PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Mühimmat açığı, deniz taşımacılığını ve enerji fiyatlarını etkileyerek ABD’deki seçmenlerin ekonomik kaygılarını artırıyor.

ABD’li seçmenler Kasım 2026 ara seçimleri için sandığa gitmeye hazırlanırken siyasi stratejistler başkanın onay oranlarını, enflasyon endekslerini ve tüketici güvenini yakından izliyor. Ancak kampanya söylemlerinin altında, seçim tablosunu sessizce şekillendiren gizli bir etken yatıyor: ABD ordusunun hava savunma mühimmatı stoklarının ciddi biçimde tükenmesi.
Pentagon için son derece teknik bir lojistik sorun olarak başlayan mesele, hızla yaygın bir siyasi ve ekonomik kırılganlığa dönüştü. Bu yılın başlarında İran’daki hedeflere yönelik yıpratıcı saldırıların ardından ABD ordusu, üst düzey önleyici füzelerinin önemli bir bölümünü tüketti.
Stokların hızla yenilenememesi, ABD’yi ve Batı Asya’daki müttefiklerini zor taktik tercihler yapmaya itiyor. ABD ordusunun Fars Körfezi ve Kızıldeniz’deki hayati deniz yollarını tek başına güvence altına alma kapasitesindeki düşüş, küresel tedarik zincirinde sarsıntı yarattı. ABD’li seçmenler açısından bu stratejik eksiklik, soyut bir jeopolitik mesele değil; benzin istasyonunda ve markette doğrudan hissedilen bir geçim sıkıntısı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın onay oranı şu anda yüzde 36 dolayında seyrediyor. Kamuoyundaki hoşnutsuzluk, büyük ölçüde ekonomik kaygılara ve uzayan, sonuçsuz çatışmanın yarattığı yorgunluğa dayanıyor.
Askerî tedarik zincirleri, ekonomik göstergeler ve kamuoyu eğilimlerine ilişkin kapsamlı bir inceleme, ABD’nin mühimmat stoklarındaki aşınma ile iktidar partisinin siyasi sermayesindeki erime arasında derin bir bağ bulunduğunu ortaya koyuyor.
Siyasi sonuçları anlamak için öncelikle modern asimetrik savaşın sahadaki gerçekliğiyle yüzleşmek gerekiyor. İran’ın ABD saldırganlığına verdiği yanıt, ucuz İHA’ların ve balistik füzelerin aralıksız saldırılarıyla şekillendi. ABD ise bu saldırıları, elindeki en gelişmiş, en pahalı ve üretimi en zor hava savunma sistemleriyle karşılamaya çalıştı.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) Nisan 2026 tarihli değerlendirmesine göre ABD güçleri, yedi haftalık saldırılar sırasında Patriot önleyici füzelerinin yaklaşık yüzde 45’ini, Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) önleyici füzelerinin ise yüzde 50’sini kullandı. Gelen saldırıların hacmi, Pentagon’u sürdürülemez bir maliyet dengesine sürükledi: Üretim maliyeti kendilerininkinin çok altında kalan tehditleri etkisizleştirmek için düzenli olarak milyonlarca dolarlık önleyiciler ateşlendi.
Kriz, bu önleyicilerin hızla yerine konamamasından kaynaklanıyor. Barış döneminde verimliliğe, savaş zamanı üretim artışından daha fazla öncelik veren ABD savunma sanayisi, şu anda sınırlarına kadar zorlanıyor. Savaş Bakanı Pete Hegseth, Mayıs 2026’da İran çatışmasında yoğun biçimde kullanılan mühimmatın yenilenmesinin, silah sistemine bağlı olarak “aylar ve yıllar” alacağı uyarısında bulundu.
CSIS’in analizi de bu takvimi doğruluyor. ABD Kara Kuvvetleri, 2027 mali yılı bütçesi için 857 THAAD önleyici füzesi talep etti ancak teslimatların 2029’un ortasına kadar başlaması beklenmiyor. Yalnızca İran saldırılarında kullanılan mühimmatın yerine konması bile ABD için on yılın sonuna kadar sürecek.
Donanmanın kullandığı Standart Füze (SM-3 ve SM-6) stokları da benzer darboğazlarla karşı karşıya. Bu stokların savaş öncesi seviyelere 2029’un başlarından önce dönmesi beklenmiyor. Tüketim ile üretim arasındaki büyük fark, ABD ordusunu tehlikeli bir mühimmat kısıtlamasına sürükledi.
