Abu Dabi’de Suudi-İsrail görüşmesi: Bin Zayid, Bin Selman’ı yeniden çıkmaza mı sürüklüyor? Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
ANALİZLER
30 Eylul 2026 · 13:47

Abu Dabi’de Suudi-İsrail görüşmesi: Bin Zayid, Bin Selman’ı yeniden çıkmaza mı sürüklüyor?

❝ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü [...] mücadele ile Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı, Körfez yönetimlerini iki zorlu seçenekle baş başa bırakıyor.❞

YDH ― El-Ahbar gazetesinden Hüseyin İbrahim, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaretini tek başına bir diplomatik temas olarak ele almıyor; asıl olarak “Bu ziyaret neden şimdi gerçekleşti, kim neden buna ihtiyaç duyuyor ve bu ziyaret bölgedeki hangi daha büyük değişimin parçası?” sorularına cevap arıyor.

✱✱✱


Düşman Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun iki gün önce Abu Dabi’ye gerçekleştirdiği ziyaret aslında tek başına şaşırtıcı sayılmazdı; asıl dikkat çeken, bu ziyaretin zamanlaması ve barındırdığı mesajlardı.

Her ne kadar bir İsrail başbakanının Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yaptığı ilk ziyaret olmasa da –ki yıllar önce Naftali Bennett da benzer bir temas kurmuştu– Netanyahu için bu bir ilkti.

Gazze Şeridi'ndeki imha savaşı tüm şiddetiyle sürerken Likud liderini ağırlamaktan aslında pek de hoşnut olmayan BAE Cumhurbaşkanı Muhammed bin Zayid'in bu hamlesi boşuna değildi.

Görünüşe göre Zayid, Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen'de yürütülen savaş yüzünden o bölgeden dışlandığı günden beri kaybettiği nüfuzu, bu hamleyle yeniden kazanmanın peşinde.

Körfez üzerindeki hakimiyetinin ancak Riyad'ın kapısından geçerek sağlanabileceğini bilen Abu Dabi, zor günler geçiren Suudi Arabistan'a Yemen sahnesinde bir iyilik yapmayı seçti.

Zira Riyad yönetimi fena halde bocalıyor; başkenti, Kızıldeniz kıyısındaki ve güneydeki stratejik petrol tesisleri neredeyse her gün bombardımana tutuluyordu.

Bu bombardımanlar, aslında Suudi Arabistan'ın uyguladığı ablukaya ve son haftalarda Ensarullah kontrolündeki Yemen vilayetlerine yönelik yoğunlaştırdığı hava saldırılarına verilmiş sert bir yanıttı.

BAE Cumhurbaşkanı, Netanyahu'yu yalnızca baş başa yapılan ikili bir görüşmede değil; Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Fas ve Libya temsilcilerinin de hazır bulunduğu geniş çaplı bir Körfez-Arap zirvesinde ağırladı.

İsrail basınına yansıyan haberlere göre bu zirve, Riyad'ın Yemen'deki savaş için İsrail'den acil yardım talep etmesinin hemen ardından gerçekleşti.

Yine aynı haberlere göre zirvedeki ülke temsilcileri, Netanyahu'dan önemli bir güvence de kopardı: İsrail, tıpkı İran'la yaşanan gerilim döneminde BAE'ye yaptığı gibi, Suudi Krallığı'na da hava savunma sistemleri desteği sunmaya hazırdı.

Ancak tam bu noktada akıllara haklı bir soru takılıyor: Halihazırda benzer sistemlere sahip olan; Fransa ve Yunanistan'ın kurduğu bataryaların yanı sıra Amerikan, İtalyan ve daha pek çok farklı ülkenin savunma desteğiyle bir kalkanın ardına sığınan Suudi Krallığı'na, fazladan birkaç İsrail hava savunma sistemi ne katabilir?

İşin aslı, meselenin askeri boyutundan çok siyasi bir kumara dayanması. Üstelik bu, BAE'nin başlattığı ve Suudi Arabistan'ı da içine çekmek istediği devasa bir kumar.

ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü –ve Körfez ülkelerinin de Washington'a lojistik destek verdiği– mücadele ile Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı, Körfez yönetimlerini iki zorlu seçenekle baş başa bırakıyor. Birinci seçenek, bu sorunu kökten çözmek için Tahran ve Sana ile masaya oturup anlaşmak.

