İsrail’in yeni “güvenlik” doktrini: Sürekli savaş Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İSRAİL
14 Ekim 2026 · 16:32

İsrail’in yeni “güvenlik” doktrini: Sürekli savaş

İsrail, önleyici saldırıları, işgal bölgelerini ve yerleşim genişlemesini yeni “güvenlik” politikasının merkezine alıyor.

YDH- Tümgeneral Tamir Hayman, İsrail’in önde gelen stratejik araştırma merkezlerinden Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde (INSS - Institute for National Security Studies) yayımlanan analizinde, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten sonra onlarca yıldır şekillenen yazılı olmayan güvenlik doktrininden uzaklaştığını ve fiilen yeni bir güvenlik doktrini doğrultusunda hareket ettiğini savunuyor.

Hayman’a göre bu yeni anlayış resmen açıklanmış ya da bağlayıcı biçimde tanımlanmış değil; ancak İsrail’in güvenlik kararlarına yön veriyor. Eski doktrinin 7 Ekim’deki ağır başarısızlığı önleyip önleyemeyeceğine ise bir devlet soruşturma komisyonunun karar vermesi gerektiğini belirtiyor.

Hayman, ulusal kimliği, güvenlik anlayışını ve hükümetlerin güvenlik politikasını birbirinden ayırıyor. Güvenlik anlayışının devletin ulusal kimliğinden kaynaklandığını ve hükümetler değişse de istikrarlı kalması gerektiğini söylüyor.

Bu anlayışta yaşanacak köklü bir değişikliğin, daha derindeki ulusal kimlik dönüşümüne işaret edeceğini vurguluyor. 

Hayman, sıraladığı ilkelerin yürürlükteki güvenlik politikasından çıkardığı öznel ve teorik bir yorum olduğunu özellikle belirtiyor. 

Çizdiği tablo, dönüşümü yalnızca askerî yöntemlerdeki değişiklik olarak değil; Yahudi kimliğinin demokrasiye üstün tutulduğu, savaşın kalıcılaştırıldığı ve Filistinlilerin siyasi haklarının reddedildiği bir devlet projesi olarak ortaya koyuyor.

Savaş kalıcılaşıyor, barış geçici görülüyor

Hayman’ın yeni doktrinden çıkardığı ilkelerden biri, Yahudi kimliğinin demokratik yönetim ve değerlerin önüne geçirilmesi.

Analize göre bu yaklaşım, İsrail’in Yahudi devleti olarak varlığını korumayı, demokratik değerlerin aşınması pahasına da olsa önceliyor; Arap-İslam ve Hristiyan kimlikler karşısında Yahudi kimliğinin üstünlüğünü güvence altına almayı amaçlıyor.

Yeni anlayışta Arap aktörlerle yapılan anlaşmaların geçici ve aldatıcı olduğu varsayılıyor. Barış, güvenliği ve refahı sağlayacak kalıcı bir hedef olmaktan çıkarılarak başka siyasi amaçlara ulaşmanın aracı sayılıyor.

Hayman, barışı naif bir sol görüş olarak gören bu yaklaşımın, güvenliği sağlama iddiasıyla barış arayışını karşı karşıya koyduğunu belirtiyor. 

Analizin işaret ettiği tehlike ise barışın baştan geçici ve güvenilmez sayılmasının çatışmayı kendi kendini doğrulayan kalıcı bir sürece dönüştürmesi.

Hayman’ın aktardığı yeni doktrin, Arap devletlerinin gerçek ulus-devletler olmadığı; aşiret ve etnik topluluklardan oluştuğu varsayımına da dayanıyor. 

Bu ülkelerin zayıflatılması ve istikrarsızlaştırılması, İsrail’in güçlü devletlerle karşı karşıya kalmasından daha yönetilebilir bir seçenek olarak görülüyor. Böylece bölge ülkelerinin egemenliği ve istikrarı, İsrail’in güvenlik hesabında aşındırılabilecek unsurlar hâline geliyor.

Analizde savaş, kaçınılması gereken geçici bir zorunluluk değil, devletin temel ve sürekli durumu olarak tarif ediliyor. “Sessizlik kirliliktir” anlayışıyla ateşkes ve sükûnet arayışı zayıflık sayılırken, önleyici savaşın başlangıçta önemli kazanımlar sağladığı savunuluyor. 

Savunma yerine taarruza, caydırıcılık ve erken uyarı yerine önleyici saldırılara öncelik verilmesi de bu yaklaşımın parçası. 

Hayman, sürpriz saldırılara karşı güvenilir bir erken uyarı sistemi kurulamıyorsa çıkarılan sonucun sürekli önleyici savaş olması gerektiğini aktarıyor.

“İleri savunma” adı verilen yaklaşım da askerî varlığın karşı tarafın topraklarına taşınmasını öngörüyor. Hayman’ın aktardığı çerçevede bu bölgeler, savaşı düşman topraklarına taşımaya yarıyor; ileri savunma, taarruzun ertelenmiş bir biçimi olarak görülüyor. 

Suriye, Lübnan ve Gazze’de güvenlik bölgeleri oluşturulması bu anlayışa dâhil ediliyor.

