PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Devrim Muhafızları Başkomutanı'nın medya danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, ABD'deki ara seçim sonuçlarının İran'a karşı yürütülen savaşın Washington'a siyasi maliyetini ortaya koyduğunu açıkladı.

YDH ― Tesnim Haber Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre Devrim Muhafızları Başkomutanı'nın medya danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, 4 Kasım dolayısıyla Bender Abbas kentinde düzenlenen geniş katılımlı törende önemli açıklamalarda bulundu.
Konuşmasında ABD'deki ara seçim sonuçlarını, bölgedeki askeri tabloyu ve Tahran yönetiminin yeni savunma doktrinini değerlendiren Mukaddemfer, ABD Başkanı Donald Trump'ın partisinin sandıkta yaşadığı kaybın İran karşıtı savaşın sonuçlarını açıkça ortaya koyduğunu savundu.
ABD seçimlerinin, savaşın sonuçları ve Amerikan halkının İran'a karşı yürütülen savaşa yaklaşımı açısından ülke çapında büyük bir referandum niteliği taşıdığını ve bu yönüyle büyük önem arz ettiğini belirten Mukaddemfer, ortaya çıkan tablonun İran'ın bir süper güç olduğunu bir kez daha kanıtladığını ileri sürdü.
Tahran açısından ABD'deki Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında esaslı bir fark görmediklerini dile getiren İranlı danışman, Washington'ın iç siyasetindeki gelişmelerden bağımsız olarak bu seçim sonuçlarının İran'ın dış politika tercihlerini değiştirmeyeceğini ifade etti.
Konuşmasında İran'ın askeri doktrininde yaptığı köklü değişikliğe dikkat çeken Mukaddemfer, bu adımın devam eden savaşta İran'ın üstünlüğünü gösteren işaretlerden biri olduğunu söyledi.
Tahran'ın savunmaya çekilmediğini ve zayıflamadığını vurgulayan Mukaddemfer, saldırılara karşılık verirken uyguladıkları mukabele ve orantılılık ilkelerini uzun süre önce terk ettiklerini ileri sürdü.
ABD veya İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemesi ya da İranlı yetkililere ve komutanlara yönelik herhangi bir suikast girişiminde bulunulması halinde nasıl hareket edeceklerini anlatan Mukaddemfer, yeni doktrin ve konvansiyonel silah teknolojisindeki yeni imkanlarla öncekilerden çok daha farklı ve düşmanı şaşırtacak yanıtlar vereceklerini belirtti.
İran'ın bundan böyle düşmanın beklentisinin ötesine geçen ve hiçbir coğrafi sınırla kısıtlanmayan karşılıklar vereceğini vurgulayan Mukaddemfer, bölge ülkelerini de doğrudan uyardı.
Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn veya başka ülkelerin İran'a saldırı amacıyla ABD'ye askeri üslerini açması durumunda Tahran'ın yaklaşımının tamamen değişeceğini ifade eden Mukaddemfer, bu kez yalnızca saldırı kaynağı olan üsleri hedef almakla yetinmeyeceklerini, verilecek karşılığın çok daha geniş kapsamlı ve ders niteliğinde olacağını savundu.
ABD'nin küresel hegemonyasının ve konvansiyonel askeri gücünün gerilediğine ilişkin işaretlere değinen Mukaddemfer,İran'ın dünya genelindeki güvenlik ve askeri düzeni değiştirmesinin artık neredeyse bütün Batılı düşünce kuruluşları ve medya organları tarafından kabul edildiğini öne sürdü.
Yaşanan bu gelişmelerin, tüm dünyaya ABD'ye güvenerek askeri ve güvenlik politikası yürütmenin ne kadar akılsızca olduğunu gösterdiğini savundu.
Amerikan medyasının ve siyasetçilerinin de kabul ettiği üzere İran'ın, ABD'nin bölgedeki neredeyse bütün askeri üslerini tahrip ettiğini ileri süren Mukaddemfer, Washington rejiminin bu üsleri yeniden faaliyete geçirme fırsatının kalmadığını bildiğini ve bu nedenle bölgeden kaçmaya çalıştığını söyledi.
