PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
❝Netanyahu ile rakipleri arasındaki anlaşmazlık, İsrail iç siyaseti açısından ne kadar önemli olursa olsun, Filistinlilere yönelik düşmanca, yerleşimci ve kanlı tutumlardan bir kopuş üretmedi.❞

YDH — El-Ahbar yazarı Hüseyin el-Emin, İsrail’deki seçim sonuçlarını ele aldığı yazısında, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun oy kaybetmesine rağmen iktidardan düşmesinin kesin olmadığını vurguluyor; Netanyahu karşıtı partilerin hükümet kurma ihtimalini, İsrail siyasetindeki tıkanıklığı ve erken seçim olasılığını değerlendiren el-Emin, Netanyahu’nun iktidardan gitmesinin İsrail’in Filistinlilere ve bölge ülkelerine yönelik saldırgan siyasetinde köklü bir değişiklik yaratmayacağını savunuyor.
▪️▪️▪️
Dünkü İsrail seçimleri, üç yıldır artan güvenlik sınamaları ve neredeyse hiç durmayan savaşların gölgesinde yaşayan bu yapının tarihinde kritik bir dönüm noktası oluşturdu.
Sandığa yansıyan yüksek katılım oranı da bu bağlamdan bağımsız değildi; zira 7 Ekim ve sonrasında yaşanan tüm gelişmelerin ardından oy verme günü geldiğinde İsrailli seçmenler, yaşananların sorumluluğu, savaşın yönetimi ile sonuçları ve önümüzdeki dönemde İsrail'e kimin liderlik edeceği konularında derin bir görüş ayrılığı içindeydi.
Seçim süreci fiilen Benyamin Netanyahu için “onunla mı, ona karşı mı” şeklinde bir referanduma dönüşürken, siyasi ağırlıkları ne olursa olsun diğer isimler önemlerini esasen bu mücadelede konumlandıkları yerden kazandı.
Oy kullanma oranı %75'i aşarak İsrail tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırken, ilk tahmini veriler niteliğindeki sandık çıkış anketlerinin geneli Netanyahu cephesine 50, muhaliflerine 52 ve Arap partilerine 18 sandalye verdi.
Dün akşam yayımlanan sandık çıkış anketlerindeki eğilimler doğrulanırsa, Netanyahu'ya yönelik desteğin belirgin biçimde gerilediği her hâlükârda kesin görünüyor. Ancak kendisinin yaşadığı bu gerileme, tamamen kaybettiği ya da siyaset sahnesinin dışına itileceği anlamına gelmiyor.
Nitekim ilk tahminlere göre Likud en büyük parti konumunu korurken; sonuçların ister rakiplerinin kuracağı bir hükümete, ister onlarla varılacak bir uzlaşıya, isterse hükümet kurma çalışmalarının tıkanarak yeniden seçime gidilmesine kapı aralasın, ortaya çıkabilecek senaryoların çoğunda Netanyahu varlığını sürdürüyor.
Muhalifleri onu iktidardan uzaklaştırma hesabına yatırım yaparken, o ise çoğunluğunu devirmenin kendi yerine geçecek bir alternatif üzerinde uzlaşmaktan daha kolay olduğu gerçeğine güveniyor. Bununla birlikte, sandık çıkış anketleri Netanyahu'nun karşı karşıya olduğu açmazın boyutunu da gözler önüne serdi: 2022 seçimlerinde Likud 32 sandalye kazanmış, liderlik ettiği blok ise 64 sandalyeye ulaşarak mevcut hükümetini kurmasını sağlamıştı.
Şimdiki ilk tahminler ise partiyi 24 veya 25 sandalye bandına yerleştirirken, liderlik ettiği cepheyi de çoğunluktan oldukça uzağa düşürüyor.
Bu rakamlar, Likud'un partiler sıralamasında ilk sırada yer alması gerçeğinin dahi örtemeyeceği büyük bir siyasi gerilemeye işaret etse de rakiplerini iktidara taşımaya tek başına yetmiyor. Zira Netanyahu'nun iktidarını sonlandırabilecek sandalye sayıları, özellikle de kendisine yönelik muhalefet paydasında buluşan güçler arasındaki görüş ayrılıkları düşünüldüğünde, kendiliğinden alternatif bir hükümete dönüşmüyor.
Bu noktada, kesinleşmiş bir sonuç olmasa da seçimlerin yenilenmesi ihtimali mevcut tıkanıklıktan gerçekçi bir çıkış yolu olarak belirmeye başlıyor.
