PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
"Bugünün Ensarullah'ını sadece yerel bir silahlı örgütün dar parametreleriyle değerlendirmek mümkün değildir."

Ensarullah, yaklaşık yirmi yıllık bir zaman diliminde yerel bir silahlı hareketten Yemen ve bölge denklemlerinde etkili bir aktöre dönüştü.
Saada savaşlarını, Sanaa'nın düşüşünü, Suudi Arabistan'la girilen savaşı, füze ve insansız hava aracı kapasitesinin geliştirilmesini ve nihayetinde Kızıldeniz'e uzanan askeri varlığı içeren bu hattın etki alanı, günümüzde küresel ticaret ve enerji yollarına kadar uzanıyor.
Ensarullah'ın Yemen'deki bu dönüşümünü yalnızca elindeki füzelerin, İHA'ların ya da çatışma gücünün artışıyla açıklamak yetersiz kalır. Bu evrilme; yirmi yıla yaklaşan savaş sürecinin, toplumsal örgütlenmenin, saha tecrübesinin, Yemen'de Suudi Arabistan'a bağımlı devlet mekanizmasının aşama aşama çöküşünün, düzenli orduya ait cephaneliğin bir kısmına el koyulmasının, dönemsel ittifakların ve Yemen'in coğrafi konumunun sunduğu imkânların ortak ürünü. Neticede Saada merkezli yerel bir kalkışma, attığı adımlarla deniz güvenliğini, uluslararası ticareti, enerji piyasalarını ve hem bölgesel hem de küresel siyasi dengeleri doğrudan etkileyebilen stratejik bir güce dönüştü.
Ensarullah'ın kökleri, 1990'lı yıllarda Saada vilayetinde Yemenli Zeydi Şiilerin dini ve toplumsal kimliğini tahkim etmek amacıyla kurulan "Şebabü'l-Mümin" (İnanan Gençler) hareketine uzanıyor. Bu hareket ile Ali Abdullah Salih yönetimi arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi, süreci zamanla silahlı çatışmaya taşıdı.
İlk kırılma noktası 2004'te, hükümet güçleri ile Hüseyin Bedreddin el-Husi taraftarları arasında patlak veren birinci Saada savaşıyla yaşandı. Bu çatışmalar esnasında Hüseyin el-Husi hayatını kaybetti; akabinde hareket, Husi ailesinin liderliğinde silahlı mücadelesine devam etti.
2004 ile 2010 yılları arasındaki Saada savaşları, bilahare Ensarullah adını alacak yapı için uzun soluklu bir askeri eğitim ve tecrübe sahası işlevi gördü. Örgüt bu yıllarda asimetrik harp, pusu teknikleri, sarp dağlık arazinin sunduğu taktik avantajlar, küçük birliklerin hareket kabiliyeti ve teçhizat bakımından kendisinden katbekat üstün düzenli ordu birliklerine direnme konusunda yetkinlik kazandı. Edinilen bu saha birikimi, ilerleyen yıllarda Yemen sathına yayılacak daha kapsamlı çatışmalarda askeri bir sermayeye dönüştü.
2011 kitlesel gösterileri ve ardından Ali Abdullah Salih'in iktidardan çekilmesi, Yemen'in siyasi omurgasını son derece kırılgan bir evreye soktu. Körfez İşbirliği Konseyi'nin öncülük ettiği yetki devri planı uyarınca 2012 yılında Abdurrabu Mansur Hadi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Ne var ki geçiş hükümeti köklü yapısal engellerle kuşatılmış durumdaydı: Ordu ve istihbarat mekanizması parçalanmışlığını koruyor, rakip siyasi ve aşiretsel odaklar ciddi bir nüfuz kullanıyor, merkezi idare ise ülkenin geniş kesimlerinde fiili denetim kuramıyordu.
Hadi hükümetinin 2014'te akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı fiyatların hızla tırmanmasına ve halkın üzerindeki iktisadi baskının ağırlaşmasına yol açtı. Ensarullah, oluşan bu toplumsal hoşnutsuzluğu kitleleri seferber etmek adına etkili bir zemin olarak değerlendirdi.
Böylesi bir vasatta merkezi hükümetin otorite kaybı basit bir siyasal aksaklık olmaktan çıkarak etnik ve mezhebi aktörlerin etki alanını genişletmesine kademeli biçimde imkân tanıdı.
Ensarullah'ın 2014'teki harekatının ardında yatan en belirleyici dinamiklerden biri, geçmişte kendilerine karşı bizzat savaş yürütmüş olan eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile kurulan taktiksel ittifaktı.
