Neden Tufan? Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
AKSA TUFANI
07 Ekim 2026 · 12:57

Neden Tufan?

❝Görebildiğimiz kadarıyla, esir takası modeli direniş için hiçbir surette ani ya da düzensiz bir eğilim değildi; bilakis varlığının damarlarına işlemiş, köklü bir eylem tarzıydı.❞

YDH — Devlet dışı aktörler, siyasal İslam ve İslami Direniş Hareketi - Hamas tarihi üzerine yoğunlaşan; çevirmen ve siyaset felsefesi alanında uzman bir akademisyen olan Mücemma Hareket, VPol'de yer bulan makalesinde, Aksa Tufanı Operasyonu’nu tetikleyen amillerin (abluka, toprak gasbı, Mescid-i Aksa'nın durumu, apartheid politikaları) varlığını teslim etmekle birlikte, asıl ve en kritik odağın “Mahkûmlar Dosyası” — esir takası olduğunu işliyor. 7 Ekim'in bir sabah aniden verilmiş “fevri bir karar” olmadığını, aksine kırk yıllık bir stratejik aklın zirve noktası olduğunu vurgulan akademisyen Mücemma Hareket’in parçası, Aksa Tufanı'nın ardındaki sır perdesini aralayan, operasyonun siyasi büroların klimalı odalarında değil, yıllarını zindan karanlığında geçirmiş, esaretin acısını hücresinde tatmış üç askeri dehanın hafızasında nasıl şekillendiğini anlatan kusursuz bir belgesel niteliğinde. 

✱✱✱


Aksa Tufanı'nın motivasyonlarını netleştirmek, harekâta öncülük eden Hamas hareketi mensuplarının tanık ifadeleri ve siyasi geçmişleriyle titizlikle ilgilenmeyi gerektirmektedir. Bazıları taraflı, bazıları ise daha ince elenip sık dokunmuş sayısız açıklama bulunmasına rağmen, tanık ifadelerini temel alan bu metodoloji, uzmanlık alanı Filistin siyasi tarihi olan siyaset bilimciler ve tarihçiler de dâhil olmak üzere, ne yazık ki geniş ölçüde göz ardı edilmiştir.

Dolayısıyla, Tufan'ı anlamak açısından kanıtlayıcı bir değere sahip olan en titiz analizin, İngilizce dilinde Hamas üzerine yayın yapan muhtemelen en seçkin akademisyen olan Halid el-Hroub gibiler tarafından ortaya konmuş olması şaşırtıcı değildir.

Aksa Tufanı'nın ardındaki itici güce ışık tutan belgelerin tamamını incelemek, kitap hacminde bir çalışma gerektirecektir. Bunun yerine, çok daha mütevazı bir kapsama sahip olan bu makale, harekâtın temelini oluşturduğu öne sürülen mahkûmlar meselesinin kritik önemine odaklanacaktır.

Öncelikli bir husus olarak, Hamas Siyasi Bürosu'nun tam da bu konuyu ele aldığı iki bölümlük “Bizim Anlatımız: Aksa Tufanı Operasyonu” adlı bir belge yayımladığını belirtmek gerekir. Bu özet incelemenin sunabileceğinden çok daha kapsamlı bir analizi hak eden bu geniş hacimli belgenin ilk yarısı, açılış niteliğindeki “Neden Aksa Tufanı Operasyonu?” bölümünde çeşitli gerekçelerin ana hatlarını çizmektedir.

Bu gerekçeler arasında; “Gazze Şeridi'ne 17 yılı aşkın süredir uygulanan haksız hava, deniz ve kara ablukası”, giderek artan arazi gaspları ve kamulaştırmalar, geleneksel Müslüman (ve Hristiyan) kutsal mekânlarının fiili ve hukuki olarak Yahudileştirilmesi, apartheid politikaları, güvenlik eksikliği, işgal ordusunun Batı Şeria'da ve Gazze'deki çok çeşitli harekâtlarında kullandığı acımasız güç, “'İsrail'in Filistin devletinin kurulmasına yönelik her türlü olasılığı sistematik olarak ortadan kaldırmasına” rağmen Arap ülkeleri tarafından desteklenen ve engelsiz biçimde sürdürülen “'barış süreci'” ile “uluslararası toplumun başarısızlığı ve süper güçlerin bir Filistin devletinin kurulmasını engellemedeki suç ortaklığı” yer almaktadır. Ancak belgenin yöneldiği ve sürekli olarak geri döndüğü en kritik noktalardan biri mahkûmlar dosyasıdır ve bu konuda şu ifadelere yer verilmektedir:

7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu, İsrail askeri tesislerini hedef almış ve İsrail hapishanelerinde tutulan binlerce Filistinlinin bir esir takası anlaşması yoluyla serbest bırakılması için İsrail makamlarına baskı yapmak amacıyla düşman askerlerini esir almayı amaçlamıştır.