Bilindiği üzere İsrail, Nisan 2019 seçimlerinin ardından da benzer bir süreçten geçmişti; o dönemde Netanyahu hükümeti kurmakta başarısız olunca Knesset feshedilmiş ve Eylül ayında seçimler yenilenmişti. İkinci turun da bir hükümet çıkaramaması üzerine Mart 2020'de üçüncü kez seçime gidilmiş, ardından Benny Gantz ile Birlik Hükümeti kurulmuştu.
Süreç daha sonra Mart 2021'de dördüncü bir seçime evrilmiş ve bunun sonucunda Netanyahu iktidardan düşmüş, ancak Kasım 2022 seçimlerinin ardından hızla koltuğuna geri dönmüştü.
Netanyahu cephesi, oy verme gününü iktidarı kaybetmeye yönelik son derece derin ve belirgin bir korkunun gölgesinde geçirdi. Sandıkların kapanmasından önceki son saatlerde Başbakan, bir alışveriş merkezinin içinde eline megafon alarak insanları alışverişi bırakıp sandıklara gitmeye çağırdı ve “oy kullanmamalarının Araplar lehine bir yenilgiye yol açacağı” uyarısında bulundu. İtamar Ben-Gvir ise Bat Yam'daki bir plaja giderek aynı şekilde megafonla tatilcilere seslendi; Arap beldelerindeki yüksek katılım oranlarını hatırlatarak onları plajdan ayrılıp oy kullanmaya teşvik etti.
Bezalel Smotrich de sağcı seçmenleri seferber etmeye çalışarak "seçim barajını aşamayabilecek listelere oy verilmemesi" ve kendi tabiriyle bir "sol" hükümete uyanma tehlikesi konusunda uyarılarda bulundu. Hatta bu endişe, 1948 topraklarındaki Filistinlilerin (İsrail vatandaşı Filistinlilerin) oy kullanmasını seçimleri Yahudilerden "çalma" girişimi ve "devletin kimliğine yönelik bir tehdit" olarak yansıtma boyutuna kadar ulaştı.
Buna karşılık Netanyahu karşıtı cephe, en azından seçim günü boyunca,tabanını sandığa çekme ve söylemini yönetme konusunda daha disiplinli ve ciddi bir görüntü sergiledi; ancak bu durum,sonuçlar açıklandıktan sonra söz konusu cephenin birliğini koruyup koruyamayacağı sorusuna henüz yanıt vermiyor.
İsrail'in saldırgan politikalarının kıskacında yaşayanlar açısından ise dünkü seçimler tek bir anlam ifade etmiyordu. Bu seçim sürecinde en kritik payın 1948 topraklarındaki Filistinlilere ait olduğu görülüyor; zira hem sandığa katılımları hem de listelerinin sandık çıkış anketlerindeki varlığıyla her iki cephenin de göz ardı edemeyeceği bir güç olduklarını kanıtladılar ve kendi hayatlarının ayrıntılarını belirleyecek karar alma mekanizmalarında daha geniş bir alan açtılar.
Mevcut durumda, başta İtamar Ben-Gvir olmak üzere geçtiğimiz yıllar boyunca günlük hayatlarını karartan faşist klikten kurtulmak için önlerinde gerçek bir fırsat belirse de sandıktaki bu güçlerini siyasi bir etkiye dönüştürebilmeleri, oy sayımından sonra yaşanacaklara ve Netanyahu muhaliflerinin onların temsilcileriyle muhatap olmaya ne ölçüde hazır olduğuna bağlı kalmaya devam ediyor ki bu da şu ana kadar oldukça karmaşık görünüyor.
Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin ise olası bir değişimden alacakları pay yok denecek kadar az; zira Netanyahu ile rakipleri arasındaki anlaşmazlık, İsrail iç siyaseti açısından ne kadar önemli olursa olsun, Filistinlilere yönelik düşmanca,yerleşimci ve kanlı tutumlardan bir kopuş üretmedi. Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve İran açısından bakıldığında ise bu aktörlerin seçimleri etkileme veya sonuçlarından faydalanma kapasiteleri son derece sınırlı görünüyor.
Nitekim yarışan siyasi figürler performansları, motivasyonları ve onları frenleyen unsurlar bakımından farklılık gösterse ve bu farklılıklar gerilimin tırmandırılma zamanlaması ile yönetim biçimine yansısa da bu durum, İsrail'in son üç yıldaki politikalarına yön veren stratejiden ziyade taktikleri değiştirmekle sınırlı kalmaktadır.