PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Hizbullah Meclis Grubu Başkanı Muhammed Raad, Gazze'ye destek kararından Lübnan'ın savunma stratejisine, İsrail'le müzakerelerden direnişin yeniden yapılanmasına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunarak, partinin temel hedeflerinden ve kırmızı çizgilerinden taviz vermediğini söyledi.

YDH ― Hizbullah Meclis Grubu Başkanı Muhammed Raad, 8 Ekim 2023'ten bu yana izledikleri yolu kapsamlı biçimde değerlendirdiklerini belirterek, alınan stratejik ve taktik kararların yanı sıra sahadaki performanslarını, yaşanan zayıflıkları ve kapasite yetersizliklerini de ayrıntılı biçimde gözden geçirdiklerini söyledi.
Raad, Hizbullah'ın Gazze'ye ve Filistin halkına destek verme kararının savaş sürecinde daha da güçlenen bir doğruluk ve haklılık kanaatine dayandığını belirtti. Raad, yaşanan hukuki ve insani gelişmelerin yanı sıra bölgedeki aktörlerin tutumlarının, kurulan ittifakların ve taraflar arasındaki ilişkilerin de bu değerlendirmeyi pekiştirdiğini ifade etti.
El-Modon haber sitesine verdiği röportajda Raad, Hizbullah'ın kararlarını stratejik bir vizyon doğrultusunda aldığını belirterek sahadaki gerçekliklerin, mevcut koşulların ve başarı veya başarısızlık ihtimallerinin siyasi bir süzgeçten geçirildiğini söyledi.
Raad, değerlendirme sürecinin yalnızca askeri ve saha koşullarıyla sınırlı olmadığını belirterek, alınan tutum ve gerçekleştirilen eylemlerin haklılığına duyulan inancı güçlendiren ahlaki boyutların da hesaba katıldığını söyledi. Raad, bu yaklaşımın Hizbullah'ın gelecekte aynı çizgide ilerleme kararlılığını da pekiştirdiğini ifade etti.
Hizbullah yetkilisi, yürütülen öz eleştiri sürecinin taktiksel ve stratejik düzeydeki başarı ve başarısızlıkları da kapsadığını belirterek, sahadaki gerçeklerin temel ilkelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Raad, bu sürecin son derece karmaşık ve çok katmanlı olduğunu vurguladı.
Raad, Hizbullah'ın Gazze'yi ve Filistin halkını destekleme kararının doğruluğuna ilişkin kanaatlerinin savaş sürecinde daha da güçlendiğini belirtti.
Raad, yaşanan hukuki ve insani gelişmelerin bu kanaati pekiştirdiğini, dost ve düşman aktörlerle kurulan ilişkilerin ve ittifakların da Hizbullah'ın aldığı kararın isabetine ilişkin değerlendirmelerini desteklediğini söyledi.
Bölgedeki güçlerin ve rejimlerin Filistin meselesindeki tutumlarının, bu aktörlerin inandırıcılık düzeylerinin ve üstlendikleri rollerin de değerlendirmede dikkate alındığını belirten Raad, hegemonik güçlerle kurulan ilişkilerin ve kendilerine biçilen rollere sadakat karşılığında elde edilen kazanımların boyutunun da ulaşılan sonuçları teyit ettiğini ifade etti.
Raad, Hizbullah'ın Gazze'ye verdiği desteğe ilişkin, “Yaptığımız veya maruz kaldığımız bazı küçük taktiksel hatalara rağmen, Hizbullah'ın Gazze'ye verdiği destek tarihi ve onurlu bir duruştur.” dedi.
