Aun ve Selam Lübnan’ı dış güçlerin sopası altına sokuyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
LÜBNAN
16 Ekim 2026 · 09:43

Aun ve Selam Lübnan’ı dış güçlerin sopası altına sokuyor

ABD ve Suudi rejiminin taleplerini yerine getiren Beyrut yönetimi, yeniden imar için ayrılan kaynakları kullanmazken Hizbullah’a yönelik baskıyı artırıyor.

YDH- El-Ahbar yazarı İbrahim el-Emin, Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam yönetiminin ABD ve Suudi rejiminin taleplerine boyun eğdiğini söyleyerek, bu politikaların ne iktidarı güçlendirdiğini ne de Lübnan’a destek sağladığını vurguluyor. El-Emin’e göre Washington, İsrail’in çekilmesini gündeme almadan Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını isterken Suudi yönetimi Lübnan’ın siyasi ve güvenlik kurumlarına müdahale ediyor; yeniden imar için mevcut kaynakların kullanılmasının önüne engeller çıkarılıyor. Yazar, Hizbullah’ın yerinden edilenlere yardım planı ve Bekaa-Beyrut yolunda durdurulan patlayıcı yüklü kamyonun direnişi hedef alan yeni bir kampanyaya dönüştürüldüğünü belirterek, iktidarın bu tutumunun iç barışı ve bölgesel istikrarı tehlikeye attığı uyarısında bulunuyor.

Mesele davranıştaki ikiyüzlülük değil, Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve hükümetteki yardımcısı Nevaf Selam’ın yürüttüğü büyük bir dolandırıcılık. İki adam da herhangi bir adım atamayacak kadar aciz görünüyor.

Düşman karşısında yürütülen müzakereler ve verilen tavizler kayda değer bir sonuç getirmedi; içeride ABD ve Suudi Arabistan’ın dayatmalarını uygulamak da iktidarlarını güçlendirmelerini sağlamadı. Bunun yanı sıra, görevini yerine getirmekten neredeyse istifa etmiş bir hükümetin üyeleri arasındaki bağ koptu. Vesayet güçleri de daha fazla vergi koymaya dayalı bütçeler hazırlayan iktidara destek sunmadı; bu sırada cumhurbaşkanı, cezasız kalmaya çalışan bankacılık sektörünün önde gelen isimlerini koruyor.

Aun ve Selam, yaklaşık iki yıllık yönetimlerinin bilançosunu gözden geçirmek yerine kendilerini ve ülkeyi dışarıdan gelen sopanın altına sokmayı sürdürüyor. Bu güçler, destek taleplerine yeni taleplerle karşılık verdi ve Lübnan ordusu komutanlığına, iç barışı tehdit eden bir çatışmanın önünü açabilecek adımlar attırmak için olağanüstü baskı uygulamaya kadar vardı.

Süreç, Aun’un ABD ziyaretinin ardından başladı. Aun, Başkan Donald Trump’tan duyduğu tatlı sözlerle ve Amerikan havayolu şirketlerinin faaliyet göstermesini sağlayacak bir sürecin başlatılacağı vaadiyle ülkesine döndü. Bu vaadin yerine getirilmesi, Lübnan’ın sonu gelmeyecek gibi görünen bir şartlar listesine boyun eğmesini gerektiriyor. Zamanla Aun, işlerin daha karmaşık olduğunu anlamaya başladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı çalışma toplantısından da Lübnan yönetiminin taahhütlerini nasıl ele alması gerektiğine dair bir dersten başka bir şeyle ayrılmadı.

Ekibinin “Amerikan tepkisini yatıştırma” olarak nitelediği girişimde Aun, aradığını ancak danışmanı Jan Aziz’in ABD’de pek tanınmayan bir dergide yayımlanan makalesinde buldu. Aziz, makalesinde ABD’deki etkili çevrenin üyeleri olduğunu varsaydığı kişilere seslendi. Ancak makale tam tersi bir sonuç doğurdu. İsrail’in çekilmesi konusunun tartışılmasını istemeyen Washington’ın Lübnan yönetiminden tek bir talebi olduğu anlaşıldı: Gidin ve gerekirse zor kullanarak Hizbullah’ın silahlarını alın. ABD askeri istihbaratının Beyrut’taki yeni istasyon şefi de siyasi ve güvenlik yetkililerine bunu iletti; iç savaşla sonuçlansa bile yönetimin Hizbullah’la yüzleşmekten kaçınmasına şaşırdığını söyledi.

