PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
❝Ekonomiden göçe, İran'dan Batı Asya'ya kadar uzanan geniş bir yelpazede bu seçimlerin yanıtlayacağı asıl soru şudur: Kongre, Başkanlığın bir yasama kolu olarak mı kalacak, yoksa onun karşısındaki en önemli kurumsal fren mekanizmasına mı dönüşecek?❞

YDH ― El-Meyadin editörü Mustafa Halife, ABD'de yarın (3 Kasım 2026) yapılacak ara seçimlerin Trump rejiminin siyasi gücüne ve Kongrenin işleyişine etkilerini ele aldığı analizinde, seçim sonuçlarının özellikle İran’a karşı savaş başta olmak üzere Washington'ın iç ve dış politikadaki hareket alanını nasıl şekillendirebileceğini inceliyor.
▪️▪️▪️
Amerikalıların 3 Kasım Salı günü sandık başına gitmesine saatler kala, 2026 ara seçimleri Kongrenin rutin bir dönemsel yenilenmesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu seçimler, ikinci döneminin yaklaşık iki yılını geride bırakan Başkan Donald Trump için ilk geniş çaplı ulusal sınav niteliğini taşıyor ve Amerikalıların, ABD'nin İran'a yönelik savaşıyla eş zamanlı olarak artan yaşam ve enerji maliyetleriyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Kamuoyu yoklamaları ulusal oy oranlarında Demokratlara belirgin bir üstünlük tanıyor; ancak başta Senato olmak üzere sandalye mücadelesi çok daha karmaşık bir tablo sergiliyor.
Buradaki temel mesele, Trump'ın Cumhuriyetçi ağırlıklı bir Kongreyi koruyup koruyamayacağı ya da görev süresinin son iki yılında, gündeminin bir kısmını sınırlandırabilecek bir yasama organıyla karşı karşıya kalıp kalmayacağıdır.
Bu seçimler, dört yılda bir ve başkanlık döneminin tam ortasında düzenlendiği için "ara seçimler" olarak adlandırılmaktadır. Amerikalılar bu seçimlerde yeni bir başkan seçmez; bunun yerine Temsilciler Meclisi ve Senatodan oluşan Kongrenin her iki kanadını yeniden şekillendirir.
Temsilciler Meclisi, iki yıllık bir görev süresi için seçilen 435 üyeden oluşur; dolayısıyla meclisteki tüm sandalyeler 3 Kasım'da yeniden seçime tabi tutulur. Senato ise her eyaletten ikişer üye olmak üzere toplam 100 üyeden oluşur.
Bir senatörün görev süresi altı yıldır ve Senatonun yaklaşık üçte biri her iki yılda bir yenilenir. 2026 seçimlerinde Senatodaki 35 sandalye için yarışılmaktadır: Bunların 33'ü olağan seçim döngüsü kapsamında, ikisi ise Ohio ve Florida'daki özel seçimler çerçevesinde belirlenmektedir.
Seçim arifesinde Temsilciler Meclisinde Cumhuriyetçilerin 218, Demokratların ise 214 sandalyesi bulunurken; bir bağımsız üye ve iki boş sandalye mevcuttur. Senatoda ise Cumhuriyetçiler 53 sandalyeyle çoğunluğu elinde tutarken, Demokratların 45 sandalyesi ve genellikle onlarla birlikte hareket eden iki bağımsız senatör bulunmaktadır. Bu tablo, Demokratların çoğunluğu ele geçirebilmek için net dört sandalye kazanması gerektiği anlamına gelmektedir.
Her iki meclis de yasama sürecini paylaşmakla birlikte; Temsilciler Meclisi gelir (bütçe/vergi) kanunu tasarılarını başlatma ve azil sürecini devreye sokma yetkileriyle öne çıkar.
Buna karşılık Senato; üst düzey başkanlık atamalarını ve uluslararası antlaşmaları onaylama, ayrıca azledilen yetkilileri yargılama konusunda münhasır yetkilere sahiptir. Senatoda 50-50'lik bir eşitlik oluşması durumunda ise Başkan Yardımcısı oyunu kullanarak eşitliği bozabilir.
