PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Ben-Gurion döneminden bu yana Arap kamuoyunu hedef alan “hasbara” faaliyetleri dijital izleme ve yapay zekâyla güç kazanırken İsrail, saldırıların yarattığı korkuyu yıkımın sorumluluğunu direnişe yüklemek ve Lübnan’daki bölünmeyi derinleştirmek için kullanıyor.

Gazze’den Lübnan’a, Batı Şeria, Yemen, Suriye ve Irak üzerinden İran’a kadar uzanan yıkım ve harap olma görüntüleri televizyon ekranlarına yansırken İsrail, izleyicilere gördüklerini açıklayan bir yorum dayatmaya çalışıyor.
Bombaladığı köy, saldırganlığının kanıtı olarak sunulabileceği gibi, köy sakinlerini evlerini kaybetmelerinin nedeninin direniş olduğuna ikna etmek için de kullanılabilir. Yıkım aynı kalır; ancak onu yorumlama biçimi, öfkenin başka bir tarafa yöneltilmesine ve insanların farklı tutumlar benimseyip farklı kararlar almasına yol açar. İsrail’in sekizinci cephesi bu anlam etrafında şekilleniyor.
Geçen eylül ayının 24’ünde düşmanın başbakanı Benyamin Netanyahu, Birleşmiş Milletler kürsüsünde durarak bunu açıkça ilan etti: «Yedi cephemizin yanı sıra dünya basınında bilincin çarpıtılmasına karşı temel bir mücadele yürütüyoruz.» Bu, basitçe, İsrail’in savaş makinesinin ancak onun kadar tehlikeli başka bir makineyle tamamlandığının açık bir itirafıydı. Bu diğer makine, anlatıları şekillendirmeyi ve davranışları değiştirmeye varacak biçimde hakikati yeniden kurgulamayı hedefliyor.
İsrail bombardımanının etkileri sahada enkazın büyüklüğü ve kurbanların sayısıyla ölçülüyorsa, «bilinç savaşı»nın etkisi insanların sonrasında vardığı sonuçlarda görülüyor: Sorumluluğu kime yükledikleri, kendilerini korumak için neyi mümkün gördükleri ve çatışmanın sürmesine ilişkin aldıkları tutum. Bu nedenle savaşın nasıl yorumlanacağına ilişkin mücadele, savaşın kendisinin bir parçası haline geliyor.
İsrail zihinleri işgal etmeyi alev alev yanan askerî cephelerle aynı düzeye koyduğunda bu hepimiz için bir uyarı çanı niteliği taşıyor; bilinç gerçek bir savaş siperine dönüştü ve onu savunmanın ilk adımı, birilerinin onu kontrol etmeye çalıştığını fark etmemizden geçiyor. Bu noktada belgeler ve geçmiş deneyimler, kamuoyuna ulaşma kanallarının izini sürmeye, insanların korkularını tanımaya ve ardından onların anlayışını ve davranışlarını yönlendirmeye çalışan mesajları oluşturmaya yardımcı oluyor.
«Hasbara»… varlık kurulmadan önce bilincin şekillendirilmesi
Arap kamuoyunun bilincini ve tutumlarını etkilemek, bugünün savaşlarının dayattığı geçici bir taktik değil; İsrail’in kuruluşundan yıllar önceye uzanan köklü bir doktrindir. Ekim 1929’da, daha sonra İsrail’in ilk hükümet başkanı olacak David Ben-Gurion, o dönemde «Arap meselesi» olarak adlandırılan konuyu ele almak üzere düzenlenen önemli bir toplantının ayrıntılarını kayda geçirdi. Anılarına göre tartışma, Arap kamuoyuna yaklaşmanın etkili yolları etrafında şekilleniyor ve Ben-Gurion açıkça «hasbara» terimini kullanıyordu. İbranice «açıklama» anlamına gelen bu sözcük; iletişim, ikna ve propaganda faaliyetlerini, siyasi anlatıyı sunmayı ifade etmek için kullanılıyor.
Ben-Gurion toplantıda bu çalışmanın «kurumsallaştırılması» çağrısında bulundu; Arap basınına nüfuz etmek ve Araplar arasında çalışacak bir gönüllüler ağı kurmak için acil ve geleceğe yönelik planlar hazırlanmasını istedi. Böylece, kamuoyunu inceleme ve ona ulaşacak kanalları seçme yönündeki sistematik Siyonist düşüncenin, devletin ilanından onlarca yıl önce mevcut olduğu anlaşılıyor.
