İsrailli istihbarat şefi: ABD-İsrail, İran'ı nükleer saldırıyla bile teslim alamazlar Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
MEDYA
31 Ekim 2026 · 00:20

İsrailli istihbarat şefi: ABD-İsrail, İran'ı nükleer saldırıyla bile teslim alamazlar

İsrail Askerî İstihbaratı eski İran Masası Direktörü Danny Citrinowicz, ABD-İsrail’in İran’a yönelik yeni bir saldırı başlatması halinde Tahran’ın teslim olmayacağını, Körfez ülkeleri ve ABD üslerini de hedef alan çok daha geniş çaplı bir savaşın yaşanacağını belirtti.

YDH — İsrail Askerî İstihbaratı eski İran Masası Direktörü Danny Citrinowicz, küresel yayıncı Mario Nawfal’ın programına konuk olarak Ortadoğu’da yeniden tırmanan ABD—İran gerilimini, sahadaki askeri hareketliliği ve olası bir yeni savaşın yıkıcı senaryolarını değerlendirdi.

Programın açılışında sunucu Mario Nawfal, bölgede yaşanan sıcak gelişmeleri ve diplomatik trafiği hatırlatarak söze başladı. 

Washington Post ve Wall Street Journal’da yer alan iki ayrı rapora göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai’ye bir mektup göndererek görüşme talep ettiğini aktaran Nawfal, aynı zamanda İran’da Katarlı arabulucuların bulunduğunu ve yayından yaklaşık yarım saat önce Pakistan’ın bir bakan aracılığıyla İran’ın “Mekke Savunma İttifakı”na katılmasının memnuniyetle karşılanacağını duyurduğunu belirtti.

Diplomatik çabaların yanı sıra sahadaki askeri işaretlerin ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırılar planladığını gösterdiğine dikkat çeken Nawfal, İranlıların vurabileceği Katar hava üssündeki uçakların büyük ihtimalle son 48 saat içinde devasa bir askeri yığınak yapılan İsrail’e kaydırıldığını vurguladı.

Tüm göstergelerin 28 Şubat savaşından önceki tabloya işaret ettiğini söyleyen Nawfal, Senatör Murphy dahil çeşitli kaynaklara göre Trump’ın Mart ve Nisan aylarındaki 40 günlük savaşta vurulmayan hedefleri bu kez vurmaya hazırlandığını belirterek uzun yıllar İsrail ordusunda İran analizleri yapmış olan Citrinowicz’e tüm bu parçaları nasıl birleştirdiğini sordu.

“Sanki bir zaman makinesine atlayıp 28 Şubat'a geri dönmüş gibiyiz”

Nawfal’ın sorusunu yanıtlarken Ortadoğu’da bir başka dönüm noktasının eşiğinde olunduğunun altını çizen Danny Citrinowicz, mevcut tabloyu “Sanki bir zaman makinesine atlayıp 28 Şubat'a geri dönmüş gibiyiz. ABD'nin Ortadoğu'daki yığınağı aslında aşağı yukarı 28 Şubat öncesindekiyle aynı” sözleriyle özetledi.

Arka planda müzakerelerin sürdüğünü, Katar, Pakistan ve Suudilerin yanı sıra ABD’nin de savaşı durduracak veya önleyecek bir çözüm bulmaya çalıştığını belirten Citrinowicz, ”Şimdi, siyasi bir anlaşmaya varılamazsa ABD ile İran arasında sıcak bir çatışma yaşanacağından hiç şüphem yok” ifadelerini kullandı.

Eski istihbarat şefi, Senatör Murphy’nin sözlerinden bilindiği kadarıyla ABD’nin 39 günlük savaş sırasında vurmadığı altyapı hedeflerini vuracak olması nedeniyle bu sürecin çok zorlu ve sert geçeceğini vurguladı.