Uluslararası toplumun ihmalkârlığı meselesine gelince, Siyasi Büro bu durumu işgal güçleri tarafından esir tutulan Filistinli mahkûmlar meselesiyle de ilişkilendirmekte ve şu tespitte bulunmaktadır:

Bu ülkeler, Gazze'deki milyonlarca Filistinliye yönelik haksız ablukanın devam etmesine hiçbir ilgi göstermedikleri gibi, İsrail hapishanelerinde temel haklarından büyük ölçüde mahrum bırakıldıkları koşullarda tutulan binlerce Filistinli tutukluya da hiçbir ilgi göstermemektedirler.

İzzeddin el-Haddad ve Huzeyfe el-Kahlout'un ayrı ayrı öne sürdükleri üzere, Aksa Tufanı'nın önleyici bir askeri harekât olduğu da bir gerçektir. Şöyle ki, Tufan'ın planlaması nihai uygulama kararından çok daha öncesine dayansa da zamanlama, işgalcilerin direnişi, direniş liderlerini ve Gazze altyapısını hedef almayı planladığına dair direniş güçlerince elde edilen istihbarat neticesinde nihayetinde zorunlu hâle gelmiştir.

Bununla birlikte, harekâtın niteliği, nihai gayesi eninde sonunda bir esir takası olan savaş esirlerini ele geçirme eylemine dayandığı ölçüde, mahkûmlar dosyası Aksa Tufanı'nı anlamlandırmanın merkezindeki bağlantı noktası olmaya devam etmektedir. Tarihsel bir taktik olarak değerlendirildiğinde, Hamas'ın takas amacıyla esir alma eyleminin oldukça uzun ve dikkat çekici bir geçmişi vardır. Bu nedenle, asıl Tufan'ın planlanmasına geçmeden önce, bu geçmişin özet bir incelemesini yapmak aydınlatıcı olacaktır.

Hamas’ın takas amaçlı esir alma girişimlerinin kısa tarihi

Hareketin kuruluşundan önce gerçekleşen ve onu şekillendiren ilk olaylardan biri, FHKC-GK'nin (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık) üç İsrail askerini, aralarında el-Mücemmeu'l-İslami'nin yöneticisi olan Şeyh Ahmed Yasin'in de bulunduğu 1.150 mahkûmla takas ettiği Mayıs 1985 tarihli Cibril Anlaşması'ydı.

Filistin Müslüman Kardeşleri'nden Hamas'a uzanan askeri çevrelerde, böylelikle bu stratejinin işaretleri verilmiş oldu. Ahmed Yasin ve Salah Şehade, üyeleri Şubat 1989'da işgal askeri Avi Sasportas'ı ve Mayıs 1989'da Ilan Sa'don'u esir alacak olan "101. Hücre"yi kurması için Muhammed eş-Şeratha'yı görevlendirdiler. Bu, her ne kadar hiçbir operasyon hedeflenen esir takasına ulaşamamış olsa da, Filistinli mahkûmların serbest bırakılması için askerlerin esir alınmasını açık bir operasyonel görev hâline getiren Hamas bağlantılı ilk askeri hücreydi. "101. Hücre"nin deşifre olmasının ardından Muhammed ed-Dayf 1989'dan 1991'e kadar cezaevinde kaldı; bu iki yıl boyunca ed-Dayf ve Salah Şehade, ed-Dayf serbest bırakıldığında asker esir almaya odaklanan yeni bir hücre kurması hususunda mutabakata vardılar. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.08.34Muhammed el-Dayf (solda) ve Salah Şehade (sağda).

13 Aralık 1992'de, bir Kudüs Kassam hücresinin komutanı olan Mahmud Musa İsa, Hamas'ın kurucu lideri Yasin'in serbest bırakılmasını talep etmek amacıyla Sınır Polisi başçavuşu olan işgalci Nissim Toledano'nun esir alınmasına öncülük etti; ancak Toledano bir takas sağlanamadan ortadan kaldırıldı. Hücrenin şartları, Yasin'in "Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin bir temsilcisi önünde ile Mısır, Fransa, İsveç ve Türkiye büyükelçilerinin huzurunda", kendisini yeniden tutuklamama taahhüdü verilerek on saatlik bir süre zarfında serbest bırakılmasını öngörüyordu. 1 Temmuz 1993'te, her ikisi de Cibaliye kampından olan Muhammed Ahmed Hasan el-Hindi ve Salah Mustafa Osman, Kudüs'teki bir otobüs rehin alma operasyonunda Beytüllahim yakınlarındaki Ayda kampından Mahir Muhammed Hasan Ebu Surur'a katıldılar.

