İran'ın nükleer programında artık yeni bir dönem var Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
ANALİZLER
02 Kasım 2026 · 20:41

İran'ın nükleer programında artık yeni bir dönem var

❝Düşmanın nükleer endüstriyi hedef aldığı ve bu bahaneyle ilaç fabrikalarını dahi bombaladığı bir ortamda, ülke neden nükleer silah üretmesin? Yaptırımlara ve savaşa göğüs germenin bir bedeli, bir karşılığı olmalıdır; halkın nezdinde tüm bu zorluklara katlanmanın bugünkü mükafatı nükleer silah üretimidir.❞

YDH ― Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Seyyid Mehdi Talibi, Ferhîhtegân Online'da yayımlanan analizinde, Temmuz 2025'te Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesislere düzenlenen ABD saldırılarının ardından İran'ın nükleer politikasında yaşanan değişimi ele alıyor. İran'ın bugüne kadar sürdürdüğü barışçıl ve uluslararası denetime açık nükleer politikanın artık ülkeyi korumaya yetmediğini savunan Talibi, İran halkının yıllardır yaptırımlar, ekonomik baskılar ve savaş tehdidi altında ödediği bedellerin karşılığında İslam Cumhuriyeti’nin nükleer caydırıcılığa ulaşması gerektiğini ileri sürüyor. 

▪️▪️▪️


“Nükleer doktrin değişikliği”, nükleer belirsizlikten bu belirsizliğin tırmandırılmasına, programın gizlenmesinden silah üretimine, caydırıcılık amaçlı artçı testlerden patlama sayısı ve şiddetinin artırılmasına kadar uzanan pek çok aşamayı barındıran esnek bir süreçtir. 

İran'ın nükleer doktrinini değiştirmek için tüm bu basamakları sırasıyla tırmanması şart değil, nitekim düşmanın hamleleri, Tahran'ın özel bir çabasına gerek kalmaksızın bu treni çoktan rayına sokup harekete geçirdi.

Tamamen denetim altında yürütülen İran nükleer programı, Temmuz 2025’te ABD’nin Natanz, Fordo ve İsfahan'daki tesislere düzenlediği saldırıyla birlikte “belirsizliğin tırmandırılması” evresine girdi. 

Tesisler özellikle giriş kısımlarından hasar gördü.

Maruz kaldığı bu saldırı karşısında hem itibarını korumak hem de düşmanı cezalandırmak isteyen İran, doğal olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetçilerine inceleme izni veremiyor.

haber-42894-kare-serit

Kısacası düşman, bizzat kendi elleriyle ülkenin nükleer doktrinini bir adım ileriye taşıdı.

Ancak mesele bundan ibaret değil; ortada yanıt bekleyen başka sorular da var:

▪️ Nükleer doktrin yalnızca bir adım mı ilerledi, yoksa diğer aşamaları da çoktan geride mi bıraktı?

▪️ Düşman şu an İran'daki tüm nükleer tesislerin yerini tam olarak biliyor mu, yoksa Tahran belirsizliği tırmandırdıktan sonra programı gizleme aşamasına mı geçti?

Ülkenin siyasi ve toplumsal atmosferi, muhtemelen yürütme ve operasyon sahasından çok daha ileride.

Zira hem toplum hem de siyaset kurumu nükleer silah üretilmesini talep ediyor; karar alıcıların ve sahadaki uygulayıcıların da bir adım atarak bu talebi karşılayacak noktaya gelmesinde ısrar ediyor.

İran'ın nükleer programı artık kesin olarak belirsizliğin tırmandırılması evresindedir.

Özellikle zenginleştirilmiş uranyum stokları başta olmak üzere, programın gizlendiğine dair neredeyse kesinleşmiş emareler var.

Tüm bunların ötesinde, ülkenin nükleer doktrininde çok daha köklü bir değişikliği talep eden ve buna hızla uyum sağlayan toplumsal ve siyasi bir irade söz konusu.

