Nasrullah ve Üç Lübnan Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
04 Ağustos 2006 · 13:45

Nasrullah ve Üç Lübnan

Dr. Sami MOUBAYED, Asia Times yazarı Suriyeli bir siyaset analizcisidir. Yazıyı arkadaşımız Sümeyye Kavuncu çevirdi.

ŞAM- Arap dünyasından birçok insan, Lübnanlıları bölünmüşlüklerinden, Hizbullah’ın ve onun Genel Sekreteri Hasan Nasrullah’ın arkasında hep beraber toplanmamalarından dolayı suçlamaktadır. Bu bölünmeler Lübnan’ı tanımayanlar için tuhaftır: İçinde üç çeşit Lübnan vardır, her birinin kendi tarihi, bakış açısı, birliği ve liderleri vardır.

 

“Sünni Lübnan”dan bir arkadaş, Şii militanların onun hayatını mahvettiğini ileri sürerek Hizbullah’ı şiddetle lanetledi. Bir yandan da, “Şii Lübnan”dan bir arkadaş (ki bunlar nüfusun yüzde 40’ını oluşturuyor) 1918’de Osmanlı’dan ayrıldıklarından beri Hizbullah’ın Arap dünyasındaki en harika şey olduğunu söyledi. “Hıristiyan Lübnan”dan üçüncü bir arkadaş da Hizbullah’ın, isminin manasındaki gibi “Allah”ın partisi” değil, “Şeytanın partisi” olduğunu söyledi.

 

Savaş sırasında Lübnan’da halkın nabzını ölçmek için son günlerde Beyrut Araştırma ve Bilgi Merkezi tarafından yapılan güncel bir ankete göre Lübnan’daki bu gruplar arasında hala birçok kesişme var.

 

Bu, İsrail savaş uçakları Pazar günü talihsiz köy Kana’yı bombalayıp 22’si çocuk 51 kişiyi öldürmeden önce yapılmış bir anketti. Bu olay tek başına İsrail karşıtlığı duygusunu artırdı ve insanların intikam alma veya acil bir ateşkes sağlama duygularını güçlendirdi.

 

Bu inceleme ülkedeki Şiiler, Sünniler, Dürzî ve Marunî Hıristiyan’lar arasında yapıldı. Şaşırtıcı şekilde Lübnanlıların yüzde 70,9’u 12 Temmuz’da, İsrail’i intikam almaya yönelten, Hizbullah’ın iki İsrail askerini esir almasını desteklemektedir.

 

Dürzîlerin lideri Velid Canbolat’ın Hizbullah lideri Hasan Nasrullah’a yönelik sert eleştirileri sebebiyle Dürzî’lerin yalnızca yüzde 40’ı bu operasyonları destekler şekilde oy kullandı. General Michel Aoun tarafından Nasrullah’a verilen destek sebebiyle Hıristiyanların oyu da yüzde 55’lerdeydi.

 

Sonuç olarak bu araştırma gösterdi ki, Lübnanlıların yüzde 87’si Hizbullah’ın İsrail’e yaptığı misillemeleri desteklemiştir, daha çok o günün Hizbullah’ın ünlü askeri performansına inanmışlardır. Bu arada, yüzde 89,5 ABD’yi Ortadoğu çatışmalarında dürüst bir arabulucu olarak görmediklerini söyledi. Başka bir yüzde 64,8 Sinyora’yı başbakan olarak görmediklerini söyledi.

 

Kesin olarak, sonuçta yapılan anket göstermiştir ki, Birçok Sünni Müslüman (ve Marunî Hıristiyanlarda aynı şekilde) Nasrullah’ı destelemektedir. Onun Şiilerden başka destekçisi olmadığına dair söylenen tüm sözler safsatadan ibarettir.

 

Nasrullah kendi kimliğini Şii bir kimlik olmaktan kurtarıp, pan-Lübnancı, pan-Arabî ve pan-İslami bir kimliğe doğru genişletti. Onun İsrail’e karşı verdiği savaşın yanında artık onun bir din adamı olduğunun, bir Müslüman olduğunun ve bir Şii olduğunun önemi azaldı.

 

Şii Lübnan

 

Bir Lübnan, daha çok güneyde ve Şiilerin olan Lübnan, işte o İsrail karşıtı bir söylemi ve hareketi benimsemiş olan Hizbullah’ın Lübnan’ıdır. Bu Lübnan Nebih Berri’nin Emel hareketi tarafından paylaştırılmıştır.