“Günün sonunda mesele kişiler değil, ne Galibaf ne de Pizişkiyan; mesele sistemdir”

ABD yönetiminin İran Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai şahsında kendilerine müzakere edilebilir pragmatik bir figür olarak yeni bir “Delcy Rodriguez” bulduğunu sandığını ancak durumun böyle olmadığını ifade eden Citrinowicz, İran’daki karar alma mekanizmasına ilişkin şu tespiti yaptı:

“Günün sonunda mesele kişiler değil —ne Galibaf ne de Pizişkiyan— mesele sistemdir. Çünkü İranlılar, nükleer müzakerelere başlamadan önce ABD'nin Mutabakat Zaptı (MoU) kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmesini talep eden ortak bir politika benimsedi. Başkan Trump ise her şeyden önce nükleer konuyu içeren büyük bir pazarlık, büyük bir anlaşma istiyor ve Hürmüz Boğazı umurunda bile değil çünkü oranın açık olduğunu düşünüyor.”

Diplomatik bir çözüme dönülmezse savaşın neredeyse kaçınılmaz olduğunu ve ABD’nin kısa süreceği yönündeki düşüncesinin aksine sürecin İranlılara bağlı olduğunu belirten uzman, İran’ın misilleme yapacağını ve çözümü çok karmaşık olan bir duruma girileceğini kaydetti.

Mekke Anlaşması konusuna da değinen Citrinowicz, geçen hafta Pakistanlıların, Türklerin ve Suudi Savunma Bakanı’nın Tahran’a yaptığı ziyaretin son derece önemli olduğunu vurguladı.

Bölge ülkelerinin kontrolü ele alacak, gerilimin tırmanmasını önleyecek ve ABD ile olan ittifaklarının veya bağlantılarının yerini kısmen alacak bölgesel bir ittifak kurmak istediklerini belirten Citrinowicz, ”bu ülkelerin ABD’yi terk etmeyeceklerini ancak bölgeye daha fazla istikrar getirmek için İran’ı kesinlikle sürece dahil etmek istediklerini” ifade etti.

Bunun İranlıları rahatlatmak ve bölgenin çatışma değil uzlaşma istediğini anlamalarını sağlamak açısından kritik olduğunu dile getiren uzman, ”Ama her şey ABD'ye ve anlaşma şansını nasıl gördüklerine bağlı. Bence şu an için gerilimin tırmanma ihtimali, uzlaşma ihtimalinden daha yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

“Trump için sorun şu ki, önünde sadece kötü seçenekler var”

Programda en önemli soruyu soracağını belirten Mario Nawfal, savaşı destekleyenler dahil konuştuğu her askeri analistin bu krizin gerçek bir askeri çözümü olmadığına işaret ettiğini ve ABD’nin askeri olarak kazanabileceğini düşünenlerin bile iyi bir argüman sunamadığını söyledi.

Son iki buçuk haftadır yaptığı özel görüşmelere dayanarak Trump’ın karar alma süreçlerini artık mantıksızlığın yönlendirdiğinden endişe ettiğini ve bunun kendisini korkuttuğunu belirten Nawfal, “Trump ne düşünüyor? ABD henüz yapmadığı neyi yapabilir? Burada neyi kaçırıyorum?” sorusunu yöneltti.

ABD—İsrail’in önceki savaşta ulaşamadığı bir sonuca sıcak çatışma kullanarak ulaşma şansının oldukça düşük olduğunu belirten Citrinowicz, ”Sadece saldıracağız ve rejim çökecek şeklinde rejimin devrileceğine inanmıyorum. Ayrıca sadece ABD ve İsrail tekrar saldırıyor diye rejimin teslim olacağına ve nükleer kapasitesinden vazgeçeceğine de inanmıyorum,” dedi.

Trump’ın içinde bulunduğu açmazı analiz eden Citrinowicz, ”Başkan Trump için sorun şu ki, önünde sadece kötü seçenekler var. İyi veya kötü seçenekler arasında değil; tüm seçenekler kötü” ifadelerini kullandı.