Savaşçılar, onlarca Filistinli mahkûmla birlikte Yasin'in de serbest bırakılmasını talep ettiler; ancak işgal ordusunun baskını sonucunda iki savaşçı şehit düşüp üçüncüsü yaralanınca operasyon herhangi bir takas gerçekleşmeden sona erdi. Ekim 1994'te bir Kassam hücresi, Golani Tugayı'nda görev yapan işgal askeri Nachshon Wachsman'ı esir aldı ve onu Kudüs yakınlarındaki Bir Nabala'da tuttu. Doğu Kudüslü bir Hamas mensubu olan Cihad Yağmur, başta Yasin olmak üzere "İsrail hapishanelerinde yatan Hamas üyelerinin serbest bırakılması" için müzakere etmek üzere bu esir alma eylemini önerdi ve planı Nablus'taki Kassam komutanlığına götürerek burada Kassam'ın patlayıcı mühendisi Yahya Ayyaş ile koordinasyon sağladı. O dönemde Kassam'ın Gazze komutanı olan ed-Dayf, operasyonu Gazze'deki Kassam mensubu Salah Cadallah, Ayyaş ve Yağmur ile birlikte Gazze ve Batı Şeria genelinde koordine etti ve esir alma eylemini duyuran bir kayıtta kamuoyunun karşısına ilk kez çıktı.

Ayyaş'ın planı kapsamında Yağmur, Wachsman'ın üç gardiyanı ile "müzakereleri yürütecek ve gelişmeleri izleyecek" olan ed-Dayf arasındaki iletişimi idare etti. Hücre; Yasin'in yanı sıra tutuklu Filistinli kadınların ve Hamas, Filistin İslami Cihadı, Fetih, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık ile Hizbullah'a mensup mahkûmların serbest bırakılmasını talep etti. Wachsman, işgal ordusunun 14 Ekim 1994'te daireye düzenlediği baskın sırasında öldü ve hiçbir mahkûm serbest bırakılmadı. El-Halil yakınlarındaki Surif'te bulunan Kassam hücresi Eylül 1996'da işgal askeri Sharon Edri'yi, bir başka Kassam hücresi ise 21 Eylül 2005'te Şin Bet mensubu olarak teşhis ettiği Kudüslü iş adamı Sasson Nuriel'i esir aldı; ancak Edri ortadan kaldırıldı, Nuriel öldürüldü ve her iki esir alma eylemi de bir esir takası sağlayamadı. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.10.12Mahmud Musa İsa, Ekim 2025'te işgal hapishanelerinden kurtarıldıktan sonra Mısır'ın Kahire kentinde.

"Meşal vakası", esir takasının ortaya koyabileceği başarıları daha da pekiştirdi. 25 Eylül 1997'de Mossad ajanları, Hamas Siyasi Bürosu Başkanı Halid Meşal'i Amman'da, daha sonra Ürdün'e verilen formülde levofentanil olarak tanımlanan "fentanilin kimyasal olarak değiştirilmiş bir versiyonu" ile zehirledi, ancak Ürdün ajanlardan ikisini gözaltına aldı. Ürdün Kralı Hüseyin, zehrin formülünü ve Ürdünlü doktorların Meşal'e halihazırda uygulamakta olduğu panzehir Narcan'ın ek dozlarını temin etti ve ajanlara karşılık Yasin'in serbest bırakılmasını talep etti. Yasin 1 Ekim 1997'de serbest bırakıldı ve Gazze'ye dönmeden önce uçakla Amman'a götürüldü.

Kısa bir süre sonra, emsal teşkil eden en önemli takas operasyonu gerçekleşecekti. 25 Haziran 2006'da Kassam, Nasır Selahaddin Tugayları (Halk Direniş Komiteleri veya "HDK"nın askeri kanadı) ve Ceyşü'l-İslam (HDK'dan ayrılan ve Mümtaz Duğmuş liderliğindeki bir grup) savaşçıları, Refah'ın doğusundaki Kerem Ebu Salim yakınlarında düzenlenen "Dağılmış Yanılsama" Operasyonu sırasında işgalci tank mürettebatından Gilad Şalit'i esir aldı. Savaşçılar, baskın gerçekleşmeden önce 8 Haziran 2006'da bir işgal hava saldırısında şehit edilen HDK'nın kurucusu ve Hamas hükümetinin İcra Gücü başkanı Cemal Ebu Semhedane ile Kassam mensupları tarafından başlatılan bir tüneli kullandılar. Baskın, "uzun süreli istihbarat ve güvenlik çalışmalarının" ardından, sabah 5.15'te Sufa ve Kerem Ebu Salim sınır kapıları yakınındaki bir "askeri istihbarat mevzisine" karşı başladı. Çatışmalar bir gözlem noktasını ve zırhlı araçları da kapsadı ve savaşçılar Şalit ile birlikte Gazze'ye döndüler. Operasyon sırasında Nasır Selahaddin Tugayları'ndan Hamid er-Rantisi ve Ceyşü'l-İslam'dan Muhammed Fervane şehit düştü. Üç grubun ortak bildirisi operasyonu Filistinli mahkûmlara adadı ve özellikle Kassam'ın hapisteki Batı Şeria komutanı İbrahim Hamid'in ve tutuklu Filistinli kadınların isimlerini zikretti. ed-Dayf, operasyonu Kassam'ın Refah komutanı Raid el-Attar ve Gazze'nin güneyindeki üst düzey Kassam komutanlarından Muhammed Ebu Şemale ile planladı ve 2006 yılında esirleri gizlemek amacıyla Gölge Birim'in kurulmasını emretti.

