“Gazze'ye karşı savaşan kötülükle Yemen'e karşı savaşan kötülük aynı” Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
MEDYA
01 Kasım 2026 · 15:00

“Gazze'ye karşı savaşan kötülükle Yemen'e karşı savaşan kötülük aynı”

Yemenli yorumcu Hüseyin Buhayti, Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Taiz vilayetinin yüzde 95 ila 97'sini kontrol altına aldığını belirterek Suudi rejiminin güneydeki askeri yığınaklarına karşılık vereceklerini ve Kızıldeniz'deki deniz ablukasını Babulmendeb'den bağımsız olarak sürdürebileceklerini söyledi.

YDH — Yemenli yorumcu Hüseyin Buhayti, Dialogue Works kanalına başkent Sanaa'dan konuk olarak Yemen'deki askeri durumu, Suudi rejimi ile yaşanan çatışmaları ve bölgesel dengeleri değerlendirdi.

Yemen'deki savaşın bazı çevrelerin, Suudilerin veya medyanın göstermeye çalıştığı gibi sadece Temmuz ortasında Suudilerin ateşkesi bozup 13 Temmuz'da Sanaa Havalimanı'nı hedef almasıyla başlamadığını belirten Buhayti, ülkenin 2015 yılından bu yana Suudi saldırısı altında olduğunu hatırlattı.

Suudilerin 300 binden fazla hava saldırısı düzenleyerek Yemen'deki neredeyse her şeyi yok ettiğini vurgulayan Buhayti, uygulanan abluka sonucunda çoğu çocuk olmak üzere 400 ila 500 bin Yemenli sivilin hayatını kaybettiğini, ülkede şiddetli yetersiz beslenme, su ve ilaç kıtlığı yaşandığını kaydetti.

Buhayti, havalimanları, limanlar, elektrik santralleri, su arıtma tesisleri ve köprüler dâhil olmak üzere altyapı olarak düşünülebilecek her şeyin Suudi güçleri tarafından tamamen imha edildiğini ifade etti. 

“Abluka kalkmadan barış olmaz”

2022 yılında bir ateşkes sağlandığını ve o tarihten beri Suudilerle müzakere halinde olduklarını dile getiren Buhayti, Suud rejiminin anlaşmayı sürekli engellediğini ve 2023'te imzalanan “Yol Haritası” adlı anlaşmaya rağmen barışa ulaşılmasını hep baltaladığını söyledi.

Buhayti, Suudilerin bu tutumunun arkasında ABD'nin veya başka bir ülkenin müdahale edip kendilerine yardım etmesi ya da İran savaşının İran'ın yenilgisiyle veya bir anlaşmayla sona ermesi beklentisinin yattığını belirtti.

ABD'nin aynı anda hem İran'a hem de Yemen'e karşı iki cephede birden savaşamayacağına dikkat çeken Buhayti, İran cephesinin kapanması durumunda ABD'nin Suudilere fiilen yardım edebileceği hesabının yapıldığını aktardı.

13 Temmuz'da ateşkesin çökmesinin ardından Sanaa'daki Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Suudi rejimini hedef almaya başladığını ve bu ülkeye karşı bir ambargo uyguladığını belirten Buhayti, Sanaa'nın o dönemdeki taleplerinin ablukanın kaldırılması, gemilerin Hudeyde Limanı'na serbestçe yanaşmasına izin verilmesi ve Sanaa Havalimanı'nın uçuş göndermek isteyen tüm ülkelere açılması olduğunu söyledi.

Buhayti, Sanaa ve kontrolleri altındaki diğer bölgelerde on binlerce Yemenlinin mahsur kaldığını, tıbbi tedavi için bile yurt dışına çıkamadıklarını, havalimanı kapatıldığından beri on binlerce kişinin de ülke dışında mahsur durumda olduğunu vurguladı.

Aden üzerinden seyahat etmenin tehlikelerine işaret eden Buhayti, ”Aden üzerinden gitmeye kalkarsanız tutuklanabilirsiniz, yolda El Kaide veya IŞİD tarafından öldürülebilirsiniz. Suudi Arabistan'ın kontrolündeki bölgelerde hiçbir güvenlik yok,” ifadelerini kullandı.

“Taiz halkı aslında içeriden kuşatılmış durumda”

Ateşkesin çökmesiyle birlikte Yemen ordusunun Babulmendeb'e, Muha'ya ve Taiz vilayetinin tamamına doğru ilerlediğini aktaran Buhayti, eskiden Taiz vilayetinin yaklaşık yüzde 70 ila 80'ini kontrol eden Suudi destekli güçlerin geriletildiğini ve gelinen noktada Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin vilayetin yüzde 95 ila 97'sini kontrol altına aldığını açıkladı.

Tüm dağların, sahil şeridinin ve Kızıldeniz'deki adaların kontrol altında olduğunu belirten Buhayti, Muha, Zubab ve Babulmendeb'in de Taiz vilayetinin bir parçası olarak Kızıldeniz'in güney kıyısını oluşturduğunu hatırlattı.

