PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Colani, İsrail’in Suriye’den koşulsuz çekilmesini istemek yerine işgal altındaki topraklar ile Golan’ı aşamalı pazarlığa açarken Tel Aviv’in “güvenlik kaygıları” için uluslararası komite önerdi.

YDH- HTŞ rejimi lideri Colani, İsrail’in Suriye topraklarındaki işgalini, saldırılarını, kara ihlallerini ve gözaltı operasyonlarını sürdürmesine rağmen Tel Aviv’le yaklaşık bir buçuk yıldır “doğrudan” görüşmeler yürüttüklerini açıkladı.
New York’ta Atlantik Konseyi’nin düzenlediği oturumda konuşan Colani, “Suriye’nin haklarının geri alınmasını” kalıcı barışın temel şartı olarak gösterirken İsrail’le önce güvenlik anlaşması, ardından uzun vadeli barış için müzakere etmeye hazır olduklarını söyledi.
Colani, İsrail’in önceki yönetimin devrilmesinin ardından ele geçirdiği bölgelerden çekilerek 1974 sınırlarına dönmesini görüşmelerin ilk aşaması olarak tanımladı.
Bu aşamada güvenlik anlaşmasına varılması halinde “kalıcı barış ve işgal altındaki Golan Tepeleri konusunda uzun vadeli müzakerelere geçilebileceğini” belirten Colani, Golan’ın 130’dan fazla BM üyesi tarafından Suriye toprağı olarak tanındığını hatırlattı.
Ancak Colani’nin açıklamaları, İsrail’in işgal ettiği Suriye topraklarından koşulsuz çekilmesini talep etmek yerine ülkenin egemenlik haklarını Tel Aviv’in “güvenlik kaygıları” çerçevesinde pazarlığa açtığını gösterdi.
İsrail’in “kaygıları” için uluslararası komite
Colani, İsrail’in Suriye’ye ilişkin kaygılarını inceleyecek ve “ciddi olanlarla olmayanları” birbirinden ayıracak uluslararası bir komite kurulmasını önerdi.
İsrail’in Gazze’de izlediği politikayı Suriye’ye uygulamasının yanlış olacağını söyleyen Colani, bunun İsraillilere güvenlik sağlamayacağını, aksine çatışmaları ve savaşları körükleyeceğini belirtti.
Böylece İsrail’in işgal ve saldırılarını temel sorun olarak tanımlamak yerine, Tel Aviv’in Suriye’ye yönelik politikasını Gazze’deki soykırımdan farklılaştırması halinde uzlaşmaya açık olduğu mesajını verdi.
Yabancı askerî varlığa “hukuki statü”
Suriye’nin yabancı askerî üslerden arındırılmasını hedeflediklerini öne süren Colani, gelecekteki yabancı askerî varlıkların HTŞ rejimine bağlı meclisin onaylayacağı “hukuki bir statüye” bağlanacağını söyledi.
Bununla birlikte Rusya’yla yürütülen görüşmelerde üs sayısının ikiye indirilmesi ve bu üslerin Suriye ordusunun eğitimi amacıyla kullanılması konusunda sonuç alındığını açıkladı.
Türkiye’nin askerî varlığını da “sınırlarını korumak amacıyla olağanüstü şartlarda gerçekleşen bir giriş” olarak savunan Colani, ülkenin kuzeybatısındaki Türk üslerinin sayısının azaltıldığını ve kalan askerî varlığa hukuki statü kazandırılması için görüşmelerin sürdüğünü belirtti.
Hürmüz’ü baypas edecek petrol hattı
Colani ayrıca Irak petrol sahalarını Suriye limanlarına bağlayacak stratejik bir boru hattı projesi üzerinde çalışıldığını açıkladı.
Projenin Irak petrolü için güvenli bir ihracat koridoru oluşturacağını ve sevkiyatların Hürmüz Boğazı’ndan geçmesine duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağını iddia etti.
Proje, HTŞ rejiminin İran’ın denetim kapasitesini koruduğu Hürmüz’e alternatif enerji güzergâhı oluşturmayı amaçlayan ABD ve bölgedeki müttefiklerinin planlarına eklemlendiğine işaret ediyor.
Colani, Irak Kürdistan Bölgesi ve Mesud Barzani’yle ilişkileri överek SDG’nin Suriye devletine katılması sürecine verdikleri destekten memnuniyet duyduklarını belirtti.
Amerikalı gazeteci Austin Tice ve diğer kayıplar konusuna da değinen Colani, kayıpları araştırmak üzere özel bir kurum oluşturduklarını ve uluslararası adli uzmanlardan yardım aldıklarını söyledi.
Tice dosyasında bazı ön bulgulara ulaşıldığını belirten Colani, ayrıntı vermedi.
Washington’ın yeni müttefiki
HTŞ rejiminin Washington ve Tel Aviv’le geliştirdiği yeni çizgi, ABD’nin Şam’a yönelik yaptırımları kaldırması, HTŞ’yi “terör örgütleri” listesinden çıkarması ve Colani ile içişleri bakanının adlarını yaptırım listelerinden silmesinin ardından belirginleşti.
Bir dönem Washington tarafından “terörist” ilan edilen Colani’nin Atlantik Konseyi’nde İsrail’le barışı, yabancı askerî varlığın hukukileştirilmesini ve Hürmüz’ü devre dışı bırakacak bir enerji hattını savunması, Suriye’nin egemenliğini yeniden tesis etmekten çok ülkeyi ABD merkezli bölgesel düzene bağlayan yeni yönelimi gözler önüne serdi.