Bu ortaklık, alışılmış kalıpların ötesinde bir askeri kapasite ve aşiret-siyaset ağı doğurdu. Salih'e sadık unsurlar ordunun ve güvenlik bürokrasisinin belirli kademelerinde halen ağırlık sahibiydi; söz konusu kapasite doğrudan Ensarullah saflarına eklendi.
Eylül 2014'te Ensarullah birlikleri ve Salih yanlıları başkent Sanaa'ya girdi. Sanaa Araştırmaları Merkezi'nin verileri, ordu bünyesindeki kimi birliklerin, bilhassa Salih'e yakın unsurların, bu ilerleyiş karşısında kayda değer bir direniş göstermediğini ortaya koyuyor.
Yaşanan bu gelişme muazzam bir ağırlık taşıyordu; zira Ensarullah artık ülkenin sapa kuzey dağlarına hapsolmuş yerel bir silahlı grup hüviyetinden çıkıp Yemen'in siyasi kalbini doğrudan kontrol eden bir aktör seviyesine ulaşmıştı.
Sanaa'nın düşmesiyle birlikte kriz yeni bir boyut kazandı. Ensarullah, bakanlıklara ve kamu kurumlarına kendi denetçilerini ve temsilcilerini yerleştirdikçe geçiş hükümetiyle arasındaki gerilim tırmandı.
Ocak 2015'te, artan baskıların ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Ahmed İvaz bin Mübarek'in kaçırılmasının hemen akabinde, Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi ile Başbakan Halid Bahhah istifalarını sundu.
Bu süreçte Sanaa'dan Aden'e geçen Hadi, istifasını geri çektiğini duyurdu. Ensarullah ve Salih müttefiki güçler ise güneye doğru ilerleyişini sürdürdü; nihayetinde Hadi Yemen'den ayrılarak Suudi Arabistan'a sığınmak mecburiyetinde kaldı.
Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın askeri müdahalesini yalnızca "Hadi'nin istifası"na verilmiş fevri bir tepki saymak eksik bir okuma olur. İstifa; Sanaa'nın düşüşüyle ivmelenen, Hadi'nin Aden'e kaçışı, kararından dönmesi ve Ensarullah güçlerinin güneye sarkmasıyla yeni bir safhaya evrilen kapsamlı bir kurumsal çöküş zincirinin halkalarından yalnızca biriydi.
Riyad nezdinde Yemen'de yaşananlar, güney komşusunun kendi iç sınırlarına sıkışmış sıradan bir istikrarsızlık tablosundan ibaret değildi. Yemen ile paylaşılan uzun sınır hattı, 2009'da Ensarullah ile bizzat yaşanan sınır çatışmalarının hafızası, Yemen'in bütününe sirayet eden karmaşa ve en önemlisi Kızıldeniz ile Babülmendep Boğazı'nın hayati önemi, Suudi yönetimini gelişmeler karşısında teyakkuza geçirdi.
Suudi Arabistan perspektifinden bakıldığında, Ensarullah'ın güneye inmesi ve stratejik noktalara yaklaşması doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidiydi. Aynı zamanda Ensarullah'ın İran ile kurduğu bağlar da -bu irtibatın mahiyeti ve boyutu tartışmalı kalmayı sürdürse bile- Riyad'ın bölgesel denklemlerinde alarm zillerinin çalmasına yol açtı. ABD Kongresi Araştırma Servisi raporları da Suudi Arabistan'ın müdahale kararını izah ederken Riyad'ın Ensarullah'ın yayılmasından duyduğu tedirginliğe ve Hadi'nin resmi askeri çağrısına işaret ediyor.
Suudi Arabistan'a ulaşan Hadi, hükümetini yeniden tesis etmek adına dış askeri müdahale talebinde bulundu. Bunun üzerine Suudi Arabistan, Arap ülkelerinden müteşekkil bir koalisyon kurarak Mart 2015'te askeri operasyonun fitilini ateşledi. Harekâtın resmi gayesi, Ensarullah'ı geri püskürtmek ve Hadi yönetimini yeniden makamına oturtmak biçiminde kayda geçirildi.
Yemen savaşını kavramanın en temel unsurlarından biri, Ensarullah'ın karşısında duran cephenin yekpare bir gövdeye sahip olmadığını görmektir.