Askerî planlamacılar açısından önleyici füze stoklarının erimesi, harekât planlarının tamamını değiştiriyor. Tırmanıştan önce, görevden alınan ABD Kara Kuvvetleri Komutanı General Randy George, 2025’in sonlarında THAAD ve Patriot stoklarının kritik düzeyde azaldığı uyarısında bulunmuştu. ABD-İsrail saldırıları ilerledikçe bu uyarıların haklı olduğu görüldü.
Ordu, aşılmaz bir savunma kalkanı sağlayamayınca komutanlar “seçici önleme” stratejisine yönelmek zorunda kalıyor. Azalan önleyicileri yüksek değerli askerî hedefler için saklamaları, daha az kritik altyapıyı ise savunmasız bırakmaları gerekiyor. Bu kırılganlığın insani bedeli temmuz ayında, saldırı ve karşı saldırıların yeniden başlamasıyla ortaya çıktı: İran’ın misilleme saldırıları zayıflayan savunmayı aşarak üç ABD askerinin ölümüne yol açtı.
Stokların tükenmesi saldırı kapasitesini de etkiledi. CSIS kıdemli danışmanı Mark Cancian, uzun menzilli önleyici füzelerin ve stand-off mühimmatının yetersizliğinin ABD güçlerini “kısa veya orta menzilli mühimmat kullanmaya” zorladığını belirterek şöyle dedi: “Bu da hedeflere çok daha fazla yaklaşmanız gerektiği anlamına geliyor. Platformları çok daha savunmasız hale getiriyor.”
Bu kırılganlık, doğal olarak harekât tereddüdünü artırıyor. ABD, düşmanı teslim olmaya zorlamak için gerekli ezici ve geniş çaplı saldırı operasyonlarını başlatmakta zorlanıyor; çünkü kendi güçlerini kaçınılmaz karşı saldırılardan koruyacak savunma şemsiyesine sahip değil. Sonuç olarak “kesin zafer” ihtimali ortadan kalkıyor.
ABD kamuoyu tarihsel olarak yıpratma savaşlarına fazla sabır göstermiyor. Seçmenler açık hedefler ve kesin sonuçlar istiyor. Sonu görünmeyen askerî harekât uzadıkça kamuoyu desteği hızla azalıyor. Seçmenler, kendi lojistik sınırlamaları içinde batağa saplanmış bir süper güç görüyor; ülkenin güvenlik sağlamadan kaynakları tüketen, sürekli ve düşük yoğunluklu bir çatışmaya hapsolduğu kaygısı büyüyor. 2026’nın başlarında yapılan AP-NORC anketinde Amerikalıların yüzde 59’u, ABD’nin İran’daki askerî harekâtının “fazla ileri gittiğini” düşündüğünü belirtti. Bu da ülkenin güvenlik sağlamadan kaynakları tüketen, sürekli ve düşük yoğunluklu bir çatışmaya hapsolduğu kaygısını besliyor.
Mühimmat yetersizliği yalnızca savaş alanını ilgilendirseydi, 2026 ara seçimleri üzerindeki etkisi sınırlı kalabilirdi. Ancak Batı Asya, küresel enerji piyasalarının ve uluslararası deniz taşımacılığının merkezinde yer alıyor. ABD ordusunun bu bölgeyi güvence altına alamaması, ülkedeki tüketicileri doğrudan etkiliyor.
Yüksek kapasiteli önleyici stokları, sürekli İHA ve gemisavar füze saldırılarına karşı koymaya yetmediği için ABD Donanması Kızıldeniz ve Fars Körfezi’ndeki ticari deniz yolları üzerinde sürekli bir savunma şemsiyesi kuramıyor. Önlenemeyen saldırılardan kaygı duyan ticari gemi işletmecileri, giderek daha fazla Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu çevresinden dolaşıyor ya da Fars Körfezi’nden geçmek için hızla yükselen savaş riski sigortası primlerini üstleniyor. Denizdeki bu darboğazlar ABD ekonomisine dolaylı bir gümrük vergisi gibi yansıyor; navlun ücretlerini artırıyor, parça teslimatlarını geciktiriyor ve enerji fiyatlarını yüksek seviyelerde tutuyor.