 

Lübnan’ın bu bölgesindeki herkes Hizbullah’tan değil, fakat hepsi Nasrullah’ı sever ve sayarlar. 1960’larda diğer iki Lübnan doğunun İsviçre’si diye tasvir edilirken, bu Lübnan’a kamu malları ve hastane masrafları için devlet bütçesinin yüzde 0,7’sinden fazlasını almıyordu.

 

Burası çarşaflı kadınların ve sakallı erkeklerin alkolsüz Lübnan’ıdır, fakirlikle yaralanmış ve her tarafı 1979 İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni posterleriyle doldurulmuş bir bölge.

 

İşte bu bizim Hizbullah’ın televizyonu el-Menar’da gördüğümüz Lübnandır. Bu Lübnan kemiklerine kadar anti-Amerikancı ve anti-İsrailcidir. Buradakilerden bir çoğu, Nasrullah da dahil akıcı bir İngilizce konuşabiliyorlar fakat sohbet etmeyi, düşünmeyi ve yazmayı Arapça diliyle yapmayı tercih ederler. Fransız kültürü ise daha azdır.

 

Böyle bir arkadaşım Beyrut’un Cenah bölgesinde yaşamıştı. Taşınmak ve mobilyalarını satmak istediği zaman, Hizbullah üyesi biri onu ziyaret etmiş, onun bütün mobilya ve aletlerini satın alacağını, Hizbullah adına bu Şii bölgelerde ihtiyaç içinde yaşayan insanlara bağışlayacağını söylemişti. Ve yaptı.

 

Nasrullah’ın Lübnan’ından başka bir hikaye ise Şii toplumdan fakir bir kadının hikayesidir. Beyrut’ta bir Şii gecekondu mahallesi olan el-Dahiyye’de Hizbullah onu ziyaret edene kadar, bu kadın para kazanmakta çok zorlanıyordu. Ona son model bir dikiş makinesi verdiler ve bununla kazakla, atkılar yapmasını söylediler ve yaptığı her şeyin Hizbullah tarafından satın alınacağına dair söz verdiler.

 

Şii Lübnan’da yüzlerce aile her ayın başında Hizbullah genel sekreterliği tarafından mühürlenmiş bir zarf içinde evlerine ulaştırılan aylık maaşlarla geçiniyor. Yaralanmış, İsrail hapishanelerinde tutuklu veya savaşta ölmüş olanların aileleri Hizbullah pahasına bedava eğitim ve sağlık hizmeti almaktadır.

 

İşte İsrail’in hedeflediği Lübnan budur. Yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı, bunların arasında kendi Lübnanlarında işleri Hizbullah ve Nasrullah aleyhine çevirmek-eğer imkânsız değilse- zor olacaktır.

 

Diyelim ki, Nasrullah kendi Lübnan’ında bir kraldır. Öyleyse onu silahsızlandırmak imkânsız olacaktır. İran, Şiilerden gelen varlık ve Nasrullah’ın yardımı 1950’lerde ve 1960’larda altsınıf olmanın sıkıntısını çeken Lübnan’daki Şiilerin kaderini tersine çevirdi.

 

Onlar istekli bir şekilde silahsızlanmayacaktır; çünkü İsrail karşıtı bir bölge olmanın yanı sıra onlar Hizbullah’ın ordularını güçlerinin ve varlıklarının bir sembolü olarak görüyorlar. Onlar güçlüler, çünkü Hizbullah silahlarını kuşanmış durumda. Doğru, Lübnan’ın diğer bölgeleri en son yapılan savaşta yok edilmişti, ama en çok sıkıntı çeken bölgeler, el-Dahiyye ve güney Lübnan’daki Şii bölgelerdi. Hizbullah’ı destekledikleri için yüksek bedelleri onlar ödüyordu ve Şiilerin arasında bundan şikayetçi olan hiç kimse yoktu.

 

Sünni Lübnan

 

Bir başka Lübnan da, Şubat 2005’te suikasta uğrayan bundan önceki başbakan Refik Hariri’nin 13 yıldır yükselen etkisi altında bulunan Sünni Müslümanların Lübnan’ıdır. Şimdi de burası ABD eğitiminden geçmiş liberal ekonomi, açık toplum ve iyi bir sekülerizm eğitimi alan iki politikacı: onun oğlu Saad ve Başbakan Sinyora’nın emri altındadır.

 

Burası hem Pan-Arap hem de Anglo-Sakson etkisinin yoğun olduğu bir Lübnan’dır. Buradaki yerel halk İngilizce’yi kusursuz konuşur ve anlar; ve bunu Arapça’yla uyumlu bir şekilde kullanır. Burası, kaliteli yemeklerin, iyi şarabın, güzel kadınların, alışveriş merkezlerinin, plajların ve zevkin Lübnan’ıdır.

