PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, seçim sonrası Likud’la ortaklığa kapıyı açık bırakırken İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun başbakanlığı bırakması gerektiğini söyledi.

YDH ― İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak Knesset seçimlerine iki gün kala Başbakan Benyamin Netanyahu’nun en güçlü rakiplerinden Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, seçim sonrası kurulacak hükümette Likud’u muhtemel bir ortak olarak gördüğünü ancak Netanyahu’nun “eve dönmesi” gerektiğini açıkladı.
Bu seçimleri “en kritik seçimler” olarak gördüğünü belirten Eisenkot, ”Geçirdiğimiz yılların ardından kazanmaya son derece odaklanmış ve kararlıyım. Seçimleri kazanmak için önümüzdeki 48 saate odaklanıyoruz” dedi.
Partisinin Likud'u önemli bir farkla geride bırakmasını hedeflediklerini kaydeden Eisenkot, ”Yaşar Partisi'nin Likud'dan dört ila altı sandalye fazla kazanması için çalışıyorum. Böylece ülkeye yeni bir umut sunabiliriz,” ifadelerini kullandı.
Hükümeti kurmakla görevlendirilecek isim belirlenirken en büyük partinin dikkate alınması gerektiğini savunan Eisenkot, ”Bir yıl önce, beş sandalyem varken seçmenin kararına saygı gösterilmesi gerektiğini söylemiştim. Yani en büyük partinin lideri,hükümeti kurmak için otomatik olarak aday olmalı,” değerlendirmesinde bulundu.
Seçimlerin ardından birlik hükümeti kurulması ihtimalini değerlendiren Eisenkot, Likud'u Netanyahu'dan ayrı tuttuğunu vurgulayarak partiyi gelecekteki süreçlerde bir ortak olarak gördüğünü söyledi.
Netanyahu dışında birinin başbakan olması gerektiğini belirten ve ulusal çıkarların kişisel ve ailevi hesapların önüne konulması çağrısı yapan Eisenkot, ”Bu adam, korkularının toplamından ibaret. Onu onuruyla evine göndermek gerekiyor” diye konuştu.
Eisenkot, ulusal birliği sağlamayı, yükümlülüklerin herkes tarafından eşit biçimde paylaşılmasını ve 7 Ekim olaylarının araştırılması için devlet soruşturma komisyonu kurulmasını hedefleyen Siyonist ve devletçi bir hükümet kurmak istediklerini belirtti.
Netanyahu'yu devlet soruşturma komisyonunun kurulmasını engellemekle suçlayan Eisenkot, hedeflerini şu sözlerle özetledi:
“Derhal ulusal birlik çağrısı yapacak Siyonist ve devletçi bir hükümet kuracağız. Birliği sağlayacağız ama aynı zamanda askerlikten kaçmayı da sona erdireceğiz. Onun ölümüne korktuğu devlet soruşturma komisyonunu kuracağız.”
Gelecekte kurulabilecek bir koalisyona Arap partilerinin katılma ihtimaline de değinen Eisenkot, ”Dört temel ilkemizi kabul etmeyen hiç kimse ortak olamaz. Bu konudaki tutumum kesin ve açık” dedi.
Eisenkot, söz konusu dört ilkeyi şöyle sıraladı:
Bu koşulların hiçbir Arap partisi tarafından bütünüyle kabul edilmediğini savunan Eisenkot, ”Hiçbir Arap partisi bunların tamamını kabul etmiyor. Dolayısıyla hiçbirisi bizimle koalisyonda yer almayacak” açıklamasını yaptı.
Netanyahu'nun başbakanlık performansını, savaş yönetimini ve güvenlik kabinesini ağır sözlerle eleştiren Eisenkot, Netanyahu'nun büyük bir başarısızlığa imza attığını ve görevini yürütürken "suç teşkil edecek ölçüde ağır ihmalde bulunduğunu" ileri sürdü.
Mevcut yönetimin zayıf olduğunu savunan Eisenkot, "Bugün zayıf bir koalisyonu ve zayıf bir kabinesi var. Ülkenin Ulusal Güvenlik Konseyi yok" dedi.
Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi'nin de Netanyahu'nun zaaflarını yakından görme fırsatı bulduğunu söyledi.
Kabine toplantılarındaki gözlemlerini aktaran Eisenkot, "Netanyahu'yu kabinede gördüğümde dehşete kapıldım. Netanyahu, rüzgârda savrulan bir yaprak gibi görünüyordu ve en önemli tartışma kendi kendine yürüyordu" ifadelerini kullandı.
Savaşın başında Benny Gantz ile birlikte acil durum hükümetine katılma kararlarının Netanyahu'yu siyasi açıdan kurtarmak amacıyla alınmadığını belirten Eisenkot, ”Onu kurtardığım için beni çok eleştirdiler. Ama Gantz'la birlikte onu kurtarmadık; İsrail halkını kurtardık. Çünkü savaşın ilk günlerinde İsrail lidersiz kalmıştı” diye konuştu.