Hizbullah'ın İsrail ve onu destekleyen Batılı güçlere karşı tutumuna da değinen Raad, “Saldırgan güçlerin ve Siyonist işgal rejimini ayakta tutan Batı hegemonyasının yürüttüğü bu soykırım savaşına karşı sergilediğimiz bu direniş, bölgemizdeki ve dünyadaki tüm özgür ve kurtuluşçu nesiller için bir gurur ve umut kaynağı olmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Raad, Gazze'ye yönelik tutumları nedeniyle eleştirdiği aktörler hakkında ise “Gazze'ye ve halkına ihanet edenler ile düşmanla iş birliği yapanlar, asla istikrarlı bir yönetim kuramayacaklar.” dedi.
Raad, bu aktörlerin tarih tarafından “kendi kendilerinin düşmanı, ülkelerinin ve halklarının kaderini tayin etmeye layık olmayan kişiler” olarak yazılacağını savundu. Bu kişilerin uluslararası hukuku ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni ihlal eden “fırsatçı ve bencil kimseler” olduğunu söyleyen Raad, ahlaki açıdan iflas ettiğini savunduğu bu kişilerin herhangi bir ilke ve değere sahip olmadığını ve kamu yararını önemsemediğini belirtti.
Raad, Hizbullah'ın Seyyid Hasan Nasrallah ve Seyyid Haşim Safiyüddin'in şehadetlerinin ardından yeniden yapılanma sürecine de değindi.
Raad, Nasrallah ve Safiyüddin'in şehadetinden yalnızca birkaç gün sonra Şeyh Naim Kasım'ın zorlu dönemi yönetmek üzere Hizbullah Genel Sekreteri seçildiğini ve bir grup liderin de bu süreçte onun yanında yer aldığını söyledi.
Hizbullah'ın iç tüzüğüne uygun biçimde hızla yeniden yapılandığını ve liderlikteki boşlukları doldurduğunu belirten Raad, bunun bölgedeki ve dünyadaki siyasi partiler veya sivil örgütlerin tarihinde benzeri görülmemiş bir adanmışlık ve teşkilatçılık ruhuyla gerçekleştirildiğini savundu.
Raad, halkın İslam Direnişi'ne ve savaşçılarına verdiği desteğin de sürdüğünü belirterek, Siyonist saldırılara karşı mücadele etmeye devam ettiklerini, düşmanın karşısında durduklarını ve güneydeki kasabalara sızmasını engellediklerini söyledi.
Raad, bu süreçte yasal kanalların kullanıldığını ve Lübnanlı resmi müzakerecinin tutumunun desteklendiğini belirterek, 27 Kasım 2024 tarihli ateşkes anlaşmasının imzalanması ve uygulanmasının da sağlandığını ifade etti.
Raad'a göre söz konusu anlaşma çatışmaların sona ermesini, İsrail'in tamamen geri çekilmesini ve bölge sakinlerinin köylerine ve evlerine güvenli biçimde dönmesini güvence altına alıyordu. Raad, Lübnan ile İsrail arasındaki dolaylı müzakerelerde arabuluculuğu Amerikalı Amos Hochstein'ın yürüttüğünü hatırlattı.
Raad, Hizbullah Genel Sekreteri'nin ve partinin mevcut vizyonunun, saldırıların sona ermesi, İsrail'in tamamen geri çekilmesi, esirlerin serbest bırakılması, bölge halkının köylerine dönmesi ve yeniden inşa sürecinin başlaması için temel teşkil eden 27 Kasım 2024 tarihli anlaşmaya bağlı kalmak olduğunu söyledi.
Raad, “Seyyid Hasan Nasrallah'ın şehadetinden bu yana kırmızı çizgilerimiz asla değişmedi; aksine, bu çizgilerin ihlal edilmesine karşı gösterdiğimiz tavizsiz duruşumuz daha da sertleşti.” dedi.
Raad, bölgedeki savaşın sona erdirilmesi amacıyla imzalanabilecek olası bir Amerikan-İran mutabakatında Lübnan meselesinin ilk gündem maddesi olarak ele alınmasını hedeflediklerini söyledi.