«Derin sürme»: Lübnan’a nüfuz etme belgeleri
Bu kuramsal yaklaşım, kuruluş yıllarında kalmadı. Varlığın kurulmasının ve sonraki onyıllarda bölgesel çatışmalarının genişlemesinin ardından bu yaklaşım sürdü ve komşu toplumlara daha tehlikeli biçimlerde nüfuz edecek şekilde gelişti. Lübnan sahası bunun çarpıcı ve belgelenmiş bir örneğini oluşturuyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığının 8 Temmuz 1983 tarihli, (387/DK) kodlu gizli belgesinde, «Derin Sürme» adı verilen bir operasyon için dikkatli bir planlama göze çarpıyor. Belge, o dönemde bakanlığın genel müdürü olan David Kimche’nin aynı yılın 6 ve 7 Temmuz günlerinde Beyrut’u ziyaret ettiğini ve George Adwan’la görüştüğünü ortaya koyuyor. Adwan, bugün Lübnan parlamentosunun milletvekili ve Tanzim Partisi’nde üst düzey bir yetkiliydi. İkili, Lübnan halkının bilincine normalleşmeyi yerleştirmek üzere konferansları, kültürel etkinlikleri, toplantıları ve medya ziyaretlerini kapsayan bir dizi faaliyet üzerinde anlaştı.
18 Temmuz 1983 tarihli ve (555/DK) kodlu ikinci bir belgede Kimche, normalleşmeyi kalıcı kılmak üzere atılan daha tehlikeli pratik adımları kayda geçiriyor.
Adwan, tanınmış Lübnanlı ailelerin oğulları ve kızları arasından yaklaşık 15 genci aynı ayın sonuna kadar bir haftalığına İsrail’e göndermeyi taahhüt etti. Mesele ziyaretlerle sınırlı kalmadı; anlaşma Adwan’ın Lübnan basınında İsrail’in hedeflerine hizmet eden yazılar yayımlamaya başlamasını da kapsıyordu. Hatta Kimche, yayımlaması için makaleyi bizzat ona verdi ve bir sonraki ziyaretinde Lübnan basınında çalışanlarla görüşmeler ayarlamak üzere anlaştı.
Dört yılı aşkın bir geçmişe uzanan bu belgelenmiş örnek, bugün Lübnan medyasında bu etkinin devam edip etmediğini ve ne ölçüde kök saldığını, hatta ücret karşılığı çalışan sosyal medya platformlarına kadar uzanıp uzanmadığını ciddi biçimde sorgulamamıza neden oluyor. Şu anda yayımlanan içeriklerin bir bölümü doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail’deki merkezlerden çıkıp yerel aracıların eliyle yeniden dolaşıma sokulan mesajlardan kaynaklanıyor olabilir mi? Bazı Lübnanlı şahsiyetlerin düşmanın anlatısıyla ve hedefleriyle özdeşleşen tutumları, bu soruyu gerçekçi biçimde gündeme getiriyor.
Kâğıt arşivinden kurumsal izlemeye
Lübnan’da belgelenen bu nüfuz girişimi münferit değildi; aynı dönemde bütün Arap çevresini hedef alan paralel bir çalışma sisteminin parçasıydı. Yeni milenyum yaklaşırken İsrail’in etki makinesi daha kapsamlı ve kurumsal bir nitelik kazandı.
İsrail Dışişleri Bakanlığının 5 Mart 1998 tarihli iç yazışmasında «hasbara» biriminin görevleri ayrıntılı biçimde belirlendi. Görevler arasında Arap medyasının yayımladığı her şeyi, tutumları ve eğilimleri analiz etmek ve bunlara nasıl karşılık verileceğini belirlemek üzere «bilgisayarlı bir sistemde» toplamak da vardı. Buna paralel olarak Arapça içerik hazırlanması ve bunların basılı yayınlar, basın, video ve internet aracılığıyla dağıtılması planlandı.
Yazışmada dikkat çeken nokta, içerikte esnekliğe yapılan vurguydu: Bir ülkedeki Arap kamuoyuna uygun olan, başka bir ülkedeki kamuoyuna uygun olmayabilirdi. Buna, Arap gazeteciler, aydınlar ve kanaat önderleriyle ilişkiler kurmaya, onlarla ziyaretler ve görüşmeler düzenlemeye ve sürekli iletişim kurmak için fırsatlardan yararlanmaya yönelik açık talimatlar eşlik ediyordu.
Korku algoritmaları: Bugün kaygılarımız nasıl kullanılıyor?
Bu zahmetli ve görece yavaş istihbarat çalışması 1998’de yürütülüyordu. Peki, sosyal medyanın hızla yaygınlaştığı bugün durum nasıl görünüyor?
