Körfez'in orduları balon Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
ANALİZLER
25 Ekim 2026 · 15:20

Körfez'in orduları balon

❝Uğruna akılalmaz paralar dökülen Suudi ordusu, Ensarullah'ı durdurmakta aciz. Peki ama burada neler oluyor?❞

YDH ― İngiliz gazeteci, savaş muhabiri, askerî tarihçi ve yazar Sir Max Hugh Macdonald Hastings, Bloomberg'de yayımlanan 25 Ekim 2026 tarihli “The Gulf State Militaries Are Looking Very Hollow” başlıklı yazısında Körfez ülkelerinin ordularını değerlendiriyor.  

✱✱✱


Körfez yangın yeri. On yıllar boyunca petrol servetiyle bölgeye hükmeden, dünyanın yarısının dikkatini üzerine çeken, hatta çoğu zaman herkesi kendine boyun eğdiren Suudi Arabistan bugün temellerinden sarsılıyor. 

Siviller hayatını kaybediyor, ABD personeli ülkeden tahliye ediliyor. Ülkenin ana havalimanları, Ensarullah füzeleri yüzünden sık sık hava trafiğine kapatılıyor. Zenginler fırsatını buldukça ülkeden kaçarken, yurt dışından gelecek hacılar ise kutsal toprakları ziyaret etmekte tereddüt ediyor.

Ülkenin fiilî yöneticisi Veliaht Prens Muhammed bin Selman; yakın çevresinin, rejim muhalifi Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı'nın 2018'deki cinayetinde parmağı olmasına rağmen Beyaz Saray ve Buckingham Sarayı'nda baş tacı edilmişti. 

Ancak bugün Prens de tıpkı diğer Körfez liderleri gibi diken üstünde. Gelen haberlere bakılırsa, sığınaklarla donatılmış, kuş uçurtulmayan saraylar arasında mekik dokuyor.

Uğruna akılalmaz paralar dökülen Suudi ordusu, Yemenli aşiret savaşçılarından oluşan Ensarullah güçlerini durdurmakta aciz kalıyor. Bu savaşçılar ne ABD'nin hava gücünden ne de Suudi askerlerinden korkuyor. Peki ama burada neler oluyor?

Yıllar önce, İngiltere'nin savunma ihracatından sorumlu üst düzey bir yetkilisiyle sohbet etmiştim. Körfez liderlerinin bu kadar silahla ne yapacağını bile bilmezken, İngiltere ve ABD'nin bölgeye silah yığmaya devam etmesinin büyük bir pervasızlık olduğunu —belki biraz da ukalaca bir tavırla— yüzüne söylemiştim. 

O yetkili ise bu ticaretin İngiltere'ye çok ciddi bir döviz kazandırdığını, üstelik o silahların çoğunun çölde çürüyüp gideceğini anlatmıştı. Tarihin en büyük askerî hurdalığını yaratma ihtimaline dair o sözleri, o gün bugündür aklımdan çıkmaz.

Yirmi yıl önce söylediklerinde haklı mıydı, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, iş gerçek bir savaşa geldiğinde Suudi ordusunun ne kadar kof olduğunun bugün tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığıdır. İngiliz ordusundaki o meşhur tabirle: 

“Takım taklavat şahane ama kullanacak akıl yok.”

Elbette bu tablonun arkasında çeşitli nedenler yatıyor. Koltuklarından endişe eden Körfez liderleri, onlarca yıl boyunca ordunun savaş kabiliyeti ile rejimin güvenliği arasında ince bir denge kurmaya çalıştı. 

Tek dertleri, rakiplerinin darbe yapabilecek bir güç odağı haline gelmesini önlemekti. Nitekim Suudi Arabistan'da silahlı kuvvetlerin farklı kanatları prensler arasında pay edilmişti. Gerçi Muhammed bin Selman komuta kademesini tek elde toplamak ve profesyonelleştirmek adına bazı adımlar attı.

Körfez ordularında oldukça parlak subaylar da yok değil. Örneğin, İngiltere'deki Sandhurst Kraliyet Askerî Akademisi'nin prestijli Uluslararası Şeref Kılıcı ödülünü yakın zamanda kazananlar arasında Bahreynli ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden birer harp okulu öğrencisi de vardı. 

Ne var ki bu orduların belkemiğini, yani sahada bizzat çarpışan er ve erbaşların büyük çoğunluğunu yabancı paralı askerler oluşturuyor.

Son teknoloji askerî teçhizatın bakım ve lojistik işleri de çoğunlukla yabancıların elinde. İngiliz savunma devi BAE Systems, Suudi Arabistan'da binlerce kişiyi çalıştırıyor. 

Bu çalışanların çoğu yerel halktan olsa da Körfez ülkeleri savaş uçaklarını havada tutabilmek için hâlâ yabancılara muhtaç. İstihbarat ve hava savunmasında ise tamamen ABD'nin eline bakıyorlar.

Ancak İran ve Ensarullah'tan gelen tehditler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Körfez ülkeleri için yapabileceklerinin ne kadar sınırlı olduğunu son aylarda acı bir şekilde yüzümüze vurdu. 

ABD Donanması'ndan, okyanus ötesinde İran'a yönelik bir deniz ablukasını sürdürmenin ne kadar güç olduğuna dair endişe verici haberler sızıyor. 

Bu görev için en az 10 savaş gemisi, iki uçak gemisi görev grubu ve beş ilave savaş uçağı filosu bölgeye kaydırılmış durumda. Hem personelin hem de teçhizatın üzerindeki yük çok ağır. 

Bir subayın, ABD Donanması'nın bu yıpranmanın altından kalkmasının 10 yıl süreceğini söylediğine bizzat kulak misafiri oldum. Üstelik Amerika bu haldeyken, Çin'in fırsat bu fırsat deyip neler yapmaya kalkışacağını kim kestirebilir?