Suudi Arabistan, Hadi hükümetinin arkasında durarak Ensarullah karşıtı cephedeki muhtelif aşiret ve güç odaklarına finansman ve mühimmat sağlıyordu. Fakat koalisyonun sahadaki en büyük ortağı Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'in güneyinde çok daha farklı yerel aktörlere alan açtı; bilhassa Güney Hareketi ekseninde şekillenen ve bilahare Güney Geçiş Konseyi adını alan yapılara açık destek sundu.
Dolayısıyla Riyad ile Abu Dabi'nin sahadaki ajandaları her daim örtüşmedi. Sanaa Araştırmaları Merkezi de iki müttefikin Yemen'in güneyindeki emellerinin çatıştığını ve BAE'nin yerel ayrılıkçı unsurlara arka çıktığını not ediyor.
Neticede Yemen'deki harp, Ensarullah ile Hadi hükümeti arasındaki iki kutuplu bir iç çekişme olmaktan çıkarak aşiret rekabetlerinin, yerel ayrışmaların, bölgesel hesapların ve uluslararası gerilimlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir çatışma sarmalına dönüştü.
Karşı cephenin bu parçalı manzarasına tezat teşkil eden Ensarullah'ın kendi içindeki kurumsal disiplini ve tutarlılığı, muhaliflerin örgüt karşısında bütünleşik bir askeri ve siyasi hat kurmasını imkânsız kılan en somut dinamik oldu.
Suudi Arabistan'ın 2015'teki müdahalesi sahadaki teraziyi Ensarullah aleyhine çevirmeyi hedefliyordu; ancak yıllara yayılan yıpratıcı savaş tam tersi bir sonuç üretti: Ensarullah'a askeri omurgasını büyütüp derinleştirme fırsatı sundu.
Bitmek bilmeyen çatışmalar kadroların savaş tecrübesini pekiştirdi, komuta-kontrol ağını genişletti, füze ve insansız hava aracı kullanımını yaygınlaştırdı ve grubun menzilini çok daha uzak hedeflere ulaştırdı.
Bu süreçte Ensarullah, klasik bir kara gücü olmanın ötesine geçerek; Suudi Arabistan topraklarının derinliklerindeki stratejik askeri tesislere ve altyapı merkezlerine güdümlü füzeler ve kamikaze dronlarla doğrudan darbe indirebilen bir kapasiteye ulaştı.
Ensarullah'ın yükselişini tahlil ederken İran unsuru, üzerinde en çok durulan fakat aynı ölçüde ihtilaf barındıran başlıklardan biridir. Kuşkusuz direniş söyleminin oluşturduğu zemin, ideolojik ve dini yakınlıklar ile Ensarullah'ın bölgedeki diğer direniş hareketlerinin tecrübelerini modellemesi, İran İslam Cumhuriyeti'nin Yemen Ensarullah'ı üzerindeki en görünür tesir sahasını oluşturuyor.
Buna mukabil; askeri desteğin net hacmi, teknoloji transferinin düzeyi, verilen sahadaki eğitimler ya da operasyonların idaresinde İran'ın doğrudan payı gibi hususlarda birbiriyle çelişen, bağımsız biçimde teyit edilmesi güç çok sayıda farklı rapor bulunuyor.
Dolayısıyla Ensarullah'ın yaşadığı yapısal dönüşümü yalnızca "dışarıdan yönetilen bir komuta kademesi" mantığıyla yorumlamak yanıltıcıdır. Bu hareket, gücünü Yemen'in özgül toplumsal ve siyasal zemininden alıyor; sahadaki hamlelerini ise Yemen şartları ve kendi menfaat algısı doğrultusunda karara bağlıyor.
İran'ın etkisi elbette manevi nüfuz, kavramsal dil ve direniş paradigmasının sahiplenilmesi ekseninde ele alınabilir; fakat bu gerçek, Ensarullah'ın örgütsel ve siyasal bağımsızlığıyla çelişmez.
Ensarullah'ın dönüşüm sürecindeki bir diğer can alıcı dönemeç, askeri ağırlığının bir kısmını Yemen'in iç cephelerinden açık deniz sahasına kaydırması oldu.
2023 sonlarından itibaren grubun Kızıldeniz'den geçen ticari gemileri hedef alması, çok sayıda küresel deniz taşımacılığı şirketinin Babülmendep ve Kızıldeniz rotasını terk ederek rotayı Ümit Burnu çevresine kırmasına sebebiyet verdi.