Kuzey, doğu, batı, tüm dağlar ve hatta Taiz şehrinin doğusundaki yüzde 30'luk kesimin Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin elinde olduğunu kaydeden Buhayti, geriye sadece Taiz şehir merkezinin yüzde 50 ila 60'lık bir bölümü ile şehrin güneyine bakan bazı dağların bir kısmının Suudi destekli güçlerin elinde kaldığını bildirdi.

Medyada 2015'ten bu yana sürekli “Taiz kuşatma altında” denildiğini ve İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün üç gün önce bu yönde bir açıklama ve video yayınladığını hatırlatan Buhayti, şu an Taiz şehrinin etrafındaki tüm yolların kendi güçlerinin kontrolünde olduğunu kimsenin inkâr edemeyeceğini, ancak örgütün söyleminde büyük bir çelişki bulunduğunu savundu.

Buhayti, bu çelişkiyi şu sözlerle ortaya koydu:

Üç gün önceki bir videoda da Taiz'in 2015'ten bu yana kuşatma altında olduğunda ısrar ettiler. Fakat aynı videoda,Ensarullah'ın geçen ay, yani Ekim ayında Taiz ile Aden arasındaki son ana yolu kapattığını ve bu yolun iki şehir arasındaki ana ikmal hatlarından biri olduğunu söylediler. Eğer Husiler son yaşam hattını daha geçen ay, Ekim'de kapattıysa, Taiz nasıl oluyor da 2015'ten beri kuşatma altında olabiliyor?

Şehirdeki gerçek duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Buhayti şöyle dedi:

Peki Taiz'de gerçekte kim kuşatma altında? Taiz halkı aslında içeriden kuşatılmış durumda. Çünkü oradaki silahlı gruplar, milisler veya El Kaide unsurları, şehre giren insani yardımları, yakıtı ve gıdayı çalıyor.

Şehre çok sayıda yakıt ve benzin tankerinin girdiğini belirten Buhayti, Müslüman Kardeşler örgütünün, El Kaide savaşçılarının ve Suudi destekli güçlerin bu tankerlere el koyup kendi benzin istasyonlarına gönderdiğini söyledi.

Buhayti, bu grupların şehre giren gıdaları kendi dükkanlarına, ilaçları kendi eczanelerine, benzin ve mazotu ise kendi istasyonlarına yönlendirerek her şeyi zorla kendi tekellerine aldıklarını ve artan fiyatlar üzerinden kâr elde ettiklerini vurguladı.

Bazı çevrelerin “Bu kanal Husilere ait, buna inanamayız” diyebileceği gerekçesiyle El-Mesire televizyonunun şehre giren kamyonları gösteren görüntülerini kanıt olarak sunmayacağını ifade eden Buhayti, bizzat Taiz'in içinde yaşayan ve oraya giden arkadaşlarıyla sürekli konuştuğunu belirtti.

Buhayti, şehre girişlerde engellenen tek şeyin silahlar ve savaşçılar olduğunu, bunun dışındaki her şeye izin verildiğini ve insanların Taiz'e normal bir şekilde girip çıktığını kaydetti.

Konuşmanın gerçekleştiği gün Suudi savaş uçaklarının Taiz ile Aden'i birbirine bağlayan ana yolu, dağın zirvesinden inen dağ geçidini birçok bombayla vurarak yolun bir bölümünü tamamen yok ettiğini aktaran Buhayti, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şu sözlerle tepki gösterdi:

Peki İnsan Hakları İzleme Örgütü nerede? Neden Taiz ile Aden'i bağlayan ana yolu vuran Suudileri kınamıyorlar? Kınamazlar, çünkü Suudiler tarafından fonlanıyorlar. Sadece Husilerin yaptıklarını kınıyorlar.

Önümüzdeki bir iki hafta içinde Taiz şehrinde kalan yerlerin de kurtarılacağına inandığını dile getiren Buhayti, durumu bir işgal olarak gördüklerini ve Yemen'in El Kaide, IŞİD veya Suudi yanlısı hiçbir grubun ya da birliğin varlığına izin vermeyeceğini vurguladı.

Yollar kendi ellerinde olduğu sürece Taiz'e silah giremeyeceğini ve Taiz halkının da içerideki savaşçılardan bıkmış durumda olduğunu belirten Buhayti, Taiz'deki tabloyu Gazze'deki duruma benzetti.

Gazze kuşatma ve saldırı altındayken Hamas direnişinin sadece İsrail, ABD ve İngiltere ile değil, aynı zamanda Refah'ta bulunan ve İsrail tarafından desteklenen Ebu Şebab adlı silahlı grupla da mücadele ettiğini hatırlatan Buhayti, Siyonistlerle işbirliği yapan ve “direnişin sırtına saplanan bir hançer” gibi olan bu grubun insanları yağmaladığını, öldürdüğünü, yolları kestiğini ve gelen yardımları çaldığını söyledi.

Buhayti, Yemen ile Gazze arasındaki benzerliği şu ifadelerle anlattı:

İşte Yemen'i de Gazze gibi düşünün. Yemen; ABD ve Siyonistler tarafından desteklenen bir dış saldırganlıkla, Suudi saldırganlığıyla savaşıyor. Gazze'ye karşı savaşan kötülükle Yemen'e karşı savaşan kötülük aynı. Yemen Silahlı Kuvvetleri —ya da onların deyimiyle Husiler, ne ad verdikleri umurumda değil— bu saldırganlıkla savaşıyor ve ülkeyi kurtarmaya çalışıyor. Karşılarında ise Refah'taki Ebu Şebab'a benzeyen, Taiz'deki Suudi destekli güçler var.

