Yemen'deki pazar katliamına rağmen uluslararası sessizlik ABD—İsrail destkeli Suudileri cesaretlendiriyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
YEMEN
06 Kasım 2026 · 20:55

Yemen'deki pazar katliamına rağmen uluslararası sessizlik ABD—İsrail destkeli Suudileri cesaretlendiriyor

Yemenli hukukçular ve akademisyenler, Suudi rejiminin Taiz'deki El-Hadara Pazarı'na düzenlediği ve 35 kişinin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına yol açan saldırının uluslararası cezasızlık ortamında sivilleri hedef alan sistematik suçların yeni bir örneği olduğunu söyledi.

YDH — Yemenli hukukçular ve akademisyenler, ABD—İsrail destekli Suudilerin Taiz vilayetinin El-Vaziye ilçesindeki El-Hadara Pazarı'na düzenlediği ve ilk belirlemelere göre 35 kişinin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına yol açan saldırının, sivillere yönelik sistematik suçların yeni bir örneği olduğunu söyledi.

El-Mesire televizyonuna konuşan isimler, uluslararası toplumun açık işbirliğinin ve ABD'nin sınırsız desteğinin Suudi rejimini yeni suçlar işlemeye teşvik ettiğini vurgularken uluslararası toplumun Yemen halkına yönelik yeni suçların işlenmesine zemin hazırladığını belirtti.

Suudilerin sivilleri ve toplu yaşam alanlarını hedef almasının artık alışılmış bir uygulamaya dönüştüğünü ifade eden konuklar, uluslararası sessizliğin saldırganlığı beslediğini dile getirdi.

Konuşmacılar, Suudilerin işlediği suçların Yemen halkını saldırılara ve komplolara karşı koyma kararlılığından vazgeçiremeyeceğini vurguladı.

Masum sivillerin dökülen kanının zaman aşımına uğramayacağını ve işlenen suçların unutulmayacağını belirtti.

“Cezasızlık Suudileri yeni suçlara teşvik ediyor”

Taiz Haklar ve Özgürlükler Ağı Başkanı ve insan hakları aktivisti Talat Şerçebi, El-Hadara Pazarı katliamının Taiz'de ve Yemen'in diğer vilayetlerinde sivilleri hedef alan saldırılar zincirinin bir parçası olduğunu söyledi.

Pazarın halkın günlük yaşamında yoğun biçimde kullandığı bir alan olduğunu belirten Şerçebi, saldırının cuma günü, alışverişin en yoğun olduğu saatte gerçekleştiğine dikkat çekti. Saldırıda farklı bölgelerden gelen satıcıların ve alışveriş yapan sivillerin hedef alındığını ifade etti.

Hayatını kaybeden ve yaralanan kişilerin çatışmalarla hiçbir ilgisi bulunmayan siviller olduğunu vurgulayan Şerçebi, bölgede aktif bir cephe hattının ya da bombardımanı haklı gösterebilecek muhtemel bir askeri hedefin bulunmadığını söyledi. Saldırının amacının insanları öldürmek ve mümkün olduğunca fazla can kaybına yol açmak olduğunu dile getirdi.

Şerçebi, saldırıların devam etmesini uluslararası toplumun sessizliği ve saldırılara göz yummasıyla ilişkilendirdi. Hesap sorulmamasının Suudi rejiminde cezasız kalacağı yönünde bir kanaat oluşturduğunu ve yeni suçlar işlemesi için onu cesaretlendirdiğini belirtti.

Uluslararası toplumun yanı sıra insan hakları ve insani yardım kuruluşlarının da kurbanların kanı ve parçalanmış bedenleri karşısında ciddi bir sınavla karşı karşıya kaldığını söyleyen Şerçebi, bazı çevrelerin Suudiler ve koalisyonuyla kurduğu ekonomik ilişkiler yerine sivillerin haklarını öncelemesi gerektiğini vurguladı.

Uluslararası toplumun saldırganlığın başlangıcından bu yana sergilediği sessizliğin yalnızca pasif bir tutum olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Şerçebi, bu yaklaşımın suçların devamına ortaklık anlamına geldiğini söyledi. Ona göre sessizlik, saldırıları gerçekleştirenlere hesap vermeyecekleri ve herhangi bir yaptırımla karşılaşmadan saldırılarını sürdürebilecekleri mesajını verdi.