El-Attar ve Kassam'ın Han Yunus komutanı Muhammed es-Sinvar, hedefin keşfini yönettiler ve sonrasında Şalit'in güvenliğini denetlediler. ed-Dayf'ın yardımcısı ve Kassam'ın saha komutanı olan Ahmed el-Caberi, "müzakerelere başlamadan önce İsrail'in tepkisi süresince Şalit'i gizli tutmayı" planladı ve Hamas liderliği içinde dahi onun bulunduğu yere erişimi kısıtladı. "Özel operasyonlar"dan sorumlu kurucu Kassam komutanı Mervan İsa, Kasım 2012'de el-Caberi'nin yerine geçmeden önce Şalit'in esir alınmasına katıldı ve Şalit'e karşılık "müzakerelerde ve ardından Filistinli mahkûmların serbest bırakılmasına yönelik girişimlerde rol oynadı". Ekim 2009'da Hamas, yirmi Filistinli kadın mahkûmun serbest bırakılması karşılığında Şalit'in hayatta olduğunu gösteren bir video sundu. Vefâü'l-Ahrar anlaşması, o gün serbest bırakılan 477 ve 18 Aralık'ta serbest bırakılan geri kalan 550 kişi olmak üzere, 1.027 Filistinli mahkûm karşılığında Şalit'in 18 Ekim 2011'de serbest bırakılmasını sağladı. Hamas'ın müzakere heyetinde el-Caberi ve İsa'nın yanı sıra Kassam'ın Batı Şeria teşkilatı kurucularından Salih el-Aruri ve Gazze'deki üst düzey Hamas liderlerinden Nizar Avadallah yer alırken; serbest bırakılanlar arasında Ravhi Müşteha, Tevfik Ebu Naim, Husam Bedran, Yağmur, Ali el-Amudi, Musa Akari ve Ziyad Avad gibi sembolik statüye sahip karizmatik liderlerle birlikte, Hamas'ın Mahkûmlar Yüksek Liderlik Komitesi eski başkanı ve Han Yunus komutanının kardeşi olan Yahya es-Sinvar da bulunuyordu. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.11.09Hadarim Hapishanesi'nde Yahya Sinvar (solda), Mervan Bergusi (ortada) ve Abbas es-Sayed'in fotoğrafı (yaklaşık 2000'ler); Filistin Müzesi Dijital Arşivi.

2014 savaşı sırasında Kassam, 20 Temmuz'da Şucaiyye'de işgalci Golani Tugayı askeri Oron Shaul'un ve 1 Ağustos'ta Refah'ta işgalci Givati Tugayı teğmeni Hadar Goldin'in kalıntılarını ele geçirdi; ardından, Eylül 2014'te Gazze'ye giren Etiyopya doğumlu 'İsrailli' sivil Avera Mengistu'yu ve 2015'te bölgeye giren Bedevi 'İsrailli' sivil Hişam es-Seyyid'i alıkoydu. 2015 yılına gelindiğinde, bunların Filistinli mahkûmlarla takasına yönelik müzakerelerin sorumluluğunu es-Sinvar üstlendi ve Hamas, yeni bir anlaşmaya geçmeden önce, Vefâü'l-Ahrar ile serbest bırakılan ve sonrasında 'İsrail' tarafından yeniden tutuklanan mahkûmların salıverilmesini şart koştu. Nisan 2020'de es-Sinvar, COVID-19 pandemisi sırasında yaşlı ve hasta Filistinli mahkûmların serbest bırakılması karşılığında esirlerle ilgili kısmi bir taviz önerdi. Haziran 2021'de İsa, söz konusu dört esirin yeni bir mahkûm takasını güvence altına alabileceğini belirtti. Mayıs 2021'deki Seyfü'l-Kudüs çatışmasından sonraki aylarda Mısırlı arabulucular, 2017'de Hamas'ın Gazze lideri olan es-Sinvar ile görüşmeleri sürdürdüler ve İsa, Kahire'deki dolaylı takas müzakerelerinde bir Kassam heyetine başkanlık etti. Bu müzakereler, 7 Ekim 2023 öncesinde herhangi bir takasla sonuçlanmadı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Hamas'ı giderek daha fazla küçümsedi ve barış zamanında, özellikle de es-Sinvar'ın pragmatik liderliği altında, esir takasına girişme konusundaki istekliliğini göz ardı etti; dolayısıyla bu uzlaşmazlık, Aksa Tufanı'na zemin hazırladı.