Netanyahu ve hükümetinin savaşı yönetmekte başarısız olduğunu ve çoktan görevden ayrılması gerektiğini savunan Eisenkot, ”Bu adam konuşmayı biliyor. ‘Mutlak zafer’ sloganıyla dolaşıyordu ama bugün elinde boyun eğmiş bir liderin sloganı var. Netanyahu, en üst düzey komutanın kendisi olduğunu söylüyor. Öyleyse en üst düzey komutan sensen kişisel sorumluluk üstlen,” çağrısında bulundu.
Netanyahu’yu güvenlik konularında yalan söylemekle ve gerçeği çarpıtmakla suçlayan Eisenkot, Netanyahu’yu “patolojik yalancı” olarak nitelendirdi.
Netanyahu'nun kendisini daha önce “başarısız bir genelkurmay başkanı” olarak tanımlamasına da yanıt veren Eisenkot, ”Bu adama acıyorum. Yıllarca onunla birlikte çalıştım; kendisi benim başlattığım ve yaptığım her şeye dayandı. İçinde bulunduğu çaresizlikte, yaşlılığı gençliğine gölge düşürüyor” dedi.
Eisenkot, Netanyahu'nun "Eisenkot'un 150 bin Filistinli işçinin İsrail'e girişini desteklediği" yönündeki iddiasını da kesin bir dille reddetti.
Kendi genelkurmay başkanlığı döneminde İsrail'e tek bir Filistinli işçinin bile girmediğini, aksine kendi görev süresinin sona ermesinin ardından Netanyahu'nun Gazze'den 22 bin işçinin İsrail'e girişine izin verdiğini öne sürdü. Eisenkot, bu konudaki tepkisini şöyle dile getirdi:
“Yaydığı yalanlar İsrail'i zayıflatıyor. İsrail'in başında 150 bin işçi meselesinde yalan söyleyen patolojik bir yalancının bulunması başlı başına sorun. Gerçeği biliyor: Ben sıfır işçi talep ettim. Genelkurmay başkanlığım döneminde tek bir işçi bile İsrail'e girmedi. Bu, kontrol edilebilir bir bilgi.”
Netanyahu'nun İran'ın nükleer programına ilişkin açıklamalarını da hedef alan Eisenkot, Netanyahu'nun Sharon Gal'e verdiği röportajda “İsrail halkını kurtardığını ve İran'ın bütün nükleer bombalarını imha ettiğini” söylediğini hatırlattı.
Bu sözlerin kendisini ciddi biçimde kaygılandırdığını belirten Eisenkot, ”Beni asıl kaygılandıran, Netanyahu'nun gerçeklerden kopmuş olması ve gerçeklik duygusunu yitirmesi. İran'ın hiçbir zaman nükleer bombası olmadığını açıkça söylüyorum. Tehdit zaten yeterince ciddi. Bunun için yalan söylemeye gerek yok” diye konuştu.
Netanyahu'nun tutumunun İsrail'i uluslararası alanda yalnızlaştırdığını savunan Eisenkot, Likud ve Netanyahu'nun muhalefet partilerini Filistin devletinin kurulmasıyla ilişkilendiren seçim kampanyasına da tepki gösterdi.
Ülkenin dört bir yanına asılan “Ya sağ ya Filistin” sloganlı pankartlara dikkat çeken Eisenkot, ”Yıldırma ve nefret kültürü Netanyahu'nun doktrinidir. ‘Onlar ve biz’ ayrımı da Netanyahu'nun doktrinidir,” dedi.
Netanyahu'nun bu kez korku siyasetiyle sonuç alamayacağını belirten Eisenkot, Netanyahu'nun geçmişte, bugün seçim kampanyasında karşı çıktığı siyasi anlaşmalara açık olduğunu ileri sürdü.
Eisenkot, Netanyahu'nun geçmişte Yaser Arafat'a kendisini "gerçek bir dost" olarak gördüğünü söylediğini ve Filistin devletinin kurulmasını birkaç kez kabul ettiğini iddia etti.
Röportaj sırasında Netanyahu ailesinin kamuoyuna yansıyan söylemlerini de eleştiren Eisenkot; Netanyahu'nun oğlunu yanlış bilgiler yaymakla, eşini ise ihanet teorisini gündeme getirmekle suçladı.
Bu söylemlerin halkın devlet kurumlarına ve güvenlik sistemine duyduğu güveni zedelediğini belirten Eisenkot, ”Bu, İsrail toplumunu zayıflatan son derece kötü bir kültür,” dedi ve 7 Ekim'den sonra toplumda ortaya çıkan dayanışmanın İsrail'in en önemli direnç kaynaklarından biri olduğunu vurguladı.
Röportajın son bölümünde Katar meselesine ve Netanyahu'nun çevresindeki bazı isimlere yönelik şüphelere değinen Eisenkot, Netanyahu'ya yakın bir kişinin Katar'dan para almak ve rehinelerle ilgili gizli bilgileri aktarmakla suçlandığını öne sürdü.
Hakkındaki bu iddialara rağmen söz konusu kişinin Netanyahu'nun yanında kalmayı sürdürmesinin Netanyahu'nun muhakeme yeteneği konusunda ciddi soru işaretleri yarattığını savunan Eisenkot, Netanyahu'nun bu kişiyle ilişkisini devam ettirmesinin “tam bir yeterlilikten yoksun olduğunu gösterdiğini” söyledi.