 

Burası Suriye ile müttefik bir Lübnan’dır. Liderleri 1930 ve 1940’larda Lübnan Dağı Hıristiyanlarındansa, kendilerini Şam’a ve Suriye’deki dindaşlarına daha yakın hissetmişlerdir. Kendi ana vatanları olan Suriye ile tekrar birleşmeyi istemişler; fakat 1930ların sonlarında Hıristiyanlarla eşit bir muamele görebilecekleri bir Büyük Lübnan’ın parçası olma düşüncesiyle bu isteklerinden vazgeçmişlerdir.

 

Bu Lübnan’ın Refik Hariri suikastından sonra Suriye ile bağları kopmuştur.  Bir zamanlar onun liderleri Şam müttefiki iken, Suriyelilerin Refik Hariri’yi öldürmeleri üzerine, Suriye destekçisi olmak popülerliğini yitirdiği zaman işler Suriye aleyhine dönmüştür.

 

Nasrullah’ın birleşmiş Lübnan’ının aksine, bu Lübnan keskin sınırlarla bölünmüştür. Bir tarafı Saad Hariri tarafından yönetilmektedir. Bu anti-Suriyeci, Suudi Arabistan ve Batı taraftarıdır. Diğer tarafı ise 1992’de Refik Hariri’nin yükselişinin ardından geri plana itilmiş ve Saad’ın altında, onun gölgesine gizlenmiş ileri gelen gelenekçi Sünniler (özellikle Beyrutlular) tarafından yönetilmekte idi. Onlar Suriye destekçisidirler.

 

Bu Lübnan’ın liderleri bundan önceki başbakanlar Tamam Selam gibi politikacılarla birlikte, Selim el-Hıss ve Ömer Kerame’dir. Onlar Suriye etkisinin Amerika Birleşik Devletleri için yapılmakta olan bir ticaret olduğuna inanırlar.

 

Amerikalılar Lübnan demokrasisinin Suriye sonrası liderlerine varlık ve istikrar vaat etmişti. Bunun yerine, Hizbullah örgütünü yıkmak için, mevcut savaşı hoş görerek ve arkasında durarak, onlara savaş ve bombalar verdiler. Doğal olarak bu grup da hala Suriye’nin müttefiki ve pan-İslamcı ve pan-Arabî bir lider olan Nasrullah’a minnettardırlar.

 

Hariri’nin Lübnan’ı – bizim (Hariri’nin istasyonu olan) Future Tv’de gördüğümüz – Arap dünyasındaki İran etkisinden korkmaktadır. Anti-Haririci bir grup mevcuttur, fakat berbat bir halkla ilişkiler bölümü vardır ve uluslar arası ve yerel medyada neredeyse hiç görülmez ve duyulmaz.

 

Hıristiyan Lübnan

 

Bu da üçüncü Lübnan’dır. Osmanlı sonrası dönemden 1990 sivil savaşının bitimine kadar buradaki hâkim güç bu Lübnan’dır. Aynı zamanda buradaki sofistikasyonu ve demokrasiyi koruyan da bu Lübnan’dır. 1950’lerde ve 1960’larda Müslüman hegemonyasına karşı çıkmış, Lübnan’ın Mısırlı başkan Cemal Abdulnasır tarafından isyankâr, sosyalist ve batı karşıtı bir ülke haline getirilmesine karşı çıkmışlardır.

 

Bu Lübnan Fransa’dan şiddetle etkilenmiştir. Halkının bazı kesimleri Fransızca’ya Arapça’dan daha yatkındır. Bazıları kendi Fransız-Lübnanlı kimliklerini koruyabilmek adına İngilizce öğrenmeyi reddeder. Sabah uyanıp kahve içmek ve bu sırada bir Fransızca gazete okumak bu halkın günlük ritüellerindendir.

 

Bu Lübnan yakın zamanda hapisten çıkmış olan Semir Caca ve bundan önceki ordu komutanı Michel Aoun tarafından yönetilmektedir. Aoun, Nasrullah’la müttefik olduğu zaman – Hıristiyan Lübnan’ın her yanından şok dalgaları göndererek- birçokları bunun politik bir intihar olduğunu ve bunun onu bu Marunî toplumda mahvedeceğini söylediler. O bir dönek olarak nitelendirildi. Bunun onun Lübnan’ın başkanı olma hayallerini suya düşüreceğini söylediler.

