Mısır İstihbarat Şefi Kamil, 7 Ekim'den 11 gün önce İsrail'i uyardı Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
FİLİSTİN
29 Eylul 2026 · 13:18

Mısır İstihbarat Şefi Kamil, 7 Ekim'den 11 gün önce İsrail'i uyardı

The Atlantic analizine göre Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil, 7 Ekim saldırısından yalnızca 11 gün önce İsrail'e giderek Hamas'ın büyük bir saldırıya hazırlandığı uyarısını bizzat iletti, ancak Tel Aviv'in bu kritik istihbarat mesajını nasıl değerlendirdiği hâlâ belirsizliğini koruyor.

YDH ― The Atlantic dergisinde yayımlanan ve Vivian Salama imzasını taşıyan kapsamlı analize göre, İsrail rejimi 7 Ekim'den hemen önce Hamas'ın hazırlıklarına dair defalarca istihbarat almıştı.

Bu kritik uyarıların en çarpıcı olanı ise 26 Eylül 2023 tarihinde, İsrailli liderlerin Yom Kippur Savaşı'nın 50. yıl dönümünü anmak üzere Kudüs'te bir araya geldiği gün yaşandı.

O günkü törende Başbakan Benyamin Netanyahu, Suriye ve Mısır'ın geçmişteki ani baskınını, göz ardı edilen istihbarat uyarılarına ve kendi kendini kandırmaya dair çarpıcı bir örnek olarak tanımlamıştı.

Hatta Netanyahu kürsüde, “Hiçbir tehdidi hafife almıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak The Atlantic dergisinin ortaya koyduğu gerçeğe göre, Netanyahu'nun bu sözleri sarf etmek üzere sahneye çıkmasından yaklaşık iki saat önce son derece gizli bir hareketlilik yaşanıyordu.

Mısır istihbarat servisiyle bağlantılı kiralık bir Cessna jet, tören alanından yaklaşık 48 kilometre ötedeki Ben Gurion Havalimanı'na teker koymuştu.

Uçak, havalimanının hassas diplomatik ve güvenlik operasyonları için ayrılan, gözlerden uzak bir bölümüne park etti.

The Atlantic'te yer alan detaylara göre, bu uçağın yolcusu, bölgenin en etkili güvenlik yetkililerinden biri olan Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil'den başkası değildi.

“Gazze elinizde patlayacak”

Kamil, son derece hassas bir görev için işgal altındaki topraklardaydı.

İsrailli, Mısırlı, Arap, ABD'li ve Avrupalı yetkililerin 7 Ekim sonrasında Salama'ya verdikleri bilgilere göre Mısırlı şef, “Gazze'yi kontrol eden ve Müslüman Kardeşler bağlantılı bir terör örgütü olan Hamas'ın devasa bir saldırı için harekete geçtiği” bilgisini bizzat iletiyordu.

Haberde aktarılan diplomatik kaynaklar, 7 Ekim’in önüne geçebilmek için elde kalan son fırsat penceresinin o anlarda hızla kapanmakta olduğunu belirtiyor.

Bu krizin önüne geçmek isteyen Kamil, İsrail hükümetine çatışmayı engellemek adına Hamas'a bazı ekonomik tavizler vermesini önerdi.

Ziyarete dair daha sonra bilgilendirilen eski bir İsrailli yetkilinin dergiye aktardığına göre, Kamil'in İsrail tarafına verdiği mesaj son derece netti.

İsrailli yetkili o anı, “Eğer rotanızı değiştirmezseniz, Gazze elinizde patlayacak” sözleriyle aktarıyor.

Öte yandan Mısır istihbarat şefinin, iki haftadan kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan çok yönlü 7 Ekim saldırısına dair kesin bir tarih veya somut bir operasyonel detay paylaşmadığı da ifade ediliyor.

Dahası, Kamil'in o gün İsrail'de tam olarak kimlerle masaya oturduğu gizemini korumaya devam ediyor.

Görüşmenin süresine dair resmi kayıtlar ise mesainin oldukça kısa tutulduğunu belgeliyor. İsrail havalimanı yetkililerinin uçuş kayıtlarına ve bağımsız uçuş takip uygulamalarının verilerine göre, Mısır uçağı Kahire'ye dönmeden önce İsrail pistlerinde yalnızca 67 dakika bekledi.

