Dünya Suriye’yi neden sever Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
15 Kasım 2006 · 12:30

Dünya Suriye’yi neden sever

Dünya iki seçenekten birini seçmek durumunda: Filistin’de radikal Hamas ve Lübnan’da uzlaşmaya yanaşmayan Hizbullah ile yaşamaya devam etmek ya da

Suriyeli bir siyasî analizci olan Asia Times yazarı Dr. Sami Moubayed’in Batı’nın Suriye’yle ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini ve bunun nedenlerini inceleyen “Why the world loves Syria” başlıklı yazısını arkadaşımız Yenal GÖKSUN çevirdi.

 

Dünya Suriye’yi neden sever?

 

Amerikan kongre seçimlerinde cumhuriyetçilerin hezimete uğraması ve hemen ardından savunma bakanı Donald Rumsfeld’in istifası Arap dünyasını politik dalgalar halinde titretirken, Şam da bu durumdan gayet memnundu.

 

“Ortadoğu değişim bekliyor” yazılı büyük puntolu manşetinin altında, “Irak savaşı Rumsfeld’i devre dışı bıraktı ve Başkan Bush’un kanatlarını kesti” diyordu (Suriye) Baas Partisi’nin resmi gazetesi “El-Baas”. Diğer bir resmi gazete “Tişrin” (Teshreen) ise “düşen şahinlerden ilki Rumsfeld” diye ekliyordu.

 

Eski Lübnan başbakanı Hariri suikastından Şam’ı sorumlu tutması, Suriye’nin Lübnan’dan çıkması, Lübnan’daki savaş ve Amerika önderliğinde Suriye’ye karşı uygulanan BM çözümleri ve Irak savaşıyla ilintili belli sebeplerden dolayı Suriye’de hükümet ve halk, Bush’un partisinin seçim yenilgisiyle rahatlamış durumda.

 

Suriyeliler geçmişte kalmış Jimmy Carter ve Bill Clinton dönemlerindeki yakın Amerika-Suriye ilişkilerinin özlemini çekiyorlar. Bu sefer ne var ki kongre seçimlerindeki Demokratların zaferi, bazı Suriyelilerin umduğu gibi ilişkilerde ikinci bir balayına götürmeyecek.

 

Öte yandan bu değişiklik Bush’un İran’a karşı girişeceği olası bir saldırıyı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Hatta Filistin-İsrail çatışmasını ya da Amerika-Suriye ilişkilerini değil ama Amerika’nın Irak’taki politikasını da önemli ölçüde değiştirecektir. Suriyeli bir tarihçinin ortaya koyduğu üzere John F. Kennedy Beyaz Saray’a çıktığından beri Baas partisi iktidarda kaldı. Görünen o ki George W. Bush ayrıldıktan sonra yine iktidarda kalmaya devam edecek.

 

Gerçekten de uluslararası ve bölgesel düzeyde gerçekleşen bir dizi gelişme soncu, Amerika’nın 2003 yılında giriştiği Irak savaşından bu yana Suriye’ye uyguladığı izolasyonların kırılmasıyla Şam’da bir rahatlama yaşandı.

 

Batı’daki çoğu gazeteci, siyasetçi ve analizciye göre Irak savaşı ve Saddam Hüseyin’in idam kararı, Libya lideri Muammer Kaddafi’ye benzer bir biçimde mevcut Arap liderlerini Amerikan karşıtlığı yapmaktan vazgeçmeleri konusunda korkutması, hatta Arap rejimlerini alaşağı etmesi bekleniyordu.

 

Ancak tam tersi bir tepki doğurdu. Arap toplumlarını “Irak’taki gibi” demokratik reform talepleri için ayaklandırmak yerine, mezhep çatışmaları, İslami radikalizm ve Amerikanın yarattığı kaos görüntüleriyle korkuttu.

 

Bütün Arap hükümetleri demokratikleşme hakkında bir soru sorulduğunda Irak’ı kastederek “Bakın Amerikalılar gelince ne oluyor?” demek zorundaydı. Ocak ayındaki Irak seçimleri sırasında Suriye’yi ziyaret eden Amerikalı gazeteciler bana sıklıkla bu “demokratikleşme” ve “serbest seçimlerin” Suriyelileri ne ölçüde etkilediğini soruyorlardı. Cevap “sıfır”dı. Hiç kimse Irak’ı örnek almadı.