Trump’ın İran’ın çıkarlarına hizmet ettiğini anladığı için Mutabakat Zaptı’na (MoU) geri dönmek istemediğini, öte yandan gerilimi tırmandırmanın da sorunlu olduğunu bildiğini aktaran Citrinowicz, birilerinin Trump’a “Bakın, rejimi devirmek veya ciddi olduğumuzu anlamalarını sağlamak için sadece son bir hamleye ihtiyacımız var” dediğinden emin olduğunu söyledi.

Askeri güç kullanılsa bile aynı noktaya değil, önceki durumdan daha kötü bir noktaya dönüleceğinden şüphelendiğini vurgulayan İsrailli uzman, altyapı tesislerini de içeren bir savaştan sonra anlaşmaya varma şansının bugünkünden çok daha zor olacağını belirtti.

Trump’ın henüz kararını vermediğini ancak “en az kötü” olanı seçmek zorunda olduğunu ifade eden Citrinowicz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sanırım bir bakıma çok şiddetli ama çok kısa sürecek, sonunda İranlıların ABD'nin ciddi olduğunu anlamasını sağlayacak bir şey umuyor; böylece anlaşmaya geri dönmeye karar verebilir ya da 'Savaşı kazandım' diyerek çatışmadan çekilebilir. Buradaki sorun, tango yapmak için iki kişinin gerekmesi ve İranlıların misilleme yapacak olmasıdır. Yani sana tamamen katılıyorum; askeri güç kullanarak bu savaşın amaçlarına veya hedeflerine ulaşma şansı çok düşük. Sorun şu ki yönetim veya Başkan, kendi bakış açısıyla savaşı kazanmak için daha iyi bir seçeneği olmadığını varsayıyor.”

“Bahreyn ve Kuveyt'e yönelik sembolik de olsa bir tür kara harekatı girişiminde bulunabilirler”

Senatör Murphy’nin gizli bir brifinge dayanarak sivil altyapının Trump tarafından hedef alınacağını söylediğini hatırlatan sunucu Nawfal, enerji altyapısından sonra sivil altyapının “son kırmızı çizgi” ve “en büyük tabu” olduğunu vurguladı.

İran’ın Körfez’deki su arıtma (tuzdan arındırma) tesislerini vurabileceğini, denizaltı kablolarını yok edebileceğini ve birkaç ay önceki savaş sırasında Körfez’de hedef almak istedikleri bölgeleri, köprüleri ve altyapıları yayınladıklarını hatırlatan Nawfal, ”insanların birkaç ay önce uçurumun kenarında olunduğunu unuttuğunu” belirterek İran’ın nasıl misilleme yapacağını sordu.

Nawfal’a hak veren Citrinowicz, sürecin 1 Ağustos’a geri döndüğünü, Trump’ın o dönemde de bu tür bir saldırıyı düşündüğünü, sonra vazgeçip etkili olan ancak İranlıları teslim olmaya değil gerilimi tırmandırmaya iten “maksimum baskı” kampanyasına döndüğünü hatırlattı.

İran’ın kapasitesini abartmak istemediğini ancak ne dediklerine kulak verilmesi gerektiğini belirten Citrinowicz, İran’ın olası misilleme adımlarını şöyle sıraladı:

“Kesinlikle yine füze ve İHA fırlatmaya dönecekler. Eğer kendi altyapıları vurulursa, onlar da Körfez'deki altyapıyı vuracaklar. Veri merkezlerini hedef alacaklar ve dediğin gibi boğazların altından geçen internet hatlarını kesecekler. Belki piyade mi olur başka bir şey mi bilmiyorum ama Bahreyn ve Kuveyt'e yönelik sembolik de olsa bir tür kara harekatı/istila girişiminde bulunabilirler. Ve sert bir misilleme yaparak ABD'nin deniz varlığına saldırmaya çalışacaklar; ki bu önceki savaşta neredeyse hiç yapmadıkları bir şeydi. 'Halic-i Fars' gibi füzelerle hala bu kapasiteye sahipler.”