Nükleer doktrin

Nükleer doktrini, bu doktrindeki dönüşümü ve meseleyi çevreleyen dinamikleri doğru okumak için şu hususları dikkate almak gerekir:

1. İran’ın nükleer meselesinin gidişatı: İran'ın nükleer programının askeri bir nitelik kazanması zamana yayılan bir süreçtir. Bunun gerçekleşmesi için silahlı kuvvetler nezdinde askeri sahada, hükümet ve meclis düzeyinde siyasette, uzmanlar ile akademik çevrelerde, toplumda ve müttefikler bağlamında dış politikada belirli dönüşümlerin yaşanması şarttır. 

haber-46761-kare-serit

Askeri kanatta bu hazırlık halihazırda mevcut. Siyasi arenada meclis bu süreci desteklese de hükümet henüz bu yönde bir işaret vermedi.

Uzmanlar ve akademi dünyasında rüzgar, nükleer silah savunucularının lehine döndü. En büyük destek ise doğrudan toplumdan geliyor.

Düşünsel altyapı, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve sürecin hızlandırılması yönünde dev adımlar attı; artık cılız kalan birkaç muhalif sesin bu yeni şartlara direnecek gücü yok.

2. Düşmanın caydırıcılık aracının zayıflaması: Uzmanlara göre askeri müdahale tehdidi, İran'ı nükleer silaha yönelmekten alıkoyan bir baskı aracıydı. Ancak halihazırda iki saldırı yaşandığı için bu koz işlevini ve etkisini tamamen yitirdi.

3. İran'ın meşruiyet kazanması: İran, nükleer silaha yönelme konusunda birkaç açıdan meşruiyet kazandı.

Bunlardan ilki, siyasi rejimi devirmeyi ve ülkeyi parçalamayı hedefleyen iki nükleer güce karşı varoluşsal nitelikte iki savaşı geride bırakmış olmasıdır.

İkincisi, uluslararası hukukun açık bir ihlali sayılan, nükleer tesislere yönelik tekrarlanan saldırılardır.

Üçüncüsü ise İran'ın, ülkeyi ve milleti haritadan silecek nitelikte özel silahlarla tehdit edilmesidir ki bu, doğrudan nükleer silahlara yapılan açık bir göndermedir.

İran, bu üç nedenden ötürü kendi bekasını korumak adına nükleer silah üretme meşruiyetini elde etmiştir.

Bundan sonra asıl izlenmesi gereken, Tahran'ın bu meşruiyeti nasıl kullanmayı planladığıdır.

4. ABD'nin boğazlara ve savaşın sona ermesine odaklanması: ABD, müzakere masasında nükleer tavizler koparma konusunda oldukça ısrarcı. Washington'un azami talebi nükleer programın tamamen tasfiye edilmesi; asgari talebi ise denetimlerin yeniden başlaması, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yerinin açıklanması ve bunların ülke dışına çıkarılmasıdır. 

haber-38638-kare-serit

Her iki yolun sonu da ülkenin nükleer endüstrisinin tamamen yok edilmesine çıkıyor. İran bir zamanlar nükleer teknolojiyi; düşmanın iç işlerine, füze programına ve bölgesel nüfuzuna yönelik hamlelerine karşı bir kalkan olarak kullanıyordu.

Bugün ise bizzat nükleer meselenin kendisi bir kalkana kavuştu: Hürmüz Boğazı ve savaşın sona erdirilmesi.

Düşman şimdilik Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve savaşın uzaması engeline takılmış durumda; bu darboğazı aşmak içinse karşılıklı tavizler vermek zorunda.

5. Toplumsal talep: Halk, nükleer silah üretimini yalnızca onaylamakla kalmıyor, bunu bizzat talep ediyor. Toplumun gözünde nükleer gelişim iki açıdan hayati önem taşıyor: Birincisi elektrik üretimi, radyofarmasötikler (nükleer tıp ilaçları) ve yaşam standartlarını doğrudan iyileştiren hizmet alanları; ikincisi ise ülkenin ezeli düşmanlarıyla başa çıkabilecek nükleer bir güce erişme vizyonu.

Düşmanın nükleer endüstriyi hedef aldığı ve bu bahaneyle ilaç fabrikalarını dahi bombaladığı bir ortamda, ülke neden nükleer silah üretmesin? Yaptırımlara ve savaşa göğüs germenin bir bedeli, bir karşılığı olmalıdır; halkın nezdinde tüm bu zorluklara katlanmanın bugünkü mükafatı nükleer silah üretimidir.

6. Nükleerleşme ve dış politika ilişkisi: Nükleer doktrinin değişmesi halinde Çin ve Rusya'nın İran'dan desteğini çekeceğine dair iddialar üzerinde de durmak gerekiyor.