Salama'nın analizinde vurgulanan en büyük soru işareti ise İsrail tarihinin bu en yıkıcı baskınından üç yıl sonra bile, İsrailli yetkililerin Kamil'in bu hayati uyarısını nasıl değerlendirdiklerinin hâlâ bilinemiyor olması.

Yedi farklı ülkeden yetkililerle görüşen Salama, bu düzeydeki bir ziyaretin, İsrail hükümetinin en üst kademelerinde adeta alarm zilleri çaldırmış olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu noktada Başbakan Netanyahu'nun o günkü programı da dikkat çekici bir detay olarak haberde yer buluyor. Resmi programa göre Netanyahu, Yom Kippur Savaşı anma töreninin hemen ardından gizli bir brifinge katıldı ve bundan kısa bir süre sonra da Hamas'a birtakım ekonomik tavizler verdi.

Görüşülen uluslararası yetkililer, Mısır istihbarat şefinin durumu telefonla bildirmek yerine bizzat İsrail'e gelmiş olmasının dahi durumun aciliyetini göstermeye yettiğinin altını çiziyorlar.

Konuyu değerlendiren eski bir İsrailli yetkili, The Atlantic'e yaptığı açıklamada, “Mesajı getiren kişinin bizzat kendisi, asıl mesajdı,” tespitinde bulunuyor.

Aynı eski yetkili, devletin zirvesindeki bilgi akışına dair de kesin konuşarak, İsrailli üst düzey yöneticilerin Mısır istihbarat şefiyle görüşüp de Netanyahu'nun bundan haberdar olmaması gibi bir ihtimalin söz konusu dahi olamayacağını ekliyor.

Ancak saldırıyı takip eden günlerde Netanyahu'nun ofisi, Gazze'deki duruma dair Mısır'dan doğrudan ya da dolaylı herhangi bir uyarı aldıkları yönündeki tüm iddiaları kesin bir dille yalanlamıştı.

Vivian Salama, Kamil'in bu kritik ziyaretine ilişkin hem Netanyahu'nun hem de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi'nin sözcülerine defalarca yönelttiği açıklama taleplerinin yanıtsız kaldığını belirtiyor.

Kamil'in ziyaretinden Muhammed bin Zayid'in telefonuna

Haberdeki iddiaları reddeden bir diğer isim ise Netanyahu'nun o dönemki Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi oldu.

Hanegbi, yapılan görüşmede Kamil'in böyle bir ziyaret yapmadığını ve Mısır'dan kendilerine herhangi bir uyarı gelmediğini öne sürdü. Ancak dergiye konuşan onlarca kaynağa göre, detayları daha önce gün yüzüne çıkmamış olan bu 2023 ziyareti, İsrail'in defalarca uyarıldığı gerçeğini pekiştiriyor.

O sıralar Orta Doğu'da görev yapan bir Birleşmiş Milletler temsilcisinin de kamuoyunu ağır bedelleri olabilecek sinsi bir çatışma ihtimaline karşı uyardığı ve kapalı kapılar ardında İsrail ile Hamas arasındaki gerilimi düşürmeye çabaladığı kaydediliyor.

Makalenin bu ilk bölümünde paylaşılan bir diğer kritik istihbarat girişimi ise Körfez'den geliyor. ABD'li ve Arap yetkililerin aktardığı bilgilere göre, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, Mısır ve Filistin kaynaklarından gelen istihbarat raporlarını bizzat inceledi. Zayid'in, yaklaşan büyük saldırı ihtimaline karşı Netanyahu'yu telefonla arayarak uyardığı da The Atlantic'in ulaştığı çarpıcı detaylar arasında yer alıyor.

Salama'nın aktardığına göre, bu ayın başlarında İsrail'in köklü gazetelerinden Haaretz, iki lider arasındaki bu teması haberleştirmişti. Amerikalı gazeteci, söz konusu temasın gerçekleştiğini pek çok farklı yetkiliden teyit ettiğini vurguluyor. A

ncak habere göre Başbakan Netanyahu bu iddiayı kesin bir dille yalanlamakla kalmadı, Haaretz'i dava açmakla da tehdit etti. Konunun diğer muhatabı olan Birleşik Arap Emirlikleri ise derginin açıklama taleplerini yanıtsız bıraktı.

Haberde görüşlerine başvurulan İsrailli, Arap ve ABD'li yetkililerin 2023 yılına dair ortak bir gözlemi bulunuyor.