İran’ın İsrail’e, Körfez ülkelerine ve bölgedeki ABD varlığına karşı son derece agresif hareket edeceğini öngören Citrinowicz, ”Elbette ABD ve İsrail daha güçlü ama bu savaşın son 39-40 gününde gördüğümüz gibi, İran'ın kapasitesini kullanmasını engelleme yetenekleri yok. Saldırabilirler, zayıflatabilirler ama durduramazlar” diye konuştu.

ABD—İsrail’den gelecek yıkıcı bir saldırının ardından İran’dan da yıkıcı bir karşı saldırı geleceğinin varsayılması gerektiğini belirten uzman, İranlıların gelecekte saldırıların yeniden başlamasını engelleyecek yeni bir caydırıcılık hattı kurmak istedikleri için sert misilleme yapacaklarını, bu nedenle meseleyi kapatmanın ve çözüm bulmanın çok zor olacağını ifade etti.

Bir sonraki savaşın başlangıç noktasının aslında önceki savaşın bitiş noktası olduğunu vurgulayan Citrinowicz, ilk andan itibaren çok şiddetli saldırıların olacağı ve hızla tırmanacağı çok gergin bir döneme girildiğini kaydetti.

“Husiler, Irak'taki Şii milisler ve Hizbullah kenarda oturup izlemeyecek”

Citrinowicz’in “Körfez ülkelerine yönelik kara harekatı” ve “ABD deniz unsurlarının vurulması” ifadeleri üzerine şaşkınlığını dile getiren Mario Nawfal, kendisinin de Dubai’de yaşadığını, Dubai ve Katar gibi ülkelerin tüm zengin ve güçlü politikacıların bulunduğu “Ortadoğu’nun İsviçre’si” gibi dokunulmaz bir güvenlik balonuna sahip olarak görüldüğünü belirtti.

Nawfal’ın “ABD savaş gemilerinin İran tarafından hedef alınmasını mı kastediyorsun? İran’ın bu gemileri vurabilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünüyor musun?” sorusuna Citrinowicz, ”Kesinlikle” ve “Maalesef evet” yanıtını verdi.

Savaşın sadece İsrail—ABD ve İran arasında kalmayacağını vurgulayan Citrinowicz, ”bölgesel vekil güçler” diye ifade ettiği İran’ın müttefiklerinin devreye gireceği uyarısında bulundu:

“Yine Husilerin, Irak'taki Şii milislerin ve muhtemelen Lübnan Hizbullah'ının savaşa katıldığını göreceksiniz. Böylesine büyük bir saldırı olursa kenarda oturup İranlıların nasıl başa çıktığını izleyeceklerini sanmıyorum. İran'a yardım edecekler, yeni cepheler açmaya çalışacaklar. Dolayısıyla Husiler Kızıldeniz'deki ABD varlığına kesinlikle saldırabilir.Bunu geçmişte yaptılar, uçak gemisinden düşen F-18'i hatırlarsın. Bu bakımdan kapasiteleri var ve ABD özellikle altyapıya saldırırsa bunu yapma iradeleri de olacağını varsayıyorum.”

BAE, Katar, Kuveyt ve Umman gibi Körfez ülkelerinin bu tehlikeyi anladığına inandığını belirten Citrinowicz, ABD ve İsrail savaşa doğru “Rubicon’u” (geri dönülmez noktayı) bir kez geçtikten sonra geri dönmenin çok zor olacağını bildikleri için bu ülkelerin Washington ile Tahran arasındaki devasa uçurumu kapatacak barışçıl bir çözüm bulmak adına perde arkasında çok sıkı çalıştıklarını söyledi.

“İranlılar ülkeyi kurtarmak ve ABD'ye teslim olmamak için 'toprak yemeye' razı olacaklar”

“Normallik önyargısı” nedeniyle insanların işlerin ne kadar kötüleşebileceğini bazen hayal edemediğini belirten Nawfal; önceki savaşta Burc Halife’nin hemen yanında bir İHA’nın engellendiğini ve Burc el-Arab’ın İran tarafından vurulup yandığını hatırlatsa da, Burc Halife veya Arabistan’daki büyük kulelerin füzeyle vurulmasını hayal etmenin zor olduğunu söyledi.

