PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Askerler, Gazze’de hedef bilgisi belirsizken mahallelerin yıkıldığını ve sivillerin “yan hasar” sayıldığını anlattı.

YDH- İsrail gazetesi Haaretz’in yayımladığı bir araştırma, işgal ordusunun istihbarat birimleri ve insansız hava aracı sistemi bünyesinde görev yapan asker ve subayların daha önce yayımlanmamış tanıklıklarını ortaya çıkardı. Tanıklıklar, soykırım savaşının üç yılı boyunca Gazze’de kitlesel öldürmeye ve sivillerin sistematik biçimde hedef alınmasına izin veren bir politikanın bulunduğunu doğruluyor.
Tanıklıklara göre askerî komuta, bombardıman ölçütlerinin gevşetilmesine ve önemsiz ya da teyit edilmemiş hedeflerin peşine düşülürken yoğun nüfuslu yerleşim bölgelerine tonlarca ağır mühimmat atılmasına onay verdi. Yüzlerce sivilin gözden çıkarılması ve hedef alınmayan kurbanların “yan hasar” adı altında öldürülmesinin kabul edilmesi de bu politikanın parçası oldu.
İsrailli gazeteci Yaniv Kubovich’in hazırladığı araştırmada, işgal ordusunun ateş açma kapsamını mümkün olan en geniş düzeye çıkarma politikası izlediği belirtildi. 7 Ekim olaylarının ardından işgal ordusunun yaşadığı istihbarat boşluğu, her türlü bilgiyi gelişigüzel biçimde takip etme arayışına yol açtı. Bu durum, yeterli eğitime sahip olmayan kişilerin görevlendirilmesinin ve sosyal medyada simge ya da slogan paylaşan sivillerin hedef sayılmasının önünü açtı.
İstihbarat boşluğu sivilleri hedefe dönüştürdü
Gazze’de hedefleri takip etmekle görevli ve A harfiyle kodlanan bir istihbarat askeri, askerî komutanlığın savaş öncesinde Kassam Tugayları’nın saha rütbeleri hakkında bilgi toplamayı durdurup yalnızca üst düzey isimlere odaklanma talimatı verdiğini söyledi.
A kod adlı asker, “Talimat şuydu: Tüm saha rütbelerini, tugay komutanlarını, saha komutanlarını ve savaşçıları bırakın. Seçkin birlikleri bırakın; yalnızca tugay komutanı ve üzerindeki rütbelere ve füze rampalarına odaklanın.” dedi.
Asker, “Hamas ve askerî kanadı hakkında saha düzeyinde hiçbir şey bilmiyorduk. 7 Ekim’de onları bulmak için sıfırdan çalışmaya başladık.” diye konuştu.
Araştırmada, bu bilgi eksikliğinin daha önce sivillerin bombalanmasını engelleyen kısıtlamaların ve denetimlerin gevşetilmesine yol açtığı belirtildi.
Araştırma, bu politikayı önceki hesaplama ve denetim ölçütleriyle karşılaştırdı. 2003’te Hamas liderlerinin katıldığı bir toplantıyı ağır bir bombayla hedef alma planının, binanın yıkılmayacağı ya da operasyonel sonuçlar doğurabileceği kaygısıyla iptal edildiği; bunun yerine daha küçük bir bomba kullanıldığı ve o sırada Hamas yönetiminin saldırıdan sağ kurtulduğu hatırlatıldı.
Buna karşılık mevcut tanıklıklar, işgal ordusunun sınırsız saldırı aşamasına geçtiğini ortaya koyuyor. Ordunun, tali ya da teyit edilmemiş saha hedefleri için mahalleleri tümüyle yıkacak ve onlarca sivili öldürecek tonlarca mühimmat kullandığı belirtiliyor.
A kod adlı asker, ordunun daha önce istihbarat alanında çalışmamış, yeterli eğitime sahip olmayan yedek askerlerden yararlanmasına da değindi. “Hedef yönetim programlarının başında oturup öldürmek için en önemsiz ve en zayıf hedefleri arıyorlardı. Facebook’ta Hamas’a ait simgeler paylaşan herkes hedef sayılıyordu. Bazıları gerçekten savaşçıydı ama aslında küçük balıklardı.” dedi.
Saldırı operasyonları odasında görev yapan ve D harfiyle kodlanan bir asker de uygulamaları doğruladı: “Birdenbire ordu, en alt rütbedeki askerleri bile gelişigüzel biçimde hedef almaya başladı. Sanki mühimmat tasarrufu kavramını unutmuşlardı. İş, kamyon şoförlerini hedef almaya kadar vardı.”
İHA biriminde görev yapan ve B harfiyle kodlanan asker ise havadan hedef tespit etmenin güçlüğüne dikkat çekti: “Bir kişinin kimliğini havadan belirlediğinizde onun 60 yaşında bir adam mı, yoksa 12 yaşında bir çocuk mu olduğunu anlamak çok zor.”
Araştırmada, 31 Ekim 2023’te Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki bir konut kompleksinin direnişten bir yetkiliyi öldürmek amacıyla bombalanması da ele alındı.
Askerler, bombalar atılmadan önce operasyon odasında yaşananları anlattı. D kod adlı asker, “Yetkilinin birkaç büyük binanın altında, yer altında bulunduğunu biliyorduk ama tam olarak hangi binada olduğunu bilmiyorduk. Bu yüzden çevrede yaşayanların bulunduğu birkaç bina seçildi ve tünelin üzerindeki tüm binaların yıkılmasına karar verildi. Halkı tahliye etmedik; çünkü onlar için önemli olan, kaçmadan onu öldürmekti.” dedi.
