Suudi ve BAE liderlerinden Filistin’i tasfiye planı Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
FİLİSTİN
31 Ekim 2026 · 13:48

Suudi ve BAE liderlerinden Filistin’i tasfiye planı

Gazeteci Matthew Cole, Muhammed bin Selman ile Muhammed bin Zayid’in, İsrail’le “normalleşmenin” önünü açmak için Filistinlilerin başka bölgelere nakledilmesini ve Ürdün-Arabistan sınırının yeniden düzenlenmesini içeren tasarıları değerlendirdiğini ortaya çıkardı.

YDH- The Intercept’in eski ulusal güvenlik muhabiri gazeteci Matthew Cole, "Hırsızlar ve Prensler" adlı kitabında “Yüzyılın Anlaşması” öncesinde Suudi rejiminin Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in Filistinlilerin geleceğine ilişkin tasarıları değerlendirdiğini yazdı. Cole’a göre bu tasarılar, İsrail’le anlaşmanın önünü açmak için Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze’deki varlığını büyük ölçüde azaltmayı hedefliyordu.

Kitapta aktarılan bu tasarılar; Filistinlilerin başka bölgelere “nakledilmesini”, Ürdün ve Suudi rejimi arasında sınır değişikliklerini ve Ürdün’ün gelecekteki Filistin devleti haline getirilmesini içeren kapsamlı bir nüfus ve toprak düzenlemesine dayanıyordu.

Cole’a göre iki lider, Filistin nüfusunun önemli ölçüde azaltılması halinde İsrail’in silahsızlandırılmış bir Filistin devletini kabul edebileceğini düşünüyordu. Bu devletin güvenliğinin başka ülkelerce garanti edilmesi öngörülüyordu. Yazar, söz konusu fikirleri Arap başkentlerinde kuşaklar boyunca gizlice tartışılan; Filistinlilerin işgal altındaki topraklardan naklini Doğu Kudüs, toprak ve tarihî haklar üzerine düzenlemelerle ilişkilendiren daha geniş planların parçası olarak aktardı.

Filistinlilerin nakli ve Ürdün’ün yeniden düzenlenmesi

Kitapta anlatılan tasarılar arasında Filistinlilere Nekab Çölü’nde ve Ürdün topraklarında arazi verilmesi, karşılığında Ürdün’e Arabistan’dan toprak aktarılması ve Suudi-Ürdün sınırının resmen değiştirilmesi de bulunuyordu. Cole, bu önerileri İsrail’in elinde tutmak istediği bölgelerde Filistinli nüfusun azaltılmasına yönelik bir “coğrafi çözüm” arayışı olarak yorumladı.

Cole’un, hem Bin Selman’ın bölgesel vizyonunu hem de Bin Zayid’in Jared Kushner’la kurduğu belirtilen gizli mali düzenlemeyi bilen bir kaynağa dayandırdığı anlatıma göre Suudi veliaht prensi, Ürdün’ü fiilen gelecekteki Filistin devleti haline getirmek istiyordu. Kaynak, Ürdün’de Irak’takine benzer bir güç paylaşımı düzeni öngörüldüğünü; Haşimi hanedanının başbakanlığı, Filistinlilerin ise cumhurbaşkanı yardımcılığını üstlenmesinin düşünüldüğünü söyledi. Aynı tasarıda Filistinlilerin Ürdün nüfusunun yüzde 49’unu aşmaması hedefleniyordu.

Kaynağa göre plan, Batı Şeria’da yaşayan yaklaşık üç milyon Filistinlinin büyük bölümünü Ürdün’e yerleştirmeyi amaçlıyordu. Bu yaklaşım, Bin Selman’ın Sykes-Picot Anlaşması’yla 1916’da şekillenen sınırları aşacak biçimde bölgeyi yeniden düzenleme isteğiyle ilişkilendirildi. Kitap, bunları hayata geçirilmiş kararlar olarak değil, liderler arasında görüşüldüğü öne sürülen tasarılar olarak aktarıyor.