Şerçebi, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşlara mesleki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı. Saldırılar hakkında soruşturma yürütülmesini, olayların bütün ayrıntılarının ortaya çıkarılmasını ve çifte standartlı yaklaşımlardan vazgeçilmesini istedi.

Saldırıların gerçekleştiği bölgelere ulaşmanın, olay yerlerini incelemenin, raporları değerlendirmenin ve mağdurların, hayatta kalanların ve yakınlarının ifadelerini dinlemenin mümkün olduğunu belirtti.

Bazı kuruluşların suçları örtbas etmeyi amaçlayan medya anlatılarını benimsemesini de eleştiren Şerçebi, uluslararası kuruluşların ABD'nin ve Suudi parasının etkisi altına girdiğini savundu. Bu tutuma örnek olarak Gazze'de yaşanan katliamlar ve yıkım karşısındaki sessizliği gösterdi.

Şerçebi, sözlerini uluslararası sistemin işleyişine yönelik eleştirilerle tamamladı. Uluslararası sessizliğin, çıkarların belirleyici olduğu bir düzeni ortaya koyduğunu; bu düzenin saldırgana suç işleme hakkı tanırken kendi topraklarını savunanları bu haktan mahrum bıraktığını söyledi.

İşlenen suçların zaman aşımına uğramayacağını vurgulayan Şerçebi, Taiz Haklar ve Özgürlükler Ağı'nın suçları belgelemeyi, bunlara ilişkin dosyalar hazırlamayı ve failleri adalet önünde hesap verene kadar takip etmeyi sürdüreceğini belirtti. Mağdurların haklarını alması için mücadele edeceklerini de sözlerine ekledi.

“Sivilleri hedef almak askeri ve ahlaki iflasın göstergesi”

Akademisyen ve araştırmacı Dr. Abdülmelik İsa, katliamın sahadaki gelişmelerle bağlantısını değerlendirdi. Sivillerin hedef alınmasının, Yemen silahlı kuvvetlerinin elde ettiği ilerleme karşısında Suudilerin hedeflerine ulaşamamasının ardından geldiğini söyledi.

İsa, Suudi saldırılarının, silahlı kuvvetleri sahiplenen ve faaliyetlerine destek veren toplum üzerinde baskı kurma amacı taşıdığını ifade etti. Askeri hedeflerine ulaşamayan saldırganın katliamlara başvurmasını, halkın desteğini kırma girişimi olarak değerlendirdi.

İsa, konuşmasında müminin kanının dokunulmazlığını vurgulayan hadis-i şerifi hatırlattı.

Müslümanın kanının Allah katında Kâbe'nin dokunulmazlığından daha büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. Yemen'i Mekke ve Medine'yi hedef almakla suçlayan söylemi eleştiren İsa, aynı çevrelerin Yemenli sivillere yönelik suçları görmezden geldiğine dikkat çekti.

ABD'nin sağladığı askeri korumanın ve Suudi parasına bağlı bölgesel ittifakların katliamın önünü açtığını savunan İsa, pazara önce bir füze atılmasını, ardından ikinci bir füzeyle yeniden saldırılmasını çifte suç olarak nitelendirdi. Uluslararası hukukun bu tür saldırılarla ilgili açık hükümler içerdiğini hatırlattı.

Saldırının amacının Taiz halkını ve çevre bölgelerde yaşayanları korkutmak olduğunu belirten İsa, özellikle çatışma cephelerinde yer alan El-Vaziye halkının hedef alındığını söyledi. Ona göre saldırıyla, silahlı kuvvetleri sahiplenen ve faaliyetlerine destek veren toplum cezalandırılmak istendi.

Ancak bu suçların halk ile ordu arasındaki bağı koparmayacağını vurgulayan İsa, aksine daha fazla insanı silahlı kuvvetlerin saflarına katılmaya yönelteceğini söyledi.

İsa, 2015'ten bu yana yaşanan gelişmeleri örnek gösterdi. Yemen'de ordunun saflarındaki savaşçı sayısının 2014'te yaklaşık 50 binken sonraki süreçte bir milyonu aştığını belirtti. Bu artışta Yemen toplumunun maruz kaldığı suçların etkili olduğunu ifade etti.