Görev artık daha kolay ve daha yıkıcı hale geldi. Dijital platformlar her gün çok büyük miktarda paylaşım ve yorumun toplanmasına olanak tanırken yapay zekâ araçları bunları tasnif ediyor, birbirine bağlıyor ve tekrarlanan kalıpları ortaya çıkarıyor. Artık bireysel bir paylaşım gelip geçici bir görüşten ibaret değil; kamuoyunun korkularını, ilgi alanlarını, hassas noktalarını ve olaylara nasıl tepki verdiğini gösteren büyük bir haritadaki noktaya dönüştü.
Bu bilişsel savaşın ileri sahalarından biri olmayı sürdüren Lübnan sahasına dönersek, İsrailli bir kurum belirli bir bölgedeki Lübnanlı kullanıcıların yüzlerce paylaşımını izleyebilir ve aralarında en sık tekrarlanan korkunun, yeni bir çatışma çıkması halinde evlerini kaybetme ya da yerlerinden edilme ihtimali olduğunu fark edebilir. Bu bilgi derhal sahada kullanılabilecek bir malzemeye dönüşür. Buna dayanarak, özellikle bu korkuya seslenen zehirli medya mesajları tasarlanır: beklenen yıkıma ilişkin söylem büyütülür, her türlü yıkım direniş seçeneğiyle ilişkilendirilir, insanların bölgede kalmasının mallarını kesinlikle kaybetmeleri anlamına geleceğini düşündüren tahminler ve görüntüler yayılır, aynı anlatıyı tekrarlayan Lübnanlıların sesleri öne çıkarılır. Böylece mesaj kamuoyuna olağan bir iç Lübnan tartışması gibi ulaşır; oysa gerçekte en belirgin zayıf noktanın dikkatli biçimde tespit edilmesine dayanılarak önceden tasarlanmış psikolojik bir bombadır. Ekranlardaki günlük paylaşımlarımız böylece dağınık görüşlerden, karşı tarafa en yüksek etkiyi yaratmak için tam olarak nereye baskı uygulaması gerektiğini gösteren bir haritaya dönüşür.
Anlamın üretimi ve anlatıyı kazananın sahayı kazanması
İsrail’in savaşı yalnızca maddi yıkım yaratmakla sınırlı kalmıyor; bundan daha tehlikeli bir boyuta, bu yıkımın nasıl yorumlanacağı üzerinde tekel kurmaya uzanıyor.
İsrail ordusuna bağlı bir dergide Aralık 2006’da yayımlanan bir çalışmada, o sırada askerî istihbarat birimi Aman’a bağlı Bilinç Operasyonları Merkezinde bir şube başkanı olan Yarbay Sa’ar Raveh, İsrail ordusunun bu alandaki düşünme biçimini çözümlüyor. Raveh, savaş alanında yaşananlarla insanların olayı anlama biçimleri arasında fark bulunduğu yönündeki temel fikirden hareket ediyor. Ordu sahada başarı elde edebilir, ancak kendi kamuoyunu ya da rakibinin kamuoyunu bu başarının bir zafer olduğuna ikna edemeyebilir. Buna karşılık bir taraf askerî kayıplar verebilir, ardından kendisini galip olarak sunmayı başarabilir ve bu görüntü kamuoyunun sonraki kararlarını etkileyebilir.
Buna göre bilinç alanındaki çalışmanın özü, olayların etrafında döndüğü anlamı yorumlamaktır. Tek bir askerî olay zafer ya da yenilgi, güç ya da acizlik kanıtı, devam etme ya da geri çekilme nedeni olarak sunulabilir. Yorumunu dayatmayı başaran taraf, yalnızca kamuoyunun olayı anlama biçimini değiştirmekle kalmaz, onun karar ve davranışlarını da etkileyebilir.
Bu yüzden İsrail yalnızca olayın kendisi üzerinde çalışmıyor; insanların sonrasında varacağı sonuçları da kontrol etmeye, yaşananların anlamını, sorumlu tarafı ve çatışmayı sürdürmenin ne ölçüde yararlı olduğunu belirlemeye çalışıyor.
Bunu açıklamak için kısa süre önce «Ali Tahir» tesisinde yaşananlar hatırlanabilir. İsrail’in olaya ilişkin yorumu orada direnişin yararını sorgulamaya dayanırken, direnişin yorumu İsrail’in her türlü eyleminin maliyetini artırmadaki rolünü yeniden tanımlamaya dayanıyordu. Yorumunu dayatmayı başaran taraf, davranışları gerçekten değiştirme gücüne sahip olur.
