PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran savaşı, ABD’nin askerî güçle siyasi hedeflere ulaşabileceği inancının sınırlarını ve teknolojiyle ateş gücünün yanlış stratejiyi telafi edemeyeceğini ortaya koydu.

YDH- Foreign Affairs dergisinde yayımlanan William H. McRaven imzalı analizde, Trump rejiminin 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaş, Washington’ın onlarca yıldır tekrarladığı stratejik hatanın çarpıcı bir örneği olarak değerlendirildi.
Yazara göre savaş açık bir gerekçeye dayanmadan başlatıldı; hedefler Tahran yönetimini devirmekten nükleer programı durdurmaya, son olarak da savaş başlayana kadar kapatılmamış olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya kadar değişti. Sonuçlar ise ABD ve Ortadoğu’nun çıkarları açısından ağır oldu.
Analiz, İran’daki yanlışların yalnızca Trump ve ekibinin yetersizlikleriyle açıklanamayacağını; askerî gücün sınırlarını küçümsemenin ABD dış politikasında köklü bir sorun olduğunu savunuyor.
Dergiye göre Washington, Soğuk Savaş’tan bu yana askerî gücün siyasi hedefleri gerçekleştirme kapasitesini abarttı. Vietnam, bu yanılgının en belirgin örneklerinden biri oldu; ancak son 25 yılda aynı yaklaşımın düzelmek yerine güçlendiği belirtildi.
Analizde, zafer inancının askerleri ve kamuoyunu seferber etmek açısından önemli olduğu, ancak siyasi sağduyuyla desteklenmediğinde tehlikeli sonuçlar doğurduğu vurgulandı. Teknolojiye ya da ateş gücüne aşırı güvenmenin savaşın temel ilkelerini göz ardı ettirebileceği; taktik başarıların da stratejik zaferi garanti etmediği kaydedildi. Artan can ve para kaybına rağmen savaşın haklılığına ilişkin gerekçelerin zayıflaması, politikanın yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.
Dergi, ABD’de bu sorunu ağırlaştırabilecek iki eğilime dikkat çekti. Bunlardan ilki, kurumlara bağlılığın yerini lidere sadakatin aldığı daha kişiselleşmiş başkanlık yönetimi. Başkan’a askerî, diplomatik, ekonomik ve istihbarî konularda danışmanlık vermesi gereken kurumların sadık isimlerce yönetilmesi, verilen tavsiyelerin başkanın isteklerine göre çarpıtılması riskini artırıyor.
İkinci eğilim, yapay zekâdan insansız araçlara, robotikten siber ve uzay sistemlerine uzanan teknolojilerin hızla gelişmesi. Analize göre bu teknolojiler orduların etkinliğini artırabilir, ancak savaşın temel ilkelerinin ve yanlış politikaların yerini alamaz. Teknoloji, askerî gücün kullanımını destekleyen bir araç; çatışmaya yol açan hatalı siyaseti telafi edemez.
Foreign Affairs, ABD’nin başarısının siyasi ve askerî liderliğin niteliğine bağlı olduğunu vurguladı. Meşruiyet oluşturabilen, ittifaklar kuran, açık ve ulaşılabilir hedefler belirleyen, göreve bağlı kalan ve savaşı gerekli olan süreyle sınırlayan liderler olmadan askerî gücün sonuç vermeyeceği değerlendirmesinde bulundu.