Filistinlilere siyasi hak yok, yerleşimler güvenlik unsuru sayılıyor

Analizde Filistin ulusal hareketi, Batı’nın sömürgecilik sonrası suçluluk duygusundan kaynaklanan sahte bir anlatı olarak sunuluyor. 

Filistinlilerin mücadelesi, ayrı bir siyasi ve ulusal talep olarak değil, Arapların İsrail’i yıkma girişimlerinin devamı şeklinde ele alınıyor. 

Bu yaklaşım, Filistin devleti kurulmasına ve İsrail’le siyasi, coğrafi ya da güvenlik alanında ayrışmaya ilkesel olarak karşı çıkıyor.

Bunun yerine Yeşil Hat’ın suni sayılması ve yerleşimlerin bu hattın her iki tarafında genişletilmesi öngörülüyor. 

İsrail’de kalmayı seçen Filistinli Araplara eşit yurttaşlık değil, ikamet ve yerel yönetim hakları tanınması savunuluyor.

Yerleşimler ve siviller de güvenlik düzeninin merkezine yerleştiriliyor: Batı Şeria’da yerleşimlerin ve ileri karakolların yaygınlaştırılması; Suriye, Lübnan ve Gazze’de ise güvenlik bölgeleri oluşturulması öngörülüyor. Sivillerin de savunma ağının parçası hâline getirilmesi isteniyor. 

Böylece askerlerin sivilleri koruması ilkesinin yerini, askerî ve yerleşimci varlığı güvenlik düzeninin parçası sayan bir model alıyor.

Hayman, bu yeni anlayışın İsrail’i ABD’den bağımsızlaştırma ve savunma sanayisini kendi imkânlarıyla ayakta tutma hedefini de içerdiğini belirtiyor. 

ABD’nin gerileyen bir güç olduğu ve sonunda İsrail’i terk edeceği varsayımıyla, Washington’ın sınırlamalarına bağlı kalmanın tehlikeli görüldüğünü aktarıyor. 

Bu çizgide savunma teknolojisi, siber güvenlik ve yapay zekâ alanlarında yerli üretime öncelik verilmesi; bilimsel araştırmaların da Horizon gibi uluslararası işbirliği programlarından bağımsız yürütülmesi isteniyor.

Hayman, yeni doktrini eleştirirken İsrail’in kuruluş dönemindeki güvenlik anlayışını eşitlik ve barış üzerine kurulu bir model gibi sunuyor. 

Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki eşit haklar vaadini öne çıkaran bu anlatı, vaadin Filistinliler ve Arap yurttaşlar açısından ne ölçüde hayata geçirildiğini sorgulamıyor. 

Savaşı istisnai ve geçici gösterirken İsrail’in askerî güç kullanımını ve işgal siyasetini de arka plana itiyor. Böylece eleştirinin odağı, bu siyasetin kendisi değil, yeni doktrinin İsrail’e yüklediği maliyetler oluyor.

Hayman’ın sorusu şu: Barışın aldatıcı ve geçici sayılması, İsrail’in güvenliğini güçlendirmek yerine çatışmayı kalıcılaştırıp ülkenin uluslararası konumunu, ekonomisini ve toplumsal dayanıklılığını zayıflatabilir mi?

Benzer biçimde, geleneksel doktrindeki caydırıcılık ve erken uyarı ilkelerinin yerini sürekli taarruzun almasının risk yönetimini ortadan kaldıracağını belirtiyor. 

Sivillerin yerleşim ve ileri karakollarda savunmanın parçası sayılmasının, onları çatışmanın ön cephesine taşıyacağını ve sivil hayatı koruma ilkesini tersine çevireceğini vurguluyor. 

Tanımlı ve uluslararası anlaşmalarla kabul edilmiş sınırlar yerine esnek askerî bölgeler oluşturulmasının ekonomik, güvenlik ve diplomatik sonuçlarını sorguluyor.

Hayman, İsrail’in küçük coğrafyası, sınırlı doğal kaynakları ve küresel ticaret ile bilim ağlarına bağımlılığı nedeniyle büyük güçlerin desteğine ve uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyduğunu da hatırlatıyor. 

ABD’yle özel ilişkinin yalnızca çıkar ve ticari bağlara indirgenmesinin; bilim ve savunma sanayisinin uluslararası işbirliği ağlarından koparılmasının teknolojik gerileme ve diplomatik yalnızlaşma riski taşıdığını kaydediyor.

Hayman’ın analizi, yeni doktrinin İsrail’i sürekli savaş, yerleşim genişlemesi ve uluslararası yalıtılmışlığa sürükleyebileceği uyarısını yapıyor. Ancak tartışmayı yine İsrail’in güvenliği, refahı ve devlet kimliği sınırlarında tutuyor: 

Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı ve işgal altındaki topraklardaki yerleşimlerin yarattığı sonuçlar, İsrail güvenlik anlayışının ötesinde ele alınmıyor. 

Analizin açığa çıkardığı temel mesele, İsrail’in barış ve demokrasi iddiasını, Yahudi kimliğini üstün kılan, Filistin devletini reddeden ve savaşı kalıcılaştıran bir doktrinle nasıl bağdaştıracağı.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 14.10.2026 18:45 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45909/israil-in-yeni-guvenlik-doktrini-surekli-savas