PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, dayatılan savaşların İran’ı askerî, siyasi ve toplumsal açıdan güçlendirdiğini savunurken, Direniş Cephesi ve Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın bölgedeki mirasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

YDH ― İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı ve İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, dayatılan savaşların İran üzerindeki etkisine ve İslam Cumhuriyeti’nin güçlenmesine dair değerlendirmelerde bulundu.
Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, Direniş Ekseni’nin mücadelesini ele alırken aynı zamanda Hizbullah’ın Şehit Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ı şehadetinin ikinci yıldönümünde andı; Lübnan direnişinin İsrail karşısındaki mücadelesine ve bölgesel siyasi tutumlara ilişkin mesajlar verdi.
Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, konuşmasına İbrahim Suresi’nin 5. ayeti ile başladı:
“Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla,
‘And olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.’”
Mehr ayının (Hicri Şemsi takviminde yılın 7. ayı Mehr /مهر) ilk günlerinin İran halkına Allah’ın günlerini ve İran-Irak Savaşı’ndaki sekiz yıllık mücadeleyi hatırlattığını belirten Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, savaş yıllarındaki toplumsal birlik ve devrimci bilincin, İran’ın geçmişte maruz kaldığı yabancı müdahalesine karşı güçlü bir kopuş yarattığını ifade etti.
Ayetullah Hamenei, Devrim öncesi dönemde İran’ın yabancı güçlerin nüfuzu altında olduğunu belirterek, petrolün millîleştirilmesi süreci ve 1953’teki darbeye ilişkin hatıraların İran toplumunda canlılığını koruduğunu söyledi.
Şah döneminde yabancı devletlerin İran yönetimine doğrudan müdahale ettiğini savunan Devrim Lideri, bu dönemin İmam Humeyni liderliğindeki Devrim ile sona erdiğini ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla yeni bir dönemin başladığını ifade etti.
Ayetullah Hamenei, Devrim’in İran’ın kaynakları ve siyaseti üzerinde yeniden nüfuz kurmak isteyen güçlerin çıkarlarına ağır darbe vurduğunu belirterek, bu güçlerin devrim sonrası İran’ı eski konumuna döndürmek için mücadele ettiğini söyledi.
Bu çerçevede İran-Irak Savaşı’nı, İslam Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında İran’a yönelik en büyük saldırılardan biri olarak nitelendirdi.
Ayetullah Hamenei, söz konusu döneme ilişkin değerlendirmesinde şöyle dedi:
“Devrim güneşinin sıcak ışınları İran topraklarını baştan başa sarmıştı. Bu ışınlar, ulusal birliği ve devrimci İslam ekolüne bağlılık şuurunu öylesine aşılamıştı ki; eski ve yeni tüm sömürgeci tahakkümlerin buzları eriyip gitmişti.”
Devrim Lideri ayrıca Devrim öncesi dönemi “son derece karanlık ve kasvetli” olarak tanımlayarak, İran halkının bu dönemde yabancı güçlerin tahakkümüne maruz kaldığını savundu.
Devrim Lideri, İran-Irak Savaşı’nın Baas yönetiminin kısa sürede kazanılacağı düşüncesiyle başlattığı bir saldırı olduğunu belirterek, savaşın İslam Cumhuriyeti açısından yıkıcı bir sonuç doğurmadığını, aksine sistemin güçlenmesine ve toplumsal yapının yeniden şekillenmesine yol açtığını söyledi.
Savaş yıllarında gelişen cihat ve direniş anlayışının daha sonraki krizlerde de İran’ın temel karakterlerinden biri hâline geldiğini ifade etti.
İran’ın savaşın başlangıcında ağır tehditlerle karşı karşıya olduğunu ve Devrim öncesinden kalan sınırlı imkânlarla mücadele ettiğini belirten Ayetullah Hamenei, sekiz yıllık savaşın İran toplumu açısından ahlaki ve insani bir miras oluşturduğunu savundu.