 

Fakat Aoun, Lübnan’ın değiştiğini anlamıştı, o kendisine Baab’da başkanlık sarayında bir koltuk sağlamak için yalnızca Hıristiyanların desteğinin yeterli olmayacağını çok iyi biliyordu.

 

Aoun’un Hizbullah için yaptıklarını anlamak için, onun arkasında duran destekçilerinin ona ne kadar sadık olduklarını da anlamak gerek. O onlardan Suriyelilerle savaşmalarını istediği zaman, onlar kemiklerine kadar Suriye karşıtı kesiliyorlardı. O Hizbullah’la müttefik hale geldiği zaman, onlar da Hizbullah’ın ikna edici ve belagatlı savunucuları oluyorlardı. Aoun’un insanları onun söylediği her şeyi destekliyorlardı. Bu, bu kadar basit. Ve o şimdi onlara sebatla Hizbullah’ın ve Nasrullah’ın arkasında durmalarını söylüyor.

 

İsrail Lübnan’daki güçleri Şiiler aleyhine döndürmeye çalışıyor. Hıristiyanların İsrail savaşı yüzünden sıkıntı çekmesini istiyor ve Lübnan’ı bu duruma getirdiği için Hasan Nasrullah’ı suçlamalarını istiyor. İşte bu sebepten dolayı da Hıristiyan Lübnan’ı bombalıyor. Fakat Hıristiyanlar henüz Nasrullah aleyhine dönmediler. Aksine, bir destek olma süreci içinde, yardım grupları, gayri-resmi kuruluşlar, kiliseler ve manastırlarla ona yardım ediyorlar. Bu Michel Aoun sayesindedir.

 

Hıristiyan ve Sünni Lübnan’dan anti-Hizbullahçı gruplar Nasrullah’ın Lübnan’ın kaderini İsrail’le savaşa mahkûm olmuş bir ülkeye doğru sürüklemeye hakkı olmadığını söylüyorlar. Bunlar Hariri’nin ve Caca’nın Lübnanlarıdır. Onlar Nasrullah’ın, Lübnan devletine karşı tamamen aldırmaz bir tutum içinde ve insanların bu kadar çok acıya maruz kalmasına sebep olarak, iki İsrail askerini kaçırmaya hakkı olmadığını iddia ediyorlar.

 

Onlar Nasrullah’ın İran ve Suriye’nin bir ürünü olduğunu ve onun onlara vekâleten Lübnan’da, Lübnanlılara rağmen bir savaş verdiğini söylüyorlar. Bu savaşın Lübnan’a bu günün miktarı ile yaklaşık 9 milyar Amerikan dolarına mal olduğunu söylüyorlar.

 

Nasrullah (Göze çarpan şu anda Suriye karşıtı olan diğer Lübnanlı liderlerin aksine) savurgan bir hayat yaşamak, Avrupa’ya seyahat etmek ve yabancı bankalara para yatırmak için Şam’daki bağlantılarını kullanmadığını söyledi. O Suriye’deki bağlantılarını, silah satın almak ve savaşı maddi olarak İsrail’e karşı sürdürebilmek için kullandı– ve kendisi bundan gurur duyuyor. Nasrullah, sonuç olarak, lüks bir hayattan hoşlanmıyor.

 

Onun Lübnan’a bakış açısı bir Sünni’den veya bir Hıristiyan’dan çok daha farklı. O kesinlikle hiçbir zaman, Lübnan dağlarına ve sahiline bir turist olarak gitmedi veya Beyrut’ta bir gece hayatı hayal etmedi. O ailesi ile birlikte inzivaya çekilmiş bir hayat sürdü ve 1990 model Mercedes-Benz 500 kullandı.

 

Lübnan ekonomisini geliştirmeyi daha az umursayamazdı, aynı Sinyora ve Hariri gibi ve turizm ona göre – ki savaş bunu mahvetmiştir – hiçbir anlam ifade etmiyor. Vurgulamak istediğimiz: Nasrullah muhtemelen Lübnan’ı yaralı gördüğü ve ekonomisinin durgunluğunun onu gerilettiğini gördüğü zaman sıkıntıya düşmüyor.

 

Çoğu Lübnanlıya göre, Beyrut şehir merkezi hayat dolu ve canlı halini, felaket ve acı dolu bir hayalet şehir olmaya bıraktı. Nasrullah’a göre, bu İsrail’le mücadele etme vazifesinin normal ve beklenen bir sonucu.

 

Bu üç Lübnan da, ülkenin kaderini belirlemede en az İsrail kadar büyük bir rol oynayacaklardır.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 16:36 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/102/nasrullah-ve-uc-lubnan