Bazıları, Çin ve Rusya ölçeğindeki iki süper gücün niyetini okuyabildiğini nasıl iddia edebilir? Bu kişiler, gerçekte hiçbir karşılığı olmayan ve her iki devletin asıl duruşundan bihaber olan birtakım çevrelerin kendi kendini atamış sözcüleri midir? Açıkçası bu söylemler tamamen kişisel ve masa başı çıkarımlardan ibarettir; ne Pekin ne de Moskova ile uzaktan yakından ilgisi vardır. 

haber-46707-kare-serit

Bu değerlendirmeler de diğer pek çok uzman analizi gibi doğru çıkma veya çürütülme ihtimali taşır. Hiç kimse, stratejik meselelerde büyük güçler adına ahkam kesme yetkisini kendinde görmemelidir.

Daha da önemlisi İran, ulusal güvenlik çıkarlarını çok iyi bilmektedir ve bir karara vardığında bunu hiçbir dış etkiye aldırmadan hayata geçirecektir.

Madalyonun diğer yüzünde ise, nükleer doktrinini değiştiren bir devleti Çin ve Rusya'nın elbette alkışlamayacağı gerçeği var.

Ancak bu bilinen gerçekten yola çıkarak, onların desteklerini tamamen çekeceklerini söylemek nasıl mümkün olabilir?

Kaldı ki, söz konusu güçlerin İran'a sağladığı fiili desteğin gerçek boyutu ne kadardır?

7. Silah, asimetrik uçurumu kapatmanın bir yoludur: İki taraf arasındaki bir çatışmada bazen servet, teknoloji ve askeri güç uçurumu o denli büyüktür ki bu açığı çeşitli stratejilerle kapatmak kaçınılmaz hale gelir. İran'ın asimetrik savaş doktrini de tam olarak bu temele dayanıyor.

İran ve Direniş Ekseni, düşmana kıyasla hava savunması ve hava gücü bakımından bazı eksikliklere sahip.

Bu nedenle, askeri altyapıyı güvende tutmak adına yeraltı füze şehirleri inşa edildi ve füze ile İHA endüstrisini geliştirmeye ağırlık verildi.

Düşman, İran hava sahasında savaş uçaklarıyla operasyon yürütürken; Tahran da düşmanın gelişmiş, çok katmanlı hava savunma ağını aşmak için füzelere ve İHA'lara güveniyor, aradaki güç farkını bu şekilde dengeliyor. 

haber-42208-kare-serit

Nükleer silaha sahip olmak da bir bakıma iki taraf arasındaki konvansiyonel olmayan silah uçurumunu kapatmaya dönük asimetrik bir stratejidir. Böyle bir denklemde; devasa savaş ve yakıt ikmal uçaklarına, uzun menzilli silahlara ve büyük bir servete hükmeden taraf, bu imkanlardan yoksun olan karşı tarafı kolayca hedef alma cesareti gösteremeyecektir.

İran bugüne dek füze ve İHA'lar, direniş grupları, sürat tekneleri ve yeraltı tesisleri gibi unsurları barındıran çeşitli asimetrik savaş stratejileriyle düşmana karşı koydu ve bu direnç sürdürülebilir nitelikte.

Ancak bu asimetrik strateji, konvansiyonel olmayan silahlara ve kapasitelere doğru genişletilmeye de oldukça elverişli.

8. Varoluşsal savaş kalkanı: Küresel güçlerin nükleer silahları kitlesel kıyım amacıyla kullanması uzak bir ihtimal gibi görünse de bu tehlike asla göz ardı edilemez.

Nitekim nükleer silahlar, tarih sahnesine daha ilk andan itibaren Japonya'ya karşı kullanılarak çıktı. Bazı tezler; ABD veya Rusya'nın nükleer silah kullanması halinde, diğer nükleer güçler için de bu silahı kullanmanın önündeki engellerin kalkacağını ve pek çok devletin hızla nükleer silahlanmaya yöneleceğini öne sürüyor.