2026 seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin ilk yarısına ilişkin fiilî bir referandum niteliği taşıması nedeniyle büyük önem kazanmaktadır. Her iki mecliste de çoğunluğu korumak, yönetime vergi, göç, kamu harcamaları ve dış politika alanlarındaki programını sürdürmek için daha geniş bir hareket alanı sağlayacaktır.
Meclislerden birinin kaybedilmesi ise Washington'ın bütçe, yasama ve soruşturmalar etrafında şekillenen çatışmaları beraberinde getiren "bölünmüş hükûmet" evresine girmesi anlamına gelecektir.
Cumhuriyetçiler seçimlere zorlu bir atmosferde giriyor. Nitekim Reuters ve Ipsos tarafından gerçekleştirilen son ankete göre, Trump'ın performansından memnuniyet oranı yalnızca %32 seviyesinde kalırken; oy kullanması muhtemel seçmenler arasında Demokratlar %44'e karşı %53 ile önde görünüyor. Ayrıca katılımcıların %73'ü yaşam maliyetlerinin yanlış yönde ilerlediğini belirtiyor.
Ekonomik veriler de bu endişeyi destekler niteliktedir: Geçtiğimiz Eylül ayında yıllık enflasyon %3,7'ye ulaşırken, benzin fiyatları yalnızca bir ay içinde %9,1 oranında sıçrama kaydetmiş; işsizlik oranı ise sadece 29 bin yeni istihdam artışıyla %4,2 olarak gerçekleşmiştir.
Tam bu noktada, İran'a yönelik savaş da ekonomi kapısından geçerek seçim sandığına dahil olmaktadır. Hürmüz Boğazı üzerinden sağlanan enerji arzındaki aksamalar yakıt fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunurken; anketler, seçmenlerin belirli kesimlerinin hayat pahalılığını savaş ve gümrük vergileri de dahil olmak üzere Trump'ın politikalarıyla ilişkilendirdiğini göstermektedir.
Seçim arifesindeki göstergeler, iki meclis arasında farklı düzeylerde olmakla birlikte, Demokratların belirgin bir üstünlüğüne işaret etmektedir.
RealClearPolling'in 9-30 Ekim tarihleri arasında yayımlanan anketlere dayanan ortalaması, %43,3 oranındaki Cumhuriyetçilere karşılık Demokratlara %51,8 destek vererek 8,5 puanlık bir fark ortaya koymaktadır.
NBC kanalının son anketinde bu fark 7 puan olarak ölçülürken; Economist/YouGov araştırması, muhtemel seçmenlerin hesaplanma yöntemine bağlı olarak Demokratları 8 ila 11 puanlık bir farkla öne çıkarmaktadır.
Temsilciler Meclisinde Cook Political Report raporu, 222'ye kadar sandalyeyi Demokratlara, 195 sandalyeyi ise Cumhuriyetçilere eğilimli kategorilerde sınıflandırırken, 18 sandalyeyi “belirsiz/ortada” (salıncak) olarak nitelendirmektedir.
Decision Desk HQ'nun (DDHQ) 2 Kasım'da güncellenen modeli ise yaklaşık 241 sandalyelik merkezi bir tahminle, Demokratlara meclis kontrolünü ele geçirme konusunda %84 olasılık tanımaktadır.
Senatodaki mücadele ise daha çetindir. Demokratların fazladan dört sandalyeye ihtiyacı vardır ve kritik yarışlar özellikle Maine, Iowa, Ohio, Alaska, Teksas, Kansas ve Michigan eyaletlerinde yoğunlaşmaktadır.
Inside Elections, Demokratların net kazanımlarını dört ila altı sandalye arasında tahmin ederken; DDHQ modeli Senato kontrolü için Demokratlara %64,Cumhuriyetçilere ise %36 olasılık vermektedir.
Buna göre en muhtemel senaryo, Senatoda çok daha başa baş bir mücadele yaşanırken Demokratların Temsilciler Meclisini kazanması gibi görünmektedir.