Suudi cephesinde ise elçi Yezid bin Ferhan, Lübnan’daki siyasi yönetimin zayıf performansından söz etmeyi sürdürdü. Ancak talepleri, Temyiz Savcısı, bir güvenlik kurumunun başkanı veya bir bakanlıktaki müdürün atanmasının, hatta Ulusal Konservatuvar müdürünün atanmasının engellenmesinin ötesine geçti; çünkü Suudi veliaht prensin kız kardeşi olan adayın görevinde kalması gerekiyordu. Bin Ferhan, rakip saydığı kesimlere karşı mücadelesini genişleterek, Gelecek Hareketi’ne yakın görülebilecek birinci derece tüm kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılmasını istedi ve Büyük Saray’ın “Saad Hariri’nin takipçilerinden arındırılması” çağrısında bulundu. Aynı zamanda Katar tarafıyla birlikte Lübnan’ın Suriye’yle ilişkilerini geliştirmek için somut adımlar atmasında ısrar etti.

Bu çerçeve, Lübnan’daki güvenlik güçlerini yeni Suriye yönetiminin hizmetinde çalışır hale getiriyor. Bu sırada Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimine muhalif olanların takibi, Eski yönetim devrilmeden önce Suriye devlet kurumlarında çalışan Suriyeli vatandaşların kaçırılması ve derhal yeni yönetime teslim edilmesi sürüyor. Bu işlemler ya antlaşma biçiminde kabul edilen koordinasyon mekanizmasıyla ya da sahte güvenlik operasyonlarıyla yürütülüyor.

Aun ve Selam, enerji üretimini artırmaya yardımcı olacak mali destek içeren bir Suudi veya Körfez girişimini beklerken yaz mevsimi meyve hasadı çiftçilerin elinde birikti; Suudilerin Lübnan’ı ziyaret etmesine hâlâ izin verilmiyor. Devlete yönelik olduğu varsayılan destek programlarını ise Bin Ferhan yeniden, Uluslararası Para Fonu’nun Lübnan’ın tamamlamadığını söylediği reformların uygulanması şartına bağladı. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelecek hiçbir girişime olumlu yanıt verilmemesi, BAE veya Katar’dan iş insanlarının Lübnan’da yatırım yapmasına kapı açılmaması için yoğun baskı uygulandı. Bunun yanı sıra Amerikalılar ve Suudiler, yürütme organının yeniden imarı kolaylaştıracak herhangi bir karar almasını engellemesini istiyor ve Aun ile Selam da bu talebe uyuyor.

Maliye Bakanı Yasin Cabir, yeniden imarı desteklemek üzere kamu hazinesinde bulunan yaklaşık 35 milyon doların harcanması için Aun ve Selam’dan karar beklediğini söylüyor. Selam ise Irak’ın yeniden imar için ödediği 20 milyon doları teslim etmek üzere Arap Birliği’ne yazı göndermeyi reddediyor. Ayrıca Paris’te onaylanan 75 milyon doların kullanılması için herhangi bir yürütme adımı atmıyor. İki adam, Dünya Bankası kredisinin bir bölümünün yeniden imar ve yardım faaliyetlerinde kullanılmasının önüne de engeller çıkarıyor.

Birdenbire, ABD ve Suudi Arabistan’dan oluşan iki dış vesayet gücünün, Beyrut’taki iktidar çevrelerinin ve bir grup siyasetçiyle milletvekilinin işlerin ellerinden kaçabileceğini düşündüğü görüldü. Önceki çizgileriyle çelişen somut adımlar atmak yerine direnişe ve Hizbullah’a yeniden saldırmaya başladılar. Amerikan yönetimi, Hizbullah’ın yerinden edilenlere mali yardım yapma niyetine ilişkin iki hafta önce sızdırılan bilgiler karşısında bir tür “çılgınlıkla” hareket etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran’dan Lübnan’a mali destek ulaştığına dair haberleri yalanladıktan ve eşi görülmemiş bir adımla gerçekle ilgisi olmayan ilanlar yayımlama riskini aldıktan sonra, Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Şeyh Ali Damuş’un düzenlediği basın toplantısı ve barınma planının açıklanması, hararetli zihinlere bir kova soğuk su dökmek gibi oldu. Bunun üzerine, bizzat ABD Dışişleri Bakanlığının öncülük ettiği bir kampanya başladı. Bakanlık, Lübnan ve Arap medyasıyla temasa geçerek ülkeye para girişi olmadığı yönünde bir hava yaymaya çalıştı. Beyrut, Şam, Bağdat ve Ankara’daki büyükelçilikleri de Lübnan’a para kaçırılmasını önlemek için alınan tedbirleri araştırdı.

