Suriye sınırda bir çizgi çiziyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
30 Ağustos 2006 · 16:07

Suriye sınırda bir çizgi çiziyor

11 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’in 1701 sayılı kararı kabul edilmişti ve buna Lübnan’daki 33 günlük Hizbullah ve İsrail savaşına verilen bir mola gözüyle bakılıyordu.

11 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’in 1701 sayılı kararı kabul edilmişti ve buna Lübnan’daki 33 günlük Hizbullah ve İsrail savaşına verilen bir mola gözüyle bakılıyordu.

 

Bugün birçoğunda ateşkesin sürüp sürmeyeceği ve 1701’in BM için diplomatik bir zafer mi yoksa kayıp mı olduğu konularında ciddi şüpheler var. Bir ateşkesin yanı sıra, sunulan çözümün gereği olarak Lübnan ordusunun ve çeşitli uluslardan askerlerin Hizbullah ve İsrail ordusu arasında çıkacak muhtemel bir savaşı engellemek için sınırda konuşlandırılması talep edilmektedir. Fakat bu Hizbullah’ın kendini savunma hakkını reddederken, İsrail’e kendini savunma hakkı tanımaktadır, çünkü partinin Genel Sekreteri Hasan Nasrullah, çözümü ancak bazı “şartlar”la kabul etmişti.

 

Kısaca, bu Hizbullah’ı 1980’lerden beri İsrail'e karşı savaşı sürdürmekte kullandığı bölgeyi artık kullanmaktan mahrum edecektir. Güney Lübnan’ı kullanamayan bir Hizbullah, kuzey İsrail'e roketlerle saldıramayan bir Hizbullah’tır. 1701 sayılı kararın, aynı zamanda Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırmayı ve Lübnanlı askeri gruplara hiçbir ordunun katılmayacağını söyleyen 1559 sayılı kararı tamamlayan bir çözüm olması istendi.

 

1701’in ilk zaafı ne Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Kuvvetlerinin (UNIFIL) ne İsrail’in, ne de Lübnan ordusunun bir türlü başaramadığı Hizbullah’ı silahsızlandırma mekanizmasından yoksun olmasıdır. Sınırdaki genişletilmiş BM askeri birlikleri Hizbullah’ı silahsızlandırmayı başaramayacaktır. Eğer askeri birlikler bunu yapmaya çalışırsa, muhtemelen saldırıya uğrayacaklardır.

 

Bu, “İsrail UNIFIL’den Hizbullah'ı silahsızlandırmasını talep edemez. Bu bizim yetkilerimiz arasında yoktur.” diyen Lübnan’daki UNIFIL komutanı Fransız General Alain Pelligrini, tarafından açıklığa kavuşturulmuş bir meseledir. General şunu da ekliyor, ateşkes gergin, kırılgan ve buharlaşıp uçacak kadar garantisizdir. Herhangi bir provokasyon veya bir yanlış anlaşılma her şeyi çok hızlı bir şekilde kızıştırabilir.

 

3 Ağustos’ta Financial Times’a konuşan İsrail Başbakanı Ehud Olmert gördüklerini UNIFIL’in Lübnan’daki mükemmel bir hedefi olarak nitelendirdi. O bunun “Lübnan’ın İsrail’deki masumlara uyguladığı şiddeti durdurması ve İran’ın uzun bir kolu olan bu cinayet organizasyonunun, yani Hizbullah'ın, silahsızlandırılması” gerektiğini belirtti. 

 

Olmert’in çarpıtılmış UNIFIL’i, ileriki haftalarda Lübnan’da oluşturulacak olan UNIFIL’den oldukça farklı görünüyor. Fransız gazetesi Le-Monde geçen hafta yeni genişletilmiş UNIFIL askeri birliklerinin nasıl bir şey olacağını gösteren 21 sayfalık bir yazı yayınladı.

 

İlk olarak, açıkça ortada ki, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya çalışmayacaklar. Hizbullah'ın iyi saklanmış kalelerini ve sığınaklarını arama yetkisini de sınırlayacaklar. İkinci olarak, Lübnan İsrail sınırında barışı devam ettirmek ve kendilerini İsrail ordusundan ve Hizbullah’ın saldırılarından koruyabilmek için “güç kullanma, üstelik ölümle sonuçlanabilecek seviyede güç kullanma” yetkisine sahip olacaklar, onlar Lübnan ordusuna destek sağlamak zorundalar.

 

Aslında, Lübnan ordusundan 15 bin askeri sınıra taşımak ve yerleştirmek kolay bir şey. Bu daha önce Lübnan ordusunun güneye konuşlandırılmasına karşı çıkan Nasrullah tarafından da desteklenen bir şey. Çeşitli uluslardan eşit sayıda oluşturulmuş bir orduyu buraya yerleştirmek ise daha zor, fakat yapılabilir.

 

1982’de İsrail işgali boyunca Lübnan’daki çokuluslu askeri birliklerin tarihi göstermiştir ki, bu birlikler kırılgan ve Lübnan’dan kolayca çıkarılabilecek birliklerdir. Kasım 1983’te, Lübnan’da ABD deniz kuvvetlerine yapılan bir saldırı 241 Amerikalı ve 58 Fransız’ın öldürülmesine ve Lübnan’daki çokuluslu birliklerden yaklaşık 5 bin askerin Lübnan’dan ayrılmasına sebep olmuştur.