Bu hamlenin asıl ağırlığı, Yemen'in coğrafi kilit noktası olmasında saklı. Babülmendep, Kızıldeniz'i Aden Körfezi ile Hint Okyanusu'na bağlayan dünyanın en hayati deniz boğazlarından biri. Asya ile Avrupa arasında Süveyş Kanalı üzerinden sefer yapan gemiler, seyir rotaları gereği Babülmendep Boğazı'ndan geçmek mecburiyetinde.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin paylaştığı verilere göre Babülmendep, 2023'ün ilk yarısında deniz yoluyla taşınan küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sini, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yüzde 8'ini sırtlıyordu. Saldırıların başlamasıyla beraber bu koridordan geçen petrol ve petrol türevlerinin hacmi, 2024'ün ilk sekiz ayında yüzde 50'nin üzerinde geriledi.
Eylül gelişmeler bu süreçte yeni bir kırılma yarattı. Ensarullah, eylül başlarında Kızıldeniz sahil hattı boyunca operasyonlarını sertleştirdi; örgütün el-Muha hattı ile Meyyun Adası çevresindeki varlığını pekiştirdiğine dönük veriler kamuoyuna yansıdı.
Söz konusu ilerleyişin ehemmiyeti birkaç kıyı kasabasını ya da adayı kontrol etmekle sınırlı değil. Ensarullah'ın bu hatta askeri varlığını tahkim etmesi, deniz denklemleri ve küresel enerji güvenliği üzerindeki kozunu katbekat güçlendiriyor.
Bu rakamlar ve hamleler yalın bir gerçeğin altını çiziyor: Ensarullah'ın asıl ağırlığı yalnızca vuruş gücünden değil, dünyanın en kritik deniz geçitlerinden birinin eşiğinde yüksek bir risk maliyeti üretebilme kabiliyetinden kaynaklanıyor.
Babülmendep Boğazı, Ensarullah'a yerel sınırları aşarak küresel düzeyde baskı kurma fırsatı sundu. Koridor bütünüyle trafiğe kapatılmasa dahi, risk algısının yükselmesi armatörlerin, sigorta devlerinin ve tanker işletmecilerinin kararlarını bütünüyle değiştirmeye yetiyor.
Kızıldeniz seyrüseferini tehlikeli bulan bir yük gemisi rotasını Afrika'nın güneyine çevirdiğinde bu manevra; kat edilen mesafenin uzaması, yakıt tüketiminin sıçraması, seyir sürelerinin uzaması, sigorta primlerinin katlanması ve sonuç itibarıyla navlun maliyetlerinin fırlaması anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü raporları, Kızıldeniz krizinin alternatif rotalara yönelişi hızlandırdığını, sefer sürelerini ve işletme maliyetlerini çarpıcı biçimde artırdığını belgeliyor. Daha evvel Kızıldeniz'i birkaç günde geçen gemiler, Ümit Burnu etrafını dolanmak zorunda kaldıkları için haftalar süren ek seferlerle yüzleşiyor.
Böylelikle Yemen'deki devlet dışı bir aktör, coğrafyanın sunduğu imkânları askeri gücüyle birleştirerek dev küresel lojistik şirketlerinin rotalarını doğrudan belirleyebilecek bir nüfuza ulaştı.
Babülmendep'in yarattığı kırılma yalnızca konteyner taşımacılığıyla sınırlı kalmıyor. Burası küresel enerji akışının ana şahdamarlarından biri olduğundan, hatta yaşanacak en ufak bir aksama ya da risk artışı, petrol ve gaz nakliye giderlerini yukarı çekiyor.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi, stratejik bir enerji boğazında meydana gelecek geçici bir tıkanmanın dahi sevkiyatta gecikmelere, nakliye maliyetlerinde sıçramaya ve uluslararası enerji fiyatları üzerinde ciddi bir baskıya sebep olacağını ısrarla vurguluyor.
Son dönemde Babülmendep'ten geçen tanker sayısının azalması ve gemilerin rotayı Ümit Burnu'na çevirmesi, işte bu zincirleme ekonomik reaksiyonun en somut göstergesi oldu.
Bu zaviyeden bakıldığında, Babülmendep'in Ensarullah açısından taşıdığı askeri değer küresel bir ekonomik kaldıraçla birleşiyor: Deniz taşımacılığındaki risk artışından sigorta primlerine, nakliye maliyetlerinden dünya emtia ve enerji piyasalarındaki olası dalgalanmalara kadar geniş bir halkayı tetikliyor.
Ensarullah'ın ulaştığı bu deniz kabiliyetinin ciddiyeti, Ocak 2024'ten itibaren çok daha çıplak biçimde görüldü. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, ticari gemilere yönelik saldırılara karşılık vererek grubun Yemen'deki askeri mevzilerini ve hedeflerini havadan vurmaya başladı. 12 Ocak 2024'te gerçekleşen ilk dalga saldırılarda Ensarullah denetimindeki onlarca nokta hedef alındı; ardından karşılıklı misillemeler hız kesmeden devam etti.