Buhayti, bu nedenle son birkaç günde kurtarılan tüm bölgelerde halkın, Ensarullah'ın ve Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin gelişini memnuniyetle karşıladığını belirtti.

“Biz Suudiler ile savaşırken bizi sırtımızdan vurmayın”

Temmuz ortasında Suudilerin Sana Havalimanı'nı vurup ateşkesi bozmasının ardından çatışmalar başladığında, Sanaa'daki Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin iç çatışmayı önlemek adına Muha, Kızıldeniz'in güneyi, sahil şeridi ve Babulmendeb'i kontrol eden Muha komutanına bir mesaj gönderdiğini açıklayan Buhayti, komutana sunulan teklifi şöyle aktardı:

Size saldırmayacağız. Silahlarınızı ve bulunduğunuz bölgeyi elinizde tutabilirsiniz. Sizinle asla savaşmayacağız. Tek bir talebimiz var: Biz Suudi Arabistan ile savaşırken bizi sırtımızdan vurmayın. Sizinle savaşmak istemiyoruz, Yemenlilerin ölmesini istemiyoruz.

Aynı teklifin kelimesi kelimesine Marib'deki komutanlara da gönderildiğini ve onlara, ”Suudiler 2015'te bize karşı bir savaş başlattı. Bırakın Suudilerle biz savaşalım; ya onlar bizi yok edecek ya da biz kazanacağız. En azından güvence olarak silahlarınız elinizde kalır ve bölgenizde durmaya devam edersiniz” denildiğini belirten Buhayti, her iki tarafın da bu teklifi reddettiğini kaydetti.

Buhayti, Sanaa yönetimi Suudilere karşı ambargo başlatır başlatmaz söz konusu güçlerin Hudeyde ile Muha arasındaki cephede Yemen birliklerini hedef almaya başladığını, Muha'ya silah dolu Suudi gemilerinin yanaştığını, Marib'e ise yüzlerce kamyon dolusu Suudi silahı ve Suudi subaylarının geldiğini söyledi.

Suudilerin ambargoya doğrudan karşılık vermek yerine kendi adlarına Yemenlilerin savaşmasını istediğini vurgulayan Buhayti, Yemen ordusunun işte o zaman Muha'ya girmeye, ilerlemeye ve Babulmendeb'in tamamını ele geçirmeye karar verdiğini ifade etti.

Aden'deki durumun ise farklı olduğuna dikkat çeken Buhayti, şehri kontrol eden ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) bağlı olan Güney Geçiş Konseyi'nin şu ana kadar kendilerine saldırmadığını ve Sana'ya bağlı orduya saldırmak için Suudilere katılmadığını, dolayısıyla Sanaa'dan Aden'e veya güneydeki herhangi bir bölgeye yönelik bir tehdit bulunmadığını belirtti.

Güneyde kendileriyle savaşan tek silahlı grubun Amalika Tugayı olduğunu söyleyen Buhayti, Selefi olan bu grubun eskiden BAE kontrolündeyken, BAE güneyden çekildikten sonra Suudilerin kontrolüne girdiğini aktardı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri kıyı bölgelerine doğru ilerlediğinde, güneye girmek istemediği için eski Kuzey ve Güney Yemen sınırı olan Taiz-Lahic sınırında durduğunu belirten Buhayti, ordunun o noktada, ”Şu anki savaşımız Suudilerle.Yemen içinden sadece bize karşı savaşanlara silah doğrultacağız. Bizimle savaşmayan bir bölgeye girip Yemen kanı dökmek istemiyoruz, sadece meşru müdafaa yapıyoruz” mesajını verdiğini kaydetti.

Ancak Amalika Tugayı'nın Babulmendeb'de, Zubab yakınlarında Yemen güçlerini hedef aldığını ve bölgedeki 10 kilometrelik hatta çatışmaların sürdüğünü belirten Buhayti, bunun üzerine Yemen ordusunun Güney Yemen'e, Amalika Tugayı'nın ana üssünün bulunduğu Aden Körfezi kıyısındaki Ras el-Are bölgesine doğru ilerlemeye başladığını açıkladı.

Yemen ordusunun güneyde gireceği tek yerin burası olacağını düşündüğünü belirten Buhayti, birliklerin şu an Aden Körfezi kıyısına sadece 10 kilometre uzaklıkta olduğunu ve önümüzdeki günlerde oraya ulaşırlarsa Ras el-Are ile Babulmendeb arasındaki tüm Amalika Tugayı güçlerinin bağlantısını kesip orada duracaklarını öngördü.

