Şeyh Naim Kasım: Seyyid Hasan Nasrallah’ın mirası stratejik bir kaynak olacak Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
LÜBNAN
06 Ekim 2026 · 20:21

Şeyh Naim Kasım: Seyyid Hasan Nasrallah’ın mirası stratejik bir kaynak olacak

izbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Seyyid Hasan Nasrallah’ın mirasını korumak amacıyla kurulan vakfın açılışında yaptığı konuşmada, İsrail saldırıları sürdükçe direnişten taviz vermeyeceklerini vurgularken Seyyid Hasan Nasrallah’ın mirasının korunması, Lübnan’ın iç meseleleri ve Filistin direnişine destek konusunda mesajlar verdi.

YDH ― Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, salı günü “Seyyid Hasan Nasrallah'ın Mirasını Koruma ve Yaşatma Vakfı”nın açılış töreninde konuştu.

Şeyh Naim Kasım, direnişin sarsılmaz iradesinin, Ümmetin Şehitlerinin Efendisi Seyyid Hasan Nasrallah’ın rehberliği, Lübnan halkının sadakati ve fedakârlığı ile direnişçilerin ve ailelerinin ortaya koyduğu özveriden kaynaklandığını söyledi.

Şeyh Naim Kasım, İsrail’in saldırıları sürdükçe Hizbullah’ın direnmeye devam edeceğini vurgulayarak şu mesajı verdi:

“Bize ne yapacağımızı sormayın; bu saldırganlık sürdükçe direnmekten başka yolumuz yoktur. Çözüm istiyorsanız düşmanın geri çekilmesini bekleyin. Ancak bize gelip ‘Siz taviz verin ki düşman gitsin’ derseniz, onlara zerre kadar ödün vermeyeceğimizi bilmelisiniz. Çünkü burada saldırıya uğrayan biziz ve ortada bizzat düşmanın hiçe saydığı anlaşmalar duruyor.”

Vakfın kuruluş amacı

Şeyh Naim Kasım, vakfın kuruluş amacına ilişkin de açıklamalarda bulundu. “Bugün burada; iki güzide şehidimizin, ümmetin şehitlerinin efendisi Seyyid Hasan Nasrallah ile Seyyid el-Haşimî’nin ve tüm onurlu şehitlerimizin aziz hatıraları huzurunda toplandık” diyen Şeyh Naim Kasım, vakfın Seyyid Hasan Nasrallah’ın kültürel ve manevi mirasını koruyup yaşatacağını söyledi.

Şeyh Naim Kasım, “Amacımız, yüce şehidimiz Seyyid Hasan’ın bizlere bıraktığı kültürel ve manevi mirası koruyup yaşatacak olan bu vakfı hayata geçirmektir. An itibarıyla, ‘Ümmetin Şehitlerinin Efendisi Seyyid Hasan Nasrallah’ın Mirasını Koruma ve Yaşatma Vakfı’nın resmen kurulduğunu ilan ediyoruz” dedi.

Vakfın yapısı hakkında da bilgi veren Şeyh Naim Kasım, kuruluş kararının Hizbullah Şura Konseyi tarafından alındığını ve vakfın doğrudan Genel Sekreterlik tarafından denetleneceğini belirtti.

Şeyh Naim Kasım, vakfın “Şehitlerin Efendisi’nin emanetini korumak ve bu zengin mirası kültürel, sosyal, eğitim ve siyaset gibi her alanda işlemek” amacıyla kapsamlı bir kurumsal yapıya sahip olduğunu söyledi.

Seyyid Nasrallah’ın mirası

Şeyh Naim Kasım, Seyyid Hasan Nasrallah'ın mirasını ise şu sözlerle anlattı:

“Onun bizlere bıraktığı bu devasa miras; yalnızca Lübnan sınırları içinde değil, tüm bölgede İslami, ulusal, Arap dünyasını kucaklayan ve özgürlüğe adanmış cihat eksenli bir ömür boyunca, Yüce Allah’a duyduğu mutlak itaatin bir yansıması olarak toplumsal hayata derin bir damga vurmuştur.”

Şeyh Naim Kasım, Lübnan’daki sorunların çözümünün tek yolunun İsrail-ABD’nin Lübnan’dan çekilmesi olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Tek bir çözüm yolu vardır: Hem İsrail’in hem de bölgemizi kana bulaması için tüm imkânlarıyla onun arkasında duran Amerika’nın zillet içinde bu topraklardan çekilip gitmesi. Bizim kitabımızda çözüm ancak budur; bize başka senaryolarla gelmeyin.”

