PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran Uzmanlar Meclisi, Kutsal Savunma Haftası ve ülkedeki gelişmeler dolayısıyla yayımladığı açıklamada ekonomik sorunlardan kültürel politikalara, siber alandan dış politikaya kadar çeşitli başlıklarda yetkililere çağrıda bulundu.

YDH ― İran’da en güçlü siyasi ve dini figür olan Dini Lider’i seçme, denetleme ve gerektiğinde görevden alma yetkisine sahip anayasal merci olan Uzmanlar Meclisi, ülkenin mevcut siyasi koşullarına ilişkin yayımladığı açıklamada, yetkililere yönelik bir dizi talep sıraladı.
Uzmanlar Meclisi, hükümet yetkililerinden “halkın sabrını ve desteğini dikkate alarak çalışmalarını geçim sıkıntılarının azaltılması, millî paranın değerinin korunması ve piyasada huzur ve istikrarın sağlanmasına yoğunlaştırmalarını” istedi.
Açıklamada, “ekonomik meselelerin toplumsal kriz oluşturmak amacıyla düşmanlar tarafından istismar edilmesinin hedeflerden biri olduğu” savunuldu.
Uzmanlar Meclisi, Yemenli mücahitlerin “parlak zaferlerini” kutlarken İran halkının “iki yüz günden fazla bir süredir” meydanlarda ve sokaklarda sergiledi tutumu övdü.
Halkın bu duruşunun yabancı düşmanların ve onların içerideki işbirlikçilerinin “kötü komplolarını ve planlarını etkisiz hâle getirdiği” ve İslamî nizamın halk desteğine dayanan gücünü gösterdiği savunuldu.
Açıklamada, düşmanın “kapsamlı ve hibrit savaşı” karşısında halkın kesin zafere kadar meydanlarda ve sokaklarda bulunmaya devam etmesinin zorunlu olduğu ileri sürüldü.
Bu varlığı zayıflatacak girişimlerin kabul edilemeyeceği belirtilirken, halk toplantılarının “doğal çeşitliliği ve çoğulluğunun” korunması ve bu toplantıların etkin yönetim ve gerekli esneklik çerçevesinde sürdürülmesi istendi.
Meclis, son aylarda yaşanan gelişmelerin “saldırgan bir düşman karşısında cihad ve direnişten başka bir yol olmadığını” bir kez daha gösterdiğini savundu.
Açıklamada, “Büyük Şeytan ve onun habis ortaklarıyla” uzlaşmanın mümkün olmadığı belirtilerek Muhammed Suresi’nin 35. ayetine yer verildi:
“Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.”
Uzmanlar Meclisi, Devrim Lideri’nin yönlendirmelerini bu konuda “kanuni ölçü ve temel yol gösterici” olarak nitelendirdi.
Özellikle düşmanın İran’a saldırdığı son dönemde “bölücü, ölçüsüz, koordinasyonsuz veya ilan edilmiş politikalarla çelişen” açıklamaların kabul edilemez olduğu belirtildi.
Açıklamada, referandum ve “onurlu barış” hakkındaki son açıklamalar da bu kapsamda eleştirildi.
Meclis, düşmanın müzakereler devam ederken İran’a saldırdığını ve “mutlak teslimiyetten başka hiçbir şeye razı olmadığını” savunarak söz konusu açıklamaların “düşmana teslimiyet anlamına geldiğini, kamuoyunun zihnini bulandırdığını ve affedilemez bir suç teşkil ettiğini” ileri sürdü.
Başta yargı erki olmak üzere sorumlu kurumların, “fitne ve ayrılık tohumları ekenler” ile “asılsız korku ve endişe yayanlar” hakkında kanuni görevlerini kararlılıkla yerine getirmesi istendi.
Uzmanlar Meclisi, İran İslam Cumhuriyeti’nin İslam Devrimi’nin şehit Rehberi’nin çizgisini izleyerek direniş cephesini ve bu cephede yer alan güçleri desteklemeyi stratejik politika olarak gördüğünü belirtti.
Açıklamada özellikle Lübnan’daki İslami direnişe vurgu yapılırken, Hizbullah ve Ensarullah’a destek verilmesinin yetkililerin “hiçbir şekilde ve hiçbir şart altında ihmal etmemesi gereken bir görev” olduğu ifade edildi.
Meclis, ülkede kültürel normlardan sapmaların “olağan dışı ölçüde yaygınlaştığını” savunarak bunun düşmanların toplumun ahlaki temellerini ve sosyal yapısını hedef alan örgütlü faaliyetlerinin göstergesi olduğunu ileri sürdü.