Sanaa yönetiminin güneydeki her bir askeri üsse ve siyasi gruba çok net bir uyarı gönderdiğini vurgulayan Buhayti, bu uyarıyı şu sözlerle aktardı:

Yemen'in güneyini ve doğusunu hedef almayacağız. Ancak güneydeki herhangi bir havalimanına, askeri üsse, çöle veya limana Suudi seferberliği yapılırsa, Suudi birlikleri yığılırsa veya Suudi silahları getirilirse orayı vuracağız. Eğer bir askeri üste sadece mevcut askerler varsa, yeni takviye veya hareketlilik yoksa, o üs hedef değildir. Ama dışarıdan birlik kabul ederseniz vururuz.

Buhayti, Yemen ordusunun Aden Havalimanı'nı, Aden Limanı'nı ve güneydeki birçok askeri üssü vurmasının tek nedeninin Suudilerin bu bölgelere asker ve silah taşıması olduğunu belirterek, ”Sana'daki bizler, kendimizi koruma hakkına tamamen sahibiz. Ülkeyi savunan da, kendi topraklarında olan da biziz.” dedi.

“Riyad'daki otellerde yaşayan bu insanlarda 'Riyad Sendromu' diye bir hastalık var”

Suudi destekli hükümetin 2015'ten beri Riyad'daki otellerde kalmasını “trajikomik bir durum” olarak nitelendiren Buhayti, sahadaki demografik ve coğrafi tabloya dikkat çekti.

Suudiler ve desteklediği güçlerin Yemen topraklarının yüzde 70'ini, Sanaa güçlerinin ise sadece yüzde 30'unu kontrol ettiğini belirten Buhayti, buna karşın Sana'nın kontrol ettiği yüzde 30'luk alanda ülke nüfusunun yüzde 70'inin yaşadığını, Suudilerin kontrol ettiği yüzde 70'lik alanın ise çoğunlukla çöl olduğu için nüfusun sadece yüzde 30'unu barındırdığını kaydetti.

Buhayti, Suudiler bu kadar toprağı kontrol ederken destekledikleri hükümetin son olaylardan önce bile ülkeyi neden Aden, Marib ya da Taiz'den yönetmediğini sorguladı.

Riyad'daki Yemenli yetkililerin durumunu kendi koyduğu bir kavramla açıklayan Buhayti, şu değerlendirmede bulundu:

Riyad'daki otellerde yaşayan bu insanlarda, adını benim koyduğum 'Riyad Sendromu' diye bir hastalık var. Sahada gerçekte neler olup bittiğinden o kadar kopuklar ki, halkın ne acılar çektiğini bilmiyorlar. Bu savaşın esas olarak birbirimizle savaştığımız için Yemenlilerin ölümüyle sonuçlandığından haberleri yok ve bu durum hepimizi derinden üzüyor. Savaşı sadece açıklamalar yapmaktan, bir WhatsApp grubundan veya otel resepsiyonunda yayınlanan bir bildiriden ibaret sanıyorlar. Suudiler bu insanlara hâlâ nasıl güvenebiliyor? Gerçi benim açımdan onlara güvenmeye devam etmeleri iyi bir şey. Suudilerin kaybetmesinin nedeni de bu; 'Riyad Sendromu'na yakalanmış bu kişiler Yemen'de ne olup bittiğine ve sorunların nasıl çözüleceğine dair hiçbir fikre sahip olmadıkları için Suudilere doğru tavsiyeler veremiyorlar.

“Yüzlerce mil uzakta, denizin ortasında hareket eden bir gemiyi doğrudan motorundan vurabiliyoruz”

Taiz vilayeti sınırları içindeki Babulmendeb'in kendisi, boğazın tam ucu olan Şeyh Said (Miyun) bölgesi, Zubab şehri ve Muha şehrinin son iki ayda kurtarıldığını ve Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolünde olduğunu teyit eden Buhayti, uluslararası medyanın ve Suudilerin “Babulmendeb'i ele geçirdikleri için Kızıldeniz'in kontrolünü yeni sağladılar” yönündeki söylemlerinin insanları kandırmaya yönelik olduğunu vurguladı.

İsrail'e karşı saldırılar başlattıkları 2023 yılından beri Kızıldeniz'i zaten kontrol ettiklerini hatırlatan Buhayti, İsrail gemilerini ve ardından kendilerinin “Soykırım Muhafızı” olarak adlandırdığı “Refah Muhafızı” koalisyonunu kullanan İngiliz—Amerikan gemilerini engellediklerinde henüz Babulmendeb'i kontrol etmediklerini belirtti.

Buhayti, Babulmendeb'de olmadan da tüm Kızıldeniz'de, Aden Körfezi'nde, Umman Denizi'nde (Arap Denizi) ve çok daha uzak bölgelerde İsrail—ABD—İngiliz ticari ve askeri gemilerini vurduklarını söyledi.

