PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Yemen Yüksek Siyasi Konseyi Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Salih bin Habtur, kaleme aldığı makalede 28 Şubat 2026'da başlayan ABD ve İsrail saldırılarına karşı İran'ın verdiği askeri yanıtı, Hürmüz Boğazı'ndaki tam kontrolünü ve çatışmanın küresel ekonomide yarattığı krizi değerlendirdi.

YDH — Yemen Cumhuriyeti Yüksek Siyasi Konseyi Üyesi ve Genel Halk Kongresi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Abdülaziz Salih bin Habtur, kaleme aldığı makalede İran'ın ABD ve İsrail ile yaşadığı çatışmayı değerlendirdi.
“Müslüman, mücahit İran halkına ve onun direnişçi yönetimine” saygı ve hürmetlerini ileten Bin Habtur, Amerika ve “Siyonist İsrail düşman varlığı” ile yaşanan bu hesaplaşmanın İran halkının bütünlüğünü ve kurumlarının gücünü ortaya koyduğunu belirtti.
Yemenli siyasetçi, bu sürecin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü İran devleti için stratejik bir kazanıma dönüştürdüğünü ifade etti.
Dünyadaki siyasi, askeri, insani ve ekonomik felaketlerin nedenlerini anlamak için tarihi gerçekleri hatırlamak gerektiğini belirten Bin Habtur, ”Siyonistleşmiş Amerika ve Siyonist İsrail düşman varlığının” 28 Şubat 2026 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı başlattığı “vahşi ve hain saldırıyı” hatırlattı.
Makalede yer alan bilgilere göre, yaklaşık kırk gün kırk gece boyunca devam eden saldırılar ağır can ve mal kayıplarına yol açtı.
Okullar, üniversiteler, camiler, hastaneler,köprüler ve limanların da aralarında bulunduğu sivil altyapı tesisleri yıkıldı.
Bin Habtur, bu saldırılar sonucunda başta Devrim Rehberi, İslam ümmetinin Şehidi Seyyid Ali Hamenei” olmak üzere, onun ailesinden fertlerin, siyasi, askeri ve bilimsel-akademik liderlerin yanı sıra binlerce İran vatandaşının hayatını kaybettiğini aktardı.
Hayatını kaybedenleri rahmetle anan Yemenli yetkili, yazısında Kur'an-ı Kerim'deki “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma; bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklandırılıyorlar” ayetine yer verdi.
Bin Habtur, saldırganların bu süreçte çok açık hedefler ortaya koyduğunu vurguladı.
Bu hedeflerin; İslam Cumhuriyeti'ndeki siyasi, dini ve idari sistemi devirmek, nükleer programı iptal etmek ve İslam medeniyetinin yanı sıra öncesinde de binlerce yıllık tarihe sahip olan İran halkının kaynaklarını ele geçirmek olduğunu ifade etti.
Devlet kademelerindeki büyük kayıplara rağmen geride kalan İranlı yöneticilerin saldırının başlamasından sadece birkaç saat sonra güvenlik, askeri, siyasi ve medya alanlarındaki durumu yeniden düzene sokabildiğini belirten Bin Habtur, yönetimin inisiyatifi ele aldığını ve iktidarın tüm kademelerindeki boşlukları doldurduğunu kaydetti.
İran'ın verdiği yanıtın Sücud füzeleri, hipersonik füzeler ve modern insansız hava araçlarını içerdiğini aktaran Profesör, bu silahların Körfez ülkelerine yayılmış Amerikan askeri üslerinin çoğunu vurup imha ettiğini bildirdi.
Bin Habtur makalesinde hedef alınan bu noktaları; kuzeyde “Kuveyt Emirliği”nden başlayarak, güneyde “Bahreyn Krallığı, Katar Emirliği ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Abu Dabi Şeyhliği” ile Suudi Arabistan Krallığı, oradan da Kuzey Irak, Kürdistan Bölgesi, Ürdün Haşimi Krallığı ve Suriye'deki dağınık kamplarda bulunan Amerikan üsleri olarak sıraladı.
İran topraklarına doğru Amerikan-Siyonist füzelerinin, uçaklarının ve insansız hava araçlarının havalandığı bu noktaları güvenlik, askeri ve casusluk üsleri olarak nitelendiren Bin Habtur, İran Devrim Muhafızları Ordusu ile İran Ordusu'nun bu merkezlere “kararlılık, şiddet ve sağlamlıkla” karşılık verdiğini dile getirdi.
Deniz trafiği dosyasına da değinen Bin Habtur, İran'ın yanıtının Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almayı ve tamamen kapatmayı kapsadığını belirtti.
Gemilerin Körfez'e giriş ve çıkışlarının yalnızca İran Devrim Muhafızları makamlarından alınacak ön izin ve resmi lisansa bağlandığını aktaran yazar, kapatma ve engelleme kararının makaleyi kaleme aldığı tarihe kadar yürürlükte kaldığını doğruladı.
Bu prosedürleri ihlal edenlerin ticari gemilerin, petrol ve gaz tankerlerinin güvenliğinden bizzat sorumlu olacağını ifade eden Bin Habtur, kendi anlatımına dayanarak "Abu Dabi Şeyhliği"ne ait dev bir geminin başına gelen olayı örnek gösterdi.
Yüksek değerli mallar taşıyan bu gemideki akıllı telefonların İran kıyılarına saçıldığını, bölge halkının, vatandaşların ve balıkçıların bunları “değerli bir ganimet” olarak topladığını aktardı.