The Atlantic'e göre tüm bu isimler, Netanyahu'nun “İsrail'in Hamas karşısında mutlak bir üstünlüğü bulunduğu” yönündeki köklü inancının doğurduğu büyük bir kibre tanıklık etmişti. İsrail hükümetiyle temaslarda bulunmuş eski üst düzey bir ABD'li yetkili, makalede bu durumu çarpıcı ifadelerle özetliyor.

Amerikalı yetkili, “Sebep her ne olursa olsun, önceliklerinin Batı Şeria olduğu gün gibi ortadaydı. Durumu kontrol altında tuttuklarından öylesine emindiler ki, tavırları adeta küstahlığa varıyordu” diyerek Tel Aviv'deki atmosferi gözler önüne seriyor.

7 Ekim'in siyasi ve hukuki faturası

Mısır İstihbarat Şefi Kamil'in o uyarı ziyaretinden sadece 11 gün sonra beklenen felaket gerçekleşti.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim'deki işgal karşısında sergilediği akıl almaz hazırlıksızlık, İsrail iç siyasetinin de en sıcak başlığı konumunda. Dergideki analize göre bu istihbarat zafiyeti, önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerinin en kritik gündem maddesi olacak ve İsrail tarihinin en uzun süre görevde kalan başbakanı siyasi kariyerinin en çetin sınavını verecek.

Siyasi faturanın yanı sıra ülkede hukuki bir hesaplaşma arayışı da sürüyor. Aralarında Netanyahu'nun en büyük siyasi rakibi olan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un da bulunduğu pek çok İsraillinin, 7 Ekim'e zemin hazırlayan askeri ve istihbari zafiyetlerin aydınlatılması için bağımsız bir devlet soruşturması açılmasını talep ettiği haberde hatırlatılıyor.

Ancak Salama'nın aktarımına göre Netanyahu, tıpkı Yom Kippur Savaşı ve geçmişteki diğer güvenlik krizlerinin ardından yapıldığı gibi kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması fikrine ısrarla kapıları kapatıyor.

Bağımsız bir soruşturma yerine Başbakan'ın attığı adım ise ülkede büyük tartışmalara yol açmış durumda. Makaleye göre Netanyahu, muhalefet temsilcilerinin de yer alacağını iddia ettiği, ancak üyeleri tamamen siyasi saiklerle atanmış alternatif bir soruşturma komisyonu kurmaya yeltendi. Muhalefet liderleri ise böylesi bir kurgunun doğrudan Netanyahu hükümetini aklayacağı endişesiyle bu teklife sıcak bakmadı.

Kamuoyunda resmi bir soruşturma beklentisi sürerken, yazarın görüştüğü onlarca mevcut ve eski İsrailli, Mısırlı, Arap, Avrupalı ve ABD'li yetkili, o sonbaharda işlerin nasıl böylesine ters gittiğinin tablosunu çizmeye devam ediyor.

Bu tablonun en önemli parçalarından biri de Kahire-Tel Aviv hattındaki ilişkiler. Haberde, Mısır ve İsrail'in 1978'de imzaladığı Camp David Sözleşmesi'nden bu yana iki ülke arasındaki diplomatik bağların en iyimser tabirle "soğuk bir barış" olarak tanımlanabileceği belirtiliyor.

Yine de her iki devletin, ortak sınırlarında yer alan Gazze'deki Hamas ve diğer militan grupların yarattığı tehdidi bertaraf etme konusunda ortak bir amaca hizmet ettiği vurgulanıyor. Özellikle Abdülfettah es-Sisi'nin 2014'te cumhurbaşkanlığına gelmesinin ardından, diplomatik temaslar zaman zaman zayıflasa da iki ülke arasındaki istihbarat paylaşımının giderek derinleştiğine dikkat çekiliyor.

Peki 7 Ekim öncesindeki o kritik haftalarda masadaki istihbarat ne diyordu?

The Atlantic'in analizine göre, Mısır'dan gelenler de dâhil olmak üzere raporların büyük bir kısmı, aslında Hamas ve Gazze'deki diğer silahlı grupların roket atışları gibi alışılagelmiş saldırı yöntemlerine geri döneceğine işaret ediyordu.

“Bir şeyler olmak üzere”

Eş zamanlı olarak şiddet sarmalının Batı Şeria'ya sıçrayabileceği yönünde de güçlü uyarılar mevcuttu. Ancak makale, asıl kırılma noktasının Gazze'nin içinden gelen bilgiler olduğunu ortaya koyuyor.

