PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, ülkenin uzun vadeli güvenliğinin uluslararası anlaşmalara değil, “belirleyici güce” dayanması gerektiğini vurguladı.

YDH- İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, ülkenin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT) çekilmesini ve uranyum zenginleştirme kapasitesini yüzde 90’a çıkarması gerektiğini söyledi.
Rızai, 40 günlük savaşın İran’ın güvenliği konusunda taviz vermeyeceğini gösterdiğini belirterek nükleer alanda düşmanla müzakere edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Tesnim’e konuşan Rızai, savaşın İran’a yönelik saldırıların ağır sonuçlarını gösterdiğini ifade etti. Irak Kürdistanı’ndaki bir “terörist”, Umman kıyılarındaki bir gemi ya da Manama ve Doha’daki bir otelde bulunan ABD askerlerinin İran’ın karşılık verebileceği hedefler arasında olduğunu söyleyen milletvekili, ülkeye yönelik saldırılar karşısında “müsamaha gösterilmemesi” gerektiğini belirtti.
Rızai, Mecliste İran’ın NPT’den çekilmesini öngören en az 10 teklifin imzaya açıldığını ve milletvekillerinin çoğunun bu yönde olduğunu söyledi. Çekilme önerilerinin Mecliste incelendiğini belirten Rızai, İran’ın nükleer kapasitesini koruması gerektiğini vurguladı.
İran’ın uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirdiğini hatırlatan Rızai, bu oranın yüzde 90’a çıkarılmasını istedi. Nükleer silah yapımı konusunda karar verecek konumda olmadığını söyleyen milletvekili, ileride böyle bir karar alınması halinde İran’ın mevcut imkânlarını kaybetmemesi ve “nükleer İran” hedefine mümkün olduğunca yaklaşmış olması gerektiğini belirtti.
Rızai, nükleer programın İran’ın güç unsurlarından biri olduğunu, ABD ve İsrail’in savaş sırasında nükleer, füze ve askerî altyapıyı hedef alarak bu kapasiteyi ortadan kaldırmaya çalıştığını söyledi. Tahran’ın güçlü olduğu alanlardan müzakere masasında vazgeçmemesi gerektiğini vurguladı.
Milletvekili, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) çalışmalarını da eleştirdi. NPT’nin barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkı tanıdığını, ancak İran’ın üyelikten fayda sağlayamadığını söyleyen Rızai, 12 ve 40 günlük savaşların ajansın Batılı istihbarat servisleri gibi hareket ettiğini ve İranlı bilim insanlarıyla tesislere ilişkin bilgileri karşı tarafa aktardığını gösterdiğini belirtti.
Rızai, UAEA denetçilerinin İran’a dönmesi yönündeki baskının amacının ajansın bilgi tabanını güncellemek olduğunu vurguladı. Denetimlerin “Mossad ajanlarının tesisleri ziyaret etmesine” imkân sağlayacağını iddia eden milletvekili, nükleer konuda ABD ve müttefikleriyle hiçbir şekilde müzakere yürütülmemesi gerektiğini söyledi.
Nükleer teknolojinin sivil kullanımına da değinen Rızai, Atom Enerjisi Kurumunun 230 hastanede kullanılan 72 tıbbi ürün ürettiğini ve bu teknolojiyle çalışan 10 kliniğin bulunduğunu aktardı. Ayrıca İran’ın 7. Kalkınma Planı’nda 20 bin megavat nükleer elektrik üretiminin hedeflendiğini, Buşehr Nükleer Santrali’nin mevcut üretiminin ise 1.000 megavat olduğunu kaydetti.
“Güvenlik protokollerden önce gelir”
Rızai, İran’ın uzun vadeli güvenliğinin uluslararası protokol ve anlaşmalardan daha önemli olduğunu vurguladı. Ülkenin gelecekte saldırıya uğramamasını güvence altına almak için güçlü olması gerektiğini söyleyen milletvekili, Batı’nın oluşturduğu çerçevelerin aşılması gerektiğini belirtti.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve yönetme kararını mart ayında aldığını söyleyen Rızai, petrol fiyatlarının varil başına 118 dolara yükselmesini bunun kanıtı olarak gösterdi. ABD’nin ekonomik ve askerî açıdan baskı altında olduğunu öne süren milletvekili, Tahran’ın mevcut konumundan taviz vermesinin yanlış olacağını dile getirdi.
Rızai, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının amacının İsfahan’daki nükleer materyalleri ele geçirmek olduğunu da belirtti. Pilot kurtarma operasyonuna ilişkin açıklamaları “büyük bir yalan” diye niteledi. Saldırıların İran’ın yok edilmesi amacı taşıdığını ancak başarısız olduğunu öne süren milletvekili, ülkenin güvenliğini sağlamak için “belirleyici güç” oluşturulması gerektiğini söyledi.