Bin Habtur, Hürmüz Boğazı'nın Amerikan-İsrail-Siyonist saldırısından önce deniz trafiğine doğal bir şekilde açık olduğunu hatırlattı.
Ancak yaşanan son gelişmelerin, İsrail düşman varlığı ve Amerikan hükümetiyle müttefik olan Batı dünyasında büyük endişe yarattığını kaydetti.
Yazar bu endişeyi, boğazın petrol ve gaz dahil küresel enerji ihtiyacının yüzde 20'sinden fazlasını, ayrıca petrokimya maddelerini ve dünya tarımının ihtiyaç duyduğu sentetik kimyasal gübreleri temin etmedeki kritik önemine bağladı.
ABD Başkanı Donald Trump'ı medya açıklamalarında, seçim konuşmalarında ve basın röportajlarında “yalanları ve safsataları” tekrarlamakla suçlayan Bin Habtur, bu durumun özellikle savaşta zafer ilan edilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine doğal şekilde açılması konularında öne çıktığını belirtti.
Çatışmanın sonuçlarını değerlendiren Yemenli siyasetçi, Amerikan ordusunun büyük bir zafiyet gösterdiğini, İran'ın siyasi ve dini sistemini ortadan kaldırma hedefinin gerçekleşmediğini ifade etti.
Üzerinden yedi aydan fazla bir süre geçmesine rağmen İran devletinin, Devrim Muhafızları'nın, cumhurbaşkanının ve kurumlarının Amerikalılara hiçbir taviz vermeden “en yüksek ve gür sese” sahip olmaya devam ettiğini vurguladı.
İran halkının kenetlenmesini ve ruhani, dini, askeri, güvenlik ve parlamento yönetimine verdiği desteği öven Bin Habtur; toplumun farklı sektörlerinin, kesimlerinin ve sınıflarının katılımıyla başta Tahran olmak üzere İran şehirlerinin meydanlarında erkeklerin, kadınların ve çocukların yer aldığını işaret etti.
Ayrıca askeri ve güvenlik kurumlarının “Amerikan-Siyonist düşmanın ve İsrail düşman varlığının komploları, planları ve entrikaları” karşısında yüksek düzeyde bir ihtiyat ve tedbir sergilediğini belirtti. Kendi değerlendirmesine göre İran, rekor bir sürede Batı'nın tahminlerini aşan askeri ve endüstriyel bir stratejik denge yakaladı.
Hürmüz Boğazı'nın Devrim Muhafızları'nın kontrolünde kalmasının ve gemilerin, tankerlerin, teknelerin geçişinin ön izne bağlanmasının İran ve resmi kurumları için stratejik bir kazanım olduğunu bir kez daha vurguladı.
“Batılı göstergelerin ve araştırmaların”, sivil İran kurumlarında bıraktığı ölüm ve yıkım dışında savaşın hedeflerine ulaşmakta başarısız olduğunu doğruladığını aktaran Bin Habtur, bu “stratejik yenilginin” Amerikalıları bölgeyi terk etmeye zorlayacağını ifade etti.
İran'ın başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan Arap ve İslam dünyasındaki bazı sesleri ve kalemleri “satılık” olarak nitelendirip eleştiren Bin Habtur, bu tutumların saldırıya uğrayan tarafın saldırı kaynaklarına yanıt verme hakkını görmezden geldiğini söyledi.
“Yer ve gök kanunlarının” saldırıya uğrayana uygun şekil ve yöntemi seçme hakkı tanıdığını belirtti.
Ayrıca bazı Arap yöneticileri hedef alarak, onları “kendilerini, ülkelerini, onurlarını ve şereflerini Siyonist Amerikan düşmanına ve Siyonist İsrail düşman varlığına rehin vermekle veya satmakla” suçladı.
CENTCOM bünyesindeki toplantılar aracılığıyla “Arap ve İslam ümmetinin düşmanlarıyla” koordinasyon kuran ve bir araya gelen Arap rejimlerini eleştiren Bin Habtur, Batı Asya'da bölgenin güvenliğini ve istikrarını koruyacak gücün İran ve Direniş Ekseni olduğunu savundu.
Yaşanan muharebelerin Körfez devletlerinin ve emirliklerinin kırılganlığına karşılık İran'ın siyasi, güvenlik ve askeri sisteminin gücünü ortaya çıkardığını belirten yazar, bu ülkelerin sığındığı Amerikan üslerinin Trump eliyle uğradıkları mali ve maddi sömürüye rağmen kendi güvenlikleri ve halkları için bir yüke dönüştüğünü ifade etti.
Ekonomik düzeyde ise İran İslam Cumhuriyeti'nin küresel kapitalist ekonomiyi bir durgunluk ve enflasyon krizine soktuğunu ve onu “tek ayak üstünde durur” hale getirdiğini savunan Bin Habtur; Avrupa, Amerika ve dünyanın karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların çözümünün İran'daki devrimci liderliğin alacağı bir karara bağlandığını kaydetti.
Bin Habtur makalesini, özgür halkların bilge liderlikleriyle mücadelelerini ve gelişimlerini yönlendiren fikri, dini ve ahlaki projelerini kendilerinin ürettiğini vurgulayarak tamamladı.
Bu projelerin tam özgürlüğe, mazlumların ve ezilenlerin zaferine giden pusulayı temsil ettiğini belirten yazar, sözlerini Kur'an-ı Kerim'deki “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır” ayetiyle noktaladı.