Trump’ın İranlıların teslim olmayacağını bildiği için 39 günlük savaşın birebir aynısına dönmek istemediğini belirten Citrinowicz, savaşın ilk anından itibaren yaşanacakları şu sözlerle betimledi:

“İnanıyorum ki en başından, F-35'lerin, F-15'lerin —İsrail ve ABD uçaklarının— ilk sortisinden itibaren sadece İran'ın füze ve İHA kapasitesinde yeniden inşa etmeye çalıştığı her şeye saldırmakla veya üst düzey liderliği hedef alıp etkisiz hale getirmekle kalmayacaklar; aynı zamanda altyapıya da saldıracaklar. Her şeyden önce köprüler, demiryolları —geçmişte yaptıkları gibi ama bu kez çok büyük çapta— ve şüphem o ki enerji santralleri, elektrik şebekeleri ve buna ek olarak elbette gaz ve petrol rezervleri vurulacak.”

Böyle bir senaryoda insanların İran’ın vereceği tepkiyi anlamadığını belirten Citrinowicz, ”İranlılar sonsuz savaşlar peşinde değil ama böyle bir şey olursa kendilerini ağır bir tehdit altında hissedecekler. Ülkeyi kurtarmak ve ABD'ye teslim olmamak için 'toprak yemeye' (her türlü acıya katlanmaya) razı olacaklar. Bu yüzden çok sert misilleme yapacaklar” dedi.

ABD—İsrail çok daha güçlü olsa da İran’ın yakın mesafe ve sahip olduğu kabiliyetler nedeniyle Körfez ülkelerini sert şekilde vurma kapasitesine sahip olduğunu tekrarlayan uzman, ABD—İsrail saldırı dalgasına karşılık sadece İran’dan değil, Yemen, Irak ve muhtemelen Lübnan’dan da anında karşı saldırılar geleceğini söyledi.

Bu sürecin 28 Şubat’ta veya geçen yıl 12 Haziran’da yaşandığı gibi gerilimin tırmanmasının zaman aldığı bir süreç olmayacağını vurgulayan Citrinowicz, İran’ın “Bize saldırırsanız, biz de size çok ağır bir şekilde saldırırız” diyerek yeni bir caydırıcılık çıtası belirlemek adına her saldırının üzerine çıkmaya çalışacağını ve 28 Şubat’tan çok daha dramatik, travmatik bir tablo görüleceğini ifade etti.

“Yeni bir savaş İsrail için kötü ama Netanyahu için çok iyi”

ABD’nin önleyici füzelerinin azaldığını, ABD üslerinin vurulduğunu, ABD’de enflasyonun ve enerji fiyatlarının yüksek olduğunu, dizel fiyatlarının rekor kırdığını ve askeri üstünlüğün İran’ın kararlı pozisyonunda olduğunu belirten sunucu Nawfal, bu savaşı yapmamak için çok fazla neden varken Trump’ın neden bunu yapmak istediğini sorguladı.

Savaşın başında ABD’nin Çin’e karşı koz elde etmek için Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek istediğine dair viral olan paylaşımlar yaptığını, daha sonra Körfez ülkelerinin Hürmüz ticaretini kaybetmemek için bunu istemiş olabileceğini düşündüğünü anlatan Nawfal; Mart ve Nisan’dakinden daha ağır saldırılar ve liderliği öldürmeyi içeren "baş kesme" saldırıları planlanmasının İran’a tırmanma merdiveninde hiçbir alan bırakmadığını söyledi.

Nawfal, "İsrail açıklaması"nın hep tembel işi bir açıklama olduğunu düşünse de, en büyük düşmanını ve bölgeyi zayıflatan bu durumdan en çok İsrail’in faydalandığını belirterek Citrinowicz’e doğrudan İsrail’in rolünü sordu.

