PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Colani rejimi Suudi yatırımlarını ve finansmanını beklerken, Colani’nin Arabistan ziyaretinde askerî işbirliği de masaya yatırıldı.

YDH- Suriye’deki yeni rejimin lideri Colani, bir aydan kısa süre içinde ikinci kez Arabistan’ı ziyaret etti. Hükümet, askerî ve güvenlik yetkililerinden oluşan heyete başkanlık eden Şara, dün Riyad’da Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve bazı yetkililerle görüştü.
Heyette Colani rejiminin Dışişleri bakanı, Savunma bakanı, Maliye bakanı, Sanayi bakanı ve Genel İstihbarat Teşkilatı başkanı yer aldı. Bu kapsamlı katılım, görüşmelerin siyasi ve ekonomik başlıkların yanı sıra güvenlik ve askerî konuları da içerdiğine işaret etti. İlk resmî açıklamalar iki ülke arasındaki ilişkilerin ele alındığını belirtmekle yetinirken, Suudi medyası ayrıntı vermeden onlarca anlaşmadan söz etti. Görüşmeler, önceki ziyarette sözlü olarak varılan mutabakatların uygulamaya geçirilmesi için adım atıldığı izlenimini yarattı.
Ziyaret, Colani rejiminin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin Suriye’nin Suudi rejimi, Türkiye ve Pakistan’ın yer aldığı “Mekke İttifakı”na katılma olasılığını değerlendirdiğini açıklamasından birkaç gün sonra gerçekleşti. Ayrıca, Suudilerin Yemen’deki savaşa katılmaları için Suriyeli savaşçıları gönderme talebinde bulunduğuna ilişkin haberlerin üzerinden henüz bir ay geçmedi.
Colani rejimi Dışişleri Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, iki ülkenin savunma bakanlıkları arasında bir işbirliği anlaşması imzalandığını duyurdu ancak anlaşmanın kapsamını açıklamadı. Bu adım, geçiş yönetiminin daha önce yalanladığı Suriyeli savaşçı talebiyle bağlantılı olabileceği ve Suriye’nin ittifaka katılımından önce “savunma” başlığı altında bir hazırlık niteliği taşıyabileceği değerlendirmelerine yol açtı.
Suudi yatırımları, Suudi rejiminin Suriye’deki geçiş yönetimine açıkladığı destek çerçevesinde gündeme geldi. Suudi Yatırım Bakanı Halid Falih’in şubat ayında yaptığı açıklamaya göre, daha önce iki ülke arasında toplam değeri 40 milyar Suudi riyalini, yani yaklaşık 10,7 milyar doları aşan 80 kadar anlaşma ve işbirliği mutabakatı imzalanmıştı.
Suudi Kalkınma Fonu ayrıca 406 milyon dolarlık kolaylaştırılmış kredi paketini onayladı. Toplam 1,5 milyar dolara ulaşması görüşülen daha geniş bir finansman planının parçası olan bu kredilere, 1,65 milyon varil ham petrol hibesi de eklendi. Arabistan, Katar’la birlikte Suriye’nin Dünya Bankası’na olan borç taksitlerinin ödenmesine ve kamu çalışanlarının maaşlarının bir bölümünün karşılanmasına da katkıda bulundu.
Suriye’de art arda yaşanan ekonomik krizler, bu destek paketlerini geçiş yönetimi açısından daha da önemli hale getirdi. Yakıt, elektrik ve ekmek fiyatlarının yükseltilmesi, sübvansiyonların azaltılması, işsizliğin artması ve halkın alım gücünün düşmesi yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Ücret artışları da fiyatlardaki yükselişi karşılayamadı.
Suudi desteği yalnızca toparlanma ve yeniden inşa projelerinin finansmanı açısından değil, artan hayat pahalılığına karşı geçiş yönetimine hareket alanı sağlayabilecek olması bakımından da önem taşıyor. Bazı bölgelerde öfke protestolara dönüşürken, gösterilerin bir kısmı yatıştırıldı; bazıları ise aralıklarla sürüyor.
Bu süreç, Suriye yönetimi ile Dünya Bankası Grubu arasında 18 Ekim’de varılan anlaşmayla da kesişiyor. Anlaşma, Dünya Bankası’nın yöneteceği ve önceliklerini Şam yönetiminin belirleyeceği “Suriye’de Toparlanma ve Yeniden İnşayı Destekleme Güven Fonu”nun kurulmasını öngörüyor. Colani rejimi, başta Suudi rejimi ve Katar olmak üzere Körfez ülkelerinin fonun finansmanında önemli rol üstlenmesini bekliyor.
Ziyaret, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın yabancı yatırımcıları Suriye’ye çekmenin hâlâ son derece güç olduğunu kabul etmesinden birkaç gün sonra yapıldı. Barrack, zayıf bankacılık sistemini, güvenlik garantilerinin bulunmamasını ve devam eden bazı ekonomik kısıtlamaları yatırımın önündeki engeller arasında saydı. Enerji yatırımlarının getiri sağlamasının 10 ila 15 yıl sürebileceğini de belirtti.
Yabancı şirketlerin temkinli davrandığı bu ortamda Suudi rejimi, mali gücü ve siyasi etkisiyle Şam’ın hızlı finansman ve uzun vadeli yatırım için başvurabileceği az sayıdaki seçenekten biri olarak öne çıkıyor. Ancak görüşmelerde ekonomik başlıkların yanında güvenlik ve askerî konuların da ele alınması, Suudilerin bu kez desteğinin karşılığında ne beklediği sorusunu gündeme getiriyor. Suudi yönetimi Suriye dosyasında halihazırda önemli bir nüfuza sahip olması, bu soruyu daha da belirginleştiriyor.