Seyyid Nasrallah’ın liderlik dönemi

Hizbullah’ın tarihsel sürecine değinen Şeyh Naim Kasım, hareketin 1982’de kurulduğunu, Seyyid Hasan Nasrallah’ın ise Seyyid Abbas el-Musavî’nin şehit edilmesinin ardından 1992’de genel sekreterlik görevini devraldığını söyledi.

Şeyh Naim Kasım, Seyyid Hasan Nasrallah’ın hareketin kuruluşundan on yıl sonra genel sekreter olduğunu belirterek, “Bu hareketin elbette sağlam bir kuruluşu, temel ilkeleri ve öncüleri vardı; Seyyid Hasan da bu kurucu kadronun tam kalbinde yer alıyordu” dedi.

Seyyid Hasan Nasrallah’ın liderlik dönemini değerlendiren Şeyh Naim Kasım, 1992’den şehit edildiği güne kadar geçen 31 yıllık süreçte onun direnişin temellerini güçlendirmek için çalıştığını söyledi:

“Fakat 1992’den şehadet şerbetini içtiği güne dek geçen o şanlı 31 yıl boyunca o; direnişin köklerini derinleştirmek, bu hakiki düşünce okulunun temellerini sarsılmaz kılmak için gece gündüz demeden çalıştı. Gelecek nesillere; Yüce Allah’a itaat yolunda özgür, başı dik, onurlu ve erdemle yoğrulmuş mutlu bir hayatın kapılarını aralayacak o kutlu vizyonu nakış nakış işledi.”

Şeyh Naim Kasım, Seyyid Hasan Nasrallah’ın geride bıraktığı mirasın kapsamına ilişkin ise şunları söyledi:

“On yıllara yayılan bu uzun süreçte; sayısız beyanat, tarihi konuşmalar, kritik toplantılar, derin diyaloglar, tutanaklara yansıyan stratejiler ve zengin bir sözlü tarihle bezenmiş devasa bir emanet duruyor karşımızda. Bize düşen; bu eşsiz mirası derlemek, titizlikle arşivlemek ve yayınlar, kitaplar, makaleler ve sosyal medya aracılığıyla hem halkımızın hem de araştırmacıların istifadesine sunmaktır. Bu miras; kurumların strateji üretebileceği, üniversitelerdeki akademisyenlerin ve farklı disiplinlerdeki araştırmacıların entelektüel, kültürel, siyasi ve pratik düzeyde feyzalacağı bir kaynak denizine dönüşmelidir.”

Vakfın misyonu

Şeyh Naim Kasım, vakfın kuruluş amacının Seyyid Hasan Nasrallah'ın mirasını gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

“Evet, omuzlarımızda derleyip toparlamamız, halkımıza, bilim insanlarına ve aydınlık yarınlarımızın teminatı olan nesillere aktarmamız gereken muazzam bir zenginlik var. Yüce Allah’ın kendisinden razı olduğu Ümmetin Şehitlerinin Efendisi Seyyid Hasan Nasrallah’ın Mirasını Koruma ve Yaşatma Vakfı, işte tam da bu kutsal gaye için kurulmuştur.”

Şeyh Naim Kasım, konuşmasının devamında direnişin temel dayanaklarını anlatacağını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu vesileyle, hem bu büyük mirası hem de Lübnan ve bölgemizdeki Hizbullah ve direniş hareketinin omurgasını oluşturan temel sütunlardan bahsetmek istiyorum

Birinci sütun: İslam'a mutlak bağlılık. Seyyid Hasan'ın ömrü boyunca üzerine titrediği en sarsılmaz ilke, İslam'ın o evrensel mesajını; yani insanı yüceltmeyi merkeze alan, bireylere her iki cihanda da sırat-ı müstakimi ve kurtuluşu müjdeleyen öz Muhammedî İslam'ı yayma idealiydi. Yüce Allah Kur'an'da, 'Şüphesiz Allah katında din İslam'dır' buyurur. İslam; sunduğu kusursuz metodoloji, insani gelişimdeki eşsiz rolü, yüce ahlaki erdemleri, onur inşa eden yapısı ve hem bu dünyada hem de ahirette vadettiği saadetle tüm nizamların üstündedir. Bize düşen görev de tüm gücümüzle bu gaye uğrunda çalışmak ve nesillerimizi bu aydınlık ve dosdoğru yolda yetiştirmektir. Seyyid Hazretleri, on yıllar boyunca İslami mefhumları, inanç ve fikirleri şuurumuza işlemek; İslami terbiye ve rehberliği hayata geçirmek ve hareketin ana politikalarını tamamen İslam davası üzerine inşa etmek için çabaladı. Bu son derece mühimdir; zira bu çaba, onun tarih boyunca bu mukaddes yolu koruyan muhafızlardan biri olduğunu bize gösteriyor. Üstelik o, bunu yaparken dinin değişmez ilkelerinden zerre taviz vermeden, bu hakikati insanlığa çağın diliyle, modern ve anlaşılır bir üslupla sunmayı başarmıştır.