Lojistikteki bu sürtüşme, tüketicilerin ekonomik algısına hızla yansıyor. The Guardian için Ekim 2026’da yapılan Harris anketine göre Amerikalıların büyük çoğunluğu benzin ve gıda gibi temel ihtiyaçları karşılamakta zorlanıyor; bu nedenle haneler zorunlu olmayan harcamalarını kısmak zorunda kalıyor. Haberde, ara seçimler yaklaşırken tüketicilerin yüksek gıda ve enerji fiyatlarıyla soğuyan ve belirsizleşen iş gücü piyasası arasında “her zamankinden daha öfkeli” olduğu belirtildi.
Salıncak bölgelerdeki seçmenlerin PAC-3 MSE veya SM-6 önleyici füzelerinin stok durumunu izlemesi beklenmiyor; ancak benzin istasyonunda ve market kasasında her fiyat değişikliğini hissediyorlar. ABD’nin yurt dışındaki güç projeksiyonunu sınırlayan lojistik yetersizlik, ülke içinde ekonomik kırılganlığa dönüşüyor.
Bu tablonun siyasi araç haline getirilmesi anket verilerinde şimdiden görülüyor. Pew Research Center’ın Ekim 2026’nın başlarında yaptığı araştırma, İran savaşının ve ekonomik etkilerinin seçmenleri ne ölçüde etkilediğini ortaya koydu.
Veriler, dış politika ile iç ekonomik kaygıların çarpıcı biçimde kesiştiğini gösteriyor. Ankete katılanların yüzde 73’ü, ABD’nin İran’daki askerî harekâtının doğrudan yol açtığı benzin ve yakıt fiyatı artışlarından “son derece” ya da “çok” kaygı duyduğunu belirtti. Bu oran martta yüzde 69’du. Askerî stoklardaki sorunlara ilişkin kamuoyu farkındalığı da artıyor: ABD ordusundaki “silah yetersizliğinden” son derece veya çok kaygı duyanların oranı, yılın başındaki yüzde 31’den yüzde 45’e çıktı.
Bunlar birbirinden bağımsız veriler değil; ara seçimlerde iktidara karşı tepkinin temelini oluşturuyor. Kamuoyu daha fazla tırmanışa karşı çıkıyor: Katılımcıların yüzde 72’si, ABD’nin İran’a kara birlikleri göndermesi ihtimalinden derin kaygı duyduğunu belirtti.
Yönetim, seçimler açısından bir çıkmaza girmiş durumda. Kabul edilemez sayıda Amerikalının hayatını kaybetmesi ya da mühimmat üretiminde olağanüstü bir artış sağlanması olmadan kesin bir askerî zafer kazanamıyor. Buna karşılık süren çatışma, yönetimin siyasi geleceğini tehdit eden enflasyonu körüklemeye devam ediyor.
Trump’ın onay oranları da bu kaçınılmaz açmazı yansıtıyor. Ortalama onay oranı yüzde 36 dolayında seyreden yönetim, Pew’in ekim ayı ölçümünde bu oranın yüzde 30’a kadar gerilemesiyle ekonomik baskı altında kalan ve küresel gelişmelerden kaygı duyan seçmenlerin tepkisiyle karşı karşıya.
2026 ara seçimlerinde enflasyon, liderlik ve ekonomi politikaları tartışılacak. Ancak seçimlerin ardından yapılacak her değerlendirmede savunma sanayisi tabanının dolaylı rolü de göz önünde bulundurulmalı. ABD’nin mühimmat stoklarının tükenmesi, mevcut ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın temel yapısal dayanaklarından biri.
Dünyanın önde gelen süper gücü, yedi haftada kritik hava savunma önleyicilerinin yarısını tüketti. Bunun sonuçları kaçınılmaz biçimde savaş alanından çıkıp marketlere kadar yayıldı. Deniz yollarını koruyamamak enerji fiyatlarını artırıyor; bunun yol açtığı enflasyon seçmenleri öfkelendiriyor; askerî harekâtın kesin bir sonuca ulaşamaması ise sürekli istikrarsızlık anlatısını güçlendiriyor.
Kasım seçimlerinin ardından yeni Kongre göreve başladığında en acil soru yalnızca enflasyonla nasıl mücadele edileceği değil, ABD ordusunun içi boşaltılmış savunma kalkanının nasıl yeniden kurulacağı olacak. Mühimmat tüketimi ile üretimi arasındaki fark kapanana kadar ABD silahlı kuvvetlerinin lojistik sınırları, hem ülkenin dış politikasını hem de iktidarın içerideki siyasi geleceğini sınırlamayı sürdürecek.
Çeviri: YDH