A kod adlı asker, önceden yapılan istihbarat değerlendirmelerinde beklenen sivil kurban sayısının, yani “yan hasarın”, 250 ila 300 kişi arasında hesaplandığını ve bu nedenle Genelkurmay Başkanı’nın doğrudan onayının gerektiğini söyledi. Asker şöyle devam etti: “Saldırıdan sonra ordunun öldürdüğü sivillerin sayısının gerçekten 250’ye yaklaştığını anladık. Birkaç hafta önce önemli bir hedef saymadığımız bir tugay komutanını öldürmek uğruna, yüzlerce kişinin yaşadığı kalabalık binaların tümüyle yıkıldığını görmek karşısında dehşete düştüm.”
“Breaking the Silence” örgütünün icra direktörü Nadav Weiman ise şu değerlendirmede bulundu: “Bir tugay komutanını öldürmek için 300 sivilin, bir kamyon şoförü için de 20 sivilin öldürülmesine izin verilemez; ardından da masumların hayatını korumaya özen gösterdiğini iddia edemezsiniz.” Weiman, emri veren subayları sorumlu tuttu.
Araştırmada direnişten bir saha komutanına yönelik başka bir suikast girişimi de aktarıldı. A kod adlı askerin anlattığına göre komutan, ailesiyle birlikte evindeyken bombalanmasına karar verildi. İşgal ordusu komutanı öldürdüğünü resmen duyurdu; ancak veriler daha sonra komutanın saldırıdan sağ çıktığını, saldırıda şehit olanların tamamının siviller ve aile üyeleri olduğunu ortaya koydu. Komutan daha sonra başka bir saldırıda öldürüldü.
Sivil ölümlerini hesaplayan sistem
“Zik” tipi İHA’ların operatörlerinin tanıklıkları, bombardıman emirlerinin üç operasyonel düzeye ayrıldığını gösterdi. En geniş kapsamlı olan düzey, o sırada ya da geçmişte Hamas’la bağlantısı bulunan herhangi bir kişinin hedef alınmasına izin veriyordu.
Araştırmada, sivillerin öldürülmesine ilişkin önceden hesaplama yapan ve “dolaylı hasar” (NAZA) tahmini olarak bilinen bir sistemin bulunduğu belirtildi. Sistem, üst düzey komutanlardan onay alınmasına gerek kalmadan kabul edilebilir sivil kurban sayısını belirliyordu. İlk düzeyde hedefin yakınında bulunan beş sivile kadar, ikinci düzeyde 10, üçüncü düzeyde 20 ve dördüncü düzeyde 40 sivilin öldürülmesine izin veriliyordu.
B kod adlı asker, sistemin savaşın başından itibaren üçüncü düzeyde doğrudan kullanılmasına izin verildiğini söyledi. Bu, 20 sivile kadar ölümle sonuçlanabilecek herhangi bir saldırının generallerden karar alınmadan, doğrudan sahada gerçekleştirilebilmesi anlamına geliyordu.
Kara operasyonlarına hazırlık kapsamında C kod adlı asker, istihbarat biriminden Gazze kentinde kara birliklerinin girdiği bölgeleri taramasının ve yüksek binaları yıkmasının istendiğini söyledi. Bu binalarda yaklaşık bin sivilin bulunduğu bilinmesine rağmen bombardımana derhâl başlanması ve sivillerin saldırı sürerken kaçmaya bırakılması emredildi. Asker, durumu sorguladıklarında sivillerin “sahadaki askerî hedefler” sayıldığının kendilerine söylendiğini aktardı.
Tanıklıklara göre birliklere 300 metre mesafeye yaklaşan her erkek, derhâl bombalanması gereken bir hedef olarak tanımlandı. Bombardımanda hasar gören evlerine battaniye ve yiyecek almak için giren siviller de hedef alındı; askerler bu sivillere “hırsızlar” diyor ve onları güvenlik hedefi olarak sınıflandırıyordu.
Askerler, birliklerden birinin komutanının, sivillerin hedef sayılmasına itiraz eden ya da bombardımanı reddeden askerleri görevden almakla tehdit ettiğini doğruladı. Tanıklıklar, çatışmalar sürüp stratejik bir hedef olmaksızın ilerleyen aşamalara ulaştıkça askerlerin moralinin düştüğünü ve göreve duydukları güvenin aşındığını da ortaya koydu. Buna rağmen tali hedefler uğruna evlerin yıkılması ve ailelerin öldürülmesi yönündeki emirler sürdü.
B kod adlı asker, sıradan bir savaşçının hedef alınması emri verildiği bir olayı şöyle anlattı: “Hedefi İHA kamerasından gördük. Evlerinin bahçesinde, ailesiyle birlikte duruyor ve çocuklarını hortumla yıkıyordu. Çocukları yanındayken bunu yapmak benim için çok zordu. İtirazlara rağmen öldürme emri verildi ve daha sonra saldırılar gerçekleştirildi.”
Asker, Gazze’de işlenen suçlara ilişkin deneyimlerini şu sözlerle özetledi: “Çatışmalara katılmamış sivilleri öldürdüğümüzü biliyoruz. Ancak bir babanın, bombalanmadan yalnızca birkaç saniye önce çocuklarını su hortumuyla yıkadığını görmek, dibe vurduğumuzu ve ahlaki sınırlarımızın tümünü aştığımızı hissettirdi.”