Zihnin anatomisi ve dört bilinç katmanına nüfuz
Çalışmaya göre insanlar tutumlarını boşlukta oluşturmaz. Bu nedenle makale, kamuoyunun bilincini en derin düzeyden görünür davranışa uzanan dört katmana ayırıyor.
İlk katman, toplumun kendisine ve dünyaya bakışını şekillendiren derin inançlar ve kalıplardır. Dinî ve ulusal inançlar, kolektif hafıza ve tehdit duygusu buna örnek gösterilebilir. Bu katman aile, eğitim, kültür ve edebiyat aracılığıyla oluştuğu için hızlı biçimde değiştirilmesi zordur. Bir taraf bu katmanı etkilemek istiyorsa, destekleyici çevreyi hedef alan sürekli faaliyetlerle yıllarca çalışmalıdır.
Bundan sonra, kamuoyunun ya da bir örgütün varlığını ve ihtiyaçlarını korumak için gerekli gördüğü çıkarlar katmanı gelir. Sa’ar Raveh, karar almanın gerçek itici gücü olan çıkarlar nedeniyle etki faaliyetlerinin çoğunun bu katmana yöneltilmesini öneriyor. Hedef kitle, birbiriyle çatışan çıkarlarla karşı karşıya bırakılır. İnançlarından vazgeçmeye doğrudan ikna edilmeye çalışılmak yerine, mevcut tutumunu sürdürmek ile ihtiyaç duyduğu başka bir çıkarı kaybetmek arasında seçim yapmaya itilir. Yazar, örnek olarak Hamas’ın savaşçı ideolojisiyle iktidara geldikten sonra halkın günlük ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğu arasında karşılaştığı çelişkiyi gösteriyor. Bu yaklaşımın amacı örgütün ideolojisini mutlaka değiştirmek değil, davranışının yol açtığı maliyeti, onu yeniden değerlendirme yapmaya itecek ölçüde artırmaktır.
Üçüncü katman açıklanan tutumlardır. Makale, bu açıklamaları gerçek niyetlerin doğru bir ifadesi olarak değerlendirmemek konusunda uyarıyor; bunlar farklı çıkarları gizleyen birer «duman perdesi» olabilir.
Ardından dördüncü ve belirleyici katman, sahadaki davranış gelir. Etkinin sonucu burada ölçülür. Başarı, paylaşım ya da açıklama sayısıyla değil, kamuoyunun ya da liderliğinin davranışında gözlemlenen değişiklikle ölçülür.
Duruma bağlı etkiden köklü değişime
Makale bu katmanları, derin inançlar ve kalıcı çıkarlarla bağlantılı temel bilinç ile belirli bir olaya ilişkin tutum ve davranışlarla bağlantılı durumsal bilinç olmak üzere iki genel düzeyde ele alıyor. Bu ayrım, iki düzeyin birbirinden kopuk olduğu anlamına gelmiyor.
Durumsal bilince yönelik çalışma, insanların belirli bir olayı yorumlayışını etkileyerek başlıyor; tekrarlandıkça daha kalıcı inançları etkilemeye yöneliyor. Kamuoyunu tek bir durumda askerî bir olayın acizliğe işaret ettiğine ya da çıkarlarını tehlikeye attığına ikna etmek, davranışını geçici olarak değiştirebilir. Ancak bu yorum birbirini izleyen krizlerde tekrarlandığında, çatışmanın faydasız olduğu inancı gibi daha derin bir kanaate dönüşür. Böylece anlık tutumu etkilemek, temel bilinci aşamalı biçimde yeniden şekillendirmenin kapısını açar.
Bu aşamalı süreç, İsrail’in 2024 ve 2026’daki Lübnan savaşlarında yaptıkları üzerinden açıkça görülüyor. İsrail 2024’te direniş liderlerine suikast düzenlemek, Beyrut’un güney banliyölerini, güneyi ve Bekaa’yı bombalamakla yetinmedi; bu saldırıları her yere ulaşma kapasitesinin ve direnişin liderliğini ve destek çevresini korumaktaki acizliğinin kanıtı olarak sunmaya çalıştı. Hedeflenen anlık etki korku yaymak, insanları göçe zorlamak ve çatışmaların durması için baskı oluşturmaktı. Daha uzun vadeli etki ise bu geçici duyguları, direnişin yıkım getirdiği, koruma sağlamayı başaramadığı ve çatışmanın maliyetinin getirisinden ağır bastığı yönünde temel bir kanaate dönüştürmeye çalışmaktı.
