PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Netanyahu ile Eisenkot yerleşimler ve Filistin Yönetimi konusunda farklı yöntemler izlese de Filistin devletine karşı çıkıyor. Gazze’de de İsrail’in denetimini sona erdirecek bir çekilme gündemde değil.

YDH- El-Ahbar yazarı Yahya Debuk, Gadi Eisenkot’un hükümet kurup Benyamin Netanyahu ile blokunu iktidardan uzaklaştırması halinde Filistinliler açısından neyin değişeceğini ele alıyor. Debuk’a göre yanıt, bazılarının düşünebileceğinden daha az umut verici: İki isim birçok konuda farklılaşsa da Filistinlilerin geleceği ve kendi kaderini tayin hakkı konusunda aynı çizgide duruyor. Her ikisi de Oslo Anlaşması’nda öngörülen Filistin devletinin kurulmasını reddediyor ve tarihî Filistin üzerindeki İsrail güvenlik denetiminde ısrar ediyor.
Eisenkot da geçen ağustos ayında, kendisinin kuracağı bir hükümet döneminde Filistin devletinin bulunmayacağını ve kurulmayacağını söylemiş, “iki devletli çözüm”ün mümkün olduğuna inanmayı bir tür yanılsama olarak nitelemişti. Bununla birlikte Netanyahu ile Eisenkot’u tutumları ve politikaları arasındaki farkları gözetmeden aynı kefeye koymak, Filistinlilerin gündelik yaşamını etkileyebilecek ayrımları göz ardı ediyor. Özellikle genişleyen yerleşimlerle yerleşimci saldırılarına yaklaşım, Filistin Yönetimi’yle ilişkiler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki durumun yönetimi bakımından farklılıklar bulunuyor. Eisenkot’un liderlik edeceği bir hükümet döneminde bu alanlarda değişiklikler yaşanabilir; ancak bu değişiklikler Filistinlilerin ulusal ve insani haklarına ilişkin tutumu kapsamayacak.
Netanyahu son yıllarda politikalarını aşırı milliyetçi ve dinci sağla kurduğu ittifak üzerine inşa etti. Bunun etkileri, işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerinin eşi görülmemiş biçimde hızlanması, resmen ilan edilmese de ilhaka yönelik somut adımlar atılması, Filistin Yönetimi’nin zayıflatılması ve rolünün aşındırılması dahil pek çok alanda görüldü. Dolayısıyla bu koalisyonun politikası, işgali sağlamlaştırıp yönetmekle sınırlı kalmadı; hangi hükümet iktidara gelirse gelsin Filistin devletinin kurulmasını neredeyse imkânsız hale getirecek biçimde siyasi ve coğrafi gerçekliği yeniden şekillendirmeye yöneldi.
Öte yandan bu, Eisenkot’un yerleşimlerin sona ermesini ya da Batı Şeria’dan çekilmeyi savunduğu anlamına gelmiyor. Eisenkot yerleşimlere ilkesel olarak karşı çıkmıyor; ancak yerleşim faaliyetlerinin olumsuz sonuçlarını sınırlayacak siyasi planlara tabi olmasını istiyor. Filistin Yönetimi’nin korunmasını savunurken Batı Şeria üzerindeki güvenlik denetiminde de ısrar ediyor. Filistinlilerin gündelik ve idari işlerinin bir bölümünü üstlenerek İsrail’in işgal yükünü hafifletecek bir yapı olarak Filistin Yönetimi’nin varlığını sürdüreceğini düşünüyor.
Gazze Şeridi söz konusu olduğunda iki isim arasındaki görüş ayrılığı daha da daralıyor. Üç yıllık savaş, yıkım ve zorla yerinden edilmenin ardından Eisenkot, İsrail’in Gazze üzerindeki denetimini sona erdirecek ya da Filistinlilerin kendi işlerini yönetmelerine imkân verecek bir çekilmeyi öngören plan sunmuyor. Netanyahu gibi o da Hamas yönetiminin sona erdirilmesini ve hareketin silahsızlandırılmasını çekilme için ön şart olarak öne sürüyor.
Eisenkot, başbakanlık görevine gelmesinden itibaren 18 ay içinde bu hedefi gerçekleştirme sözü verdi. Bunun üzerinde uzlaşılmış siyasi ve diplomatik düzenlemelerle ya da bu mümkün olmazsa askerî güç kullanılarak yapılacağını belirtti. Bu yaklaşım, Eisenkot’un savaş hedeflerinin henüz tamamlanmadığını ve bu hedeflere ulaşılana kadar çatışmayı sürdürmesi gerektiğini düşündüğünü gösteriyor. Dolayısıyla onun tasavvurunda mesele, Gazze’deki yönetimin İsrail’in güvenlik şartlarına göre yeniden şekillendirilmesine; bunun için kullanılacak araçlara, takvime ve uluslararası ortaklarla kurulacak ilişkilere dayanıyor.
Sonuç olarak işgal, Eisenkot döneminde daha az kaotik ve araçları daha düzenli hale getirilmiş bir biçim alabilir; ancak doğası değişmeyecek.