Ne var ki Körfez'in güvenlik mimarisi bütünüyle Washington'a göbekten bağlı olduğu için böyle bir adım atmaları pek de mümkün değil. İkinci seçenek ise doğrudan Tel Aviv ile güvenlik odaklı siyasi bir ittifaka girmek.

Üstelik bu ittifak, Körfez rejimlerinin ayakta kalmasını garanti altına alacak; ki BAE ile Suudi Arabistan'ın da yıllardır hayalini kurduğu şey tam olarak bu.

Suudi Arabistan'ın Netanyahu ile gerçekleştirdiği bu duyurulmamış sır görüşme, şimdilik İsrail'e hem askeri hem siyasi anlamda tam bir güvenlik bağımlılığına doğru kayış şeklinde yorumlanamayabilir.

Ancak Riyad'ın böyle bir seçeneğin zeminini inceden inceye yokladığını kesin bir dille ortaya koyuyor. Günün sonunda Riyad için asıl mühim olan, krallığı yalnızca havadan gelen füzelerden korumak değil; özellikle Yemen'deki gelişmelerin aleyhlerine seyretmesiyle birlikte, rejimi günden güne eriyen nüfuz kaybı tehlikesinden kurtarmak.

Çünkü rejim bu zayıf görüntüsünü sürdürür ve Yemen bataklığından başı dik bir şekilde çıkmayı başaramazsa, halihazırda zaten sorgulanan meşruiyetinin ciddi bir kısmını daha yitirecek.

Eğer Suudi yönetiminin Yemen konusunda İsrail'den gerçekten medet umduğu doğruysa, Riyad'ın bu eşiğe hiç de kolay gelmediğini bilmek gerek.

Krallık, çözüm için önce rotayı Amerika Birleşik Devletleri'ne çevirdi; ardından “Mekke İttifakı” çatısı altında bir araya geldiği Türkiye ve Pakistan'ın kapısını çaldı, ancak bu arayışların hiçbirinden istediği sonucu alamadı.

Dahası, bir yandan İran ile diyaloğu sıcak tutarken diğer yandan, şartlar elverdiği takdirde Yemen'deki savaşı bitirmeyi bu krizden çıkışın en makul yolu olarak görüp aracılar vasıtasıyla nabız bile yokladı.

Peki ama Netanyahu, Gazze savaşı sürerken Ensarullah'ın Kızıldeniz'deki Eilat limanını ablukaya alması ve İsrail'in dört bir yanını füzelerle vurması karşısında bile elinden hiçbir şey gelmemişken, şimdi Suudi Arabistan için ne yapabilir?

Her halükarda Abu Dabi'de olup bitenler, Suudi Arabistan'ın yeniden Muhammed bin Zayid'in politikalarına dümen kırdığına işaret ediyor; tıpkı Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 2000'li yılların ortalarında bu vizyonu benimsemeye başladığı günlerdeki gibi.

İşin trajikomik yanı ise, henüz doğrulanmamış olsa da, Netanyahu'nun Riyad ile Abu Dabi arasında bir arabuluculuğa soyunduğu iddialarının gündeme düşmesi.

Üstelik bu söylentiler, tam da BAE Başkan Yardımcısı Mansur bin Zayid'in Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaretle aynı günlere denk geldi.

BAE'nin bu ziyareti gizli kapaklı yürütmeyip bilakis resmi haber ajansı üzerinden kamuoyuna duyurması başlı başına mühim bir detay.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken çok daha muhtemel bir senaryo daha var: Abu Dabi'nin, 27 Ekim'de yapılacak İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya açıkça destek atma girişimi.

Küresel sahnede iyice yalnızlaşan Netanyahu; BM Genel Kurulu'ndaki konuşması için New York'a adeta gizlice gitmek zorunda kalmış, salonu birçok delegasyon tarafından boykot edilmiş ve hatta dönemin ABD Başkanı Donald Trump aynı şehirde, aynı binada olmalarına rağmen kendisiyle görüşmekten köşe bucak kaçmıştı.

İşte dünyadan böylesine aforoz edilmiş o Netanyahu'yu, BAE Cumhurbaşkanı Abu Dabi'de güpegündüz, gövde gösterisi yaparcasına ağırlıyor. Verilmek istenen alt metin ise gayet net: “Ilımlı” Arap liderler, İsrail'in başında “ılımlı” birini görmek istemiyor.


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 30.09.2026 15:33 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45261/abu-dabi-de-suudi-israil-gorusmesi-bin-zayid-bin-selman-i-yeniden-cikmaza-mi-surukluyor