Raad, son gelişmelerin ve çatışmanın taraflarının genişlemesine yol açan koşulların ardından böyle bir mutabakatın gündeme gelebileceğini belirtti.
Lübnanlı yetkililerin tutumunu ve çerçeve anlaşmasıyla sonuçlanan doğrudan müzakerelere yönelmelerini eleştiren Raad, bunu “utanç verici, teslimiyetçi ve düşmana ancak rüyasında görebileceği tavizleri sunan bir adım” olarak nitelendirdi.
Raad, “Bu durum, egemenlikten vazgeçmek ve işgali meşrulaştırmakla eş anlamlıdır.” dedi.
Raad, Hizbullah'ta stratejik kararların kim tarafından alındığı sorusuna, parti genel kurulu tarafından seçilen bir liderlik kadrosunun bulunduğunu belirterek yanıt verdi.
Bu kurulun normal şartlarda düzenli olarak toplandığını, ancak olağanüstü dönemlerde toplantıların istisnai olarak ertelenebildiğini söyleyen Raad, Genel Sekreter'in de bu liderlik organı tarafından seçildiğini ve stratejik nitelikteki temel kararların alınmasından yine bu kadronun sorumlu olduğunu belirtti.
Raad, İslam Direnişi'nin saldırılar karşısında ve “en zorlu, en kırılgan koşullar altında” mücadele etmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Raad, “İslam Direnişi, bu amansız saldırılar karşısında ve en zorlu, en kırılgan koşullar altında adeta bir şehadet destanı yazdı. Bizim teslim olacağımız üzerine hesaplar yapıldı, ancak hem düşman hem de onun işbirlikçileri büyük bir hüsrana uğradı.” dedi.
Raad, yetkililerin direnişi “çerçeve anlaşması”nın uygulanma mekanizmasına dahil olmaya zorlamak istediğini, ancak bunun da başarısız olduğunu savundu.
Raad, Ali el-Tahir bölgesindeki çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde, bölgenin dört ay boyunca hem havadan hem karadan kuşatma altında tutulduğunu, tonlarca patlayıcı ve top mermisinin yanı sıra hava saldırılarıyla hedef alındığını söyledi.
Buna rağmen Ali el-Tahir'deki direniş savaşçılarının “destansı” bir mücadele sergilediğini belirten Raad, İsrail'in elde ettiğini iddia ettiği başarıyı büyütmek amacıyla bölgenin stratejik önemini kasıtlı olarak abarttığını savundu.
Raad, İsrail'in ortaya ikna edici bir tablo koyamadığını ileri sürerek, Ali el-Tahir'deki direnişten çıkarılacak derslerin İsrail'le sürdürülen çatışma modeli açısından önemli olduğunu söyledi.
Raad, İsraillilerin bu sürecin “gizemleri” üzerine uzun süre düşüneceğini savunurken, Hizbullah'ın düşman ve müttefiklerinin bu sırları çözmesine yardımcı olma niyetinde olmadığını belirtti.
Raad, “Bu nedenle o aşamaya dair bir sis perdesi bırakmayı, belirsizliği korumayı tercih ettik.” dedi.
Ali el-Tahir'deki direniş savaşçılarının gerçekleştirdiği operasyonun ve Hizbullah'ın bu performansı ne kadar yakından takip ettiğinin zamanı geldiğinde bütün yönleriyle ortaya çıkacağını söyleyen Raad, bu konuda ayrıntı vermedi.
Raad, sürekli gelişim ve düzenli öz eleştirinin direnişin etkinliğini artırmak ve kapasitesini geliştirmek açısından temel unsurlar olduğunu söyledi.
Raad, “Direniş savaşçılarının Asıf el-Me’kul Muharebesi'nde başvurduğu taktikler ve kullandıkları araçlar, Ulu'l-BAs Muharebesi'nde kullanılmadı.” dedi.