İkinci sütun: Cihat bilinci ve eğitimi. Cihat bizim varoluş temelimizdir; nesillerimizi, vatanımızı, haklarımızı ve onurumuzu çiğnetmemek adına düşmanla cihat etmek boynumuzun borcudur. Sırf tahakküm kurmak ve zulmetmek için hiçbir meşru gerekçesi olmadan üzerimize çullanan Amerika ve İsrail gibi zorbalarla, dünden bugüne ve yarına uzanan tüm sömürgeci güçlerle göğüs göğüse çarpışmalıyız. Cihat esastır ve bu şuur toplumda kurumsallaşmalıdır. Seyyid Hasan'ı farklı kılan en bariz vasfı; Kerbela ve Aşura ruhunu, şehitlerin tartışılmaz efendisi İmam Hüseyin'in (a.s) önderliğini cihat mefhumuyla muazzam bir şekilde bütünleştirmiş olmasıdır. İmam Hüseyin'in (a.s) şahsında vücut bulan bu duruş, fedakârlığın ulaştığı en yüce zirvedir; imanda sebatı, hakların müdafaasında kararlılığı, insanın özgür ve onurlu kalma iradesini teminat altına alır. Yine Aşura'nın kalbinde; omuzlandığı sancağıyla İmam Hüseyin'in (a.s) devrimini tamamlayan Hazreti Zeynep (a.s) gerçeği vardır. Üzerlerine selam olsun, bu kutlu direnişin içinde ailenin, akrabaların, dostların ve müminlerin hep bir arada saf tutması; aslında İmam Hüseyin'in açtığı bu yolda yürümenin tüm bir toplumun ortak kaderi ve davası olduğunu kanıtlar. Ümmetin Şehitlerinin Efendisi, özellikle Aşura merasimleri vesilesiyle bu Hüseynî ruhu kitlelerin kalbine nakşetme konusunda eşsiz bir liderdi. Merhum İmam Humeyni'nin o meşhur 'Sahip olduğumuz her ne varsa Aşura'nın bereketiyledir' düsturu, Seyyid Hasan'ın ellerinde ete kemiğe büründü. O, cihat ruhunu ve şehadet şuurunu yalnızca Aşura günlerine hapsetmedi; bu ateşi yılın her günü diri tutarak koca bir milleti bu mayayla yoğurdu. Cihat, böylesine kuşatıcı ve hayatın her alanına nüfuz eden bir yoldur. Bizler ancak onun yıllar boyunca zihinlerimize ilmek ilmek işlediği bu ilkeleri ve ince detayları tam manasıyla idrak edersek, en çetin zorluklara göğüs gerecek o asıl gücü bizzat tecrübe edebiliriz.

Üçüncü sütun: Velayet bilinci. Velayet, dinde sonradan ortaya çıkmış bir kavram değil, inancın ta kendisi, sarsılmaz bir temelidir. Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur: 'Sizin asıl veliniz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazı dosdoğru kılıp rükû hâlinde zekâtlarını veren müminlerdir. Kim Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar muhakkak Allah'ın safında yer alanlardır.' Bu velayet çizgisi kesintisiz bir zincirdir; Yüce Allah'tan Resulullah'a, ondan Müminlerin Emiri Hz. Ali'ye (a.s) ve pak İmamlara (hepsine selam olsun) uzanır. İçinde bulunduğumuz çağda Velayet-i Fakih makamıyla devam eden bu kutlu silsile, nihayetinde sancağın İmam Mehdi'ye (Allah zuhurunu acil kılsın) teslim edilmesiyle taçlanacaktır. Velayet inancını merkeze almak, imanımızın ve Yüce Allah'a duyduğumuz samimiyetin ayrılmaz bir cüzüdür. Seyyid Hasan'ın merhum İmam Humeyni'ye ve ardından İmam Hamaney'e (Allah onu korusun) olan derin ve kopmaz bağı, 'Şüphesiz Allah katında din İslam'dır' sancağı altında omuz omuza yürüyen bu muazzam nizamın doğal bir sonucudur. Pratik saha tecrübelerimiz de defalarca kanıtlamıştır ki; bu manevi bağlılık direnişe eşsiz bir ivme, kudret ve hareket kabiliyeti kazandırmaktadır.