Tufan ve mimarları

Görebildiğimiz kadarıyla, esir takası modeli direniş için hiçbir surette ani ya da düzensiz bir eğilim değildi; bilakis varlığının damarlarına işlemiş, köklü bir eylem tarzıydı. Mahkûmlar dosyasının direnişi ne kadar derinden etkilediğini idrak edebilmek için, Tufan'ın mimarlarını siyasi geçmişleri ışığında incelemek önem taşımaktadır. Peki, kimdi bu mimarlar? Her şeyden önce, operasyonun planlamasına kimlerin dâhil olmadığını veya bundan kimlerin haberdar olmadığını açıklığa kavuşturmak gerekir. Bir Hamas siyasi büro yetkilisi olan Mahmud Merdavi, 7 Ekim 2023'te beklenmedik bir haberle uyandığını ve derhal Salih el-Aruri'yi telefonla aradığını anımsamaktadır. Merdavi, görüşme sırasındaki tepkisine dayanarak el-Aruri'nin operasyon hakkında önceden hiçbir bilgisinin olmadığı izlenimine kapılmıştır. Bir diğer ifade ise, 19 Ağustos 2026'da İranlı düşünce kuruluşu Mersad'dan Hamid Azimi ve Mohammad Qatrani ile Aksa Tufanı'nın ardındaki karar alma sürecini tartışan Hamas'ın İran Temsilcisi Dr. Halid Kaddumi'den gelmektedir. Kaddumi, operasyonu başlatma kararının Hamas'ın yönetim kurumlarından çıkmadığını ve hareketin tüm örgütsel yapısı genelinde istişare edilip benimsenmediğini vurgulamıştır. Nitekim Kaddumi, "Gazze'deki siyasi ve askeri liderlerin tamamı bile bu karardan haberdar değildi," demiştir. Kendi ifadesiyle, "Tufan'ı başlatma kararını alan bir devletin organları değildi. Kararın kendisi de devlet mekanizmaları çerçevesinde alınmamıştır." Kaddumi ayrıca, önceden bilgi sahibi olmanın Hamas içinde ne kadar sınırlı tutulduğunu da vurgulamıştır. Operasyon başladığında tamamı "Filistin dışında" olan İsmail Haniye ("Ebu'l-Abd"), Halid Meşal ("Ebu'l-Velid") ve Salih el-Aruri'nin isimlerini bilhassa vererek, bu isimlerin harekâtın başladığını esasen röportajı yapan kişilerin öğrendiği şekilde öğrendiklerini belirtmiştir. Kurucu nesilden bir Hamas figürü ve hareketin Genel Şura Konseyi'nin eski başkanı olan Seyyid Salim Ebu Musameh ile Filistinli gazeteci Samer Jaradat tarafından Al Araby Tube'un 'Lil-Hadith Sila' podcast'i için gerçekleştirilen ve bölümü Şubat 2026'da yayımlanan röportaj, Tufan gerçekleşmeden önce Hamas içinde kimlerin operasyondan haberdar olduğuna dair en kapsamlı açıklamayı sunmaktadır. Kendisine Aksa Tufanı'nı önceden kimin bildiği sorulduğunda Ebu Musameh, yalnızca "üç" Hamas mensubunun operasyonun detayları hakkında önceden bilgi sahibi olduğunu belirtmektedir: "Mervan İsa, Yahya es-Sinvar ve Muhammed ed-Dayf." Ebu Musameh'e göre, ne yurt dışındaki Siyasi Büro üyeleri ne de hareketin daha geniş kadroları operasyonla ilgili özel bir ön bilgiye sahipti; ancak Hamas'ın siyasi saflarındaki "herkes" artan gerilimler nedeniyle eninde sonunda bir direniş harekâtının gerçekleşmesini bekliyordu. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.12.24Yahya Sinvar, Aksa Tufanı sırasında Gazze'de.