“Normalleşme”, F-35 ve Filistin dosyası

Cole’un kitabına göre Bin Selman ve Bin Zayid, Ağustos 2017’deki görüşmelerde Kushner’a İsrail’le normalleşme karşılığında Netanyahu’nun bir Filistin devletini kabul etmesini, Filistinlilerin Doğu Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya erişimini ve Filistinlilere Suudi-Emirlik yatırımlarını içeren bir anlaşma önerdi. Ancak yazarın Kushner’ın anılarına dayandırdığı anlatımda, Filistin liderliği öneriyi reddederse iki Körfez liderinin daha fazla esneklik göstermeye hazır olduğu da belirtiliyor. Bu ayrım, Filistinlilerin onayı alınmasa bile İsrail’le ilişkilerin ilerletilmesine açık olunduğu şeklinde yorumlanıyor.

Kitap, Bin Selman’ın öncelikleri arasında ABD’den F-35 savaş uçakları satın almanın Filistin devletinin kurulmasından daha önde geldiğini savunuyor. Suudi veliaht prensinin, İran’a karşı savunma ve İsrail’le askerî denklik gerekçeleriyle bu uçakları istediği; İsrail’le siyasi yakınlaşmanın satış önündeki engelleri kaldırabileceğini düşündüğü aktarılıyor. Cole’a göre Bin Selman, Filistin devleti kurulsa da kurulmasa da bu silahları edinmek istiyordu.

Bin Zayid’in ise İslamcı gruplar ve “terörle mücadele” konusunda ileri bir güvenlik ve askerî rol üstlenmeyi; karşılığında ABD silahları ve İran’a karşı güvenlik garantileri elde etmeyi teklif ettiği yazılıyor. Cole, iki liderin hesaplarında Filistin meselesinin Washington ve Tel Aviv’le stratejik çıkarlar doğrultusunda kullanılabilecek bir pazarlık unsuruna dönüştüğünü savunuyor. Yazar, Filistinlilerin Suudi Arabistan ve BAE açısından stratejik ağırlığının sınırlı görüldüğünü ve davanın gerektiğinde Washington’daki pazarlıklarda kullanılabilecek bir başlık olarak ele alındığını ileri sürüyor.

Kushner’ın “ekonomik barış” yaklaşımı

Cole’a göre Kushner, Filistinlileri istihdam ve yatırımlarla bir anlaşmaya ikna edebileceğini düşünürken Bin Selman ve Bin Zayid’in görüşmelerinde çatışmanın nüfus yapısını ve coğrafyasını değiştiren tasarılar öne çıktı. Kushner’ın yaklaşımı, ekonomik projeler ve sınır düzenlemeleri üzerinden İsrail’in yerleşimleri elinde tutmasını sağlamaya dayanıyordu. Buna karşılık kitapta aktarılan Körfezli liderlerin fikirleri, çok sayıda Filistinlinin başka bölgelere naklini ve Ürdün, Suudi rejimi ile İsrail kontrolündeki toprakların yeniden dağıtılmasını içeriyordu.

Yazar, Kushner’ın Filistinlilerin Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 30’unu İsrail’e bırakmasını; karşılığında iş, yatırım ve ekonomik kalkınma elde etmesini öngördüğünü belirtiyor. Filistin egemenliği ise İsrail’in güvenlik şartlarının karşılanmasına bağlı, daha sonraki bir aşamaya bırakılmıştı. Cole’a göre Kushner, her yeni yerleşimin Filistinlilerin geri alamayacağı bir arazi anlamına geldiğini düşündüğünden sınırların hızla belirlenmesini savunuyordu.