Dördüncü sütun: İmam Mehdi (Allah zuhurunu acil kılsın) ile olan manevi bağ. Zat-ı âlileri, İmam Mehdi ile kurduğumuz ruhsal bağı ve Mehdi sancağının gölgesinde yürüdüğümüzü daima gündemde tutmuş, bizlerin de Beklenen İmam'ın askerleri arasında olma şerefine talip olduğumuzu her fırsatta vurgulamıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: 'Biz ise istiyorduk ki, yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları yeryüzünün varisleri kılalım.' Bu ilahi müjde, İmam Mehdi'nin zuhurunu, insanlığın nihai kurtuluşunu ve yeryüzüne mutlak adaletin hâkim olacağı o kutlu önderliği işaret eden en güçlü tefsirlerden biridir. Üstadımız Seyyid Hasan, bizlere sürekli bir 'bekleyiş' (İntizar) çağında yaşadığımızı hatırlatırdı. Ancak bu bekleyiş pasif bir duruş değil; bilakis İmam Mehdi'ye olan sarsılmaz bir sadakat, yeryüzünü sarsacak o nihai zafere, tecelli edecek mutlak adalete ve Âlemlerin Rabbi'nin, Hz. Muhammed'in (s.a.a) ve pak İmamların bizlere müjdelediği o İlahi Hüccet'in gelişine duyulan tam bir teslimiyettir. Dolayısıyla bu mesele, inancımızın belkemiğidir. Seyyid Hasan'ın attığı tarihi adımları ve kitleleri bu ulvi gaye etrafında nasıl kenetlediğini iyi okumalı ve idrak etmeliyiz.

Beşinci sütun: İslam birliği. O, sadece Şii dünyasının kendi içindeki kenetlenmesine değil; Sünniler ile Şiiler arasındaki vahdete ve bu kucaklayıcı ruhun dalga dalga ulusal birliğe, hatta tüm insanlığı kapsayacak bir evrenselliğe ulaşmasına büyük önem verirdi. Kendi elleriyle inşa ettiği bu terbiye ekolü, bugün arkasında gördüğümüz o devasa küresel desteğin mimarıdır. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların onu nasıl bağırlarına bastıklarını, ona nasıl sevgiyle bağlandıklarını, onun açtığı yola ve rehberliğine nasıl iman ettiklerini görmüyor musunuz? Zira o; insanların sadece akıllarına değil kalplerine de hitap etmiş, en sahici ilkelere dokunmuştur. Sadece Müslümanlar değil, yeryüzünün tüm özgür vicdanları ona hayranlıkla baktı; çünkü o yüzünü daima mazlumlara, ezilmişlere dönmüştü ki bu, inancımızın en temel cüzüdür. Lübnan'ın iç siyasetine baktığınızda ise karşımızda hakiki bir vatansever durur. O; mezhepçiliği ayaklar altına alarak birlikte yaşam kültürünü yüceltmiş, ulusal bütünlüğü savunmuş, 'ordu, halk ve direniş' üçgeninin omuz omuza durduğu sarsılmaz bir kale inşa etmiştir. Onun hepimizin aklına kazınan o meşhur vizyonu; bilhassa bölgemizi on yıllardır kana bulayan İsrail işgaline ve saldırganlığına karşı hepimizin tek yürek, tek beden olarak kurşunla kaynatılmış bir cephe oluşturmamız gerektiğidir. Bu birleştirici felsefeyi derinlemesine incelemeli; onun bu ufkunu ispatlayan tüm sözlerini, siyasi duruşlarını ve analizlerini aydınlık birer rehber olarak kabul etmeliyiz.

Altıncı ve son sütun: Savunma ve direniş ruhu. Eğer bugün modern çağda 'direniş' mefhumunu tanımlamak istersek tek bir cümle kurarız: Bu direnişin bir numaralı lideri, Allah ondan razı olsun, Seyyid Hasan Nasrallah'tır. Neden mi? Çünkü o, bu direnişi ilmek ilmek örmüş, halkı bu dava etrafında seferber etmiş ve dünyanın dört bir yanındaki tüm direnişçiler arasında kopmaz bir bağ, sarsılmaz bir dayanışma ağı kurmuştur. O, direnişi; önce merhum İmam Humeyni'den, ardından İmam Hamaney'den ve İmam Musa Sadr'dan (Allah onu ve yoldaşlarını sağ salim döndürsün) devralınmış kutsal bir emanet ve bir varoluş projesi olarak sırtlandı. Bu kutlu hareketi, Şeyh Ragıb Harb ve Seyyid Abbas el-Musavî'nin açtığı yoldan yürüyerek inşa edip zirveye taşıdı. Tüm bu isimler; irademizi çelikleştiren, gücümüze güç katan ve bizleri sahaya hazırlayan o şanlı direniş okulunun ta kendisidir. Tam bu noktada, eşsiz askeri zekâsı ve etkinliğiyle tüm bölgenin arkasında durduğu o büyük komutan, Şehit Hac Kasım Süleymani'nin direniş tarihindeki hayati rolünü de asla unutmamalıyız. Bize düşen, bu görkemli direniş mirasını derinlemesine okumak ve onu özümsemektir.”