Bu sırada Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, siyasi yönetime, İran İhracat Bankasının uzun süredir bankacılık sisteminde yer almamasına rağmen ABD Hazine Bakanlığının talebi üzerine bankanın lisansını iptal etmek zorunda olduğunu bildirdi.

Ardından, Bekaa-Beyrut yolunda durdurulan patlayıcı yüklü kamyon meselesi, Amerikalıların ve Lübnan’daki gruplarının direnişe karşı yeni bir şeytanlaştırma kampanyası başlatma iştahını kabarttı. Kamyonla ilgili bilgiler, İsrail tarafından edinilmiş bir yabancı istihbarat biriminden gelmişti. Ancak kamyonu durduranlar, bir koronun hazır beklediğini ve patlayıcıların Beyrut’ta suikast düzenlemek için gönderildiği suçlamalarını ortaya atacağını bilmiyordu. Suçlamalar, daha geniş bir çerçeveye de oturtulmaya çalışıldı.

Her zamanki gibi Ketaib Partisi, Adalet Bakanı Adil Nasır aracılığıyla meseleyi bir ulusal güvenlik sorununa dönüştürmeye girişti ve dosyanın Adalet Divanı’na sevk edilmesini istedi. Ona göre bu, daha sonra Hizbullah’ın lider kadrosunun ve tüm unsurlarının kovuşturulmasına imkân sağlayacaktı. Oysa Hizbullah’ın güvenlik komitesi, kamyonun durdurulmasından birkaç saat sonra güvenlik birimleriyle, askeri yargıyla ve orduyla temasa geçerek kamyonun direnişe ait olduğunu ve işgale karşı direniş hazırlıklarının olağan bir parçası olduğunu bildirmişti. Olay, eşi görülmemiş bir gerilim düzeyine doğru ilerlemek üzereyken Cumhurbaşkanı Nebih Berri, Selam’ı arayarak Adalet bakanının girişimini görmezden gelmesini istedi. Selam da bunu yapacağına söz verdi.

Bütün bunlar, bölgedeki mevcut gerilim ortamından bağımsız düşünülemez. Herkes, her an neler yaşanabileceğine ilişkin çelişkili beklentiler arasında diken üstünde yaşıyor. ABD’de İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması yönündeki kampanya yoğunlaşırken İsrail’den eşi benzeri görülmemiş destek geliyor. Benyamin Netanyahu ise sırf iktidarda kalmasını ve varlığını seferberlik halinde tutmasını sağlayacak diye her yerde daha fazla ölüm operasyonu düzenlemeye hazırlanıyor.

İktidar çevrelerinin ya gereğince almadığı ya da gerçek anlamını kavrayamadığı bir mesaj var: Bu davranış biçimi yalnızca diyaloğu engellemekle kalmıyor, ülkeyi genel istikrar konusunda kaygılanmaları gereken bir noktaya sürüklüyor. Amaç, yıpranmış iktidarlarını korumak değil, Lübnanlıları sonuçlarına katlanamayacakları maceralara sürüklemeyi önlemek olmalı. Buna rağmen iktidar çevreleri ve vesayet altındaki yönetimin siyasetçileri, direnişin sabrını sınamak için onu kışkırtmakta ısrar ediyor; bir yandan da İsrail’in savaşı yeniden başlatmasını umuyor. Samir Caca’nın birkaç gün önce bir Amerikan araştırma forumunda açıkça söylediği de buydu. Caca, saldırganlığı savunmayı sürdürerek müzakere sürecinin, Hizbullah tamamen tasfiye edilmeden İsrail’in çekilmesi aşamasına ulaşamayacağını açıkça söyledi.

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 16.10.2026 11:59 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/45992/aun-ve-selam-lubnan-i-dis-guclerin-sopasi-altina-sokuyor