İsrail “devletinin” pozisyonu ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun pozisyonu arasındaki farkı vurgulamanın önemli olduğunu belirten Citrinowicz, Netanyahu açısından İran’la yeni bir savaşın çıkmasının iki nedenden ötürü çok kritik olduğunu açıkladı.

İlk nedenin ideolojik olduğunu belirten Citrinowicz, ”Rejimi devirmeye çalışmak için ABD ile birlikte hareket etmenin tam zamanı olduğuna inanıyor. Bunu başaramayacağını düşünse bile, Kongre seçimleri (ara seçimler) nedeniyle Trump'ın sınırlı zamanı olduğunu anlıyor. Bu yüzden son bir kez daha zorlamak ve bu fırsatı kullanmak istiyor; çünkü bundan sonra, özellikle de Trump görevden ayrıldıktan sonra hiçbir ABD başkanının bu maceraya geri dönmeyeceğini biliyor” dedi.

İkinci nedenin ise Netanyahu’nun iç siyasi krizi olduğuna dikkat çeken Citrinowicz, şunları söyledi:

“Siyasi açıdan baktığımızda, bildiğin gibi Netanyahu'nun şu anda İsrail'de ciddi bir sorunu var çünkü İsrail parlamentosu Knesset'i kontrol edemiyor. Meclis başkanlığını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya ve o zaman Knesset'in yasal olarak ne yaptığı üzerinde kontrolü kalmayacak. Bu yüzden Gadi Eisenkot'u Likud şartları altında bir tür birlik hükümetine itecek bir savaş başlatmak için motivasyonu var. Bu bakımdan Netanyahu'nun İran ile ABD ve İsrail arasında yeni bir savaş için kesinlikle iştahı olduğunu düşünüyorum. İsrail tek başına saldırmaz, yanımızda ABD'ye ihtiyacımız var.”

Buna karşın İsrail devleti açısından yeni bir savaşın kötü olduğunu savunan eski istihbarat direktörü, İsrail’in İran’la sürekli tekrarlanan bir yıpratma döngüsüne ("çimleri biçme" / "mowing the lawn" stratejisine) girdiğini belirtti.

”Evet İran'dan daha güçlüyüz ama İran'ın da ciddi bir kapasitesi var. Biz küçük bir ülkeyiz; bize saldırıldığında ülke felç oluyor —okul yok, ekonomi yok, hiçbir şey yok” diyen Citrinowicz, hedeflerine ulaşamayacak yeni bir savaşa atlamadan önce önceki savaşlarda neyin yanlış yapıldığının analiz edilmesi ve askeri olmayan seçeneklerin düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Citrinowicz, ”Yani Netanyahu bunu kesinlikle istiyor. Bence İsrail için kötü ama Netanyahu için çok iyi” ifadelerini kullandı.

“Trump savaşı kazanamadığını çok iyi biliyor, kazanmaya ihtiyacı var”

Netanyahu’nun seçimden önce ve sonra İran’ı konuşmak için Trump’ı muhtemelen defalarca aradığını ve ona baskı yaptığını, ancak nihai karar vericinin Netanyahu değil Trump olduğunu belirten Citrinowicz, Beyaz Saray içindeki dengelere dikkat çekti.

Trump’ın yanında Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi bu savaşa karşı olan danışmanların yanı sıra, savaşla ilgilenen Savaş Bakanı Pete Hegseth’in bulunduğunu ve Trump’ın bunu dengelemesi gerektiğini kaydetti.