İsa, es-Sinvar ve ed-Dayf'ın kişisel geçmişlerinin incelenmesi, mahkûmlar dosyasının son derece büyük bir önemi haiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mervan İsa, 1987'den 1990'ların başına kadar 'İsrail' tarafından yaklaşık beş yıl hapsedilmiş ve sonrasında 1997'den serbest bırakıldığı 2000 yılına kadar Filistin Yönetimi tarafından alıkonulmuştur. Muhammed ed-Dayf'ın ilk 'İsrail' mahkûmiyeti 1989'da başlamış; iki yıl sonra serbest bırakılmasına rağmen, ardından Mayıs 2000'den 1 Aralık 2000 civarında kaçışına kadar Filistin Yönetimi tarafından Gazze Şehri'ndeki bir Koruyucu Güvenlik tesisinde tutuklu kalmıştır. es-Sinvar'ın tutukluluğu ise muhtemelen bu üçü arasında en önemlisidir; zira burası onun 2011'de tahliye olmasından önceki en ateşli siyasi faaliyetlerinin merkezi hâline gelmiştir. 1982'deki daha kısa 'İsrail' tutukluluklarının ve 1985'te başlayan sekiz aylık mahkûmiyetinin ardından, 'el-Mecd' içindeki liderliği ve Gazze'de işgalcilerin işbirlikçi ağlarını çökertme çabalarından ötürü 20 Ocak 1988'den 18 Ekim 2011'e kadar hapis yatmıştır. Vefâü'l-Ahrar takasıyla serbest bırakılmadan önce Aşkelon, Ramla, Nafha, Hadarim ve Beerşeba hapishanelerinde yatan es-Sinvar, işgalcilerin hapishane sistemindeyken, iki örgütsel dönem boyunca Hamas Mahkûmları Yüksek Liderlik Komitesi'nin başkanlığını yürütmüş, sadece Hamas'tan değil, çok çeşitli siyasi gruplardan mahkûmlarla da dostluk kurmuştur. 

Bilhassa 1992, 1996, 1999, 2000 ve 2004 yıllarında kitlesel açlık grevleri ve protestolar düzenlemek ve bunlara öncülük etmek için diğer mahkûmlarla birlikte çalışmış ve birçoğu meyvesini veren talepleri arasında "gözaltı koşullarının iyileştirilmesi, hücre hapsinin sona erdirilmesi, aile ziyaretleri, gazete alma ve radyo dinleme izni" yer almıştır. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.13.45Samir Kuntar, Yahya Sinvar, Ravhi Müşteha, Tevfik Ebu Naim'in bir işgal hapishanesinde yer aldığı fotoğraf.

Es-Sinvar, mahkûm ile gardiyan arasındaki sıradan ilişkinin pasif bir boyun eğmeye dönüşmemesi için hapishane yetkililerine yönelik direnişin devam etmesi gerektiği konusunda da aynı derecede kararlıydı. Bir keresinde o ve yoldaşı Ravhi Müşteha, Filistinli esirlere yönelik kötü muamelesi nedeniyle Remle hapishanesindeki bir yetkiliye üzerine sıcak su dökerek misillemede bulunmuşlardı. Bu küçük ama çok şey anlatan bir eylemdi; zira çeşitli mahkûmların uyum içinde çalışmasını gerektiriyordu ve bazıları, takviye gardiyanlar geldiğinde ilerleme çabalarını engellemek amacıyla zemine sabun ve yağ sürmüştü. es-Sinvar, benzer şekilde, birkaç kez mahkûmları gardiyanlara karşı bıçaklı saldırılar düzenlemeye de yönlendirmişti. Bir Hamas lideri ve Batı Şeria'daki İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın kurucularından olan Abdulhakim Hanini, eski hapishane arkadaşı es-Sinvar'ı "stratejik düşünce sahibi, derinlikli; planlama, güvenlik, askeri işler ve edebiyat konularında son derece kültürlü ve okumaya tutkuyla bağlı bir adam" olarak tanımlamıştır. es-Sinvar'ın mahkûm arkadaşlarına duyduğu samimi sevgiyi ve tevazusunu ortaya koyan Hanini, ayrıca şunları anımsamıştır:

Beerşeba hapishanesinin hücre hapsi koğuşundaydık. Ebu İbrahim [es-Sinvar'ın künyesi], kardeşlerine hizmet etmeye duyduğu büyük sevgiden dolayı onlara yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Bulabildiği her türlü malzemeden tüm hücreler için tatlılar yapardı. Tatlı bir şeyler hazırlayabilmek için, 'Bana tabak getirin' diye seslenirdi. Böylece, kendi yiyecek tayınından birkaç elma ya da biraz ekmek ve peynir artırmayı her başardığında, bunları diğer mahkûmlar için tatlıya dönüştürürdü. [...] Eğer üç ya da dört elması varsa, onları doğrar, şerbet yapar ve 'Bu elmalı künefe' derdi. Başka bir seferinde bir şeyler yapar ve 'Bu ekmek ve peynir, sarı peynir' derdi. [...] Kardeşlerine hizmet etmek için fırsat bulduğu her an onlara hizmet ederdi. [...] Serbest bırakıldıktan ve Gazze'de liderliğe seçildikten sonra en zor dosyayı, en çok sorumluluk gerektiren dosyayı, yani askeri alanı seçti. Evet, çok zor bir dosyayı üstlendi; bu da 24 yıl hapis yattıktan sonra hayatını riske attığı anlamına geliyordu. Eğer bu bir şeyin göstergesiyse, onun [...] sahip olduğu inançların; Kudüs'ün kurtuluşuna giden yolun [...] Filistin halkımızı özgürlüğüne kavuşturmanın yolunun, haklarımızı geri almanın yolunun bu olduğu yönündeki inançlarının göstergesidir.