Kushner’ın ticari yaklaşımı, müzakereleri tarihî ve siyasi haklardan çok tarafların kabul edebileceği “fiyatı” bulmaya çalışan bir emlak pazarlığına benzetiyordu. Cole, Kushner’ın geçmişteki mağduriyetlerin müzakereleri karmaşıklaştırdığına inandığını ve tarih tartışmalarını bilinçli olarak dışarıda bıraktığını yazıyor. Kushner, 2017 yazında Kongre stajyerlerine ek tarih derslerine değil, çözüme ihtiyaç olduğunu söylemiş; geleneksel diplomasi uzmanlarının onlarca yıldır başarısız olmasını da kendi deneyimsizliğini bir avantaj olarak görmesine dayanak yapmıştı.

Eski ABD’li diplomat Aaron David Miller, Kushner’ın kendisine üç temel hedef belirlediğini anlattı: Netanyahu’nun reddedemeyeceği kadar cazip bir anlaşma hazırlamak, ABD’nin Arap ortaklarıyla stratejik ilişkilerine öncelik vermek ve Filistinlilerin zayıf konumundan yararlanmak. Miller, Kushner’a İsrail’in avukatı gibi davranmamasını tavsiye ettiğini, ancak yaklaşımın taraflar arasındaki güç eşitsizliğine dayandığını gördüğünü söyledi.

Cole, ABD’nin tarafsız arabulucu olarak kabul edilmesini zorlaştıran bu yaklaşımın David Friedman’ın sözlerinde de görüldüğünü aktarıyor. ABD’nin İsrail Büyükelçisi, müzakereleri iflas sürecine benzeterek İsrail’i teminatlı alacaklı, Filistinlileri ise teminatsız alacaklı olarak tanımlamıştı. Friedman, Filistin ekonomisinin zayıflığını ve liderliğin yolsuz olduğunu öne sürerek İsrail’in Kudüs ve yerleşimler üzerindeki iddialarını desteklemiş, daha önce iki devletli çözümün sona ermesi çağrısı yapmıştı.

“Dışarıdan içeriye” stratejisi ve arabuluculuk sorunu

Kitap, Kushner’ın yaklaşımını Netanyahu’nun “dışarıdan içeriye” stratejisiyle ilişkilendiriyor: Önce Arap ülkeleriyle “normalleşme” sağlamak, ardından bu dönüşümü Filistinlileri anlaşmaya zorlamak için kullanmak. Cole’a göre bu planda Suudi rejimi, dinî konumu nedeniyle; BAE ise finansman kapasitesi nedeniyle belirleyici görülüyordu. Kushner, iki ülkenin sağlayacağı yatırımların Filistinliler açısından anlaşmayı daha kabul edilebilir kılacağını düşünüyordu.

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Trump’ın 2 Mayıs 2017’de Beyaz Saray’daki ilk görüşmede barış sürecine öncelik verdiğini söylemesi üzerine başlangıçta iyimserdi. Ancak Cole’un aktardığına göre Abbas daha sonra, Trump’ın danışmanlarının özel görüşmelerde iki devletli çözümü desteklediklerini ve yerleşimlere karşı olduklarını söylemelerine rağmen bu tutumlarını kamuoyu önünde açıklamadıklarından yakındı. Filistinli bir yetkili de Kushner’ın ekibinin Ramallah’taki ilk görüşmesinden sonra, tarafsız arabuluculardan çok Netanyahu’ya danışmanlık yapan bir ekip gibi davrandığını söyledi.

Cole, Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki bölünmenin de Netanyahu tarafından tüm Filistinliler adına müzakere edebilecek bir ortak bulunmadığını savunmak için kullanıldığını yazıyor. Kitabın genel anlatısı, “Yüzyılın Anlaşması”nın Filistinlilerin siyasi ve tarihî haklarını merkeze alan bir çözümden çok, İsrail’le normalleşme, silah satışları ve bölgesel güvenlik hesapları etrafında şekillendiği yönünde.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 31.10.2026 15:48 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/46742/suudi-ve-bae-liderlerinden-filistin-i-tasfiye-plani