PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Gazze’de ticari ürünlerin girişinin durdurulması piyasaları boşaltırken, Dünya Gıda Programı’nın yardım kesintisi yüz binlerce kişiyi daha gıda desteğinden mahrum bırakıyor.

YDH- İsrail işgal güçlerinin, Gazze Şeridi’ndeki ticari yük kamyonlarına sınır kapılarını kapatmak için gerekçe uydurması bir haftadan fazla sürmedi. Bu gelişme, Dünya Gıda Programı’nın (WFP) yerinden edilmiş kişilere sağladığı yardımları azaltacağını ve yarım milyon kişinin aylık yardım alma hakkından mahrum kalacağını duyurduğu bir dönemde yaşandı.
Sonuçta Gazze piyasaları kıtlığın ilk aşamalarına girdi. Sebze ve meyvenin bulunabilirliği beş gün içinde azalarak dükkânların tüm ürünlerden tamamen boşalmasına yol açtı. Büyük tüccarların stokladığı sarımsak ve soğan gibi ürünlerin fiyatı da on katına çıktı.
İsrail’deki seçim dönemine denk gelen kriz, bir tüccarın Gazze’ye mal girişinden sorumlu İsrailli koordinatöre yaptığı ihbarla başladı. Tüccar, Hamas’a bağlı Ekonomi Bakanlığı’nın Gazze’ye giren her kamyon için 10 bin şekel vergi aldığını öne sürdü. İddia daha sonra şüpheli haber sayfalarında dolaşıma sokuldu. Bunun ardından “Koordinatör” sayfası, ticari kamyonların giriş koordinasyonunun iptal edildiğini duyurdu.
Oysa israil işgal ordusu, 10 Ekim 2025’te imzalanan ateşkes anlaşması uyarınca geçen mart ayından bu yana Gazze’ye giren yardım ve ticari mal kamyonlarının sayısını azaltmış; günlük ortalama geçişi 600’den 200’e düşürmüştü. Bu kısıtlama sebze, meyve ve et gibi temel ürünlerin bulunabilirliğini de etkiledi. Bu ürünlerin ortalama fiyatı, nüfusun yüzde 70’inin satın alma gücünü aşacak düzeye yükseldi.
Sebze ve meyve tüccarı Arafat Aşur, el-Ahbar gazetesine yaptığı açıklamada, “Her şeyin fiyatı en az üç katına çıktı. Bir kilosu 1,5 şekele, yani yarım dolara satılan soğan şimdi 6 şekel. Yerel üretim meyvelerde de örneğin yerli üzümün kilosu daha önce 5 şekeli geçmezken şimdi en düşük fiyat 15 şekel.” dedi.
Dünya Gıda Programı’nın 500 bin aileyi aylık yardımdan mahrum bırakacağını duyurması krizi daha da ağırlaştırdı. Uluslararası kamuoyuna UNRWA’nın alternatifi olarak sunulan program, finansman yetersizliğini gerekçe göstererek gıda yardımlarını yaklaşık üçte bir oranında azalttı.
Program, Ekim 2026-Mart 2027 döneminde Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’daki hayati faaliyetlerini sürdürebilmek için acilen 450 milyon dolara ihtiyaç duyduğunu bildirdi.
Açıklanan kararla Gazze’de gıda ve nakit yardımlarından yararlananların sayısı 1 milyon 600 binden 1 milyon 100 bine düşürüldü. Bu karar, günlük dağıtılan yemek sayısının da 250 binden 150 bine indirilmesiyle aynı döneme denk geldi.
Açıklamada, nüfusun yaklaşık yüzde 80’inin hâlâ işsiz olduğu ve bunun taze gıda, protein kaynakları ve yemek hazırlamak için gerekli malzemeleri satın alma imkânını kısıtladığı belirtildi. Dünya Gıda Programı’nın verilerine göre Gazze’de yaklaşık 1,4 milyon kişi, yani nüfusun üçte ikisine yakını, hâlâ yüksek düzeyde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) da bu ayın ortasında yayımladığı raporda, finansman yetersizliğinin ve insani yardım ile ticari mal sevkiyatlarının tek bir sınır kapısına bağımlı olmasının tedarik miktarını ve yardımların düzenli ulaşmasını kısıtladığını bildirdi.