Ultra Palestine'ın, es-Sinvar'ın Yedioth Ahronoth ile yaptığı meşhur röportajın Siyonist medyada ele alınış biçimine yönelik 2018 tarihli medya eleştirisi, bizzat çeşitli İbranice yorumcularının es-Sinvar'ın 2011 Vefâü'l-Ahrar anlaşmasıyla serbest bırakıldığında kurduğu "ilk cümle" olarak öne çıkardıkları hususu anımsatmaktadır; askeri analist Alex Fishman'a atıfta bulunan makale şu noktaya dikkat çekmektedir:

Fishman, es-Sinvar'ın hapishaneden kurtulduktan sonra söylediği ve 'Arkamızda kardeşlerimizi bıraktık ve Hasan Selame ile Mahmud İsa'yı unutmayacağız' dediği ilk cümleyi [okuyuculara] hatırlatmıştır. Fishman şu yorumu yapmıştır: 'es-Sinvar, Hasan Selame'nin annesini her sabah görmektedir; zira kadın onun evinin tam karşısında yaşamakta ve arkasında bıraktığı oğlunu bir an bile unutmamasını sağlamaktadır.'

Bütün bunlar, mahkûmları özgürleştirme davasının itici bir güç işlevi görmesi için kişinin illa ki hapis yatmış olmasının gerekli bir koşul olduğunu ima etmemelidir; ancak operasyonun üç mimarının işgalcilerin hapishane sistemiyle olan yakınlığı, bunun neden en üst düzeyde ve kalıcı bir öncelik olageldiğini daha da somutlaştırmaktadır. Nitekim her üç isim de mahkûmlar dosyasına sık sık geri dönmüştür. Mervan İsa, Al Jazeera'nın Gizlenen Daha Büyüktür programı tarafından Haziran 2021'de yayımlanan açıklamalarında, bir takas sağlamanın aciliyetini vurgulayarak, "'İsrail' hapishanelerindeki mahkûmların ve ailelerinin acı ve ıstıraplarını izlerken daha fazla vakit kaybedemeyiz" demiştir. İsa, mahkûmlar dosyasının "şu anda el-Kassam için en önemli [dosya]" olduğunun altını çizmiş; ardından Kassam Tugayları'nın "tüm Filistinli ve Arap mahkûmları" serbest bırakmak için çalıştığını sözlerine eklemiş ve önceki çatışma sırasında direnişin, mahkûmları 'İsrail' hapishanelerinden kurtarmaya yönelik elde edebileceği kazanımları artırmaya çabaladığını açıklamıştır. Ayrıca mahkûmlar dosyasının "gelecek sürprizlerin tetikleyicisi ve ateşleyicisi" olacağını da sözlerine eklemiştir.

es-Sinvar'ın konuya ilişkin açıklamaları iyi bilinmektedir ve oldukça fazladır; ancak en önemlilerinden bazılarını incelemek aydınlatıcı olacaktır. Francesca Borri ile yaptığı ve 5 Ekim 2018'de yayımlanan röportajında es-Sinvar, bir esir takası sağlamayı "ahlaki bir mesele" olarak nitelendirmiş ve şu taahhütte bulunmuştur:

“Hâlâ içeride olanları özgürlüklerine kavuşturmak için elimden gelenin çok daha fazlasını yapacağım.”

Hamas Siyasi Büro üyesi Casir el-Berguti, bağlamı yukarıda detaylandırılan Vefâü'l-Ahrar müzakereleri sırasında es-Sinvar'ın, Kudüslü mahkûmları dışarıda bıraktığı için kendi tahliyesini de içeren bir takas teklifini reddettiğini anımsatmaktadır.

Gerçekten de es-Sinvar, 2011'deki tahliyesinden önce, bizzat kendisi serbest bırakılacaklar listesinde yer almasına rağmen, Kudüslü mahkûmları hariç tutan bir takasa karşı çıkmış ve onların da dâhil edilmesinde ısrar etmiştir. Önerilen anlaşma 1.170 mahkûmu kapsıyordu ancak müebbet hapis yatan otuz beş Kudüslü mahkûmu dışarıda bırakıyordu; bu reddin ardından es-Sinvar tecride alınmıştı. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.16.16Sinvar'ın 2011'de hapisten tahliye edilmesi.