 

Fakat Suriyeliler Amerika’da Demokratların zaferinden ilham aldı. “Biz hep haklıydık. Bu savaşa karşı çıktık ve 2003’te bu duruşumuzun hesabını da ödedik. Bu tatlı bir intikam…” diyorlar. Ne de olsa Washington 2005 yılından itibaren devlet başkanlarını ve dış işleri bakanlarını Suriye’yi boykot etmeye çağırmıştı. (Bu çağrıyı reddeden tek Amerika müttefiki devlet başkanı ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olmuştu.)

 

Amerikalılar, “Suriye’ye Yaptırım Tasarısı”nı BM’den geçirerek Şam üzerinde yaptırımlar uyguladı. Hatta Amerika yönetiminden bazı isimler Suriye’de rejim değişikliği önerecek kadar ileri bile gitti. Suriye’nin şimdiki memnuniyeti, Avrupa Birliğinin Orta Doğudaki önemli sorunların çözümü sürecine Suriye’yi de dâhil eden açık kararından kaynaklanmakta. Temmuz-Ağustos dönemindeki Lübnan savaşı sırasında ABD’den ve Avrupa’dan, Hizbullah’ı silahsızlandırmak için tek yolun ABD ve Avrupa’nın Suriye ile görüşmelere oturması olduğu yönünde sesler yükselmeye başlamıştı.

 

Hizbullah’ı durdurması ya da en azından silahsızlanması ve yeni politikalar üretmesine ikna etmesi için Suriye’ye teşvikler verilebilirdi. Bunların arasında uluslararası topluma tekrar kabul edilmesi, işgal altındaki Golan Tepeleri hakkında görüşmelerin tekrar başlaması, Suriye’ye Yaptırım Kararı’nın iptal edilmesi ve Suriye üzerindeki izolasyonların kaldırılması gibi teşvikler yer alıyor. İleri sürülen fikirlerden biri de Almanya’nın, Şam ile Avrupa Birliği arasında ortaklık anlaşması imzalanması önerisiydi.

 

Tüm bu Suriye ile diyalog için sürdürülen lobi faaliyetlerinde New York Times’tan deneyimli gazeteci Thomas Friedman, Oklahama Üniversitesi’nden Suriye uzmanı Joshua Landis, Başka Beşar El Esad’ın biografisini yazan Prof. David Lesch, eski Amerika Dışişleri Bakanı Warren Christopher ve saygın İsrailli diplomat ve tarihçi Itamar Rabinovich gibi isimler de yer alıyordu.

 

Eski Amerikan güvenlik bakanı danışmanı ve tarihçi Edward Luttwak, Wall Street Journal’daki 25 Temmuz tarihli “Geri dön Beşşar” başlıklı yazısında, Amerika’nın Suriye ile diyalog kurması çağrısında bulunuyordu. Daha sonra muhafazakâr National Review’da James Robbins’in “Suriye ile dost olalım” başlıklı makalesi yayımlandı.

 

İspanyol Dışişleri Bakanı ve AB Ortadoğu temsilcisi Miguel Angel Moratinos, 3 Ağustos’ta Şam’ı ziyaret ederek Esad ile görüştü. Moratinos bu buluşmada, Suriye’nin Lübnan’daki savaşa bir son vermek için “olumlu bir rol” oynamak istediğini belirtti. Daha yakın bir zamanda Alman Başbakan Angela Merkel, “Suriye’nin bölgede önemli bir güç olduğunu görmezden gelemeyiz” açıklamasında bulundu.

 

Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’in bu yaz Şam’ı ziyaret etmesi bekleniyordu, ancak Esad’ın yaptığı açıklama Batı tarafından provokatif olarak nitelendirildi. Çünkü Esad konuşmasında Hizbullah’ın Lübnan’daki zaferini övüyordu. Alman Bakan kendisi yerine Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Direktörü Horst Freitag’ı, Suriye Dışişleri Bakanı Velid El-Muallim ile görüşmesi için gönderdi.

 

Aynı esnada Norveç Dışişleri Bakanı Jonas Gahr Stoere, Şam’da Suriyeli yetkililerle buluştu ve “Suriye bölgede çözülmesi gereken acil sorunların en yakın komşusudur” tespitinde bulundu. Yani şunu açıkça ortaya koydu: Ortadoğu’daki sorunlara eğer bir çözüm bulunacaksa, bu Suriye’yi devre dışı bırakarak gerçekleştirilemez. İngiliz Başbakan Tony Blair bile 2003 Mart’ından beri askıya aldığı Suriye ilişkilerini, özel temsilcisi Nigel Sheinwald’ı 30 Ekim’de Esad ile buluşması için Şam’a göndererek yeniden başlattı.