Raporda, denetim, gümrük işlemleri ve yüklerin elleçlenmesiyle bağlantılı gecikmelerin de bu durumu ağırlaştırdığı kaydedildi. OCHA, “Ailelerin aldığı gıda yardımları ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor” diyerek, “Ayda bir gıda kolisi ve 25 kilogram un dağıtılması, yardım alan ailelerin asgari kalori ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılıyor” ifadelerini kullandı.
Bütün bu gelişmelerin yaşam koşullarına etkisi gecikmeden ortaya çıktı. Gazze’de ekonomik güvence bulunmadığı gibi, halkın ihtiyaçlarını bir günlüğüne bile karşılamaya yetecek yedek ürün stoku da yok.
Soykırım savaşı, Gazze’yi tarımda kendi kendine yeten, hatta Batı Şeria ve Avrupa pazarlarına büyük miktarlarda meyve ihraç eden bir bölgeden, tarımsal ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelen bir yere dönüştürdü.
Ekonomi uzmanı Muhammed Ebu Ceyab, el-Ahbar’a yaptığı açıklamada, “İşgal güçleri, Gazze’nin tarım ambarı olan arazilerin yüzde 70’ine el koyarak Gazze’nin domates dahil her şeyi ithal etme bağımlılığını artırdı. Ayrıca bölgenin fabrikası niteliğindeki 500’den fazla sanayi tesisini ve ekonomik işletmeyi yıktı. Bugün yaşadıklarımız, soykırım yılları boyunca planlı biçimde uygulanan politikaların sonucudur. Bu nedenle koca bir halkı aç bırakmak için, örneğin Yahudi bayramlarını gerekçe göstererek Kerem Ebu Salim Kapısı’nı kapatmak ya da Hamas’ı tüccarların işlerine müdahale etmekle suçlamak yeterli oluyor.” dedi.
Ekonomi analisti Ahmed Ebu Kamer ise el-Ahbar’a yaptığı açıklamada, Gazze’deki yaklaşık iki milyon yerinden edilmiş kişinin ihtiyaçlarıyla işgal güçlerinin girişine izin verdiği ticari ürünler ve insani yardımlar arasında büyük bir uçurum bulunduğuna dikkat çekti.
Ebu Kamer, çok sayıda uluslararası kuruluşun ve gıda güvenliği örgütünün katkısıyla hazırlanan Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) analizinin, 23 Temmuz’da yayımlandığını belirtti. Analize göre, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 74 bin 200 çocuğun Nisan 2027’ye kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyması bekleniyor. Bu çocukların 11 bin 400’den fazlasının ağır yetersiz beslenme yaşayabileceği öngörülüyor.
Siyasi aktivist Muhammed Diyab da Facebook paylaşımında yaşananları “kıtlığın planlanması” olarak niteledi. Bunun, temel ürünlerin neredeyse tamamen ortadan kalktığı önceki senaryoların mutlaka tekrarlanacağı anlamına gelmediğini belirten Diyab, “Karşımızda, gerekli ürünlerin girişini kısıtlayan, bunların aralıklarla ve sınırlı miktarlarda girişine izin veren farklı bir aç bırakma yönetimi modeli var. Böylece ürünler piyasada kıt kalıyor, fiyatları yüksek seyrediyor ve vatandaşların yüzde 80’inden fazlası bu ürünleri satın alamıyor.” dedi.
Diyab, bu politikanın uluslararası kurumların sağladığı gıda yardımlarının azaltılmasıyla aynı döneme denk geldiğini, bunun da yerinden edilmiş kişilere yemek ve gıda desteği sağlayan aşevleri ve yardım kuruluşları üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.