Es-Sinvar için mahkûmlar dosyası son derece kişisel bir meseleydi ve yoldaşlarının özgürlüğü için çeşitli cephelerde mücadele etti. es-Sinvar, 2007 başlarında Şatta Hapishanesi'nde kısa bir süreliğine Mahmud Said Azzam'ın yanına katıldığında ona, "Davanın sona erme vakti gelmedi mi Ebu Adil?" diye sordu.

Ardından 'İsrailli' yetkililere İbranice on bir mektup yazdı ve daha sonra avukat Sana Dveyk'ten "ne pahasına olursa olsun" Azzam'ın davasını takip etmesini istedi; Azzam, Mayıs 2009'da hapis cezasını sona erdiren düzenlemenin gerçekleşmesinde bu müdahalelerin bazılarının payı olduğunu ifade etmektedir.

Kendi tahliyesinden sonra es-Sinvar, mahkûmlar dosyasını kamusal bir öncelik hâline getirmeye devam etti. Nisan 2020'de, yaşlı ve hasta Filistinli mahkûmlara karşılık Gazze'de tutulan esirlerle ilgili kısmi bir taviz önerdi; ancak kapsamlı bir takas müzakerelerinin, Vefâü'l-Ahrar'dan sonra yeniden tutuklananlar serbest bırakılana kadar başlayamayacağında ısrar etti. Mahkûmların bir bütün olarak serbest bırakılması konusunda ise, "Bedel büyüktür ve işgalciler bunu ödemelidir," dedi. 

Ekran Resmi 2026-10-07 13.17.47Ocak 2025'te Gazze'de gerçekleşen bir esir takası sırasında el-Kassam Tugayları mensupları.

Ed-Dayf örneğinde ise, Ekim 1994'te Nachshon Wachsman'ın esir alınmasının ardından kamuoyuyla paylaşılan ilk açıklamasının mahkûm takası talebinden oluştuğu iyi bilinmektedir. ed-Dayf'ın 1989-1991 yılları arasındaki tutukluluğu sırasında o ve Kassam Tugayları'na öncülük eden kurucu figürlerden biri olan Salah Şehade, serbest bırakıldığında ed-Dayf'ın askerleri esir almak için bir hücre kurması konusunda mutabakata vardılar.

Wachsman takası söz konusu olduğunda, ed-Dayf'ın önerdiği takas listesi çok bilindiği üzere Hamas'ın çok ötesine geçerek; elli Hamas mahkûmunu, yirmi beş Filistin İslami Cihadı mahkûmunu, uzun hapis cezaları çeken elli Fetih mahkûmunu, yirmi FHKC mahkûmunu, on FDKC mahkûmunu, yirmi Hizbullah mahkûmunu ve tüm Filistinli kadın mahkûmları kapsıyordu. 

Bu durum, Aksa Tufanı'nı izleyen ve ilk aşamasında serbest bırakılması planlanan mahkûmlar arasında 345 Hamas mensubunu, 229 Fetih mensubunu, 67 Filistin İslami Cihadı mensubunu, 19 FHKC mensubunu, 6 FDKC mensubunu, 1 FİDA mensubunu ve 70 bağımsız mahkûmun yanı sıra, fraksiyon bağlantıları belirtilmeyen, savaş sırasında alıkonulmuş Gazzeli 1.000 mahkûmu da içeren 'Tufanü'l-Ahrar' esir takasının gruplar üstü bileşiminin de habercisiydi. ed-Dayf, 7 Ekim 2023'teki kayıtlı konuşmasında, otuz yıl önceki sözlerini yankılayarak Filistinli mahkûmların serbest bırakılmasını bir kez daha merkeze aldı.

Sonuç

Mahkûmlar dosyası, İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın sıradan mensuplarını yansıtan bu üç figürle hiçbir surette sınırlı kalmadı.

25 Haziran 2023'te el-Kassam Tugayları, Filistinli siyasi yorumcu İzzet Cemal'in bir makalesini yayımladı.

Tufan'ın habercisi niteliğindeki bu metin, “[Gilad] Şalit'in esir alınmasının üzerinden geçen 17 yılın ardından, esir alma eyleminin hâlâ geçerli bir seçenek olmaya devam ettiğini” kesin bir dille ifade ediyor ve ardından “başta uzun cezalar çekenler, hastalar ve müebbet hapse mahkûm olanlar olmak üzere Filistinli mahkûmların kurtuluşunun ancak İsrailli asker ve subayların esir alınmasıyla sağlanabileceğini” ayrıntılı olarak açıklıyordu. 


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 07.10.2026 15:00 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45595/neden-tufan