Denizi kontrol etmek için tam kıyıda olmalarına gerek olmadığını, füzeleri Yemen'in derinliklerinden, dağlık bölgelerden fırlattıklarını ve bir füzeyi kıyıdaki açık bir alana getirmenin aptallık olacağını ifade eden Buhayti, Suudiler son saldırılarla Babulmendeb, Zubab ve Muha'yı ele geçirse kendilerini tekrar sadece Sanaa ve Saada şehirlerine geri itseler bile bunun Kızıldeniz'deki Suudi ambargosunu engelleyemeyeceğini ve denizde seçtikleri herhangi bir noktaya yine füze fırlatabileceklerini kaydetti. Buhayti, Yemen'in füze teknolojisini şu sözlerle anlattı:

Biz gemisavar balistik füzeleri kullanan ilk ülkeyiz. Yüzlerce mil uzakta, denizin ortasında hareket eden bir gemiyi nokta atışıyla, doğrudan motorundan vurabiliyoruz. Eğer gemiyi batırmak değil de sadece durdurmak istiyorsak motorunu hedef alıyoruz. Petrol tankerlerini ise denize petrol sızmasını ve hepimizi etkilemesini istemediğimiz için yanlardan değil, üst kısımlarından vuruyoruz. İşte Yemen budur. ABD'nin bile sahip olan ilk ülke olduğumuzu kabul ettiği bu teknolojiye Babulöendeb'de olmadan da sahiptik.

“Bu havalimanlarını ABD ve Siyonistler için inşa ediyorlardı”

Babulmendeb, Muha ve Zubab'ı kurtarmalarının nedeninin sadece denizi kontrol etmek değil, buraların kurtarılması gereken Yemen toprakları olması ve Suudiler ile BAE'nin bölgedeki büyük planlarını durdurmak olduğunu belirten Buhayti, Suudi destekli en güçlü ordunun ve karadan, denizden, havadan ulaşılabilen en büyük üslerin bu bölgede yer aldığını söyledi.

Suudiler ve BAE'nin Yemen'in sivil havalimanlarını kapatırken, yoğun nüfuslu olmayan Muha ve Zubab çevresine havalimanı olan dört askeri üs inşa ettiğine dikkat çeken Buhayti, bunların Muha'da, Muha'nın 20 kilometre güneyinde çölün ortasındaki Zubab'da, boğazın tam ortasındaki küçük Miyun Adası'nda ve Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'nda bulunduğunu aktardı.

Ayrıca son dört beş yıl içinde Arap Denizi'ndeki Sokotra Adası'na ve hemen yanındaki küçük Abdülkuri Adası'na da iki havalimanı inşa edildiğini belirten Buhayti, bu yatırımların arkasındaki stratejik amacı şu ifadelerle açıkladı:

Bizim sivil havalimanlarımızı kapatırken oraya neden dört havalimanı inşa ettiler? Çünkü Suudi Arabistan ve BAE'nin planı Yemen'de kalıcı olmaktı. Bu havalimanlarını ABD ve Siyonistler için inşa ediyorlardı. Böylece gelecekte ABD'nin sadece Basra Körfezi'nde değil, Kızıldeniz'de de üsleri olacaktı. Bu üslerden bölgedeki herhangi bir ülkeyi tehdit edebilecek, kendilerini tehdit eden Rusya veya Çin gibi ülkelere karşı denizi kapatabilecek ve Basra Körfezi'nden çekilmeleri durumunda bu üslere taşınabileceklerdi.

Suudiler ve BAE'nin Yemen'i “Husi işgalinden” kurtarmak istedikleri yönündeki iddialarına da değinen Buhayti, “Tarihte ilk kez bir ülkede yaşayan yerli halka o ülkenin işgalcisi deniyor, bu da yeni bir şey. Madem kurtarmaya geldiniz,neden bütün bu havalimanlarını ve askeri üsleri inşa ediyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Suudilerin şimdi çıkıp Mekke ve Medine'ye ev sahipliği yapan ülkeyi ve Müslümanları hedef aldıklarını söyleyerek “Neden İsrail ve Amerikan gemilerini değil de Suudi gemilerini vuruyorsunuz?” diye feryat etmesini “komik ve gülünç” olarak nitelendiren Buhayti, Gazze'deki soykırımı durdurmak için Amerikan ve İsrail gemilerini vurdukları dönemde İsrail—ABD'nin Yemen'e binlerce hava saldırısı düzenleyerek üst düzey komutanlarını ve tüm hükümetlerini katlettiğini hatırlattı.

O dönemde Suudilerin kendilerini kınadığını ve Yemen'e yönelik saldırılarda İsrail ile ABD'ye yardım ettiğini belirten Buhayti, şu an Kızıldeniz'den geçen tek bir İsrail gemisi bile olmadığını, saldırıları durdurmuş olmalarına rağmen kendilerinden hâlâ korktuklarını ve Marine Radar gibi uygulamalardan da görülebileceği üzere işgal altındaki Filistin'in güneyindeki Eylat Limanı'nın hâlâ kapalı olduğunu vurguladı.

Buhayti, ABD kendilerine saldırmayı bıraktığı anda kendilerinin de ABD'ye saldırmayı bıraktığını, İsrail gemilerine yönelik saldırıları durdurmak için şartlarının ise Gazze'deki soykırımın durması ya da Hamas ile bir ateşkes yapılması olduğunu, şu an İsrail'in Hamas ile bir ateşkesi bulunduğu için bu aşamada gemileri vurmalarına gerek olmadığını ifade etti.

