmeye başladı ve Aun’un seçilmesinden bir yıl sonra harcamaları yarıya, ardından bunun da altına düştü. Bu gerileme, “Lübnan Kuvvetleri” gibi başlıca güçlerin Suudi finansmanının kesilmesinden yakınmalarında açıkça görüldü. Sünni sokak ise büyük sıkıntılar çekmeyi sürdürdü. Hariri ailesinin liderliği ve himayesinden mahrum bırakıldıktan sonra karşısına, yalnızca seçimlerin eşiğinde az miktarda para harcayan bir grup siyaset amatörü çıktı.

Bu durum, Suriye rejiminin yıkılması ve Suudi Arabistan’ın daha önce ilişki kurduğu bir grubun iktidara gelmesiyle temsil edilen büyük bir bölgesel değişimle eş zamanlı gerçekleşti. Bu ilişki, Riyad’ın Katar ve Kuveyt’le işbirliği içinde eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’e karşı savaşan silahlı grupları finanse ettiği dönemde kurulmuştu. Suriye’nin yeni Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Suud ailesinin teveccühünü kazanmaya çalışırken bir yandan Riyad’ın Amerikalılar nezdindeki işlerini kolaylaştırmasını istiyordu; ancak onun açısından daha önemlisi, Riyad’ın yatırım akışını sağlayacak ekiplerini göndermesiydi.

İki yıl sonra Suudi Arabistan, sahip olduğu paraya rağmen ne Lübnan’da ne de Suriye’de herhangi bir pazara yaklaşmış durumda. Buna rağmen en üst düzey temsilcisi Yezid bin Ferhan, emir ve talimatları kendisinden önce Beyrut’a ulaşacak şekilde geliyor ve karşısında kendisine tek bir “hayır” diyecek kimse bulamıyor. Kendisi de halkının yönetmediği bir ülkede, Lübnan sahnesinden siyasetin inceliklerini öğrenmeye başladı. Buna rağmen ne devlete ne de özel sektöre mali destekten söz etme gereği duydu. Suudi Arabistan’ın Lübnan’ı iyi tanıdığını ve ona hibe biçiminde para verilmesini engelleyen sorunları bildiğini tekrarlamayı sürdürdü.

Suudi Arabistan ayrıca Katar’a, Lübnanlı siyasi güçlerle bütün etkileşimli ilişkilerini kesmesini ve mali harcamalarını durdurmasını dayattı. Destekçilerine de Emirlikler’in üstlenebileceği herhangi bir rolle etkileşime girmemeleri talimatını verdi. Bu tutum, kısa süre önce Lübnan’ı ziyaret eden Emirlikli iş insanları heyetinin soğuk karşılanmasına kadar vardı. Heyet üyeleri Abu Dabi’ye döner dönmez, hiçbir şeyi iyi yapmayı beceremeyen kişi ve kurumlara hakaretler yağdırarak şöyle sordular: İndiğimiz bu havaalanı da neydi, geçtiğimiz bu yollar neydi, Lübnanlıların övündüğü otel hizmetleri hangileriydi ve konferansın titizlikle hazırlanmış organizasyonu neredeydi? Üstelik ortada ne açık yasalar, ne çalışan bankalar ne de herhangi bir yatırımı güvence altına alabilecek ortaklar vardı.

Buna rağmen hiç kimse Suudi Arabistan’ın bir talebini geri çevirmek istemiyor. Bin Ferhan hâlâ tek bir kısa mesajla hükümet toplantısını yönetebiliyor, Meclisteki bir oylamayı etkileyebiliyor, Beyrut Havalimanı’nda birtakım işlemleri geçirebiliyor ya da limandaki bir muameleyi sonuçlandırabiliyor. Herhangi bir eleştiriye maruz kaldığında ise birkaç dolar ve Bin Ferhan adına çalışan faal bir simsarla içilen bir fincan kahveyle yetinen “Cuma Pazarı gazetecilerinden” oluşan bir ordu ortaya çıkıyor. Birden fazla telefonla nasıl başa çıkacağını bilmeyen bu simsara siyaset, güvenlik, ekonomi, eğitim ve hatta hac işleri konusunda ihtiyacı olan herkes başvuruyor!

Ancak Suudi Arabistan’ın bugünkü saplantısı artık Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı nüfuzuyla sınırlı değil. Tokat üstüne tokat yiyen Riyad, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in yalnızca İran yönetimini devirmeyi değil, Sanaa’yı ve Yemen’in kuzeyini işgal etmeyi ve Lübnan’daki Hizbullah’ı ortadan kaldırmayı taahhüt edip güvence altına almaları halinde İran’a karşı savaşın doğrudan tarafı olmaya ve İsrail’le barış anlaşması imzalamaya eğilimli görünüyor!