Bu durumun caydırıcılık mekanizmalarının süreçten sürece değişebildiğini gösterdiğini belirten Raad, asıl önemli olanın caydırıcılık kapasitesine sahip olma iradesinin sürekli güçlü tutulması ve direnişin bu kapasiteyi geliştirme konusunda istekli olması olduğunu söyledi.
Raad, bazı dönemsel gerilemelerin veya caydırıcılık seviyesindeki düşüşlerin uzun sürmeyeceğini savunarak, “Her engelin mutlaka bir çözümü vardır.” dedi.
Hizbullah’ın Meclis Grubu Başkanı Muhammed Raad, Lübnan’ın kapsamlı bir ulusal güvenlik ve savunma stratejisi oluşturabilmesi için şartlar ne olursa olsun ulusal uzlaşmaya varılmasının hayati önem taşıdığını belirtti. Raad, bunun en temel ön koşulunun ise “egemen ve sorumluluk bilincine sahip bir siyasi otoritenin” varlığı olduğunu söyledi.
Raad, 2 Mart hükümetinin en büyük hatasının, ülkeyi düşmanla adeta barış halindeymiş gibi değerlendirmesi ve İsrail’in 27 Kasım 2014 anlaşmasını 15 ay boyunca pervasızca ihlal etmesinin yol açtığı yıkıcı etkiyi görmezden gelmesi olduğunu belirtti. Hükümetin, direnişin ve Lübnan halkının bu ihlaller karşısında giderek taşan sabrını da tamamen yok saydığını söyleyen Raad, direnişin nihayet bu ihlallere karşılık vermesinin ardından hükümetin yaşananları “direnişin bir savaş ilanı” olarak yansıttığını ifade etti.
Raad, oysa İsrail’in hükümetin “şaibeli sessizliğinden” cesaret alarak çoktan tam gücüyle savaşa girdiğini ve hükümetin bu gerçeği kabul etmeyi reddettiğini söyledi. Raad, bu nedenle yaşanan sürecin yalnızca direnişin attığı bir adımla açıklanamayacağını belirterek, İsrail’in anlaşmayı uzun süre boyunca ihlal etmesinin ve hükümetin buna sessiz kalmasının yarattığı tabloya dikkat çekti.
Raad, “Düşmanın tamamen geri çekilmesi ve saldırıların nihayete ermesi sağlandığında, üstüne bir de Lübnan ordusu, 1701 sayılı BM kararı uyarınca silahların ve silahlı unsurların o bölgeden temizlenmesi hükmünü uygulamak üzere Litani Nehri'nin güneyine konuşlandığında asıl süreç o zaman başlayacaktır” dedi.
Bu şartların yerine getirilmesinin ardından, kapsamlı ulusal strateji görüşmelerinde varılan mutabakat çerçevesinde silah tekelinin devletin elinde olması ve direnişin ulusal savunmadaki rolü gibi hayati meselelerin tartışılması için gerekli zeminin hazırlanmış olacağını belirten Raad, önlerindeki tüm engellerin de kaldırılmış olacağını söyledi.
Milletvekili Raad, Hizbullah’ın yeni Cumhurbaşkanından beklentilerini ise “ülkeyi Anayasa’nın ruhuna ve Milli Mutabakat Belgesi’ne uygun bir şekilde yönetmek, ayrıca hem iç siyasette hem de uluslararası arenadaki ilişkilerinde Lübnan’ın ulusal birliğini tavizsiz bir şekilde korumak” olarak açıkladı.
Raad, Lübnan makamlarının İsrail’in tamamen geri çekilmesini, çatışmaların sona ermesini ve ihtilaflı meselelerin çözüme kavuşturulmasını garanti altına alan bir anlaşmaya varması halinde olumlu bir sonuç elde edilmesinin neden ihtimal dışı görüldüğünü sorguladı. Böyle bir sürecin tamamen ulusal egemenlik ilkeleri doğrultusunda ve dolaylı müzakereler yoluyla yürütülmesi, düşmana Lübnan’ın egemenliğini zedeleyecek hiçbir taviz verilmemesi halinde bunun mümkün olabileceğini belirtti.