Haberin aktardığına göre, doğrudan Gazze'nin içindeki istihbarat kaynakları Mısır'a çok daha vahim bir tablo sunuyordu. Bu kritik durum, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'e eşi benzeri görülmemiş bir eylem planlandığı yönünde uyarılarda bulunmasını beraberinde getirdi. Bölümün sonunda, Mısırlı bir yetkilinin Eylül 2023'teki o esrarengiz ziyarete dair dergiye yaptığı çarpıcı bir tespit yer alıyor.

Yetkili, İstihbarat Şefi Kamil'in İsrail'e sadece bir saatliğine dahi olsa gitmesinin asıl anlamını, "Sisi'nin duruma bizzat el koyup 'Oraya gitmeli ve bunu onlara kendin söylemelisin' dediği anlamına geliyordu" sözleriyle açıklıyor. Ne var ki analizde vurgulandığı üzere, o günlerde İsrail hükümetinin dikkati bambaşka yerlerdeydi ve ülke halihazırda son on yılların en derin iç krizinin pençesinde kıvranıyordu.

The Atlantic'te yer alan analize göre, İsrail hükümetinin yaklaşan bu tehdidi fark edememesinin ardında yatan temel sebeplerden biri, ülkenin aylardır Netanyahu'nun tartışmalı yargı reformu girişimleriyle sarsılıyor olmasıydı. Yüz binlerce insanın sokaklara dökülerek protesto ettiği bu anayasal kriz, hem ordu kademelerinde hem de toplumun genelinde onarılması son derece güç, derin çatlaklar yaratmıştı. Üstelik İsrail'in dikkatini dağıtan tek faktör iç siyasetle de sınırlı değildi.

Öte yandan, işgal altındaki Batı Şeria'da tırmanan İsrail-Filistin şiddeti, 2023 yılını bölgedeki Filistinliler için son on yılların en kanlı yılına dönüştürmüştü. İsrail ordusunun ardı arkası kesilmeyen askeri baskınları, Filistinlilerin misilleme eylemleri ve yasa dışı yerleşimcilerin körüklediği saldırılar, zaten barut fıçısına dönmüş olan atmosferi iyice germişti.

Yaşanan bu gerilim sebebiyle İsrail askeri personeli ile kaynaklarının neredeyse tamamını Batı Şeria'ya yığarken, Joe Biden yönetimi yetkilileri de Batı Şeria'daki yangını söndürmeye çabalıyor, diğer uluslararası ve bölgesel müzakereciler ise tüm dikkatlerini Gazze Şeridi'ne yöneltiyordu.

İsrail ve Hamas, bölgede son olarak Mayıs 2021'de doğrudan karşı karşıya gelmişti. On bir gün süren o çatışma, başta Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil'in yürüttüğü çabalar olmak üzere çeşitli arabuluculuk girişimleriyle sağlanan bir ateşkesle noktalanmıştı. Dışarıdan bakıldığında Hamas'ın bu kırılgan ateşkesi bozmaya pek niyeti yok gibi duruyordu. Ancak sahadaki uluslararası gözlemciler, Gazze'nin iç dinamiklerinin değişmeye başladığına dair bazı tehlikeli sinyaller almaya başlamıştı.

Salama'ya konuşan ve bölgede görev yapan uluslararası bir müzakereci, daha 2023 yazından çok önce sahadaki kaynaklarının “Bir şeyler olmak üzere” yönünde bildirimler yaptığını, ancak ayrıntıların oldukça flu, gelen sinyallerin ise kafa karıştırıcı olduğunu aktarıyor.

Ağustos ayına gelindiğinde ise Gazze'deki ekonomik ve sosyal gerilim gözle görülür biçimde tırmanışa geçti. Bu gerginliğin başlıca sebeplerinden biri, Katar'ın 2021 yılından bu yana Gazze'ye sağladığı Mısır menşeli yakıt tedarikini askıya almasıydı.

Hamas, dışarıdan gelen bu yakıtı iç piyasada satıyor ve elde ettiği nakit gelirle kamu sektörü çalışanlarının maaşlarını ödüyordu. Söz konusu mekanizma, örgütün Gazze Şeridi'ndeki sivil idaresini ve hakimiyetini ayakta tutan en kilit unsurlardan biriydi.