“Yemen halkını öldürmek için Yemen'in kendi gelirini kullanıyorlardı”

BAE'nin Yemen'deki rolüne ilişkin soruyu yanıtlayan Buhayti, BAE'nin Yemen'i bombaladığını, ülkenin iç işlerine Suudilerden daha fazla müdahale ettiğini ve Yemen'deki en büyük suçlardan bazılarının BAE'nin hava saldırılarıyla işlendiğini düşündüklerini söyledi.

Ancak BAE'nin şu an fiilen çekildiğini ve artık bir rolü olmadığını belirten Buhayti, “BAE bizimle savaşmayı bıraktığı için biz de durduk, onlara karşı hiçbir saldırı düzenlemiyoruz. Biz sadece bize saldıranlara saldırırız” dedi.

Güneydeki durumun Suudilerin kontrolünden çıktığını ve Aden dâhil birçok bölgede Suudi varlığına karşı protestolar düzenlendiğini aktaran Buhayti, güney halkının Suudilere şöyle tepki gösterdiğini aktardı:

Husiler veya Sanaa yönetimi bizi hedef almıyordu,sadece sizin varlığınız yüzünden bizi vuruyorlar. Aden Havalimanı'nı vurdular çünkü siz oraya askeri kargo uçakları ve birlikler getirdiniz; Sanaa'nın da burayı vurmaya tam hakkı var. Aden'den çekilmelisiniz. Havalimanımızı, limanımızı ve askeri üslerimizi kullanmamalısınız. Çünkü o üslerde bizim oğullarımız, güneyli askerlerimiz var ve siz oraları kullanarak çocuklarımızı Yemen Silahlı Kuvvetleri için meşru bir hedef haline getiriyorsunuz.

Suudilerin Yemen'in petrol kaynaklarını sömürdüğünü belirten Buhayti, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

Düşünün, günde 12 milyon varil petrol üreten Suudi Arabistan, petrol sahalarımız kendi kontrollerinde olduğu için bizim 150.000 varil petrolümüzü çalıyordu. 12 milyon varil üretirken bizim 150.000 varilimizle ne yapacaksınız? O petrolün parasını Yemen'le savaşacak birlikler getirmek ve eğitmek için kullanıyorlardı. Yani Yemen halkını öldürmek için Yemen'in kendi gelirini kullanıyorlardı. Bu, bir ülkenin yapabileceği en aşağılık şeylerden biridir.

“Saudi Aramco tesislerini halı bombardımanına tutarsak onları Taş Devri'ne geri göndeririz”

Sadece güneydeki kontrolün değil, Suudilerin kendi içindeki durumun da kontrolden çıkabileceğine işaret eden Buhayti, düzenledikleri saldırılarla Suudi rejimine giden gemileri durdurduklarını, birçok havayolu şirketinin uçuşlarını engellediklerini ve ülkenin en büyük iki havalimanı olan Riyad ve Dammam'ın şu an kapalı olduğunu bildirdi.

Buhayti, Riyad'da her yıl Ekim ve Kasım aylarında düzenlenen ekonomi ve yapay zeka konferansları gibi tüm büyük etkinliklerin Yemen'in saldırıları yüzünden iptal edilmek zorunda kaldığını söyledi.

Sanaa yönetiminin taleplerinin çok basit olduğunu belirten Buhayti, bu şartları şöyle sıraladı:

Ablukayı kaldırın ve Yemen'den çekilin. Öldürülen veya yaralanan herkes, yıkılan veya hasar gören her şey için tam tazminat ödeyin. Kapsamlı bir esir takası yapın, Yemen'in iç işlerine karışmayın ve Yemen'deki hiçbir grubu medya, para veya silah yoluyla desteklemeyi bırakın. Bizi kendi halimize bırakın, biz Yemenliler kendi sorunlarımızı kendimiz çözeriz. Sizin Yemen'le hiçbir işiniz yok, bırakın birbirimizle kavga edersek de kendimiz edelim.

Yemen'in son yüz yılda darbeler, devrimler ve devlet başkanı suikastları görmesine rağmen sonunda Yemenlilerin hep bir araya gelip çözüm bulduğunu, ancak Suudi müdahalesi yüzünden 2015'ten beri savaştıklarını kaydeden Buhayti, taleplerinin karşılanmaması halinde Suudi petrol ihracatını ve uçuşlarını durdurmaya yönelik saldırıların yeni bir aşamaya geçebileceği uyarısında bulundu.

Petrol ihracatını zaten durdurduklarını vurgulayan Buhayti, ”Bir sonraki aşama Suudi petrol altyapısının tamamen yok edilmesi, yani tüm Saudi Aramco tesislerinin halı bombardımanına tutulması olabilir. Eğer bunu yaparsak onları Taş Devri'ne geri göndeririz” dedi.

Havalimanlarının altyapısını da tamamen imha edebileceklerini söyleyen Buhayti, havalimanlarının sivil hedefler olduğu yönündeki eleştirilere matematiksel bir karşılaştırmayla yanıt verdi. En azından Suudileri önceden uyardıklarını belirten Buhayti, ”Suudi Arabistan Sana Havalimanı'nı 159 kez vurdu. Biz ise Riyad Havalimanı'nı sadece 9 veya 10 kez vurduk. Basit bir matematikle, 159 eksi 10; Riyad Havalimanı'nı 149 kez daha vurma hakkımız var ama bunu yapmadık.” ifadelerini kullandı.