Yaşananların Suud ailesine ders vermesi ve onların bölgede yaşananlardan ibret alması gerekirken, yönetim ve hükmetmenin başka bir yolunu bilmedikleri için aynı tutumlara, davranışlara, güçlere ve kişilere bağlı kalmakta daha da ileri gittikleri görülüyor. Bu nedenle Suudi Arabistan bugün, Lübnan’daki iktidar yapısında herhangi bir değişikliğe yer olmadığına karar verdi. Cumhurbaşkanı Aun’a, Başbakan Mikati’yi yeniden hükümetin başına getirmeye eğilimli olduğunu bildiğini, ancak Selam’ın görevinde kalmasını istediğini iletti. Bu mantıkla Aun’a şöyle dedi: Sen zaten anayasanın öngördüklerinin dışında hareket ediyorsun. Biz yaptıklarından memnun olduğumuz sürece kimse sana itiraz etmeyecektir; fakat Büyük Saray’daki Selam’ı bize bırak!

Söylentilere göre Suudi Arabistan’ın hızla müdahale etmesini gerektiren şey, hükümeti sorgulama oturumuna tarih belirlenmesiyle birlikte bazı çevrelerin hükümetin durumunu siyasi bir sınavdan geçirmek istemesiydi. Suudiler, geceleyin kendilerine karşı bir komplo kurulmasından korktular. Önce Aun’a, ardından Meclis Başkanı Nebih Berri’ye hükümetin düşürülmesinin yasak olduğu konusunda ısrar ettikten sonra, kendilerine bağlı milletvekili bloklarının onları yüzüstü bırakmayacağından emin olmak için mekanizmalarını harekete geçirdiler. Hatta Bin Ferhan, milletvekillerini oturum sırasında bizzat izleyecek kişileri gönderdi ve Amerikan tarafını da alarma geçirdi.

Buna rağmen Nevaf Selam hükümetinin yalnızca 68 oy alması, en kaygı verici işareti verdi: Denetim unsurlarının tamamının mevcut olmadığı istisnai bir anda Nevaf Selam, Meclisteki toplam milletvekili sayısının yarısından veya oturuma katılanların yarısından daha az oyla düşürülebilir.

Bu sırada hükümet dosyasını farklı bir yöntemle ele alma fikrine ilişkin kısmi sızıntılar kamuoyuna yansıdı. Suudiler de Washington gibi hükümetin hiçbir alanda etkin olmadığını duymuştu: Ne trafiği yönetmeyi ne elektrik jeneratörü sahiplerinin çalışmalarını düzenlemeyi beceriyor, ne yağmalanan paralardan tek kuruş geri alabiliyor ne de toprağın işgalden kurtarılması veya saldırıdan zarar görenlere yardım edilmesi konusunda etkili olabiliyordu. Bütün bunların ötesinde hükümet, asgari düzeyde etkinliğe ve bütünlüğe sahip uyumlu bir ekip görüntüsü de vermiyordu.

Durum, hükümette temsil edilen Hizbullah’ın sesini yükseltmesinden çok, Suudi Arabistan’ın kendi müttefiklerinden biri olan “Lübnan Kuvvetleri”nin sesini yükseltmesi nedeniyle kötüleşti. Lübnan Kuvvetleri, büyük bir aldatmacaya maruz kaldığını düşünüyor. Kendisine merkezî önemde bakanlıklar verildi, ancak en güçlü Hristiyan lider olmak isteyen Cumhurbaşkanı lehine kenara itildiğini düşünüyor. Siyasi rolü ise hükümet toplantılarının tutanaklarının kenarına kaydedilen itirazlardan ibaret hale geldi. Hükümetin bazı önde gelen isimleri ise yaşananlardan memnun oldukları için değil, mevcut durumu değiştirmenin mümkün olmadığına ve istifa ederek başkalarına bedava bir zafer kazandırmak istemediklerine inandıkları için sessiz kaldılar.

Geniş kapsamlı bir kabine değişikliğine ilişkin fısıltıların hükümeti değiştirme projesine dönüşmesinden korkan Suudi Arabistan güçlü biçimde müdahale etti. Söylenenlere göre daha önce Meclisin görev süresinin iki yıl uzatılması projesine öncülük eden Riyad, hükümet içindeki siyasi temsilin niteliğini iyileştirecek bir kabine değişikliği yapılacağı vaadinde bulunmuştu. Hatta Riyad’ı ziyaret edenlerden biri, Yezid bin Ferhan ile Cibran Basil arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin, ilk kabine değişikliğinde Özgür Yurtsever Hareket’in hükümete girmesinin önünü açacağını söyledi.