Bu yüzden büyük güçlerin, dünyayı daha tehlikeli bir yere çevirecek ve kendi nükleer tekellerini yıkacak böyle bir adımdan kaçındıkları ifade ediliyor. Oysa gerçekte ABD, 1945 yılında nükleer silah kullanarak kendi tekelini bizzat kırmış ve diğer devletlerin bu alana yönelmesinin önünü açmıştır. 

haber-39796-kare-serit

Bunun sonucunda bazı ülkeler bu silahı doğrudan üretmiş, bazıları ise hızla üretebilecek eşiğe ulaşmıştır.

Nükleer güçlerin bu silahı asla kullanmayacağına dair çeşitli iddialar olduğu gibi, tam aksini kanıtlayan argümanlar da mevcuttur. Devletlerin kaderi ihtimallere terk edilemez.Varoluşsal ve acımasız bir savaş karşısında, karşılıklı caydırıcılık ve gözdağı bir zorunluluktur.

9. Düşmanın gerilim merdivenindeki hakimiyetini kırmak: Düşmanın “gerilim merdiveni” üzerindeki hakimiyetine sıkça vurgu yapılır. Bu yaklaşıma göre, daha az silaha sahip olan taraf, belli başlı yıkıcı silahların kullanılmasına zemin hazırlamamak adına itidalli davranmalı ve gerilimi belirli bir sınırın ötesine taşımamalıdır.

İşte nükleer silah, düşmanın gerilim merdiveni üzerindeki bu mutlak hakimiyetini tamamen ortadan kaldırır.

10. Nükleer şemsiye olmadan mümkün mü?: İran, yüzölçümü bakımından dünyanın on yedinci ülkesidir; nüfus açısından da yine on yedinci sırada yer alır. Vatandaşlar ve göçmenler hesaba katıldığında ülkedeki toplam nüfus 100 milyona dayanmaktadır.

Ağırlıklı olarak enerji kaynaklarının değerini baz alan bir tahmine göre İran, 27 trilyon doları bulan yeraltı servetiyle bu rezervlere sahip ülkeler arasında beşinci sıradadır. 

haber-37630-kare-serit

Bu büyüklükteki bir coğrafyayı, nüfusu, yeraltı servetini, köklü tarihi, görkemli medeniyeti ve Kafkasya, Orta Asya, Hint Alt Kıtası'nın kuzeyi ile Batı Asya'ya kadar uzanan medeniyet havzasını ağır ve yıkıcı silahlar olmadan yönetmek son derece çetin bir iştir.

Dünyada yalnızca siyasi sınırları değil, aynı zamanda böylesi doğal medeniyet uzantıları bulunan ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

11. Kitle imha kapsamına girmeyen stratejiler ve silahlar: Nükleer ve hidrojen bombaları birer kitle imha silahı olsa da, bazı nükleer kapasitelerden kitlesel yıkıma yol açmadan faydalanmak mümkündür.

Bunun ilk yolu, söz konusu imkanları fiili kullanım için değil, salt caydırıcılık ve gözdağı amacıyla elde tutmaktır. Öte yandan, taktik nükleer silahlar veya elektromanyetik nükleer silahlar, kitle imha silahı kategorisinde değerlendirilmez.

Taktik nükleer silahlar yalnızca devasa askeri tesisleri imha etmek için kullanılırken; elektromanyetik silahlar hiçbir can kaybına veya fiziksel yıkıma yol açmadan sadece elektronik sistemleri felç eder.

Her nükleer patlama kitleleri yok etmek amacıyla yapılmaz; aksine bu tür denemeler, İran'ın taktik ve elektromanyetik nükleer silah üretme kapasitesini dosta düşmana göstererek güçlü bir caydırıcılık sağlayabilir.

12. Caydırıcılığın anlamı: Nükleer silah üretmek, savaşların tamamen biteceği anlamına gelmez; ancak düşman saldırılarının sıklığını, şiddetini ve çapını ciddi ölçüde azaltır.

Rusya 2022 yılından bu yana fiili bir çatışmanın içindedir; fakat ne ABD ne de Avrupa bu savaşa doğrudan müdahil olmuş, ne de Moskova nükleer bir tehditle yüzleşmiştir.

Dolayısıyla nükleer silahlar mutlak bir dokunulmazlık sağlamasa bile, büyük güçlerin savaşa doğrudan girmesini engelleyebilir ve çatışmayı bir vekalet savaşı sınırları içinde tutmayı başarabilir. 


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 02.11.2026 22:53 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/46833/iran-in-nukleer-programinda-artik-yeni-bir-donem-var