PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Yeni bir savaşta İsrail’e ağır hasar vermeyi hedeflediklerini söyleyen İranlı uzman, çatışmanın enerji tesisleri ve iletişim altyapısını da etkileyebileceğini kaydetti.

YDH- Eski ABD diplomatı Michael Springmann ve İranlı akademisyen Mustafa Hoşçeşm, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yeni ve önceki çatışmalardan daha geniş bir savaşa hazırlandığını söyledi.
El-Meyadin’de yayımlanan programda konuşan iki isim, Washington’ın İran’ın askerî kapasitesini ve yeni saldırıların ekonomik maliyetini hesaba katmadığını belirtti.
Hoşçeşm, Tahran’ın haftalar içinde, hatta daha erken başlayabilecek yeni bir savaşa hazırlandığını söyledi. İran’ın bu kez ABD’yi yenilgiye uğratmak ya da ağır kayıplar verdirmek için elindeki imkânları kullanacağını belirten Hoşçeşm, bu çatışmanın İran açısından önceki savaşlardan daha geniş ve “son tur” olacağını kaydetti.
Hoşçeşm, İran’ın diplomatik girişimlerinin iki kez görüşmeler sürerken yapılan saldırılarla karşılık bulduğunu söyledi. Pakistan, Umman, Katar, Çin ya da Rusya’nın arabuluculuk yapmasının Tahran’ın koşullarını değiştirmeyeceğini belirtti.
İran’ın talepleri arasında ABD’nin dondurulmuş varlıkları serbest bırakması, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılması ve Lübnan, Gazze, Irak, Yemen ile diğer cephelerde çatışmaların sona ermesi bulunuyor.
Hoşçeşm, nükleer dosyanın ve savaş tazminatının ancak bu koşullar karşılandıktan sonra ele alınacağını söyledi.
ABD’nin kendi koşullarını İran’a dayatmaya çalıştığını belirterek Washington’ın diplomasi yürütmediğini kaydetti.
Springmann, ABD’nin müzakere heyetini eleştirerek Jared Kushner ve Steve Witkoff’u İran’ı ve bölgeyi tanımayan emlakçılar diye niteledi. Trump rejiminin İran’a yönelik tehditlerinin gerçeklikten kopuk olduğunu söyledi.
Springmann’a göre ABD ve İsrail, Netanyahu’nun 27 Ekim’deki seçimlerde şansını artırmak için yeni bir savaş hazırlığı yürütüyor.
Hoşçeşm, Fars Körfezi’nin güneyindeki Arap ülkelerinin ABD’yi İran’a karşı yeni bir saldırıya teşvik ettiğini söyledi. Son aylarda bu ülkelerin Washington’dan İran’ı zayıflatmasını, mümkünse İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmesini istediğine ilişkin istihbarat bilgileri aldıklarını belirtti.
Bu ülkelerin topraklarını ABD’nin İran’a yönelik saldırılarında kullandırdığını ve Washington’a askerî destek verdiğini kaydeden Hoşçeşm, saldırılarda İranlı komutanların ve sivillerin hedef alındığını söyledi. Minab’daki okulda 168 çocuğun öldürüldüğünü de hatırlattı.
Hoşçeşm, BAE’nin Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın izni olmadan gemilerin geçişine yardım ettiğini ve İran radarlarını karıştırmaya yönelik ABD ile İsrail sistemlerine ev sahipliği yaptığını söyledi.
Körfez ülkelerinden bazı uçakların önceki çatışmalarda ABD Hava Kuvvetleri’ne destek verdiğini, BAE’nin Qeşm Adası’ndaki bir su arıtma tesisini de hedef aldığını kaydetti.
Hoşçeşm, eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın ABD’nin bölgedeki varlığına bağımlılığı azaltacak bir Fars Körfezi güvenlik diyaloğu kurmaya çalıştığını anlattı.