Katar'ın geciken yardımlarını ve cezaevlerindeki Filistinli mahkûmların durumunu gerekçe gösteren Hamas, Erez Sınır Kapısı'nda kitlesel protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısında bulundu. Bu kapı, İsrail ile Gazze arasındaki yegâne yaya geçiş noktası olması sebebiyle, özellikle İsrail tarafına geçerek çalışan Gazzeliler için hayati bir ekonomik öneme sahipti.

İsrail yönetimi ise eylül ortasında bu sınır protestolarına sert bir misillemeyle karşılık vererek Erez Sınır Kapısı'nı tamamen kapattı. Yaklaşık 18 bin Gazzeli işçinin İsrail'de çalışma iznine sahip olduğu biliniyordu. İşçilerin işlerine gitmelerinin engellenmesi üzerine, dergiye konuşan bir müzakerecinin ifadesiyle “gerginlik çok daha hızlı bir ivmeyle tırmanmaya” başladı.

Arapça yayın yapan saygın basın organlarından Rey el-Yum gazetesinin Filistinli kaynaklara dayandırdığı bir haberde ise Hamas'ın, Erez kapısının kapatılması nedeniyle Gazze'de büyük bir isyan patlak vereceğini 26 Eylül'de Mısır hükümetine ilettiği yazılmıştı.

Tesadüf eseri tam da aynı gün, Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil'i taşıyan jet uçağı Ben Gurion Havalimanı'na iniş yapıyordu.

Hamas'ın asıl niyeti nasıl gözden kaçtı?

Krizin patlak vermesi üzerine Mısır, Katar ve Birleşmiş Milletler'den gelen arabulucular sükûneti yeniden tesis etmek amacıyla yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Hamas yetkilileri bu müzakerelere, uluslararası bir gözlemcinin "kabarık bir alışveriş listesi" olarak tanımladığı geniş taleplerle karşılık verdi. Bu listede İsrail'deki çalışma izinlerinin sayısının artırılması ve memur maaşlarının ödenmesini sağlayan Katar destekli yakıt anlaşmasının derhal yeniden devreye sokulması gibi şartlar yer alıyordu.

Eylül ayının son günlerinde bu temasların bir sonuca bağlanmasının ardından Hamas yönetimi, sınır tellerindeki kalabalıkları geri çekmeyi ve sahada gerilimi düşürmeyi kabul etti.

Buna karşılık İsrail tarafı da Erez Sınır Kapısı'nı yeniden açmayı, Gazze'ye yönelik tıbbi malzeme tedarik hattını tekrar kurmayı onayladı ve çalışma izinlerinin sayısını artırma konusunu değerlendireceğini taahhüt etti. Ancak sağlanan bu uzlaşıya rağmen sahadaki durum pamuk ipliğine bağlı kalmaya devam etti.

Büyük saldırıdan sadece 10 gün önce, 27 Eylül tarihinde Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland Gazze'deki temaslarını tamamlayıp ayrılırken ciddi bir uyarı yayımladı.

Wennesland, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, "Şeridin içindeki durum gerçekten vahim; herkes için ağır sonuçlar doğuracak yeni bir çatışmadan kaçınmalıyız" ifadelerini kullandı. Bu uyarının ertesi günü, taraflar arasında varılan yeni mutabakatın sahada işe yaramaya başladığı düşünüldü.

Erez Sınır Kapısı'nı ziyaret eden Avrupalı diplomatlar, Gazzeli işçilerin çalışmak üzere yeniden İsrail tarafına geçişine bizzat tanık oldular.

Ne var ki aynı müzakereciler daha sonra Vivian Salama'ya yaptıkları itiraflarda, Hamas'ın bu diplomasi trafiğini aslında asıl büyük saldırı planlarına son şeklini verirken vakit kazanmak amacıyla oyalayıcı bir taktik olarak kullandığının anlaşıldığını belirttiler.

İsrail ordusunun 7 Ekim sonrasında Gazze'de ele geçirdiği gizli askeri belgeler de Hamas'ın 2021'deki çatışmayı büyük bir stratejik zafer olarak hanesine yazdığını ve hemen ardından akıl almaz büyüklükte bir baskın harekâtı planlamaya koyulduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

The Atlantic dergisindeki makalenin ilerleyen bölümlerinde, bizzat Hamas'ın o dönemki Gazze lideri Yahya Sinvar tarafından kaleme alınan çarpıcı bir belge gündeme getiriliyor. Salama'nın aktardığına göre, Ağustos 2022 tarihli ve Sinvar'ın kendi el yazısını taşıyan bu kapsamlı muhtıra, örgütün bir sonraki yıl devreye sokacağı operasyonel planın büyük bir bölümünü aslında gözler önüne seriyordu.