Aralıklı füze saldırılarının hedefi olan Körfez ülkeleri, ABD'nin imdatlarına yetişeceği umudunu neredeyse tamamen yitirdi. Yaşanan bu kaosu açıklayabilecek ikna edici bir yaklaşım ne Washington'dan ne de Riyad'dan geliyor.

Gelelim Yemenli aşiret savaşçılarına… Yarım asır önce Yemen'e gittiğim günleri hatırlıyorum. O vakitler orası kelimenin tam anlamıyla vahşi bir coğrafyaydı. 

Büyüleyici güzellikteki sarp ve çorak dağları; yüksek, kare planlı, kireç beyazına boyanmış, ince işlemeli saray ve konaklarıyla nevi şahsına münhasır bir mimarisi vardı.

Her aşiret üyesi tepeden tırnağa silahlıydı. Fakat o dönemlerdeki askerî vizyonları, komşu kasabayı veya taş çatlasa bölgedeki bir merkezi ele geçirmekten ibaretti. 

Bugün ise bölgeyi yakından izleyen yabancılar, Ensarullah'ın ulaştığı operasyonel kabiliyet karşısında küçük dillerini yutuyor. 

Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri ile 2022'de yapılan ateşkes; Ensarullah'a yeniden silahlanmak, füze ve İHA teknolojisinde ustalaşmak için altın tepside zaman sundu.

Ensarullah güçleri artık hem ileri teknoloji silahları kullanmakta hem de kendi halkına ve dünyaya yönelik propaganda savaşını yönetmekte hiç olmadığı kadar özgüvenli. On binlerce savaşçıları var. Ellerinde tek bir savaş uçağı bile olmamasına rağmen, düşmanlarının hava gücü de onlara pek söküyor gibi görünmüyor.

Suudiler, Ensarullah'ı cephede ezip geçemeyeceklerini cümle âleme kanıtladı. Öte yandan Riyad ile Abu Dabi'nin arası da limoni. 

Muhammed bin Selman, kâğıt üzerinde müttefik görünen Türkiye ve Pakistan'ın Yemen'deki bir kara harekâtına asker sürmeyeceğini çok iyi biliyor. Suudi Arabistan'ın, İran'ın müttefiklerini dizginlemesi için Çin'in kapısını çalması da sonuçsuz kalıyor.

Manzaranın Batı açısından en sarsıcı tarafı ise şu: Askerî olarak çaresiz kalan ve ABD'nin kendilerini kurtaracağından ümidi kesen Körfez ülkeleri, ellerindeki en bol kaynağa, yani paraya sarılmak zorunda kalabilir.

Hürmüz Boğazı'ndaki petrol ve doğal gaz sevkiyatı kısmen de olsa yeniden hareketlendi. Kimileri bu rahatlamanın,ABD'nin hava ve deniz gücünden ziyade İran'a el altından ödenen paralarla sağlandığından kuşkulanıyor.

Tanıdığım bir İngiliz general, Amerikalı ünlü iktisatçı Charles Kindleberger'in 1973'te kaleme aldığı 1929-1939 Dünya Bunalımı adlı kitabına dikkatimi çekti. Kitabın temel tezi şuydu: O yıllarda İngiltere, geleneksel küresel hegemonyasını sürdüremeyecek kadar güçten düşmüştü; ABD ise bu bayrağı devralmaya henüz hazır değildi. İşte o otorite boşluğunu diktatörler doldurdu.

General dostum, bugün de tıpatıp aynı karanlık senaryonun sahnelendiği görüşünde. Zira ABD yönünü Batı Yarımküre'ye ve Çin'e çevirmiş durumda. Eskisi gibi dünyanın jandarmalığını yapmaya ne niyeti var ne de takati. 

İran'ı ara sıra bombalamak bir strateji değildir; zaten hiçbir Körfez lideri de kendini bunun bir strateji olduğuna inandırmıyor.

Trump, Ukrayna'yı para karşılığında Vladimir Putin'e peşkeş çekecek bir anlaşmanın arabuluculuğuyla meşgul görünüyor.Körfez'de ise kendinden emin olan tek taraf İran ve onun müttefikleri. 

Yaptırımların yarattığı sıkıntılar ne olursa olsun Tahran yönetimi, İsrail ve ABD'nin yağdırabileceği en ağır bombardımandan sağ salim çıkmış olmanın keyfini yaşıyor.

Körfez ülkeleri, arkalarında ABD olsa da olmasa da, İran'ı ve desteklediği Ensarullah'ı bilek gücüyle alt edebileceklerini gösteremedi. Hal böyle olunca, kesenin ağzını açmak zorunda kalabilirler. Tüm bu tablo, hem bölgesel hem de küresel istikrar için son derece karanlık bir geleceğe işaret ediyor.

Trump'ın İran savaşında en ağır darbeyi yiyenlerin başında Suudi Arabistan geliyor. Petrol üretimi ve ticaretindeki sert düşüş yüzünden ülke ekonomisinin bu yıl küçülmesi bekleniyor. Bölgesel bir cazibe merkezi olma hayalleri, acı gerçeklerin duvarına tosladı.

Tüm bu yaşananların bir diğer faturası da Suudi Arabistan'ın en büyük müttefiki olan ABD'ye kesiliyor: Amerika'nın ahlaki, siyasi ve stratejik otoritesi hızla eriyor. 

Üstelik mevcut Beyaz Saray yönetiminde, bu sarsılan itibarı nasıl ayağa kaldıracağını bilen tek bir kişinin bile çıkması pek ihtimal dahilinde görünmüyor. 


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 25.10.2026 17:26 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/46409/korfez-in-ordulari-balon