Gözlüğünde kendi yansımamızı gördük Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
LÜBNAN DOSYASI
26 Eylul 2026 · 20:08

Gözlüğünde kendi yansımamızı gördük

❝Güney banliyölerinde geçirdikleri o günlerde ve gecelerde Seyyid, halka yalnızca iki seçenek sundu: ‘Ya kılıç ya zillet.’❞

YDH ― El-Ahbar'dan Fuad Bazzi aşağıdaki makale, Hizbullah'ın Genel Sekreteri Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın Güney Beyrut gençliği üzerindeki kişisel ve manevi etkisini işliyor.

✱✱✱


Beyrut’un güney banliyölerinde, şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ı yakından tanıyan bir gençlik var. Onu bir ekranın ardından değil, doğrudan gözlerinin içine bakarak tanıdılar. Mitinglerde onunla omuz omuza yürüdüler; o dönem kırmızı toprağıyla bilinen –ki sonradan o toprakların üzerine yüksek katlı bir konut kompleksi inşa edilecekti– er-Rayah Stadyumu'nda, onun minberinin dibinde yumruklarını havaya kaldırdılar. 2006 Temmuz Savaşı’ndan önceki o dönem, sonrasında yaşanacak hiçbir şeye benzemiyordu.

Yirmi yıl evvel Seyyid Nasrallah, banliyö sokaklarında nispeten rahatça dolaşabiliyor, el-Ka'im Camii'nin açılışını yapıyor ya da Seyyid el-Şüheda Külliyesi'ndeki mezuniyet törenlerine katılıp yüzlerce genci bizzat tebrik edebiliyordu. Bahsettiğimiz bu gençler, 1980'lerin sonu ile 90'ların başında doğmuş, şimdilerde kırklı yaşlarına merdiven dayamış bir nesil. 2000 yılındaki kurtuluşun ardından Hizbullah'ın yükselişine bizzat tanıklık ettiler; hatta içlerinden bazıları 2006 Temmuz Savaşı'nda cephedeydi.

Beyrut’un güney banliyölerinin yıkılışına, küllerinden yeniden doğuşuna ve son savaşlarda düşmanın geri dönüp bu sokakları bir kez daha harabeye çevirişine şahit oldular. Bu nesil, Seyyid Hasan Nasrallah’ı; halka seslenişleri henüz televizyon ekranlarında "son dakika haberi" olarak geçmeden çok daha önce yakından tanıyordu. Hizbullah’ın düzenlediği ve Nasrallah’ın katıldığı her etkinlikte onun kürsüsüne, nefes aldığı her yere bir adım daha yaklaşabilmek için çabalarlardı. 

Güney banliyölerinin binaları arasında yankılanan sesleriyle, yumruklarını göğe dikip “Emrindeyiz ya Nasrallah!” diye haykıranlar yine onlardı. Üniversitelerde ve liselerde kendiliğinden filizlenen eylemlere öncülük eden, kalabalıkları peşlerinden sürükleyen son kişiler de onlardı.

Onlar için Aşura, Seyyid’e olabildiğince yakınlaşabilmenin, onunla bütünleşebilmenin mevsimiydi. O günlerde, Seyyid'in tamamen gözden kaybolup yalnızca ekranlar ardında göründüğü sonraki yıllara kıyasla güvenlik çemberi çok daha seyrekti. Seyyid, Aşura merasimlerinin başından sonuna kadar orada bulunur; konuşmasını yaptıktan ya da mersiyeler okunduktan sonra hemen ayrılmaz, ağıt halkalarına katılarak anmayı sürdürürdü.

Merasim sonuna doğru kalabalık dağıldığında geriye sadece Seyyid'in yakın arkadaşları kalır ve onun etrafında küçük bir halka oluşturarak bu gençlerin o “iç çembere” sızmasına imkân tanırlardı. Öyle ki bu gençler Seyyid'e, doğrudan gözlerinin içine bakıp gözlük camlarında kendi yansımalarını görebilecek kadar yakındılar.

Zamanla bir hayale dönüşen bu yakınlık, onların hem Seyyid'e hem de onun temsil ettiği değerlere olan sarsılmaz bağlılığını daha da perçinledi. Bu derin duygu, Muharrem ayının onuncu gününde gençleri, partinin yürüyüş sırasında kurmaya çalıştığı tüm düzeni aşmaya itiyordu; sırf stadyumun kırmızı toprağına ulaşabilmek ve Seyyid Hasan ile bir kez daha göz göze gelebilmek umuduyla, çevre binalarda oturduklarını iddia edip güvenlik bariyerlerini birer birer aşıyorlardı. O anlarda Seyyid; sanki tüm kötülüğün saf iyiliği kuşatmak ve onunla yüzleşmek üzere toplandığı o mahşer gününe koca bir toplumu ruhen hazırlayarak, tıpkı Kerbela'dakine benzer bir iklim yaratıyordu.

Güney banliyölerinde geçirdikleri o günlerde ve gecelerde Seyyid, halka yalnızca iki seçenek sundu:

“Ya kılıç ya zillet.”

Açıkça söylemişti: Dileyen gecenin karanlığını bir binek gibi kullanıp çekip gidebilirdi. Ancak bu gençler onun sözlerini öylesine içselleştirmişlerdi ki, o en kritik anda kampı terk etmeyi kesin bir dille reddettiler.

İçlerinden bazıları güneydeki köylerine döndü ve ailelerine, “Artık geri dönüş yok, eğer bu köy düşerse bilin ki ben şehit olmuşumdur” diyerek vedalaştı ve o uğurda can verdiler.

Geride kalıp bekleyenler ise, Seyyid Hasan'ın ardı sıra attıkları “Emrindeyiz, ey Hüseyin!” sloganlarının göğü yırtan kuru bir gürültüden ibaret olmadığını çok iyi biliyordu; onlar için bu nida, zillet içinde yaşanacak bir hayata karşılık, onurlu bir ölümü seçmek demekti.


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 26.09.2026 22:28 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45095/gozlugunde-kendi-yansimamizi-gorduk