Tarihte ilk kez bir ülkenin savaştığı diğer ülkeyi havalimanlarını ve Aramco'yu vurmadan önce en başından uyardığını belirten Buhayti, askeri hedefleri vurmanın Suudileri etkilemediğini, onları, orduyu ve ekonomiyi besleyen asıl unsurun petrol olduğunu kaydetti.

“Deniz suyu arıtma tesislerini vurursak susuzluktan ölürler”

Suudilerin 300 binden fazla hava saldırısı düzenleyerek elindeki tüm kartları masaya sürdüğünü, Yemen'in ise düşmanın hamlesini görmek için kartlarını tek tek kullandığını vurgulayan Buhayti, ellerinde hâlâ Suudi elektrik santrallerini vurma kartının bulunduğunu söyledi.

Suudilerin Yemen'deki tüm devlet ve halk santrallerini yok ettiğini, kendi odasını aydınlatan ışığın bile mahalledeki özel bir jeneratörden geldiğini ve Sanaa kontrolündeki tüm şehirlerde insanların elektriği bu şekilde ticari jeneratörlerden pahalıya temin ettiğini anlatan Buhayti, kendilerinin de Suudi elektrik santrallerini vurabileceğini belirtti.

Ellerindeki bir diğer seçeneğin deniz suyu arıtma (desalinasyon) tesisleri olduğunu açıklayan Buhayti, ”Yapabileceğimiz bir diğer şey de deniz suyu arıtma tesislerini vurmaktır. Bunu yaparsak susuzluktan ölürler, çünkü sularının yüzde 97'si bu tesislerden sağlanıyor. Bunu yapabiliriz.” dedi.

Sosyal medya platformu X'te bir kişinin kendisine, ABD'nin kendi üslerini İran saldırılarından, Suudileri ve denizdeki gemileri Yemen saldırılarından, hatta uğruna her şeyi yapacağı İsrail'i bile koruyamadığını görmelerine rağmen Suudilerin neden bu kadar cahilce davrandığını sorduğunu aktaran Buhayti, verdiği yanıtı şu sözlerle paylaştı:

Bence Allah böyle olmasını istiyor. Allah, Suudi kraliyet ailesinin yıkımının Yemenlilerin eliyle olmasını istiyor. Neden? Çünkü komşuları olduğumuz için Suudi Arabistan'dan en çok acıyı çeken ülke Yemen oldu. Afganistan El Kaide'yi destekledikleri için, Suriye teröristleri destekledikleri için, Libya ve Sudan oradaki grupları destekledikleri için Suudilerden acı çekmiş olabilir. Ama Suudiler tüm dünyada yaptıkları her kötülüğü Yemen'de bir arada yaptılar ve komşumuz oldukları için bizi bizzat işgal ettiler. Bu yüzden Allah, Suudi kraliyet ailesinin sonunun en çok acı çeken bu onurlu insanların eliyle olmasını ve zorbalığın, komşuna saldırmanın, Yemen'e yapılan adaletsizliğin sonunun ne olduğunu herkese göstermeyi istiyor. Suudi rejimini koruyan tek şey petroldür; petrol olmazsa Suudi Arabistan diye bir şey de kalmaz.

“Yemen ordusu o vilayetlere girerse bir daha geri çekilmez”

1934 yılından önce Yemen'in bir parçası olan Necran, Cizan ve Asir vilayetlerine yönelik olası bir kara harekatını da değerlendiren Buhayti, bunun Yemen'in henüz masaya sürmediği en son çözüm veya son kart olduğunu belirtti. Bu kartın neden en son aşamaya bırakıldığını açıklayan Buhayti, şunları söyledi:

Çünkü Yemen ordusu o vilayetlere girerse bir daha geri çekilmez. Biz oraları Yemen toprağı olarak görüyoruz. Eğer içeri girip sonra oraları terk edersek, bu durum kıyamet gününe kadar Ensarullah'ın itibarına sürülmüş bir leke olur.Çocuklarım ve gelecek nesiller, 'Güçlüydük, o bölgelere girdik, geri alabilirdik ama bırakıp çıktık' diyecektir. Bu yüzden bu sadece en son aşamada kullanılacak bir karttır.

Yemenlilerin açgözlü olmadığını, o toprakların Yemen'e ait olduğunu bilmelerine rağmen şu an bunu talep etmediklerini ve öncelikle Suudi işgalini durdurmak istediklerini belirten Buhayti, sahadaki ilerlemeyle birlikte siyasi taleplerinin nasıl değiştiğini şu sözlerle vurguladı:

13 Temmuz'da havalimanını vurup ateşkesi bozduklarında ve biz onlara abluka uyguladığımızda talebimiz, sadece Yemen'e yönelik ablukanın kaldırılması ve imzaladığımız Yol Haritası'nın uygulanmasıydı. Fakat Taiz vilayetinin birçok bölgesini kurtarıp Aramco'yu vurduktan ve güçlendikten sonra taleplerimiz değişti. Şimdi Taiz şehrinde kalan yerleri de kurtarmak üzereyken Suudilerin gelip 'Tamam, savaşın başında istediğiniz talepleri kabul ediyoruz' demesi komik olur.Hayır dostum, o talepler o zamandı ve siz reddettiniz. Şimdi talebimiz farklı: Yemen'den tamamen çekilmeniz.