Sahadaki askeri kayıplara dair veriler de paylaşan Mukaddemfer, İran'ın son bir iki gün içinde ABD'ye ait gelişmiş insansız hava araçlarından 56'ncısını düşürdüğünü, bugüne kadar ise aralarında ABD askeri gücünün simgelerinden F-35 savaş uçakları ile yakıt ikmal uçaklarının da bulunduğu 42'den fazla gelişmiş hava aracını imha ettiklerini iddia etti.
Tarihte belki de ilk kez yalnızca ABD donanmasının değil, bölge dışından gelen hiçbir askeri filonun Fats Körfezi'nde bulunmaya cesaret edemediğini iddia eden Mukaddemfer, ABD'nin İran muhriplerinin füzelerinden korktuğu için savaş gemilerini ve askeri deniz araçlarını 400-500 kilometre uzaktaki bölgelere çekerek koruma altına aldığını söyledi.
Bir zamanlar kendisini süper güç olarak gören ABD'nin bugün bölgedeki kayıplarını gizleyen dünyanın en büyük sansür mekanizmasına ve en korkak kaçakçısına dönüştüğünü savunan Mukaddemfer, İran gibi özgür bir halkın karşısına dikilen bütün kibirli ve suçlu güçlerin sonunun böyle olacağını dile getirdi.
ABD Başkanı Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açık olduğu yönündeki açıklamasını da doğrudan hedef alan Mukaddemfer,Trump'ı Pinokyo’ya benzeterek Amerikan kamuoyuna büyük yalanlar anlattığını ileri sürdü.
Amerikan medyasına açık bir çağrıda bulunan Mukaddemfer, Trump'tan korkmadıklarını iddia ediyorlarsa Hürmüz Boğazı'na gelerek boğazın gerçekten açık olup olmadığını kendi gözleriyle görmelerini istedi.
Medya kuruluşlarının, kuralları ihlal eden deniz araçlarının uğradığı saldırıların boyutunu yerinde görmesi ve bu saldırıların ABD'li yetkililerin açıkladığı rakamlarla örtüşüp örtüşmediğini bizzat sahada incelemesi gerektiğini söyledi.
İran İslam Cumhuriyeti'nin ABD'deki yöneticilerin iktidardan düşürülmesi konusunda uzun bir geçmişe ve deneyime sahip olduğunu savunan Mukaddemfer, tarihsel sürece ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
İmam Humeyni'nin, 1979 yılında "casusluk yuvası" olarak nitelendirilen ABD elçiliğinin işgalini "ikinci devrim" olarak tanımlamasını ve aynı yıl gerçekleşen ABD destekli darbe girişimini hatırlattı.
Ardından, hayatını kaybeden Şehit Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin, Şehit General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinden sonra yaptığı "ABD'yi bölgeden çıkaracağız" açıklamasına ve sonrasında ABD'nin Afganistan ile Irak'tan çekilmesine değindi.
Bugün "üçüncü bir devrimin" yaşandığını ve İran karşısında alınan son yenilginin ardından ABD'nin bölgeden çıkarılması sürecinin çok daha hızlandığını savunan Mukaddemfer, yakın gelecekte gerçekleşeceğini ileri sürdüğü "dördüncü devrimin" ise dünya çapında ABD imparatorluğunun çöküşünü getireceğini iddia etti.
ABD açısından "Hürmüz anı"nın çoktan yaşandığını ve bu gelişmenin geri döndürülemeyeceğini belirten Mukaddemfer, yakın gelecekte bir başka suçlu imparatorluğun da tarihin çöplüğüne atılacağını ifade etti.
Konuşmasında Trump'a ve onun "uşağı" olarak nitelendirdiği İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik dünya çapındaki büyük nefretten söz eden Mukaddemfer, sözlerini dini bir göndermeyle tamamladı.
Firavun'u Nil'de boğan Allah'ın, mazlum Minab şehitlerinin ve İran'ın diğer şehitlerinin kanı vesilesiyle Trump ve Netanyahu başta olmak üzere Amerikalı ve Siyonist suçluları da helak edeceğini söyledi.