Bu cepheleşme 2025 yılında çok daha geniş bir evreye taşındı ve ABD, Kızıldeniz'deki ticari seyrüsefere yönelik tehditleri ortadan kaldırma gerekçesiyle Ensarullah mevzilerine dönük bağımsız askeri operasyonlar yürüttü.
Büyük askeri güçlerin krize doğrudan müdahil olması, Yemen meselesinin artık yerel bir coğrafi çatışma olmaktan tamamen çıktığını kanıtladı. Kızıldeniz'de seyir emniyeti, ticaret rotalarının muhafazası, enerji arzının güvenliği ve deniz seyrüsefer serbestisi doğrudan çatışmanın merkezine oturdu.
Ensarullah sahada kendine has yeni bir stratejik denklem inşa etmeyi başardı: Denizdeki tehdit seviyesi yükseldikçe küresel aktörlerin ödediği ekonomik fatura kabarıyor; yabancı güçler bu tehdidi bastırmak için askeri olarak sahaya indikçe de Yemen savaşı uluslararasılaşarak küresel siyasetin ana gündemlerinden birine dönüşüyor.
Ensarullah'ı diğer aktörlerden ayrıştıran temel dinamik, birbiri içine geçen çoklu unsurların terkibinde yatıyor: Yemen'in kuzeyinde sağlam bir toplumsal taban, uzun yıllara yayılan çetin bir muharebe tecrübesi, devrik rejimin askeri cephane ve altyapısına erişim kabiliyeti, füze ve İHA teknolojilerinde katedilen mesafe, örgütsel disiplin, sarp dağların ve kıyı şeridinin sunduğu coğrafi koruma ve son olarak dünyanın en kritik deniz darboğazlarından birinin hemen yamacında konuşlanmış olmak.
Ensarullah ilk başlarda Saada dağlarında merkezi hükümetle çarpışan yerel bir silahlı kalkışmaydı; zamanla Sanaa'daki siyasal düzeni yıkan belirleyici bir aktöre dönüştü. Ardından Suudi Arabistan ve müttefikleriyle bölgesel bir savaşa tutuştu ve son merhalede askeri gücünün mühim bir kısmını uluslararası deniz sahasına taşımayı başardı.
Ensarullah'ın geçirdiği bu yapısal metamorfozu kesintisiz bir zincir olarak okumak gerekir: Saada savaşları, sahada pişirilen askeri tecrübe, 2011 sonrasında merkezi devlet aygıtının çökmesi, Salih ile kurulan ittifak, Sanaa'nın ele geçirilmesi, geçiş idaresinin dağılması, Suudi Arabistan'ın savaşa dahil oluşu, yıllara yayılan uzun çatışma dönemi, füze ve İHA yetkinliğinin sıçrama yapması ve nihayetinde Kızıldeniz denklemine ağırlığını koyması.
Bu seyir içinde, aslında Ensarullah'ın gücünü kırmak gayesiyle başlatılan savaş, örgütün askeri birikimini artıran ve kapasitesini tahkim eden uzun soluklu bir deneyim havuzuna dönüştü.
Fakat tüm bu unsurların ötesinde, Yemen'in sahip olduğu stratejik coğrafya bu askeri birikime doğrudan küresel bir hüviyet kazandırdı. Babülmendep'in hemen kıyısında mevzilenmek, Yemen'in kendi iç hesaplaşmasının sarsıntılarını deniz ticaretine, sigorta piyasalarına, tedarik zincirlerine, enerji hatlarına ve küresel ticaretin maliyet hanesine taşımayı mümkün kıldı.
İşte bu sebeple bugünün Ensarullah'ını sadece yerel bir silahlı örgütün dar parametreleriyle değerlendirmek mümkün değildir. Sahip olduğu ağırlık; askeri vurucu güç, siyasal örgütlenme, muharebe tecrübesi, jeopolitik konum ve dünya ticaretinin can damarlarında doğrudan risk üretebilme kabiliyetinin birleşiminden besleniyor. Öte yandan dış desteklerin net boyutu ile İran'ın askeri eğitim ve teknoloji transferindeki payının ayrıntıları, çatışmanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ötesinde, bağımsız belgelerle incelenmeye muhtaç bir alan olmaya devam ediyor.
Çeviri: YDH