Washington’ın İran ile Suudi rejimi arasındaki yakınlaşmayı engellediğini belirten Hoşçeşm, Tahran’ın komşu ülkeleri hâlâ olası ortaklar olarak gördüğünü ancak bu ülkelerin ABD ve İsrail’le ilişkilerine öncelik verdiğini söyledi.
Springmann, akaryakıt maliyetlerindeki artışın ABD’nin İran’a yönelik askerî operasyonlarını kısıtlayacağını söyledi. Varil başına yaklaşık 112 dolarlık ham petrol fiyatına rafinaj ve askerî araçlara ulaştırma maliyetlerinin eklenmesiyle ordunun yakıt giderinin 50 dolar daha artabileceğini belirtti. Uçak, gemi ve kara araçlarının işletilmesinin yüksek maliyetine dikkat çekti.
İran’ın insansız hava araçları ve füzelerini düşürmek için kullanılan önleyici füzelerin her birinin milyonlarca dolara mal olduğunu, İran’ın kullandığı araçların ise en fazla birkaç yüz bin dolar değerinde bulunduğunu söyleyen Springmann, bu maliyet farkının ABD ve İsrail’e ağır bir yük getirdiğini kaydetti.
Springmann, ABD kamuoyunun çatışmalarda öldürülen askerlerin sayısı ve Arap Yarımadası’ndaki ABD üslerinin gördüğü hasar konusunda bilgilendirilmediğini söyledi.
Hoşçeşm de İran Devrim Muhafızları ile İran ordusunun bölgedeki 20 ila 30 ABD üssünü hedef aldığını belirtti.
Hoşçeşm, İran’ın tanker saldırıları ve deniz mayınlarının petrol fiyatlarını yükselttiğini söyledi. Programın kaydedildiği sırada varil fiyatının 117 doları aştığını belirten Hoşçeşm, piyasa açık olsaydı fiyatın 24 saat içinde 120 dolara, savaş yeniden başlarsa 150 dolara çıkabileceğini kaydetti.
Çatışmalar hemen sona erse bile petrol fiyatlarının iki ya da üç yıl boyunca normale dönmeyeceğini, ABD’nin stratejik petrol rezervlerinin de azaldığını söyledi.
Hoşçeşm, ABD’nin transkriptte “Syriac Island” olarak geçen yerde İran’a ait bir füze rampasını vurmasının ardından İran’ın gemilere yönelik ateş gücünü dört kat artırdığını belirtti. İran’ın gemilere daha güçlü ve yıkıcı füzelerle karşılık verdiğini söyledi.
Hoşçeşm, daha geniş bir savaşta Fars Körfezi çevresindeki altı ülkede petrol tesisleri, enerji sahaları, boru hatları ve rafinerilerin hedef alınacağını söyledi. Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz altı internet kablolarının zarar görmesinin küresel bankacılık, veri ve bulut sistemlerini felce uğratabileceğini belirtti.
Çatışmanın ABD ve İsrail’in öngörmediği bölgelere yayılacağını kaydetti.
Hoşçeşm, İran’ın savaş yeniden başlarsa İsrail’i ağır biçimde vurmayı hedeflediğini söyledi. Springmann ise kayıplar ve üslerdeki hasar hakkındaki bilgilerin gizli tutulmasının, savaşın gerçek maliyetinin ABD kamuoyunca görülmesini engellediğini belirtti.
Springmann, Kushner’ın diplomatik görevini eleştirerek Trump’la aile bağlarını kişisel çıkarları için kullandığını söyledi. Kushner ve eşi Ivanka Trump’ın Arnavutluk’ta bir yaban hayatı koruma alanının bir bölümünde lüks tatil tesisi kurma planına değinen Springmann, projeye karşı protestolar düzenlendiğini kaydetti.
Kushner’ın diplomatik görev üstlenmeye uygun olmadığını savunan Springmann, buna karşın yasaları ihlal ettiğini kanıtlayan “kesin bir delil” bulunduğunu söyleyemeyeceğini de belirtti.