Açıklamada, resmî toplantı ve meclislerde, kamuya açık alanlarda ve bazı durumlarda yürütme yetkililerinin huzurunda gerçekleştiği belirtilen “norm ihlallerinin” ilgili merciler tarafından incelenmesi ve takip edilmesi istendi. Bu tür eylemlere neden olan kişilerin de ciddi biçimde sorgulanması ve sorumluluklarıyla yüzleştirilmesi çağrısı yapıldı.
Meclis ayrıca Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve Genel Sekreterinden, ilgili yasaların uygulanmasının önündeki engellerin kaldırılması için gerekli adımları atmasını istedi.
Açıklamada İran’ın millî medyasının direniş mesajını halka ulaştırma ve İran halkının “yeminli düşmanları” ile onların medya kuruluşları karşısındaki “mazlumiyetini ve kudretini” anlatma yönündeki çalışmaları övüldü.
Son günlerde millî medyaya yönelik gerçekleştirildiği ve hâlen sürdüğü belirtilen “geniş çaplı ve koordineli saldırıların” ise ya “gafletten” kaynaklandığı ya da “siyasî ve hizipçi saiklerden” beslendiği savunuldu. Her iki ihtimalde de bu tutumun “yersiz ve millî menfaatlere aykırı” olduğu ifade edildi.
Bununla birlikte Meclis, millî medyadan kamu kültürünün ve dinî değerlerin geliştirilmesine, özellikle iffet ve tesettür konularına daha fazla özen göstermesini istedi.
Uzmanlar Meclisi, merhum İmam’ın önemli kaygılarından birinin siber alanın düzenlenmesi ve sağlıklı bir yapıya kavuşturulması olduğunu belirterek bu amaçla Yüksek Siber Uzay Konseyi’nin kurulmasına yönelik emir verildiğini hatırlattı.
Açıklamada, son dönemde bu alanda “paralel yapılanmalar” oluşturulduğu ve mevzuatın öngördüğü çerçevenin dışında kararlar alındığı savunuldu.
Özellikle kamu kurumlarının yabancı mesajlaşma platformlarında faaliyet göstermesine yönelik yasağın kaldırıldığına ilişkin haberlerin ülkenin bu hassas alanı bakımından kaygı verici politikalara işaret ettiği ifade edildi.
Meclis, kültürel kimlik ve ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu belirtilen çevrelerin geçmişte olduğu gibi bugün de “tehlikeli plan ve projeler” yürüttüğünü savunarak yetkililerden halkın hassasiyetlerini dikkate almalarını ve siber alanın düzenlenmesinde mevcut hukukî çerçeveye bağlı kalmalarını istedi.
Açıklamada, İslamî İran’ın ülkenin gelişmesini isteyen bütün evlatlarına ait olduğu ve “vatanın kucağının” onlara açık bulunduğu ifade edildi.
Bununla birlikte yıllarca ülkenin düşmanlarına hizmet ettiği ve halkın dinî ve millî kutsallarına hakaret ettiği belirtilen kişiler için durumun farklı olduğu savunuldu.
Bu kişilerin “suçları ve ihanetlerinin” unutulamayacağı belirtilerek yetkili makamların söz konusu dosyaları ciddiyetle ele alması istendi.
Meclis, ülke yöneticilerinden bu konudaki açıklamalarında ve atacakları adımlarda toplumdaki hassasiyetleri bütünüyle gözetmelerini de talep etti.
Uzmanlar Meclisi açıklamasının son bölümünde, İran’daki saldırılarda öldürülenler arasında Minab, Lamerd ve Sirik şehitlerini de anarak, İran’ın şehitlerinin ölümünden sorumlu tuttuğu kişilerin “mukadder bir cezaya müstehak” olduğunu savundu.
Açıklamada özellikle Şehit İmam’ın şehadetini emrettiği ve gerçekleştirdiği belirtilen kişiler hedef alınırken, bunların başında ABD Başkanı ile İsrail Başbakanı’nın bulunduğu ifade edildi.
ABD Başkanı “çocuk düşmanı ve bozuk ahlâklı”, İsrail Başbakanı ise “sahte Siyonist rejimin alçak ve çocuk katili başbakanı” ifadeleriyle nitelendirildi.
Meclis, bu kişilerden “intikam alınması ve cezalandırılmalarının takip edilmesini”, bu kişilere ulaşma imkânına sahip olan herkes açısından “aklen ve şer‘an bir yükümlülük” olarak tanımladı.
Açıklamada, bu görevin ihmal edilmesinin “savunma caydırıcılığına kayıtsız kalmak ve İran milletinin haklarını ve güvenliğini göz ardı etmek” anlamına geleceği ileri sürüldü.
Uzmanlar Meclisi açıklamasını, İslam Devrimi Lideri’nin uzun ömürlü olması, İran halkının güçlenmesi, halka hizmet eden yetkililerin başarılı olması ve savaşçıların “nihai zafere” ulaşması yönündeki dualarla tamamladı.