Eskiden sadece ablukanın kaldırılmasını ve Suudi destekli hükümetle Yol Haritası'nın uygulanmasına izin verilmesini istediklerini hatırlatan Buhayti, ”Şimdi ise ilerlediğimiz için tamamen çekilmelerini istiyoruz. Destekledikleri hükümeti de yanlarında götürmek isterlerse götürebilirler; gerçi 2015'ten beri zaten Riyad'da oldukları için bir yere götürmelerine de gerek yok, orada tutmaya devam edebilirler, biz onları istemiyoruz." dedi.

“Kabilelere yeşil ışık yakılırsa, yemin ederim Suudi askerlerini diri diri yerler”

Sınır vilayetlerine girmenin kendileri için en kolay savaşlardan biri, Suudi Arabistan için ise yıkıcı olacağını savunan Buhayti, Suudilerin hayatında hiçbir zaman kendi başına savaşmadığını, hep paralarını, El Kaide'yi, IŞİD'i ve Sudan gibi ülkeleri kendileri adına savaştırmak için kullandığını, şimdi de Pakistan'ı, bölge ülkelerini ve belki Mısır'ı kullanmaya çalışacaklarını vurguladı.

Suudilerin zayıf oldukları ve nasıl savaşacaklarını bilmedikleri için karşılaştıkları her sorunda bir koalisyon kurmaya çalıştıklarını belirten Buhayti, 2 milyon kilometrekare toprağı olan, günde 12 milyon varil petrol üreten ve sadece geçen yıl bile 85 milyar dolarlık silah satın alan Suudi Arabistan'ın 2017'de haritada zor görünen küçücük Katar'a karşı bile koalisyon kurmaya çalıştığını, Yemen sınırda saldırıya geçer geçmez de kendilerini korumak için Yemenli birlikleri ve Sudanlıları Suudi sınırına getirdiklerini hatırlattı.

Sınır harekatı için Yemen ordusunun düzenli birlik göndermesine bile gerek kalmayabileceğini ifade eden Buhayti, sınır hattındaki durumu şu çarpıcı sözlerle anlattı:

Komutanlarımız sadece sınır bölgesindeki kabilelere yeşil ışık yakıp 'Suudi Arabistan sizindir, gidebilirsiniz' diyebilir.Çünkü oradaki kabileler Suudi Arabistan'dan en çok acı çeken insanlardır. Örneğin benim şehrim Zemar'a veya Sana'ya Suudiler saldırdığında bu sadece hava saldırısıyla olur. Ancak sınırdaki bu kabile bölgeleri hem hava saldırılarıyla, hem Apache helikopterleriyle, hem topçu ateşiyle hem de keskin nişancılarla vuruluyor. Üstelik en kötü silahlardan biri olan misket bombalarıyla hedef alınıyorlar; bölgeye yüz binlerce misket bombası saçılmış durumda. 2022'deki ateşkesten bu yana bile yüzlerce çocuk bu misket bombaları yüzünden öldü veya yaralandı, insanlar tarlalarını bile kullanamaz hale geldi. Bu insanlara Suudi Arabistan'a girmeleri için yeşil ışık yakılırsa, yemin ederim Suudi askerlerini diri diri yerler; onlardan o kadar bıkmış durumdalar.

Yemenli yorumcu değerlendirmelerinin sonunda şu ifadeleri kullandı:

Bence Suudilerin aklı başına gelmeyecek. Sünni ülkelerden destek toplamak için bizim Mekke ve Medine'yi hedef aldığımızı iddia ediyorlar. Bizi izleyen herkes sağduyusunu kullansın; ben günde beş vakit Mekke'ye dönüp namaz kılıyorum, tüm Yemen günde beş vakit Mekke'ye yöneliyor. Mekke tüm Müslümanları birleştiren tek yerdir, başka bir yöne doğru namaz kılan tek bir Müslüman bile yoktur. Neden Mekke'yi hedef alalım? Bunun Yemen'e ne faydası var? Mekke'yi vurursak Suudi Arabistan teslim mi olacak? Hayır. Suudiler yapmadığımız bir şeyi kullanarak yeni bir koalisyon, "Mekke'yi koruma koalisyonu" kurmaya çalışıyor. Oysa Mekke sadece sizin, en büyük sadık dostlarınız olan Siyonistlerin ve ABD'nin tehdidi altındadır. Düşünün, Filistin'e ve tüm Müslümanların üçüncü kutsal mekanı saydığımız Mescid-i Aksa'ya yardım etmek için Siyonist İsrail devletine savaş ilan eden tek ülke Yemen'di. İsrail'e karşı savaş başlatan bizlerin, birkaç yıl sonra dönüp Mekke'yi vurmayı düşüneceğimizi iddia etmek tam bir delilik. Bu sadece beni güldürüyor, başka ne denir bilmiyorum.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 01.11.2026 17:59 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/46777/gazze-ye-karsi-savasan-kotulukle-yemen-e-karsi-savasan-kotuluk-ayni