Ancak Suudi Arabistan bunun başkalarının belirlediği takvime göre gerçekleşmesini istemiyor. Özellikle de hükümetin istifa etmesi halinde vesayetçilerin kısa sürede yeni bir hükümet dayatamayacağından ve Selam hükümetinin kurulmasına eşlik eden koşulların bugün artık mevcut olmadığından korkuyor.

Ne kadar hafif olursa olsun bu fısıltıları duyanlara göre şu fikirler konuşuluyor:

Birincisi: “Lübnan Kuvvetleri” en az iki bakanı değiştirmek istiyor. Joe İsa el-Huri ile Joe Sadi, Meclisin görev süresinin sona ermesiyle birlikte hükümetten ayrılmak istediklerini söylemişlerdi. Ancak Semir Caca, enerji bakanı olarak çalışmalarına eşlik eden başarısızlık nedeniyle Sadi’yi değiştirmesi gerektiğini düşünüyor. “Lübnan Kuvvetleri” ayrıca Cumhurbaşkanı dış politika dosyasını tekeline almakta ısrar ettiği sürece Dışişleri Bakanlığı’nda bulunmasının anlamsız olduğu görüşünde. Bu yaklaşıma göre doğrudan siyasi temsile, açık bir parti sesine ve yapısal çalışma güçlükleriyle karşılaşmayan bir bakanlığın kendisine verilmesine ihtiyaç duyuyor.

İkincisi: Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanlığı’nın kendisine verilmesinin mantıklı olduğunu düşünüyor ve özellikle dış politika dosyalarının yönetimini kimseyle paylaşmak istemediği için Savunma Bakanlığı’ndan vazgeçmeye hazır. Büyükelçi Yusuf Raci’nin yerine danışmanı Jean Aziz’i dışişleri bakanlığına atamayı düşünüyor.

Üçüncüsü: Meclis Başkanı Nebih Berri de bakanlıkların ve isimlerin değiştirilmesine hevesli görünüyor. Son dönemde Ayn Tine’deki öfkenin “Emel” Hareketi’ne bağlı bütün bakanları kapsaması dikkat çekiciydi. Hatta hareketin milletvekillerinden biri özel bir toplantıda, hükümet kurulduğunda herkesin Selam’ın bir bakanı ve Hizbullah’ın payının yarısına sahip olduğunu söylediğini, ancak zaman içinde Nevaf Selam’ın üç bakanının bulunduğunun ve Hizbullah’ın bakanlarından hiçbir paya sahip olmadığının ortaya çıktığını söyledi. Bununla Cumhurbaşkanı Aun ile Selam arasındaki anlaşmanın bir parçası sayılan ve Amerikalılar tarafından Meclis Başkanlığı’nda Berri’nin halefi olmaya aday gösterilen Maliye Bakanı Yasin Cabir ile Çevre Bakanı Tamara Zeyn’i kastediyordu. Ancak hiç kimse, Tamara Zeyn’e yönelik bu yeni öfkenin gerçek nedenlerini bilmiyor. Buna karşılık kabine değişikliği pazarı yeniden açılırsa Hizbullah’ın eli kolu bağlı duracağı da düşünülmüyor.

Bütün bu sızıntıların ortasında Yezid bin Ferhan, meseleleri yeniden ülkesine uygun bağlama oturtmak üzere devreye giriyor. Zira tartışma kapısının açılmasıyla başlayıp Nevaf Selam’ın gitmesi ve ardından kendi düşünce ve beklentilerine uymayan bir hükümetin gelmesiyle sonuçlanabilecek pek çok şeyden korkuyor. Bu nedenle hızla harekete geçmesi gerekiyordu. Yemen’in güneybatısındaki Cebel Kahbub’a ilişkin gelişmeleri takip eden Bin Ferhan’a atfedilen son öneri ise Selam’ın bir sonraki milletvekili seçimlerine kadar hükümetin başında kalması şartıyla, Özgür Yurtsever Hareket’i hükümete sokacak bir kabine değişikliği karşılığında Meclisin görev süresinin 2030’a kadar uzatılmasını öngören büyük bir anlaşma sunmasıdır.

Yezid’in gerçekleştirmek istediği ve pek çok Lübnanlı gücün gündeminde bulunmayabilecek başka bir hedef daha var. Meclisin görev süresinin uzatılması, pratikte eski Başbakan Saad Hariri’nin siyasete dönme ihtimalinin engellenmesi anlamına geliyor. Özellikle de Riyad, Hariri’nin meydan okumayı kabul ederek siyasi çalışmalara katılmak üzere Beyrut’a gelmesinden artık gerçekten korkuyor. Böyle bir durumda Bin Ferhan’ın Ramlet Beyda sahilinde kurduğu “Sünni yapı” sarsılabilir!

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 22.09.2026 12:31 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44956/suudi-vesayeti-lubnan-da-iktidari-yeniden-dizayn-ediyor