Uluslararası arabulucular gerilimi düşürebileceği inancıyla çalışma izinleri ve yakıt teslimatı gibi konulara odaklanırken, Hamas'ın kapalı kapılar ardında o büyük saldırı için hummalı hazırlıklarını aralıksız sürdürdüğü anlaşılıyor.

Haberde görüşlerine yer verilen ABD'li ve İsrailli askeri analistler, tam da bu noktada İsrail'in Hamas'ın asıl niyetini tamamen yanlış okuduğunu ve örgütün yeni bir askeri çatışmaya girme arzusu taşımadığı gibi hatalı bir sonuca vardığını anlatıyor.

Bölgeden yükselen alarm Washington'da neden duyulmadı?

İsrail'in bu stratejik körlüğüne karşın bölgeden gelen uyarılar kesilmiyordu. Makalede, Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil'in İsrail'e yaptığı ziyaretlerin aslında son derece nadir olduğu hatırlatılıyor.

Bilinen son temaslarının, o yıl yaşanan İsrail-Hamas savaşının hemen ardından, 2021'in Mayıs ve Ağustos aylarında gerçekleştiği belirtiliyor. Konuya doğrudan vakıf olan ABD'li, Mısırlı ve İsrailli yetkililerin Vivian Salama'ya aktardığına göre, Kamil'in Eylül 2023'teki bu nadir ziyaretinden sonra dahi Mısır tarafı, saldırıdan sadece iki gün öncesine kadar alarm zillerini çalmaya devam etti.

Ancak haberde, ABD'li ve İsrailli yetkililerin bir şerhine de yer veriliyor; Kamil'in ilettiği mesajın, ardından kopacak o eşi benzeri görülmemiş fırtınayı önceden haber veren açık bir ikaz olarak algılanıp algılanmadığının belirsizliğini koruduğu ifade ediliyor.

Dergiye yansıyan bilgilere göre, İsrail'in 2023 yılı boyunca aldığı bu istihbarat uyarılarının pek çoğunda kesin bir tarih, spesifik bir hedef ya da saldırı yöntemi yer almıyordu. Ne var ki bu uyarılar oldukça sık ve ısrarlı bir şekilde Tel Aviv'e iletiliyordu. Tam da o kritik sıralarda Başbakan Netanyahu'nun telefonu bir kez daha çaldı. Arayan isim, ülkesinin İsrail ile ilişkilerini henüz üç yıl önce normalleştirdiği Birleşik Arap Emirlikleri Lideri Muhammed bin Zayid'di.

Gelen bilgilere göre Bin Zayid bu görüşmede, Hamas Lideri Sinvar'ın devasa bir saldırı planladığına dair kendi ülkesinin istihbari değerlendirmelerini Netanyahu'ya doğrudan aktarmaya çalıştı. Tıpkı Mısırlı mevkidaşı Kamil gibi Bin Zayid de Netanyahu'ya, gerilimi düşürmek için Gazze'ye bazı ekonomik tavizler vermesi çağrısında bulundu.

Ancak bu kritik telefon görüşmesinin detaylarına hâkim olan iki Arap yetkilinin Salama'ya aktardığına göre, Başbakan Netanyahu tüm bu üst düzey uyarılar karşısında son derece kayıtsız bir tutum sergiledi. Bölgedeki bu hareketlilik sürerken Amerika Birleşik Devletleri cephesinde de bazı raporlar hazırlanıyordu. Makaleye göre CIA, kısmen yabancı istihbarat servislerinin sağladığı bilgilere dayanarak 28 Eylül tarihinde Gazze'de Hamas kaynaklı olası bir tırmanışa dair kurum içi bir rapor hazırladı.

Fakat ABD'li yetkililer, hazırlanan bu raporda yalnızca Hamas'ın birkaç gün içinde İsrail'e roket atma ihtimali üzerinde durulduğunu belirtiyorlar. Ardından 5 Ekim tarihli ikinci bir CIA raporu daha hazırlandı; ancak bu metin doğrudan ilk raporu temel alıyordu ve yeni istihbarat verileri sunmaktan ziyade analitik bir değerlendirme niteliği taşıyordu.