Trump’ın psikolojisini ve stratejik sıkışmışlığını değerlendiren Citrinowicz, şu ifadeleri kullandı:

“Trump savaşı kazanamadığını çok iyi biliyor. Bu yüzden bölgeden anlaşmayla veya anlaşmasız ayrılırken savaşı kazandığını göstereceği bir gerçeklik yaratmaya çalışıyor. Nükleer konuda bir başarı göstermek istemesinin nedeni bu, çünkü başlangıçta savaşa gitme nedeni buydu. Maalesef bu sadece daha kötü bir gerçeklik yarattı ama şu an bulunduğumuz nokta bu. Bu yüzden 'İranlıları yenmeliyim, onları nükleerden vazgeçmeye zorlamalıyım' düşüncesine o kadar takıntılı ki, bu hedefe ulaşmak için savaşa geri dönmeyi bile düşünmeye hazır. Sorun şu ki, savaşa gitsek bile bu hedefe ulaşamayacak; bu sadece İranlıları nükleer bombaya sahip olmaları gerektiğine daha fazla ikna edecek.”

İranlıların Trump’a kazandığı hissini vermediğini, onu Hürmüz konusuna geri dönmeye ve yeni saldırılar düşünmeye zorladığını belirten Citrinowicz, İran’ın duruşunu “Taviz vermeyeceğiz, ablukanıza veya ne yapıyorsanız ona devam edebilirsiniz, ABD Başkanı'nın önünde diz çökmeyeceğiz” sözleriyle özetledi.

“MOAB kullansanız bile bu her şeyden çok psikolojiktir, sahadaki tabloyu değiştirmeyecektir”

Sohbetin devamında her iki tarafın da sahadaki durumu değiştirebilecek yeni bir askeri varlığı veya teknolojisi olup olmadığını sorgulayan Mario Nawfal, The War Zone’da yayınlanan bir rapora değindi.

Pentagon’un yüz milyonlarca dolar harcayarak normalde eğitimde uçan hedef olarak kullanılan ucuz "MQM-170C Outlaw" (İranlıların casus İHA dediği, 3,3 metre uzunluğunda, 4,8 metre kanat açıklığına sahip, 8 saat havada kalabilen) İHA’ları satın alıp İran kıyılarında uçurduğunu ve İran’ı uçaksavar füzelerini harcayarak kaynaklarını tüketmeye zorladığını, Devrim Muhafızları’nın ise elektronik harp ile boğazda kontrolü ele aldığını söylediğini aktardı.

ABD’nin Ukrayna savaşından sonra olması gerektiği kadar hızlı uyum sağlayamadığını belirten Nawfal, İran tarafında ise "Kasımi" gibi henüz kullanılmamış füzeler olduğu iddialarının doğru olup olmadığını sordu.

Bu iddiaların abartıldığını belirten Danny Citrinowicz, ABD’nin henüz kullanmadığı en büyük unsurun İran’ı işgal etmek üzere Deniz Piyadeleri ve kara unsurları (piyade) olduğunu söyledi.

Ancak Trump’ın Amerikan halkına açıklamak zorunda kalacağı esirlerden (POW) ve can kayıplarından korktuğu için bunu yapacağından ciddi şüpheleri olduğunu ifade etti.

ABD’nin teorik olarak Hürmüz’ü almaya veya Natanz, İsfahan ya da Kazma Dağı’ndaki (Pickaxe Mountain) zenginleştirilmiş uranyumu sahadaki askerlerle ele geçirmeye çalışabileceğini belirten Citrinowicz, ”Teorik olarak bunu kesinlikle yapabilir ama pratikte çok temkinli olacağını düşünüyorum; çünkü bu nasıl başlayacağınızı bildiğiniz ama nasıl bitireceğinizi bilmediğiniz bir meseledir ve Trump, Başkan Carter gibi olmak istemez” dedi.

Kazma Dağı ve diğer unsurlara karşı “Tüm Bombaların Anası”nın (MOAB) kullanılmasının tartışıldığını hatırlatan uzman, ”Bence bu stratejik değil, taktiksel bir şey. MOAB kullansanız bile günün sonunda bu her şeyden çok psikolojiktir, sahadaki tabloyu değiştirmeyecektir. Yani hayır, ABD'nin duruma sihirli bir çözümü olduğunu sanmıyorum” değerlendirmesini yaptı.

