Refik Hariri cinayeti

01 Ocak 1970

YDH- Michael J. Totten, Amerika’daki Yeni Muhafazakar çevrelerin yayın organı olan Commantery dergisinde yayımlanan yazısında Refik Hariri cinayetini soruşturan uluslar arası mahkemenin Hizbullah’ı suçladığı öne sürülen kararının arka planını ve Lübnan’a yönelik etkilerini analiz ediyor.

YDH- Michael J. Totten, Amerika’daki Yeni Muhafazakar çevrelerin yayın organı olan Commantery dergisinde yayımlanan yazısında Refik Hariri cinayetini soruşturan uluslar arası mahkemenin Hizbullah’ı suçladığı öne sürülen kararının arka planını ve Lübnan’a yönelik etkilerini analiz ediyor.

 

Almanya’dan Der Spiegel adlı dergi birkaç gün önce ‘Birleşmiş Milletler soruşturmacıları şu an Hizbullah’ı araştırıyor’ başlıklı bir rapor yayınladı.

 

Yazıda eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin 2005’te Sevgililer günü’nde Beyrut’un ortasında arabasına bomba koyularak suikasta kurban gitmesinden şu an Suriye’den çok Hizbullah’ın mercek altında olduğundan bahsediliyordu. Bu yazı Lübnan siyasetinde bir bomba etkisi yarattı.

 

Hikaye ismi verilmeyen fakat ‘mahkemeyle ilişkisi olan’ kaynaklardan gelen bilgilere ve orijinal olup olmadıkları bilinmeyen belgelere dayanıyor.

 

Ortaya atılan şey bir kesinlik arz ediyor mu hala bilmiyoruz. Daha da ilginci, Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Mahkemesi sözcüsünün Der Spiegel’in raporunu ne doğruluyor ne de inkar ediyor olmasıydı. Böyle bomba etkisi yaratabilecek bir suçlama eğer doğru değilse BM’nin bunu itiraf etmesini beklerdim.

 

Lübnan’ın Hizbullah karşıtı ‘14 Mart’ koalisyonu Der Spiegel’deki bu tartışmalı bilgiyi politik bir silaha dönüştürmek niyetinde.

 

Böyle şeyler hep olur. Ben de Lübnan’da çok güvendiğim insanlar tarafından kandırıldım. Ayrıca BM’nin içinden birileri Lübnan halkının gelecek ay seçim sandığına gitmeden önce Hizbullah’ın neler yaptığını bilmeye ve Beyrut’taki suikastı daha iyi anlamaya hakkı olduğunu düşünüyor da olabilir.

 

Lübnan’da oldukça iyi temasları olan kaynaklarımdan biri attığı e-postada şöyle yazıyordu: ‘Yaklaşık bir aydır özel mahkemenin iddianameleri Suriye’ye değil de Hizbullah’a karşı ele alacağına dair bir söylenti Beyrut’ta dolaşıyor, hem de hayli güvenilir kaynaklar arasında. Benim sahip olduğum izlenim bunun politik bir hamle olduğu yönünde. Bu, bir yandan Suriye’yi bu işin içinden Şam’la ‘yeniden barışma’ fantezilerine hizmet edecek şekilde kurtarmaya yararken diğer yandan Hizbullah’ı –ve bağlantılı olarak da İran’ı- vurmanın bir yoluymuş gibi görünüyor. Bu konuyu tartışmakta olan herkes bunu hala Suriye’nin yaptığını düşünüyor. Bu suikastın olmasında Hizbullah’ın en ufak bir payı olduğunu düşünen bir tane bile kafası çalışan kişi yok.’

 

Tuhaftır ki, Der Spiegel’in raporundaki kanıtlar Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esed’i artık bir hedef olarak göstermiyor. Yani haber, kötü koku testini buradan da geçememiş oluyor. Bence ve ayrıca bazı Lübnanlı kişilerin düşündüğü gibi, BM Esed’in bu olayla ilgisini diplomatik sebeplerden ve Şam’la ‘yeniden barışma’ niyetlerinden dolayı ya tamamen reddedecek ya da hafifseyecektir.

 

Daha düşük bir ihtimal olan –hatta bana sorarsanız neredeyse imkansız- Hizbullah’ın gerçekliği olmayan şeylerle BM tarafından suçlanacağı bir komplodur. Ya Der Spiegel’in kaynakları bile bile yanlış bilgi vermeyi seçti, ya da Hizbullah’ın aleyhindeki bu kanıtlar gerçek.

 

El-Mustakbel Hareketi partisi Başkanı ve Refik Hariri’nin oğlu Sa’ad Hariri ise son derece temkinli. ‘Doğrudan Lübnan Özel Mahkemesi’nden gelmeyen bu tarz basın sızıntıları hakkında hiçbir yorum yapmayacağız’ şeklinde bir açıklamada bulundu.