Sonuç olarak The Atlantic'teki analize göre her iki CIA raporunda da, Hamas'ın sadece iki gün sonra sahneye koyacağı türden çok yönlü ve koordineli bir saldırının provasını yaptığına dair en ufak bir bulgu yer almıyordu.

Washington'da bu raporlar okunurken, ABD'li, Mısırlı ve İsrailli yetkililerin ifadelerine göre 5 Ekim'de Mısır'dan İsrail'e çok kritik bir mesaj daha iletildi. Bu mesajda, sahadaki durumun artık sürdürülemez bir noktaya geldiği yönündeki endişeler bir kez daha vurgulandı. Yetkililer, iletilen bu son mesajda da kesin bir tarih veya yöntem belirtilmediğini, ancak kapıdaki olası bir saldırıya karşı büyük bir aciliyet duygusunun yansıtıldığını dile getiriyorlar.

Üstelik Körfez ülkelerinden üst düzey bir yetkilinin dergiye aktardığına göre Mısır, elindeki bu acil istihbari değerlendirmeleri Suudi Arabistan'ın da aralarında bulunduğu bölgedeki pek çok ülkeyle paylaşmıştı.

Mısır ve Körfez'in yanı sıra Ürdün'ün de devrede olduğu makalenin öne çıkan detayları arasında. Arap yetkililerin aktardığına göre, Ürdün istihbarat şefi de İsrailli mevkidaşlarıyla temasa geçerek, durumun özellikle Batı Şeria'da her an patlamaya hazır bir bombaya dönüştüğünü ve konuya acilen el atılması gerektiğini bildirmişti. Yazar Vivian Salama, konuyla ilgili ulaştığı Ürdün hükümeti ve istihbarat servisi sözcülerinin ise yanıtsız kaldığını not düşüyor.

Peki tüm bu bölgesel alarm durumu neden Washington'da yeterince yankı bulmadı?

Biden yönetimi yetkilileri, 7 Ekim'den önce ne Mısır'ın ne de Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu tür uyarıları kendileriyle paylaştığını belirtiyorlar. Haberde görüşlerine yer verilen ABD'li, Mısırlı, Arap ve İsrailli yetkililer ise bu bilgi kopukluğunun nedenlerine dair birbirinden farklı gerekçeler sunuyorlar.

Makaleye göre bu yetkililerden birkaçı, ortadaki uyarıların ABD ile istihbarat paylaşımını gerektirecek kadar net ve somut olmadığını savunuyor. Buna karşın, aralarında bölge ülkelerinden isimlerin de bulunduğu diğer yetkililer faturayı doğrudan Tel Aviv'e kesiyor. Bu isimler, bölgeden elde edilen bulguları ve uyarıları Washington ile paylaşma sorumluluğunun tamamen Netanyahu hükümetine ait olduğunu öne sürerek, iletişimsizliğin merkezinde İsrail yönetiminin durduğuna işaret ediyorlar.

Washington'daki yetkililer ise istihbarat paylaşımı sorumluluğunun tamamen İsrail'de olduğu yönündeki bu savunmayı kesin bir dille reddediyor. Makaleye göre ABD'li yetkililer, Kahire veya Abu Dabi'nin İsrail'e yönelik böylesine acil bir uyarısı bulunuyorsa, Washington'ın bunu doğrudan onların ağzından duyması gerektiği konusunda ısrar ediyorlar. Haberde görüşlerine başvurulan ABD'li, İsrailli ve Arap yetkililerin aktardığı çarpıcı bir diğer detay ise Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) ile ilgili.

Kaynaklar, saldırıdan ancak aylar sonra CIA Direktörü William Burns'e hem Mısır İstihbarat Şefi Kamil'in İsrail ziyareti hem de Bin Zayid'in telefon görüşmesi hakkında üstünkörü bir bilgi sunulduğunu belirtiyorlar. Üstelik bu bilgilendirmede, söz konusu hayati temasların içeriğine dair hiçbir detay CIA ile paylaşılmadı.

Washington ve Orta Doğu eksenindeki bu tartışmalar sürerken, İsrail cephesinden gelen resmi açıklamalar ise tüm bu uyarı trafiğini yok saymaya devam ediyordu. Haberde hatırlatıldığı üzere, saldırıdan sadece iki gün sonra Netanyahu'nun ofisi, Kamil veya Mısır tarafından kendileriyle herhangi bir temas kurulduğuna dair basında çıkan haberleri kesin bir dille yalanlamıştı.