 

Bu birliklerin Araplar tarafından İsrail’i Hizbullah’tan korumaya yarayan birlikler olarak görülmeye başlamasından sonra, bugün Fas’tan başka hiçbir Arap ülkesi bu birliklere asker göndermeyecektir. Arap dünyasındaki Hizbullah popülaritesi göz önüne alınırsa bu politik bir intihardan başka bir şey olmayacaktır, buna modern kabul edilen Mısır ve Ürdün de dâhil.

 

Türkiye Lübnan’a asker göndermeye istekli olsa da, onun bu teklifi, I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin Ermenilere uyguladığı soykırımı hala unutmamış olan Lübnanlı Ermeniler tarafından reddedilmiştir. Almanya da başta böyle bir isteklilik gösterse de, bu isteğinden vazgeçmiş ve bölgeye asker yerine danışman göndereceğini söylemiştir. Bir Alman gazetecinin söylediğine göre bu U dönüşünün sebebi Alman askerlerin sınırda, Hizbullah ile İsrail ordusu arasında çıkabilecek herhangi bir çatışmada “ölümcül güçler”le ateş etmeye hak sahibi olmasıdır. Almanların II. Dünya Savaşı’ndan bu zamana taşıdığı tarihi yük sebebiyle, Alman bir asker, bir İsrailliye ateş edemez.

    

Bütün bu engellere rağmen, 2 bin - 3 bin askerle UNIFIL’e katılacak olan Yunanistan, Fransa ve İtalya asker göndermeye karar vermiş bile. Perşembe günü, Fransa Başkanı Jack Chirak göndereceği askerlerin sayısını 2 bine çıkarmaya razı oldu.

 

Olmert, İsrail’le diplomatik ilişkileri olmayan ülkelerden gelen birlikleri kabul etmeyeceğini söyleyerek BM’nin işini iyice zorlaştırdı. Bunu söylerken Endonezya, Malezya ve Bangladeş’i kastediyordu. Çoğu ülke Ortadoğu’da yeni bir savaşa katılmaya büyük bir heves duymuyorken, İsrail de çokuluslu birliklere asker gönderecek ülkelerin arasından seçim yapma lüksüne sahip değil.

 

Fransız Dışişleri Bakanı Philippe Douste Blazy çarşamba günü Lübnan’daki UNIFIL güçlerinin iki misyonu olduğunu söyledi. Birincisi Lübnan ordusunun güneyde konuşlanmasını sağlamak. İkincisi ise “Tüm sınırlardan -tekrar ediyorum- tüm sınırlardan gelen silahlara koyulan ambargoyu garanti altına almak.”

 

Suriye Faktörü

 

Bakan, Lübnan’daki birçok kişi tarafından ve uluslararası toplum tarafından Suriye’nin Hizbullah’a silah taşıyabileceği yegâne yer olan Suriye-Lübnan sınırını kastediyordu.

 

1701 çözüm planına göre, askeri olarak Hizbullah’ın aşama aşama sonunu getirebilmek için bu silah desteği bitirilmek zorundadır. Suriye’nin Lübnan sınırındaki arama noktalarında Suriye’den gelen silahları arama yetkisine sahip olacak olan bu yönetim teklifi, Suriye tarafından derhal reddedilmiştir.

 

Suriye Başkanı Beşar Esed Dubai TV’de Suriye-Lübnan sınırındaki UNIFIL birliklerinin “Lübnan egemenliğini ihlal ettiğini ve Suriye’ye karşı düşmanca bir pozisyonda bulunduğunu” belirtti. Ve ekledi, “İlk olarak, bu Suriye ve Lübnan arasında düşmanlık yaratacaktır. İkinci olarak, bu Suriye’ye karşı düşmanca bir harekettir ve doğal olarak bazı sorunlar ortaya çıkaracaktır.”

 

Esed’in Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, Finlandiya’ya yaptığı bir ziyaretten çokuluslu birliklerin Suriye-Lübnan sınırına konuşlandırılması halinde Suriye’nin Lübnan’a sınırlarını kapatacağını belirtti.  Beyaz Saray sözcüsü Dana Perino, Suriye’ye derhal cevap verdi ve “Eğer Suriye lideri Hizbullah’ı desteklemiyorsa, öncelikle bu onun için bir sorun teşkil etmeyecektir” diye konuştu.

 

Lübnan sınırını kapatmak 1950’de Halid el-Azim Lübnan mallarının Suriye’ye akışını engellemek için sınırı kapattığından beri, Suriyeliler tarafından uygulanan eski bir hiledir. Başkan Edip el-Şişekli 1954’te Lübnanlıları Şam’daki Dürzîleri kendi rejimine karşı kışkırtmakla suçladığında bunu yine yapmıştı. Başkan Şükrü el-Kuvvetli 1957’de, Lübnan Suriye ile Mısır’ın yaşadığı balayı dönemine bir son vermek için Şam’daki rejime yapılan rejim karşıtı faaliyetleri destekleyerek açıkça kendi topraklarında yürütülen Suriye istihbarat operasyonlarına bir misilleme ile karşılık verdiğinde, bunu yine yapmıştı.