 

Suriye’nin 2005’te ayağı kaydığından beri Hizbullah’ın en sert eleştiricisi olan Dürzi lideri Velid Canbolat da dikkatli davranıyor. Canbolat, 1975’te Lübnan’daki iç savaşı tetikleyicisini kastederek; ‘Der Spiegel dergisinde cumartesi günü yayınlanan şeyin başka bir Ayn el-Remmane olayına dönüşmesine izin vermeyeceğiz’ şeklinde konuştu.

 

’14 Mart’ bloğu liderleri seçime kadar olan bir aylık dönemde Hizbullah’a karşı kullanılabilecek daha etkili bir politik silahı arasalar da bulamazlardı; ama aynı zamanda bu kadar tehlikelisini de bulamazlardı.

 

Canbolat bu konuda, ülkesinin tarihindeki en kötü savaşı tetikleyen olayı hatırlatmakta haklıydı. Hariri suikastından Hizbullah’ı sorumlu tutmak –ve aynı zamanda bununla ilintili olarak gazeteci ve milletvekillerinin suikastlarından da- El Kaide’nin 2006’da Samarra camisini bombalamakla Irak’a yaptığını kolaylıkla Lübnan’a yapabilir.

 

Eskiden Carnegie Vakfı’nda çalışan akademisyen ve Hizbullah üzerine uzman Amal Sa’ad-Gurayeb, ‘ Eğer çoğunluk raporu Hizbullah’a karşı kullanacak olursa, Lübnan’da pek tabii bir karışıklı olacaktır; ve aslında bu, durumu ifade etmenin en hafif yolu’ diyor.

 

Saint Joseph Üniversitesi’nden Fadya Kiwan, ‘Tek bir söz sokakları ateşe verecektir’ şeklinde konuşuyor. Carnegie Ortadoğu Merkezi Direktörü Paul Salem; ‘Hızla yaklaşan bir iç savaşla karşı karşıya olabiliriz’ diyor. Ve benim Lübnan’daki kaynağım da ekliyor; ‘Eğer söylentiler doğru ise, Lübnan’ı gelecekte aşırı karanlık günler bekliyor demektir.

 

Ne de olsa, Sünni sokakları bir şeyleri başlatmak için Hizbullah’tan yeterince nefret ediyor. Bir kere Hizbullah resmi olarak Hariri suikastından dolayı suçlanırsa, tüm nefret ortaya dökülür’.

 

Tüm bunlar bir soruyu ortaya çıkarıyor; eğer Lübnan ’14 Mart’ın telaffuz etmeyi sevdiği belgelenmemiş bir rapordan dolayı savaşa doğru sürüklenebilecekse, BM sonrasında Hizbullah’ı resmen suçladığında neler olabilir?

 

Esed şüphelenilen suçluyken, öfkeli bir devrim Suriye işgal askerlerini sürmüştü. Gerçi Suriye’ye, şiddet kullanmadan da karşı çıkmak mümkündü.

 

Esed’in ordusu yabancıydı ve eve dönmeye zorlanabilirdi. Hizbullah ise Lübnan’da yaşıyor. Hizbullah zaten evinde. O hiçbir yere sürülemez. Hizbullah sadece silahlarından edilebilir ya da yok edilebilir. Ve yenilmemiş ordular silahlarını, eğer böyle bir şey olmuşsa da, çok nadir teslim ederler.

 

Lübnanlılar anlaşma yapmakta iyidir. Açmazları çözebilmek için ‘Kazanan da yok, kaybeden de’ formülü kullanılır. Ve taraflardan biri diğerini yenmeye çalışırsa, tabii ki sistem de çöker.

 

Eğer Hizbullah, Hariri ve diğerlerini katletmekten suçlanırsa, ülke bir krizin içine girmiş olacak. Çünkü oy verme yolu politik muhaliflerinin arabalarına bomba koyarak öldürmek olan bir orduyla anlaşma yapmak veya demokratik seçimlerde mücadele etmek ne mümkün ne de arzulanır bir şeydir.

 

http://www.commentarymagazine.com/viewarticle.cfm/did-hezbollah-kill-hariri--15155?page=all

 

Çeviren: Gözde Nur Donat

 

Michael J. Totten, Irak, Lübnan, Mısır, Libya, Kıbrıs, Türkiye ve İsrail konularındaki analizleriyle tanınan serbest bir gazetecidir. Totten’in yazıları Wall Street Journal, New York Times ve Reason gibi birçok gazete ve yayın kuruluşunda yayımlanmaktadır.