Bush “Yeni Orta Doğu”da Israr Ediyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
30 Ağustos 2006 · 14:33

Bush “Yeni Orta Doğu”da Israr Ediyor

Mısır demokrasi hareketçilerinden Saadeddin İbrahim Kahire’deki Amerikan Üniversitesinde sosyoloji profesörü ve Woodrow Wilson Uluslararası Merkezi’nde toplum politikası öğretmeni olarak görev yapıyor. Saadeddin İbrahim’in bu yazısı Sevde Zeynep Yüzer tarafından çevrildi.

Başkan Bush ve sekreteri Condoleezza Rice Ortadoğu’nun yeniden doğmasını istemekte belki de çok haklılar. Aslında Amerika’nın politikaları, bu yeniden doğuşa yardım eden ve onların dini açıdan en yakın müttefikleri olan İsrail’in eylemlerini destekliyor. Ama bu kesinlikle istenen sonucu doğurmayacak. İstenen doğum ABD için ne seküler ne de dostça olacak. Sadece zorlu bir doğum olacağa benziyor.

 

11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da olanlar yavaşça hareket eden bir bumerangın etkisi olarak görülüyor. Bu saldırıların hemen ardından, ABD’nin Afganistan’ın işgalini de kapsamına alan terörle mücadele açıklamaları dünya çapında sempati toplamıştı. Kendilerini “yeni muhafazakarlar” olarak adlandıran ve güya evrensel çapta iyilik yaptıklarını ileri süren bu sömürücülerin kendi egemenliklerini kurmak istemeleri Irak savaşıyla da kanıtlanmış oldu. İşgalden sonraki Irak’ın kötü yönetilmesi ve ordusunun boşa harcanması aynı zamanda Bush yönetiminin kitle imha silahlarıyla alakalı açıklamaları ABD’nin özgürlükçü bilinen güvenirliliğini bitirdi. Washington yetkilileri kendi hatalarını kabul etmeyi reddederken, ülke kanlı mezhep çatışmalarına sürükleniyordu.

 

Hiç şüphesiz, tüm dünya Amerikan karşıtı olmaya başlamıştır. Ahlaki değerlerin düşmesine karşı, Başkan Bush, ilk yılının 2. döneminde eski form için bir şeyler yaptı. Bush, terörle mücadeleyle ilgili olan dış politikalarını, özgürlük ve demokrasi politikaları şeklinde değiştirdi.

 

2005 yılı boyunca Ortadoğu ülkeleri gecikmiş olan özgürlüklerine sonunda kavuşmuş gibi görünüyordu. Lübnan, ünlü devlet başkanları Refik Hariri’nin suikastıyla Sedir Devrimi’ne doğru gitti. Mısır son 50 yılda ilk çok adaylı başkan seçimini gerçekleştirdi. Filistin ve Irak da zor koşullarda geçmesine rağmen seçimlerini yaptı. Arap Körfezi’ndeki Katar ve Bahreyn’in anayasal monarşilerindeki evrim devam etti.

 

Suudi Arabistan bile ilk yerel seçimini gerçekleştirdi. Ama daha fazlası vardı ki Hamas, yeni bir yönetim şekli oluşturmak ve Filistin’in kanuni bir seçime sahip olmasını sağlamak için adaylarını harekete geçirdi. Lübnan’daki Hizbullah ve Mısır’daki İhvan-ı Müslimin de benzeri seçim başarılarını yakaladı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki bu ilerlemelerle, Washington’u ve diğer Batı başkentlerini bir korku kapladı.

 

Washington bu yeni sistemle seçilen demokratları iyi karşılamak yerine, onlara karşı soğuk savaş başlattı. 2005 yılında, ABD’nin demokratikleşmek için otokratik müttefiklerine karşı yoğun baskısı olsa bile, bu 2006 yılında ortadan kalktı.

 

Fakat şimdi, Gazze’deki Hamas’ın ve Lübnan’daki Hizbullah’ın harekete geçmesiyle İslam dünyası üzerindeki soğuk savaş, sıcak savaş haline geldi. İsrail, ABD’nin çıkarlarını gözetmek adına bölgede ajanlık faaliyetlerini sürdürüyordu. Hizbullah’ın 3 askeri esir alması ve orduya, sivillere saldırı düzenlemesi İsrail’in Hamas ve Hizbullah’ı vurması için tetikleyici sebep oldu.

