PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Yemenli analist Muhammed Halid, 'Suudi Arabistan' adlı yapının kuruluş sürecini İbn Abdülvehhab ile İbn Suud arasındaki ittifak üzerinden değerlendirerek, Suud rejiminin dini siyasi ve askerî amaçlarla kullandığını savundu.

YDH — Yemenli analist Muhammed Halid, ‘Suudi Arabistan’ adlı yapının kuruluş sürecinden bugünkü politikalarına uzanan tarihsel çizgiyi değerlendirerek Suud rejiminin dini siyasi ve askerî çıkarları doğrultusunda kullandığını savundu.
İbn Abdülvehhab ile İbn Suud arasındaki ittifakın Müslüman toplumların işgali ve kaynaklarının yağmalanması üzerine kurulduğunu vurgulayan Halid, Suud rejimini kendisine karşı çıkan kesimleri tekfir ederek hedef gösterdiğini söyledi.
Yemenli analist Halid, Ensarullah'a yönelik Mekke ve Medine'yi hedef alma suçlamalarının da Yemen'e karşı yürütülen savaşı meşrulaştırmak için ortaya atıldığını belirtti.
https://x.com/yamanitruth/status/2116792351314395589
San'a'dan konuşan Halid, kendisini Sünni bir Müslüman olarak tanımladığını ve hayatının hiçbir döneminde Şii olmadığını vurguladı. Buna rağmen Ensarullah'ı ve San'a hükümetini desteklediğini belirten Halid, mücadelelerinin mezhepsel bir amaç taşımadığını söyledi:
Şu anda sizlere San'a'dan sesleniyorum. Ben Sünni bir Müslümanım; Ensarullah'ı ve San'a hükümetini destekliyorum. Hayatımın hiçbir döneminde Şii olmadım, kendimi hiçbir zaman Şii olarak tanımlamadım. Ancak bizler ülkemizi özgürleştirmek; halkımızı zulümden, ablukadan ve insanlara nefes aldırmamaya çalışan bu Selefi-Vahhabi zihniyetten kurtarmak için mücadele veriyoruz.
Suud rejiminin bugünkü politikalarını anlayabilmek için ülkenin tarihine ve kuruluş sürecine bakılması gerektiğini kaydeden Halid, özellikle İbn Abdülvehhab ile İbn Suud arasındaki ittifakın bu açıdan önem taşıdığını dile getirdi.
Halid, ‘Suudi Arabistan’ adlı yapının kuruluşunun ‘din âlimi’ Muhammed bin Abdülvehhab ile İbn Suud arasındaki anlaşmaya dayandığını söyledi.
İbn Abdülvehhab'ın İbn Suud'la bir araya gelmeden önce üç ayrı şehirden kovulduğunu ileri süren Halid, iki isim arasındaki anlaşmanın dinî ve siyasi çıkarların birleşmesiyle şekillendiğini savundu.
Suudi Arabistan'ın tarihsel geçmişine ilişkin değerlendirmesinde Halid, ülkenin Hz. Muhammed döneminde mevcut olmadığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
Biliyorsunuz, Peygamber Efendimiz döneminde Suudi Arabistan diye bir yer yoktu; böyle bir ülke mevcut değildi. Duygu sömürüsü üzerine kurdukları psikolojik savaş yöntemleriyle sizi kandırmalarına izin vermeyin. Hz. Muhammed (s.a.v.) devrinde Suudi Arabistan adıyla bilinen hiçbir yapı yoktu; bu ülke kelimenin tam anlamıyla daha yüz yıl önce kuruldu.
Halid, bu tarihsel ayrıntıların basit bir araştırmayla görülebileceğini belirterek, İbn Suud ile İbn Abdülvehhab arasındaki anlaşmanın içeriğine de değindi.
İbn Abdülvehhab'ın, İbn Suud'a dinî bir devrim gerçekleştirmeyi teklif ettiğini söyleyen Halid, İbn Suud'un ise bu teklifin inanç esaslarını veya dinî ayrıntılarını sorgulamadığını belirtti.
Halid'e göre İbn Suud'un önceliği vergi ve para toplamak, ayrıca İbn Abdülvehhab'dan kendisini başka bir lider uğruna terk etmeyeceğine dair bağlılık sözü almaktı.
Halid, İbn Abdülvehhab'ın kendisine bağlı kalmayı kabul ettiğini ancak vergi toplama şartını benimsemediğini, bunun yerine başka bir öneri sunduğunu anlattı.
Halid, iki isim arasındaki anlaşmanın temelinde çevredeki Müslüman kasaba ve şehirlerin işgal edilmesi ve bu saldırıların sözde cihat olarak sunulması bulunduğunu ileri sürdü.
Bu anlaşmaya göre işgal edilen yerlerden elde edilen ganimetlerin helal kabul edildiğini söyleyen Halid, söz konusu yaklaşımın dinî açıdan büyük bir çelişki taşıdığını savundu:
Çevredeki Müslüman kasaba ve şehirleri işgal edecekler, onlara karşı sözde cihat ilan edeceklerdi. Bu komşu beldelerden elde ettikleri savaş ganimeti ne varsa, onu 'helal' diyerek yiyebileceklerdi. Düşünün; vergi toplamak haram sayılıyor ama kâfir ilan ettikleri Müslüman kardeşlerinin malını mülkünü yemek helal kabul ediliyor.
Suudi Arabistan'ın kuruluş temellerinin bu anlayışa dayandığını savunan Halid, dinin insanları öldürmek ve kaynaklarını yağmalamak için kullanıldığını öne sürdü.