2026 savaşında aynı mantık, saldırıların ve tahliye emirlerinin, Sur, Nebatiye ve güney köyleri gibi bölgelerin silahlardan arındırılmasını isteyen bir söylemle ilişkilendirilmesiyle öne çıktı. Mücadele, halkın güvenliğini direnişin varlığını sürdürmesiyle karşı karşıya getiren bir çerçevede sunuldu. Doğrudan ve durumsal mesaj, saldırıdan kaçınmak için halkı bölgeden ayrılmaya çağırıyor. Ancak bu mesajın bombardıman ve yıkımla birlikte tekrarlanması, daha derin bir anlam üretmeye çalışıyor: Asıl tehlike İsrail saldırganlığının kendisi değil, direnişin varlığıdır; güvenlik İsrail’le mücadele ederek değil, ona direnen güçlerden uzaklaşarak sağlanır. Böylece göçe ve anlık baskıya dayalı çalışma, direnişin yararına ve toplum içindeki konumuna ilişkin temel bilinci değiştirmeye yönelik sinsi bir girişime dönüşüyor.
Sahada işleyen bu algı mekanizmasını çözümlemek için geniş çaplı herhangi bir askerî tırmanışa eşlik eden anlatının izlediği yolu takip etmek yeterli. Olaylar genellikle İsrail saldırıları ve sistematik yıkımla başlar; bu da sağduyulu bir yaklaşım içinde İsrail işgalinin Lübnan köylerini neden yıktığını ya da buraları neden işgal ettiğini sormayı gerektirir. Ancak İsrail’in bilinç makinesi, bu çıkarımın yönünü ustalıkla değiştirmek için devreye girer ve tartışmayı aşamalı olarak direnişin neden sahayı boşaltmadığını ve silahlarını teslim etmediğini sorgulamaya yöneltir. Böylece sorumluluk saldırgandan saldırıya uğrayana aktarılır.
Acıyı bölünmeye dönüştürme tehlikesi
İsrail’in bu çalışmasının tehlikesi, Lübnanlıların kendilerine yönelik saldırıları saldırganın işine yarayacak biçimde anlamalarını sağlamaya çalışmasında yatıyor. Mücadele, bombardıman ve göçün belgelenmesi, ardından bunların direnişin anlamsız olduğunun kanıtı ya da saldırıya uğrayanların sorumlu tutulması için kamuoyuna sunulması ve İsrail’in şartlarına boyun eğmenin güvenliğe giden tek yol olarak gösterilmesi etrafında dönüyor. Bu yolla şiddet, halk üzerinde baskı kurmanın; şiddeti yorumlama biçimi ise halkın kararlarını yönlendirmenin aracına dönüşüyor.
Lübnan toplumu açısından gerçek tehlike, bu yorumun tekrarlanmasıyla acı ve korkunun bölünmeyi derinleştiren ve insanların haklarına, karşı karşıya oldukları tehdidin kaynağına ilişkin anlayışını yeniden şekillendiren kanaatlere dönüşmesidir.
İsrail bu çalışmanın araçlarını ve kurumlarını onyıllar içinde geliştirdi; hedef alınan toplumların içinden mesajlarını geçirmeye imkân veren malzemeleri yaymak ve ağlar kurmak için Lübnanlı aracılardan yararlandı. Bu da özellikle bazı Lübnan medyası organlarının anlatılarıyla İsrail’in hedeflerinin örtüştüğü görüldüğünde, anlatı alanında Lübnanlılarla İsrailliler arasında işbirliği bulunduğunu varsaymayı mantıklı kılıyor.
Bu olağanüstü tehlikeyle mücadele, mesajların kaynaklarını ve olguların işgale hizmet eden sonuçlarla nasıl ilişkilendirildiğini açığa çıkaran sürekli bir araştırma ve medya çalışması gerektiriyor. Bunun yanı sıra kamuoyunun içeriklerin kaynağına dikkat etmesi, olayla onun yorumunu birbirinden ayırması ve yanıltıcı tehdit ve içerikleri düşünmeden yeniden yayımlamaktan kaçınması gerekiyor.
Bilinç savaşını sekizinci cephesi sayan bir düşmanın yürüttüğü bu çaba karşısında direnişin bu tehlikeli gerçeği görmezden gelmesi artık mümkün değil. Direnişin açık ve ön alıcı bir anlatı sunmaması sahayı boş bırakıyor ve işgal makinesinin sekizinci cephesinin hedeflerine kayda değer bir direnişle karşılaşmadan ulaşmasını kolaylaştırıyor.
Çeviri: YDH