 

Ama İsrail’in öç alma istemiyle binlerce cana kıymasına ve Lübnan’ı enkaz haline getirmesine ne ahlaki olarak tolerans gösterilebilir ne de politik bir açıklaması yapılabilir. Yalnızca 30 Temmuz’da İsrail’in saldırılarıyla ölen ve çoğunluğunu çocukların oluşturduğu Kana şehrindeki zulüm daha önce Arap ve İslam dünyasında hiç görülmedi.

 

Daha önce yine Kana’da 1996 yılında Başbakan Şimon Perez tarafından gerçekleştiren zulüm Araplar tarafından acıyla hatırlanıyor. Başbakan Ehud Olmert’in son savaşta hayatta kalacağını tahmin etmek için erken fakat Hizbullah, tıpkı 5 İsrail Başbakanı ve 3 Amerikan başkanı gibi hayatta kalacak. 1982’de, yani İsrail’ ilk işgallerini başlattığında, Hizbullah ve Lübnan’ın önde gelenleri ve bunun yanında Ortadoğu politikacıları işgale karşı direnme hareketi başlattılar. Aynı zamanda kırsal kesimdekilerin ve Beyrut’un varoşlarında yaşayanlar için sosyal birimler oluşturdular.

 

Bölgedeki müttefikleri Suriye ve İran’dan ve kendi içinden milyon dolarlık kaynağa ulaşmasına rağmen, Hizbullah’ın 3 başarılı lideri iyi bir yönetim ve dindar bir yaşam tarzı sunuyorlar.

 

4 haftadan daha uzun bir süredir bölgedeki en güçlü askeri tertibatla mücadele eden Hizbullah, milyonlarca Arab’ın ve Müslüman’ın hayranlığını kazandı. Bölgedeki insanlar, bunu 1967’deki 6 gün savaşına benzetiyorlar. Son liderleri Hasan Nasrullah, kendi kanalı olan ve geniş bir bölgede yayın yapan el-Menar’a ve daha çok bilinen el-Cezire’ye zaman zaman konuşmalar yapıyor. Nasrullah, benim ülkemde yani Mısır’da da çok bilinen bir isim haline geldi.

 

İbn Haldun Merkezi’nin Kahire’de 1700 Mısırlı üzerinde yaptığı kamuoyu yoklamasının ilk sonuçlarına göre, Hizbullah’ın eylemleri yüzde 75 oranında beğeni topluyor. Nasrullah, önem sırasına göre 30 bölgesel halk figüründen oluşan liste çıkardı. Onu yüzde 73 oranla İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad takip ediyor.

 

Sıralama, Hamas lideri Halid Meşal (yüzde 60), Usame bin ladin (yüzde 52) Muhammed Mehdi Akif Mısır İhvan-ı Müslimin (yüzde 45) ile devam ederken, sonuçlar açık ve İslam yanlısı. Aynı zamanda listenin ilk onunda seküler olanlar da var. Filistin’den Mervan Barguti (yüzde 31) ve Mısır’dan Eymen Nur (yüzde 29)

 

Her ikisi de sırasıyla İsrail’de Mısır’da cezaevlerinde yattılar. Arap devletlerinin başında gelenlerin hiçbiri listenin ilk 10’una giremediler. Mısır’da yapılan bu araştırmanın sonuçları, bölgenin hangi yöne doğru gittiğini gösteriyor. Araplar kuralcı rejime saygı duymuyorlar. Onlar Bin Ladin gibi fanatik İslamcı olma konusunda da kararsızlar.

 

Aslında, onlar daha çok Türkiye’deki AKP, Fas’taki benzer kuruluş PJD, Mısır’daki İhvan-ı Müslimin, Filistin’deki Hamas ve Lübnan’daki Hizbullah gibi davranmayı tercih ediyorlar. Bu gruplar, partiler ve hareketler demokrasi karşıtlığı yapmıyorlar.

 

Seçim sistemlerini, denenmiş seçim politikalarını, muhtemelen de Washington’da uygulananları kabul ediyorlar. Biz bunları kabul etsek de etmesek de bunlar gerçek. ABD başkanı ve sekreteri kendi politikalarının yeni sonuçlarını reddetmeye devam etseler bile, Batı dünyasının geri kalan kısmı yeni gerçekle uğraşmak zorundalar.

 

Çeviren Sevde Zeynep Yüzer

 

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 16:51 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/120/bush-yeni-orta-dogu-da-israr-ediyor