Bu dönemin fedakârlık, cesaret, direniş ve ahlak açısından örnek teşkil ettiğini belirten Devrim Lideri, şöyle dedi:
“İslam nizamı, bu ateş çemberinin tam kalbinden adeta küllerinden yeniden doğdu; eskisinden çok daha bayındır, çok daha güçlü, sesi çok daha gür ve ufku çok daha yüceydi.”
Seyyid Mücteba Hamenei, İran’ın savaşın ardından yalnızca askerî açıdan değil, siyasi ve toplumsal açıdan da değiştiğini belirterek, Devrim öncesindeki İran ile bugünkü İran arasında keskin bir karşıtlık bulunduğunu ifade etti.
Geçmişte ülkenin geri kalmışlık, dışa bağımlılık ve aşağılanma içinde olduğunu savunan Devrim Lideri, bugün İran’ın bağımsızlık, kalkınma ve uluslararası itibar açısından farklı bir konuma ulaştığını söyledi.
İran’ın küresel ölçekte “dünyanın dördüncü süper gücü” olarak nitelendirildiğini de aktaran Devrim Lideri, bu tür değerlendirmelerin yalnızca maddi ve dünyevi güç ölçütlerine dayandığını belirtti.
İran’ın manevi ölçüler açısından daha yüksek bir konumda bulunduğunu savunan Devrim Lideri, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:
“İlahi takdir ve manevi ölçüler; kendini Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) tertemiz soyuna bağlı kılan, halkının kahir ekseriyeti bu yüce makama gönülden bağlı olan ve hakkı haykırmaktan asla çekinmeyen bir ülkeyi, dünyanın bir numaralı, en büyük gücü olarak tayin eder.”
Seyyid Mücteba Hamenei, İran’ın geçmişte yabancı güçlerin askerî varlığı ve müdahalesiyle karşı karşıya olduğunu, bugün ise özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki askerî kapasitesi sayesinde bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini savundu.
İran’ın son dönemdeki çatışmalarda saldırgan güçlere karşı koyduğunu belirten Seyyid Mücteba Hamenei, Arap Denizi’ne ilişkin de şu ifadeleri kullandı:
“Çok yakında Arap Denizi de bu işgalcilerden tamamen arındırılacaktır.”
Devrim Lideri, İran’ın geçmişte psikolojik harekâtlar, terör atmosferi ve dış müdahaleler yoluyla baskı altına alındığını belirterek, bugün ise toplumun ülke genelindeki meydan ve caddelerde güçlü bir seferberlik iradesi ortaya koyduğunu söyledi.
İranlıların askerî seferberlik çağrılarına gösterdiği ilgiyi de değerlendiren Seyyid Mücteba Hamenei, 30 milyondan fazla İranlının canını feda etmeye hazır olduğunu ilan ettiğini ve yapılan çağrının ardından ilk 100 dakika içinde 500 binden fazla kişinin belirlenen kontenjanı doldurduğunu ifade etti.
Devrim Lideri, farklı etnik unsurlardan İranlıların bir araya gelerek ülkenin savunması için ortak bir irade ortaya koyduğunu belirterek, ülke genelinde başta silahlı teyakkuz olmak üzere kapsamlı hazırlıkların sürdüğünü söyledi.
Toplumsal birlik vurgusunu kadınların rolüne de genişleten Seyyid Mücteba Hamenei, İran toplumundaki direniş iradesinin geçmişte erkekler üzerinden tanımlanan cesaret anlayışını aştığını ifade etti.
Kadınların da mücadele ve savunma süreçlerinde önemli bir rol üstlendiğini belirten Devrim Lideri, toplumun farklı kesimleri arasındaki ayrımlara rağmen Hürmüz Boğazı’nın savunulması başta olmak üzere ortak bir tutum ortaya çıktığını savundu.
Seyyid Mücteba Hamenei, İran toplumunun bugün ortaya koyduğu birlik ve seferberlik iradesini şöyle ifade etti:
“Aralarındaki belirgin farklılıklara rağmen toplumun her kesimi, başta o mukaddes Hürmüz Boğazı'nın müdafaası olmak üzere, haklı duruşlarını korumak uğruna omuz omuza bir irade ortaya koyuyor.”