İç meselelerde iş birliği

Lübnan’ın iç siyasetine değinen Şeyh Naim Kasım, silah tekelinin devlette olması tartışmalarından ekonomi ve istihdama, toplumsal bir arada yaşama kültüründen banka mevduat sahiplerinin haklarına kadar çeşitli başlıklarda iş birliğine hazır olduklarını söyledi.

Şeyh Naim Kasım, bu konularda dış müdahaleyi kabul etmeyeceklerini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“İster silah tekelinin devletin elinde olması tartışmaları, ister ekonomi ve istihdam, ister toplumsal bir arada yaşama kültürü, isterse de bankalardaki mevduat sahiplerinin hakları olsun... Tüm bu konularda, Amerika’nın veya başka bir dış gücün vesayetini ve dayatmalarını asla kabul etmeksizin, mevcut anayasal sınırlarımız içinde tam bir iş birliğine hazırız. Biz, sorunlarımızı yalnızca kendi anayasamız ve yasalarımız zemininde, birbirimizi anlayarak çözmekten yanayız.”

Filistin direnişine destek

Sözlerini Filistin direnişine dua ederek sürdüren Şeyh Naim Kasım, işgal altındaki Filistin, Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’te direnen Filistinlilerin zafere ulaşmasını dileyerek şöyle konuştu:

“Yüce Allah’tan, işgal altındaki Filistin’de, Gazze’de, Batı Şeria’da ve Kudüs’te direnen kardeşlerimizi zafere ulaştırmasını, Allah’ın izniyle en yüce makamlara erişmelerini, hem kendi topraklarını hem de bölgeyi özgürlüğüne kavuşturmalarını niyaz ediyorum. Zira ortaya koydukları fedakârlıklar muazzamdır. Buna karşılık İsrail, Amerika ve Batı cephesinin sergilediği zulüm ise insanlık dışı ve eşi benzeri görülmemiş bir boyuttadır.”

Şeyh Naim Kasım, yaşananlara rağmen Filistin halkının sonunda zafere ulaşacağına inandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Ancak bu onurlu halk, köklü asaleti ve eşsiz fedakârlıkları sayesinde eninde sonunda zaferi tadacaktır. Savaşın farklı rauntları, inişleri ve çıkışları olabilir; fakat nihai sözü daima bu toprakların ve hakların gerçek sahipleri, mücahitlerin ve şehitlerin kutlu izinden yürüyenler söyleyecektir.”

Şeyh Kasım, konuşmasını Irak direnişine ayırdığı şu güçlü sözlerle noktaladı:

“Bu vesileyle; Amerikan işgalcilerini topraklarından söküp atan şanlı Irak halkını, onların bilge dini mercilerini, Haşd eş-Şabi'yi, Irak'ın tüm silahlı kuvvetlerini ve bu onurlu halkın tüm bileşenlerini yürekten selamlıyorum. Onlar; akıttıkları ter, verdikleri destansı mücadele ve tükenmek bilmeyen fedakârlıklarıyla Amerikan zorbalığını o canımız, kardeş ülkemiz Irak'tan defetmeyi başardılar. Bu kahramanca direniş, Irak'ın onurunu yeniden şaha kaldırmakla kalmadı, tekfirci karanlığın temsilcisi olan IŞİD belasının yeryüzünden silinmesinde de başrolü oynadı. Şunu herkes bilmelidir ki; Irak'a göz diken ister o karanlık tekfirciler olsun, ister küresel kibrin temsilcisi sömürgeciler olsun fark etmez... Irak halkı, Yüce Allah'ın inayetiyle, adı sanı ve geldiği yön ne olursa olsun her türlü işgalciyi topraklarından söküp atacak kudrete sahiptir. Irak, kıyamete dek bağımsız, başı dik ve güçlü kalacaktır.”

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 06.10.2026 22:23 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45565/seyh-naim-kasim-seyyid-hasan-nasrallah-in-mirasi-stratejik-bir-kaynak-olacak