Kesinleşmiş bir sonuca dönüşmemekle birlikte, mevcut durumda Demokratların her iki mecliste de kontrolü sağlaması veya Kongrenin bölünmesi senaryoları, Cumhuriyetçilerin her iki meclisi de elinde tutması ihtimalinden daha güçlü görünmektedir.
Cumhuriyetçiler her iki meclisi de korursa Trump, nispeten sadık bir yasama çoğunluğuyla çalışmak üzere iki yıl daha kazanacak ve bu durum vergi, kamu harcamaları, göç ve atamalar konusundaki programının belirli bölümlerini meclisten geçirmesini kolaylaştıracaktır.
Temsilciler Meclisinin kaybedilmesi ise Demokratlara komite başkanlıklarını ve yönetimi denetleme, soruşturma açma ve celp çıkarma (ifade/belge talep etme) konularında geniş yetkiler kazandıracaktır.
Senatonun kaybedilmesi ise özellikle Senato onayı gerektiren yargı ve yürütme atamaları üzerinde çok daha ağır bir etki yaratacaktır.
Dış politikada Kongrenin Demokratların kontrolüne geçmesi, Washington'ın İsrail, Gazze, Lübnan, Rusya ve Çin'e yönelik politikalarında kendiliğinden köklü bir dönüşüm yaşanacağı anlamına gelmez. Ancak bu durum; finansman,yaptırımlar, askerî yardımlar ve yürütme erki üzerindeki denetim mücadelelerini yeniden şekillendirebilir.
Bu durumun önemi, İran'a yönelik savaşta daha net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. ABD Anayasası, savaş yetkilerini iki erk arasında paylaştırmaktadır: Kongre savaş ilan etme ve silahlı kuvvetleri finanse etme yetkisine sahipken, Başkan “Başkomutan” sıfatını taşır. 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası ise etkinlik derecesi Başkanlık ile Kongre arasında hâlâ tartışma konusu olsa da, özellikle Başkanın yasama onayı olmaksızın silahlı kuvvetleri çatışmalarda kullanmasını sınırlandırmak amacıyla çıkarılmıştır.
Dolayısıyla, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Temsilciler Meclisi tek başına “savaşı durduramaz”. Ancak finansman,denetim, soruşturmalar ve savaş yetkileri kararları aracılığıyla baskıyı artırabilir; Demokratların her iki meclisi de kontrol etmesi hâlinde ise Kongrenin bu konudaki kapasitesi daha da büyür. Böyle bir durumda dahi, çıkarılacak herhangi bir yasa Trump'ın vetosuyla karşılaşabilir ki bu vetoyu aşmak için üçte iki çoğunluk gerekmektedir.
Buna karşılık büyük seçim kayıpları, özellikle Cumhuriyetçiler bu sonucu artan enerji fiyatlarına ve çatışmanın maliyetlerine yönelik bir cezalandırma olarak okursa, savaşın sürdürülmesini Beyaz Saray için siyaseten daha maliyetli hâle getirecektir.
Bu tablo yönetimi gerilimi düşürmeye veya bir uzlaşı arayışına itebileceği gibi, siyasi ya da askerî bir sertleşmeye de yol açabilir; zira seçimler, çoğunluğu elinde tutan parti ile savaşın seyri arasında otomatik bir ilişki üretmez.
Sonuç itibarıyla 3 Kasım sandıkları, Ocak 2029'a kadar görevde kalacağı kesin olan Beyaz Saray'ın sahibini belirlemeyecek; ancak Trump'ın görev süresinin ikinci yarısında ne kadar güce sahip olacağını tayin edebilecektir.
Ekonomiden göçe, İran'dan Batı Asya'ya kadar uzanan geniş bir yelpazede bu seçimlerin yanıtlayacağı asıl soru şudur: Kongre, Başkanlığın bir yasama kolu olarak mı kalacak, yoksa onun karşısındaki en önemli kurumsal fren mekanizmasına mı dönüşecek?