PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Suudi rejiminin Yemen’de sonuç alamaması ve ABD’nin güvenlik garantilerinin zayıflaması, Körfez’in bölgesel nüfuzunu ve ekonomik hedeflerini sarsıyor.

YDH- Ünlü İngiliz askerî tarihçi ve gazeteci Max Hastings, Bloomberg’de yayımlanan analizinde Körfez’deki güç dengesinin sarsıldığını ve Suudi rejiminin Yemen’de Sanaa yönetimine bağlı Yemen ordusunu durduramadığını yazdı.
Hastings’e göre Suudi ordusu, milyarlarca dolarlık silah yatırımlarına ve ABD desteğine rağmen füze ve İHA saldırılarını engelleyemiyor; Washington’ın Körfez’i koruyacağına dair beklenti de zayıflıyor.
Hastings, Suudi rejiminin onlarca yıl boyunca petrol gelirleriyle bölgesel nüfuz kurduğunu, ancak bugün saldırılar, tahliyeler ve ekonomik kayıplarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Siviller öldürülürken ABD personelinin bölgeden tahliye edildiğini, havalimanlarının füze saldırıları nedeniyle zaman zaman kapandığını, zenginlerin bölgeden ayrıldığını ve yabancı hacıların ziyaret konusunda çekimser kaldığını aktardı.
Yıllar önce bir İngiliz savunma ihracatı yetkilisiyle yaptığı görüşmede Hastings, Körfez ülkelerine, yöneticilerin bu silahları ne için kullanacağı bilinmeden teçhizat satılmasının risklerini dile getirdi. Yetkili, silah satışlarının İngiltere için önemli bir döviz kaynağı olduğunu ve teçhizatın çoğunun çölde çürüyüp kalacağını söyledi. Bugünkü tablo, Körfez’de tarihin en büyük askerî hurda yığınlarından birinin oluştuğu yönündeki bu değerlendirmeyi hatırlatıyor: Suudi ordusu, savaşması gerektiğinde “bütün teçhizata sahip, ancak nasıl kullanacağını bilmiyor” görüntüsü veriyor.
Körfez yöneticileri uzun süre orduların operasyonel etkinliği ile rejim güvenliği arasında denge kurmaya çalıştı. Olası darbelere karşı rakiplerin askerî güç kazanmasını önlemek için orduların farklı unsurları prenslerin kontrolüne verildi. Muhammed bin Selman komutayı merkezîleştirip profesyonelleştirmeye çalışsa da Körfez ordularının savaşan birliklerinde yabancı sözleşmeli personel önemli yer tutuyor.
Yüksek teknoloji ürünü silahların bakım ve destek hizmetlerinde de yabancılara bağımlılık sürüyor. İngiliz BAE Systems şirketinin Suudi Arabistan’da binlerce çalışanı bulunuyor. Körfez ülkeleri savaş uçaklarını uçurmak için yabancı uzmanlara, istihbarat ve hava savunması içinse ABD’ye dayanıyor. Ancak İran ve Yemen ordusundan gelen tehditler karşısında Donald Trump rejiminin bu ülkelere ne ölçüde destek verebileceği konusunda ciddi kuşkular ortaya çıktı.
İran’a yönelik deniz ablukasını sürdürmek ABD donanması üzerindeki yükü artırıyor. Abluka için en az 10 savaş gemisi, iki uçak gemisi grubu ve beş ek savaş uçağı filosu görevlendirildi. Personel ve teçhizat ağır baskı altında. Görüşülen bir subay, donanmanın toparlanmasının 10 yıl sürebileceğini düşünüyor. Bu sırada Çin’in nasıl hareket edeceği de belirsizliğini koruyor.
Yarım yüzyıl önce ziyaret ettiği Yemen’i dağlık coğrafyası ve kendine özgü mimarisiyle hatırlatan Hastings, ülkedeki silahlı güçlerin geçmişte sınırlı askerî hedeflerle hareket ettiğini yazdı. Bugün ise Sanaa yönetimine bağlı Yemen ordusunun operasyonlarının gelişmişliği yabancı gözlemcileri şaşırtıyor. 2022’de Suudi rejimi ve BAE’yle yapılan ateşkes, Yemen ordusuna yeniden silahlanmak ve füze ile İHA teknolojisinde ilerlemek için zaman kazandırdı.
On binlerce savaşçıya sahip Yemen ordusu, yüksek teknoloji ürünü silahları kullanma ve kendi kamuoyuna ve dünyaya dönük anlatısını yönetme konusunda da daha yetkin hale geldi. Savaş uçaklarına sahip olmamasına rağmen hava saldırıları karşı tarafta belirleyici bir sonuç yaratmadı.
Suudi rejimi Yemen ordusunu askerî yoldan yenemedi. Riyad ile Abu Dabi arasındaki ilişkiler de gerilimli. Muhammed bin Selman’ın Türkiye ve Pakistan’daki müttefiklerinin Yemen’e yönelik kara harekâtına katılması düşük ihtimal. Çin’den İran’ı durdurması için yapılan başvurular da karşılık bulmadı.
Körfez ülkeleri, ABD’nin kendilerini kurtaracağı beklentisinden büyük ölçüde vazgeçti. Washington’dan ya da Riyad’dan ikna edici bir strateji açıklaması gelmiyor. Hürmüz Boğazı’ndan petrol ve doğalgaz sevkiyatının kısmen yeniden başlamasının, ABD’nin hava ve deniz gücünden çok İran’a yapılan gizli ödemelerle ilgili olabileceği yönünde şüpheler bulunuyor.
ABD’li iktisatçı Charles Kindleberger’in 1973 tarihli “1929-1939 Dünya Bunalımı” kitabında ele aldığı güç boşluğu, bugünkü gelişmeler için de bir çerçeve sunuyor. 1930’larda İngiltere küresel hegemonyasını sürdüremeyecek kadar zayıflamış, ABD ise bu rolü üstlenmeye hazır olmamıştı. Bugün de ABD’nin Batı Yarımküre ve Çin’e odaklanması, “küresel düzeni koruma iradesi ve kapasitesinin zayıflaması” benzer bir boşluk yaratıyor.
İran’a aralıklı saldırılar bir strateji oluşturmuyor; Körfez yöneticileri de bunun yeterli olduğuna inanmıyor. Trump, Ukrayna’yı Vladimir Putin’e para karşılığında devretme girişimiyle meşgulken bölgede kendinden emin görünen taraf İran ve müttefikleri. Yaptırımların yol açtığı sorunlara rağmen Tahran, İsrail ve ABD’nin düzenleyebileceği en ağır bombardımandan sağ çıktığı düşüncesiyle hareket ediyor.
Körfez ülkeleri, İran’ı ve Yemen ordusunu ABD desteğiyle ya da bu destek olmadan askerî yoldan durdurabileceklerini gösteremedi. Bu nedenle ellerindeki en bol kaynağa, paraya başvurmak zorunda kalabilirler. Suudi Arabistan’ın petrol faaliyetlerindeki sert düşüş nedeniyle bu yıl gayrisafi yurt içi hasılasının gerilemesi bekleniyor; ülkenin bölgesel merkez olma hayalleri ağır bir gerçekle karşı karşıya. Bu tablo, Suudi rejiminin ABD’li müttefikinin ahlaki, siyasi ve stratejik otoritesini de aşındırıyor. Mevcut Beyaz Saray’da bu kaybı nasıl telafi edeceğini bilen kimse görünmüyor.