Devrim Lideri’nin konuşması şu sözlerle devam etti:
“Dün ile bugün arasındaki bu mukayese elbette daha da genişletilip detaylandırılabilir. Fakat aziz İran halkının bir hizmetkârı olarak açıkça ilan ediyorum ki: Düşmanımızın bizi geri döndürme hayalleri kurduğu o karanlık mazi artık kapanmıştır ve bir daha asla tekerrür etmeyecektir. Şunu da büyük bir acı ve kederle hatırlatmalıyım ki; bugünlerde, ülkemizin bugünkü şan ve şerefini kendilerine borçlu olduğu o yüce makam sahiplerinin, Allah’ın şehidi ulu Humeyni ve ulu Hamaney'in yoklukları derinden hissedilmektedir. Ne var ki onların yol gösterici nurlu sözleri ve eylemleriyle yoldaşlarına miras bıraktıkları o paha biçilmez hazine sayesinde, yarınlar bugünden çok daha görkemli olacaktır. Zira o dayatılan ilk savaşın ateş çemberinden süzülüp çıkan o Zümrüdüanka, bilhassa son iki savaşın yarattığı baskılarla öylesine serpildi ki, bugün artık kanatlarının gölgesi doğrudan düşman topraklarına düşmektedir.”
Ayetullah Hamenei, konuşmasının bu bölümünde Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Şehit Seyyid Hasan Nasrallah'ı şehadetinin ikinci yıldönümünde andı.
Seyyid Nasrallah'ı Direniş Ekseni’nin önde gelen isimlerinden biri olarak nitelendiren Devrim Lideri, onun Lübnan halkına ve benimsediği düşünceye bağlılığının yanı sıra siyasi ve askerî mücadelesinin bölge genelinde etkili olduğunu ifade etti.
Seyyid Nasrallah'ın Lübnan'ın adını yükselten bir lider olduğunu belirten Ayetullah Hamenei, onun tarihsel konumuna ilişkin değerlendirmesini güçlü bir ifadeyle dile getirdi:
“Peygamberler ve onların halefleri bir yana bırakılırsa, Levant’ın tüm tarihi boyunca o kadim topraklardan onun kadar yüce bir şahsiyet daha çıkmamıştır.”
Ayetullah Hamenei, Seyyid Nasrallah'ın ardından Hizbullah'ın mücadelesinin Şeyh Naim Kasım liderliğinde sürdüğünü belirterek, Seyyid Hasan’ın bıraktığı mirasın örgütün mevcut kadroları tarafından taşındığını söyledi.
Lübnan'ın içinde bulunduğu dönemi direniş açısından önemli bir süreç olarak değerlendiren Devrim Lideri, direniş liderleri ve savaşçılarının İsrail karşısındaki mücadelesinin tarihsel bir anlam taşıdığını savundu:
“Lübnan'ın yaşadığı bu günler, sadece tarihin huzurunda değil daha şimdiden, Lübnanlılar ve direnişin tüm mücahitleri için parlak ve onur verici günlerdir. Ancak Siyonist düşman karşısında umutlarını zorbaların ve art niyetlilerin yalan vaatlerine bağlayanlar için zillet dolu ve sonu utançla bitecek bir dönemdir. Direnişin Şehit Seyyid'i, Şehit Seyyid Haşim Safiyuddin’i ve bugünün direniş mücahitleri, zamanın akışı içinde parlak birer yıldız gibi ışık saçarak yolunu kaybedenlere rehber olacaklardır. Oysa umudunu düşmana bağlayanlar, bu kahramanların aksine çok yakında, daha tarih sayfaları ilk çevrildiğinde unutulup karanlığa gömülecekler; gelecekte adları ne zaman geçse yalnızca kötülük, basiretsizlik ve hatta ihanetle anılacaklardır.”
Konuşmasının sonunda dua ve temennilerde bulunan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı ve İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, İran halkı ile Direniş Cephesi'ne destek verenler için zafer, fetih ve onur dileğinde bulundu.
Devrim Lideri Ayetullah Hamenei, düşmanların ise hezimet ve zilletle karşılaşması temennisini dile getirerek konuşmasını Allah'ın lütuf ve inayetine vurgu yaparak tamamladı.