Raad, “Şayet müzakereler başarısızlığa uğrar ve yetkililer direnişe dair aldıkları kararlardan geri adım atarlarsa, o zaman masaya yatırabileceğimiz farklı seçeneklerimiz de mevcuttur” dedi.
Raad, Lübnan’ın hem devlet kademesinde hem de halk nezdinde tek yürek olup ortak bir duruş sergilemesi halinde bugün birçok ülkenin Güney Lübnan’ın yeniden inşasına destek olmak için birbiriyle yarışıyor olacağını söyledi. Ancak mevcut kutuplaşma ortamında, içten içe parçalanmış bir ülkeye kimsenin el uzatmak istemediğini belirten Raad, bu durumun yeniden imar sürecini de olumsuz etkilediğini vurguladı.
Raad, “Şii toplumu; özgürlüğün, egemenliğin ve onurun teminat altına alındığı bir istikrar arzuluyor” dedi. Sürekli şantaj ve tehditlere maruz kalan Şiilerin, yürüdükleri bu yolda direniş savaşçılarının yalnızca arkasında durmadığını, bizzat onlarla omuz omuza saf tuttuğunu belirten Raad, “Hangi ailenin, kendi şehit evladının kanına ihanet edebileceği düşünülebilir ki?!” diye sordu.
Raad ayrıca Hizbullah’ın yerinden edilmiş halka verdiği sözlere ve taahhütlere sonuna kadar sadık olduğunu söyledi. Yerinden edilmiş halka hizmet etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını belirten Raad, halkın da bunun bilincinde olduğunu ve yürüttükleri çabaları büyük bir sabır ve güvenle takip ettiğini ifade etti.
Ancak Hizbullah’ın bu çabalarının hükümeti vatandaşlara karşı yerine getirmesi gereken asli görevlerinden muaf tutmadığını vurgulayan Raad, hükümetin ihmal ettiği ve yetersiz kaldığı her konunun hesabını vermekle yükümlü olduğunu söyledi.
Raad, Hizbullah’ın “ulusal ve İslami bir direniş hareketi” olduğunu belirterek, Lübnan’ın özgürlüğüne kavuşturulması ve işgale karşı mücadele edilmesi amacıyla sunulan her türlü samimi, ciddi ve koşulsuz desteği memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.
Raad, “Eğer bize uzatılan bu yardımlara teşekkür etmemiz direniş karşıtlarını rahatsız ediyorsa, onlar gidip diledikleri eksene katılmakta özgürdür. Ancak bizler her zaman onurlu, bağımsız ve direnişçi Lübnanlılar olarak kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Bölgedeki Amerikan nüfuzuna ve müttefiklerine karşı duran, onların çıkarlarıyla çatışan ve güçlerini zayıflatan her türlü gelişmenin Hizbullah’ın yanı sıra Lübnan devleti ve Lübnan halkının da yararına olacağını belirten Raad, bu tür gelişmelerin ülkeye olumlu yansıyacağını vurguladı.
Milletvekili Raad, Hizbullah ile Emel Hareketi ve Meclis Başkanı Nebih Berri arasındaki mevcut ilişkilerin niteliğine ilişkin bir soruya, iki hareket arasındaki ilişkilerin “en güçlü dönemini” yaşadığını belirterek yanıt verdi.
Raad, “Aramıza nifak sokmaya ve bizi bölmeye yönelik hiçbir girişim asla başarıya ulaşamayacaktır” dedi.
Suriye’deki yeni yönetimin Hizbullah’a gönderdiği olumlu mesajlar ve parti ile Suriye arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilme ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Raad, “Hem Lübnan hem de Suriye için her şeyin en hayırlısını diliyor ve umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.