 

Esed bu politikayı bir kez daha tekrarlamış, geçen yaz Lübnan’ın kargo kamyonetlerinin Suriye sınırında haftalarca bekletilmesi ile bazı ürünlerin bozulması üzerine, sorunun çözümü için Başbakan Fuad el-Sinyora Suriye’ye gelmek zorunda bırakılmıştı.

 

Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinin üzerine, bu olay Suriye-Lübnan ilişkilerindeki gerginliğin doruk noktasıydı. Eğer Lübnan için tek açık yol Suriye iken, Suriye bu tehditleri sürdürür ve Lübnan sınırını kapatırsa, bu komşusunda ciddi ekonomik krizlere yol açacaktır.

 

Lübnan’a sınırı olan diğer ülke İsrail’dir, İsrail’le ise diplomatik ilişkiler ve bölgede geçiş yolları imkânsız halde bulunmaktadır. Şimdilerde, Lübnan’ın tüm deniz sınırları İsrail tarafından abluka altına alınmıştır Lübnan hava yolları da aynı şekilde. 

 

Havayı ve denizi kontrol altına alan İsrail’le ve kara yollarını kontrol eden bir Suriye ile Lübnan’ın dış dünyayla bağlantısı kesilebilir ve Lübnan çok zor durumda kalabilir. Suriye ancak böylesi bir zor kullanma ile Lübnan Hükümetini Suriye sınırına konuşlandırılacak çokuluslu askeri birliklere hayır demeye sevk edebileceğine inanıyor.

 

Sonuç olarak, o tek başına askeri birliklere hayır diyemez, çünkü onun kendi topraklarında konuşlandırılmayacaklar, fakat Şam Sinyora’ya hayır dedirtmek için Lübnan’da kendi gücünü kullanabilir. Ne Lübnan-İsrail sınırındaki BM askeri birlikleri onu ilgilendiriyor, ne de Lübnan ordusunun konuşlandırılması, fakat seçici bir şekilde Suriye sınırına yerleştirilecek birliklere karşı çıkıyor.

 

Hizbullah'ın silahlanmasını ve Kuzey İsrail’e saldırmasını engellemek için Uluslararası barış-koruyucu güçler Lübnan sınırında konuşlanıncaya kadar Olmert’in Lübnan’ın hava ve deniz yollarına yolduğu engelleri kaldırmak için acil bir planı bulunmamakta.

 

Şu anda durum göstermektedir ki, çokuluslu birlikler Lübnan-İsrail sınırına yerleştirileceği gibi, Lübnan-Suriye sınırına da yerleştirilecektir. Aksi takdirde, onlar işlevsiz olacaktır. Ama eğer bu gerçekleşirse, Suriye sınırını kapatarak Lübnan’ı mahvedebilir. Olmert’in kurallarına göre ise, ancak Suriye sınırı gözlem altında tutulursa – yani Suriye sınırı kapatılırsa- Lübnan hava ve deniz yollarını geri kazanabilecektir.

 

Suriye’nin pozisyonunu anlayabilmek için, Suriye rejiminin Lübnan-İsrail savaşı hakkında nasıl düşündüğünü anlamak gerekir. Esed aynı Mayıs 2000’de Hizbullah Güney Lübnan’ı İsrail işgalinden kurtardığında yaptığı gibi, yine kendi istikrarsız Hizbullah desteği için bir zafer iddiasında bulundu.

 

Suriyeliler 1701 çözümünün Hizbullah'ı bozarak ve silahsızlandırarak bu zaferi mahvetmesine izin vermeyecektir. Suriyelilere çirkin gelen yalnızca Suriye sınırında devriye gezilmesi değildir, fakat bu gerçekleşirse, bu artık Hizbullah'ın kullanması için Lübnan’a hiçbir askeri silah ulaşmayacak demektir. Lübnanlı gruplar için bu askeri bir son demektir- ki Suriye bunu kabul etmeyecektir.

  

Hizbullah Suriye’nin Lübnan’da kalan son kozudur. Bu, Suriye ordusunu Lübnan’ın dışına çıkaran ve 2005’te kendi darbesini Suriye aleyhine kullanan Sa’d el-Hariri’nin koalisyon hükümetine karşı siyasi bir darbe başlatacak olan bir kozdur.

 

Suriye Hizbullah'ı korumak için elindeki bütün gücü kullanacaktır. Suriyeliler inanıyor ki, eğer bu Lübnan’ın Suriye sınırına yerleştirilecek UNIFIL birliğini engelleyecekse, 1701 çözümünü bozacak veya Suriye’nin Lübnan sınırını kapatmasını gerektirecek olsa da, öyle olacaktır. Şam’a göre aşkta ve savaşta her şey adaletlidir, hele söz konusu olan Lübnan’sa.

 

Çeviren Sümeyye Kavuncu

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 16:36 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/121/suriye-sinirda-bir-cizgi-ciziyor