İran’ın da sahip olduğu tüm füzeleri kullandığını düşündüğünü belirten Citrinowicz, İranlıların geçen hafta hedefleme ve eğitim amacıyla pratik olarak düzinelerce füze fırlattığını; amaçlarının İsrail, Ürdün ve Arabistan’daki aktif savunmayı delme yüzdelerini operasyonel olarak artırmak ve ABD-İsrail savunmasını aşma kapasitelerini test etmek olduğunu söyledi.

Her iki tarafın da ana gidişatı değiştirecek bir şey üretemeyeceğini vurgulayan Citrinowicz, ”ABD elindeki her şeyi kullansa bile günün sonunda İranlıların teslim olacağından ciddi şüpheler var” dedi.

“İranlıların ne yapmak istediğini analiz etmek, Başkan Trump'ı analiz etmekten daha kolay”

Programın son bölümünde Mario Nawfal, pek çok kişinin ABD’nin —hatta belki İsrail’in— sonunda başka seçenek görmezse İran’a karşı gösteri amaçlı bir "taktik nükleer silah" kullanabileceğinden bahsettiğini; kendisinin bu korkuyu hep reddettiğini ancak Trump’ın savaşı başlatacağını ve yeniden başlatmak üzere olacağını da daha önce tahmin etmediğini belirterek bu senaryodan endişe edilip edilmemesi gerektiğini sordu.

Trump’ın öngörülemez yapısına dikkat çeken Citrinowicz, ”Genel anlamda Başkan Trump'ın davranışlarına baktığınızda,onu analiz etmenin İranlıları analiz etmekten kesinlikle daha zor olduğunu düşünüyorum. İranlıların ne yapmak istediğini analiz etmek Başkan Trump'ı analiz etmekten daha kolay” ifadelerini kullandı.

Trump’ın nükleer silah kullanmanın açıklanması çok zor bir şey olacağını anladığını düşündüğünü belirten Citrinowicz,taktik nükleer silah kullanılsa dahi bunun sahadaki sonucu değiştirmeyeceğini savundu:

“Korkarım ki İran çölünün bir yerine taktik bir nükleer bomba atsalar bile bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek; İranlılar bunu görecek ve savaşmaya devam edeceklerdir. Yine söylüyorum, bu deli oldukları için değil. İnsanlar İranlıların deli olduğunu düşünüyor ama onların kendi rasyonaliteleri var ve başka seçenekleri olmadığına inanıyorlar. ABD onlara kabul edebilecekleri şartlarda hiçbir şey sunmuyor.”

İran’ın, ABD şimdi Mutabakat Zaptı’na (MoU) geri dönmeyi teklif etse bunu kabul edeceğini, ancak geçmişte verdiği tüm sözleri terk ettiğini kanıtladığı için Trump’a güvenemeyeceklerine inandıklarını belirten Citrinowicz, Tahran’ın taviz vermeye hazır olduğu en büyük kozundan (nükleer programdan) vazgeçmeden önce Trump’tan somut adımlar görmek istediğini vurguladı.

Taktik nükleer silah kullanımının geri dönülmesi çok zor bir eşiği aşmak olacağını belirten Citrinowicz, bunun küresel sonuçlarını şu sözlerle açıkladı:

"Çünkü Rusya, Ukrayna'da taktik nükleer silah kullanma kabiliyeti konusunda bundan ne anlayacak? 'Tamam, ABD kullandıysa biz de kullanabiliriz' diyecekler. Yani bu, Hindistan ve Pakistan gibi bu tür kapasitelere sahip ülkeler de varken çok tehlikeli olacak bir tabuyu yıkacaktır. Bu bakımdan bunu kullanmayacağına inanıyorum; çünkü birincisi sonuçlarını anlıyor, ikincisi ise maalesef bunu kullansalar bile İran'ın o zaman dahi teslim olacağını sanmıyorum."

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 31.10.2026 02:40 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/46728/israilli-istihbarat-sefi-abd-israil-iran-i-nukleer-saldiriyla-bile-teslim-alamazlar