Halid, Suudi oluşumunun güç kazanmasında İngiliz İmparatorluğu'nun rol oynadığını açıkladı.
İngiliz İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından bu desteğin ABD tarafından sürdürüldüğünü savunan Halid, Washington rejiminin bölgedeki politikalarını Amerikan emperyalizmi çerçevesinde değerlendirdi:
Sonunda İngiliz İmparatorluğu devreye girerek onlara arka çıktı. İngiliz İmparatorluğu çöktüğünde ise bayrağı ABD, daha doğrusu Amerikan emperyalizmi devraldı.
Suud rejiminin kuruluşundan bu yana benzer bir yöntem izlediğini öne süren Halid, kendilerine tehdit olarak gördükleri toplulukları dinî fetvalarla hedef gösterdiklerini söyledi.
Bu yöntemle toplumlarda söz konusu kesimlere karşı düşmanlık oluşturulduğunu savunan Halid, tarihsel örnek olarak Saddam Hüseyin, Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır ve Yemenli liderler Hüseyin el-Husi ile kardeşinin tekfir edilmesini gösterdi. Konuşması şu sözlerle devam etti:
Kuruldukları günden beri hep aynı yöntemi uyguluyorlar. Kendilerine tehdit olarak gördükleri bir toplulukla karşılaştıklarında hemen bir fetva çıkarıyor ve kitlelerin o insanlardan nefret etmesini sağlıyorlar. Tarihe bir bakın: Saddam Hüseyin'i tekfir ettiler, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'ı tekfir ettiler, Husi lideri Hüseyin el-Husi'yi ve kardeşini tekfir ettiler.
Bu yaklaşımın kendileriyle aynı siyasi ve ideolojik çizgide olmayan hemen herkesi kapsadığını söyleyen Halid, ABD, İsrail ve İngiltere'nin ise aynı şekilde hedef alınmadığını savundu.
Yemenli analist dinî söylemlerin siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanıldığının altını çizerek konuşmasını sürdürdü:
Kısacası, kendileriyle aynı çizgide olmayan hemen herkesi kâfir ilan ediyorlar. Ama ne hikmetse ABD'yi, İsrail'i ya da İngiltere'yi asla tekfir etmezler; sübhanallah, onlar 'iyi Müslümanlar' çünkü!
Halid, Suud rejiminin ve destekçilerinin dinî kimlik üzerinden yürüttüğü söylemlere karşı uyarıda bulunarak, kendilerini İslam'ın ve Allah'ın kelamının temsilcisi olarak tanıtan kişilerin iddialarına ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini söyledi.
Yemen halkının uzun süredir çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kaldığını belirten Halid, özellikle son üç dört aydır Ensarullah'ın Mekke ve Medine'yi hedef aldığı yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını ifade etti.
Bu iddiaların hiçbir doğruluk payı taşımadığını savunan Halid, söz konusu söylemlerin Yemen'e yönelik savaşın meşruiyetini sağlamayı amaçladığını dile getirdi ve decam etti:
Bunların uzun sakallarıyla Müslüman kılığına girip 'Biz İslam'ı temsil ediyoruz, biz Allah'ın kelamını temsil ediyoruz' demelerine sakın aldanmayın. Bunların tamamı kocaman birer yalan. Çok uzun zamandır halkımıza iftira atıyorlar. Özellikle son üç dört aydır, bizim Mekke ve Medine'yi hedef aldığımız yönünde bir algı yaymaya çalışıyorlar. Bunlar en ufak bir doğruluk payı dahi taşımayan kuyruklu yalanlardır.
Yemen'in İsrail'e karşı tutumunu hatırlatan Halid, uluslararası toplumun kınama mesajları ve açıklamalarla yetindiği bir dönemde kendilerinin Mescid-i Aksa'nın yanında durduğunu söyledi.
İsrail'in Yemen'e düzenlediği hava saldırılarında 300'den fazla insanın hayatını kaybettiğini, 30'dan fazla bakan ve devlet yetkilisinin de saldırılarda şehit olduğunu açıklayan Halid, bu kayıplara rağmen Yemen'in Filistin'e desteğini sürdürdüğünü vurguladı:
Kınama mesajları ve kuru açıklamalardan başka kimsenin kılını kıpırdatmaya cesaret edemediği bir dönemde, Mescid-i Aksa'nın yanında dimdik duran bizlerdik. İsrail hava saldırılarında üç yüzden fazla insanını feda eden bizlerdik. Yine İsrail'in hava saldırılarında otuzdan fazla bakanını ve devlet yetkilisini şehit veren bizleriz.
Yemen'in Filistin'e verdiği desteğin Mekke ve Medine'yi hedef alma iddiasıyla bağdaştırılamayacağını belirten Halid şu ifadeleri kullandı:
Peki biz bunu neden yaptık? Mekke'yi yıkmak istiyoruz da o yüzden önce Aksa'yı mı kurtaralım dedik? Bunun akılla, mantıkla bağdaşır hiçbir yanı yok. Yemen'e karşı yürüttükleri bu haksız, bu zalimane savaşı meşrulaştırmak için dini alet ediyorlar.
Konuşmasının sonunda medya kaynaklarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Halid, uluslararası medya kuruluşlarının haberlerine eleştirel yaklaşılması ve bilgilerin bağımsız biçimde araştırılması çağrısında bulundu:
Onlara inanmayın. Güvenilir kaynaklara yönelin ve kendi araştırmanızı kendiniz yapın. El-Cezire'de ya da benzeri uluslararası medya kuruluşlarında karşınıza çıkan haberlere itibar etmeyin; çünkü onların hepsi aynı emperyalizmin hizmetindedir.