Her yeni saldırının kabileler ve toplum içinde tepkilere yol açtığını, hedef alınan bölgelerde yaşayanların kabile seferberliği ilan ederek saldırılara karşı harekete geçtiğini söyleyen İsa, sivillerin hedef alınmasının toplumun silahlı kuvvetlerle bağını zayıflatmak yerine güçlendirdiğini dile getirdi.

İsa, Yemen'in kutsal mekânları hedef aldığı yönündeki söyleme de değindi. Bu söylemin Yemen'e karşı kışkırtma amacıyla kullanıldığını ve Arap ve İslam halklarının Mekke ile Medine'ye duyduğu saygının Suudi Arabistan'ın bölge halklarına yönelik saldırgan politikalarını meşrulaştırmak için istismar edildiğini savundu.

Sözde Mekke Anlaşması'nı da eleştiren İsa, kutsal mekânların isimlerinin siyasi ve askeri anlaşmalarda kullanılmasının halkların duygularını etkilemeyi amaçladığını söyledi.

İsa, konuşmasını sivillere yönelik saldırıların toplum ile silahlı kuvvetler arasındaki bağı koparamayacağını vurgulayarak tamamladı. Tekrarlanan suçların, hedef alınan bölgelerdeki halkı saldırılara karşı koyma konusunda daha da kararlı hale getireceğini söyledi.

“Suudi suçları Gazze'deki Siyonist saldırılarla aynı çizgide”

Salih ilçesi Genel Müdürü Muhammed Muhsin de El-Hadara Pazarı'na yönelik katliamın, Suudi yönetiminin Yemen halkına karşı işlediği suçlar zincirinin yeni bir halkası olduğunu söyledi.

Muhsin, bu saldırıyı Gazze'de ve işgal altındaki Filistin topraklarında uygulanan Siyonist yöntemlerin devamı olarak değerlendirdi.

Suudi saldırılarının, Yemen halkının farklı cephelerde ve silahlı kuvvetlerle birlikte gösterdiği direniş karşısında yaşanan ahlaki çöküşü ve başarısızlığı ortaya koyduğunu belirtti. Yemen silahlı kuvvetlerinin, paralı askerler ve hain olarak nitelendirdiği güçlerle çatışmalara girdiğini hatırlattı.

İşlenen suçların zaman aşımına uğramayacağını ve faillerin yaptıklarının bedelini ödeyeceğini vurgulayan Muhsin, Suudi Arabistan'ın tırmandırdığı saldırılara karşı silahlı kuvvetlere de gerilimi yükseltme ve sivillerin hedef alınmasına kararlı bir karşılık verme çağrısı yaptı.

Toprakların ve tesislerin hedef alınmasının ardından insanların doğrudan saldırıya uğramasının, nasıl bir karşılık verilmesi gerektiği sorusunu gündeme getirdiğini söyleyen Muhsin, saldırıların devam etmesinin kesin bir tutum alınmasını zorunlu kıldığını ifade etti.

Muhsin, Yemen'in ulusal kimliğini ve tarihî mirasını hedef alan girişimlere de dikkat çekti. Taiz vilayetinde tarihî alanlara ve eserlere yönelik saldırıları hatırlatan Muhsin, özellikle El-Misrah ilçesindeki mezarlıklara yapılan saldırılara değindi.

Bu tür alanların hangi gerekçeyle hedef alınabileceğini sorgulayan Muhsin, tarihî ve kültürel mirasa yönelik saldırıların da Yemen'e karşı yürütülen saldırganlığın bir parçası olduğunu savundu.

Muhsin, konuşmasının sonunda Yemen'i hedef alan saldırıların yönetiminde dış aktörlerin de yer aldığını ileri sürdü.

İngiltere, Suudi rejimi ve İsrail'in ortak operasyon odalarında birlikte hareket ettiğini vurgulayan Muhsin, bu girişimlerin Yemen halkını mücadelesini sürdürmekten alıkoyamadığını söyleyerek Yemenlilerin, topraklarının geri kalanını kurtarana kadar mücadeleye devam edeceğini vurguladı.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 06.11.2026 22:20 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/47043/yemen-deki-pazar-katliamina-ragmen-uluslararasi-sessizlik-abd-israil-destkeli-suudileri-cesaretlendiriyor