Başbakanlık ofisinin sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı o dönemki resmi açıklamada, "Başbakan, hükümetin kurulmasından bu yana Mısır istihbarat şefiyle ne doğrudan ne de dolaylı olarak görüşmemiştir" ifadelerine yer verilmişti. Ancak dergideki analize göre, doğrudan yüz yüze temas kurmak ile yardımcılar veya diğer yetkililer üzerinden iletilen istihbarat arasındaki bu ince ayrım, İsrail'in saldırıları öngörüp önlemek adına daha fazlasını yapıp yapamayacağı sorusunun tam merkezine yerleşecekti.

Nitekim Netanyahu ofisinin bu yalanlamalarından kısa bir süre sonra, 11 Ekim'de Amerikan siyasetinin önemli isimlerinden biri Mısır'ın uyarısını açıkça teyit etti. Dönemin ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Michael McCaul, milletvekillerine verilen gizli bir brifingin ardından Kongre'de gazetecilerin karşısına geçerek Mısır'ın İsrail'i önceden uyardığını resmen açıkladı.

Salama'nın haberinde yer verdiği o açıklamasında McCaul, "Mısır'ın, İsraillileri üç gün önceden böylesi bir olayın yaşanabileceği konusunda uyardığını biliyoruz" diyerek Tel Aviv'in iddialarını boşa düşürüyordu. McCaul sözlerini, "Gizli bilgilere çok fazla girmek istemiyorum ancak ortada yapılmış bir uyarı var. Sanırım asıl soru, bu uyarının hangi düzeyde yapıldığıydı" şeklinde sürdürerek topu yeniden İsrail yönetimine attı.

Netanyahu suçu güvenlik bürokrasisine yüklüyor

İlerleyen aylarda tablo daha da netleşti ve İsrailli yetkililer, Gazze'den gelen sinyalleri okuma konusunda çok daha kapsamlı bir istihbarat zafiyeti yaşandığını kamuoyu önünde itiraf etmeye başladılar.

The Atlantic'teki analize yansıyan en çarpıcı itiraflardan biri, İsrail'in Kanal 12 televizyonu tarafından ele geçirilen askeri ses kayıtlarında gizliydi. Bu kayıtlarda, dönemin İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin, askeri teşkilatın adeta “uykuya daldığını” söylediği açıkça duyuluyordu. Sızdırılan bir başka kayıtta ise Halevi, yerel meclis başkanlarına yaptığı bir konuşmada, saldırılardan önce Gazze'yi "endişe edilecek en son cephe" olarak gördüğünü bizzat itiraf ediyordu.

Haberin sonuç bölümünde, Mısır İstihbarat Şefi Kamil ve diğer bölgesel yetkililerden gelen uyarıların o dönemde dikkate alınması halinde olayların nasıl şekilleneceğini bugün kesin olarak bilmenin imkânsız olduğu vurgulanıyor.

Ancak analiz, İsrail'in böyle bir durumda çok daha hazırlıklı olacağını tahmin etmenin hiç de güç olmadığının altını çiziyor. Gelgelelim sahadaki gerçek değişmedi ve Hamas, İsrail güvenlik güçlerini tam anlamıyla gafil avlamayı başardı. Sürecin siyasi faturasıyla yüzleşen Başbakan Netanyahu ise suçu güvenlik bürokrasisine yıkma eğiliminde.

Makale, Netanyahu'nun geçtiğimiz ay yayınlanan bir seçim kampanyası videosundaki savunmasıyla son buluyor. İsrailli güvenlik yetkililerinin 7 Ekim sabahı kendisini anında uyandırmadığından dert yanan Netanyahu, herhangi bir spesifik detay vermekten kaçınarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Ekim ayına giden süreçte, bir saldırının kapıda olduğuna dair çok fazla uyarı işareti, çok fazla emare vardı. Eğer o sabah beni uyandırsalardı, her şey çok daha farklı olurdu. 7 Ekim'in asıl hikayesi budur; işte tüm hikaye bu.”

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 29.09.2026 14:35 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45210/misir-istihbarat-sefi-kamil-7-ekim-den-11-gun-once-israil-i-uyardi