 

Yasadışı Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün web sitesinde yayınlanan bir iddiaya göre Blair’in adamı, Suriye’ye bir teklif götürmüştü: Hamas ve Hizbullah’ın düşürülmesine karşı Golan Tepelerinin geri verilmesi. Diğerlerine göre Suriye’ye İran ile ittifakını bitirmesi söylenmişti. Bazı İsrailli yorumcular ise İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in, İsrail’in Suriye ile barışa hazır olduğunu mesajını ilettiğini iddia ettiler.

 

Fakat tüm bunlar doğru olsa bile, Suriye Gazze’de yaşanan 80 kişinin ölümü ve 200 kişinin yaralanmasına neden olan katliamdan dolayı henüz hazır değil. Geçen hafta çarşamba günü Beyt Hanun’da yaşanan katliam İsrail-Suriye ilişkilerini daha da gerdi. Böylece Batı’nın desteklediği iki ülke arasındaki değiş tokuş sadece bir fantezi olarak kaldı.

 

Dünya neden bir anda Şam’a sevgi gösterilerinde bulundu? Bu Amerika’nın, Irak savaşından sonra marjinalleştirmeye çalıştığı aynı ülke değil mi? Saddam’ın yandaşlarına yataklık etmek, “mücahit”lerin Irak’a girmesine yardımcı olmak, Hizbullah’ı silahlandırmak ve Hariri’yi öldürmekle suçlanan yine aynı ülke değil miydi?

 

Suriye’nin bu yeniden kabulünün tek bir sebebi var: O da bu ülkenin Irak savaşı sırasındaki Amerikan karşıtı politik tavrı yüzünden haksız yere izole edilmiş ve cezalandırılmış olmasıdır. Bu politik tavrın, -görünen o ki- doğruluğu kanıtlandı. Başka bir sebep ise, dünyanın artık Suriye’nin Hamas ile görüşerek onu Filistin’de yeni bir politik tavır izlemeye ikna edebilecek tek güç olduğunu anlamasıdır ve aynı şeyi Güney Lübnan’da Hizbullah için yapabilecek olmasıdır.

 

Dünya iki seçenekten birini seçmek durumunda: Filistin’de radikal Hamas ve Lübnan’da uzlaşmaya yanaşmayan Hizbullah ile yaşamaya devam etmek ya da Suriye ile görüşmelere başlamak. Hiçbir seçenek kulağa hoş gelmiyor olabilir. Amerikalılar için Suriye’yi izole etmenin Suriye rejimini zayıflatmadığını kabul etmek güç olacaktır. Friedman’ın yazdığı üzere, “Amerikan’ın Suriye’yi boykotu, Şam’ı hiç mi hiç korkutmuyor.”

 

Usta İngiliz gazeteci Patrick Seale bu hafta benzer şeyler yazdı: “Suriyeliler bugünlerde daha kendine güvenen seslerle konuşmaya başladılar. Şam’dan görünen o ki ülke, 2003–2005 arasındaki iki yıl süren uluslararası toplumun ve ABD’nin baskılarına boyun eğmemiştir. Suriyeli yetkililer Irak işgali sonrası dönemde bir Amerikan askeri müdahalesinden kıl payıyla kaçabildiklerini ve Irak’taki direniş Amerikan saldırganlığını tatmin etmeseydi kendilerinin bir sonraki hedef olduklarına inanıyorlar.

 

Lübnan Savaşı sırasında Washington Post’taki köşe yazısında, eski Amerikan Dış İşleri Bakanı Warren Christopher, Genel Sekreter Condoleezza Rice’ın Ortadoğu ziyareti hakkında “yanlış yönde bir diplomasi” diyerek durumu çok iyi ortaya koydu. Zira Lübnan’da acil bir ateşkese öncelik vermediği gibi İsrail-Hizbullah çatışmasına sürekli ve sürdürülebilir bir çözüm arayışına girişmedi.

 

Christopher’in bahsettiği çözüm yolu bu dönemde uygulanabilir değil ve Rice’ın uzun vadeli planlar üzerine kafa yormak yerine Suriye’nin yardımıyla düşmanlıkları bitirmek üzerine yoğunlaşması gerekiyor. Dışişleri bakanlığı süresince Christopher bu teklifini yineleyip,  1993 Temmuz’unda İsrail’in Hizbullah saldırılarına cevap vermek için hazırlandığında ve 1996 Nisan’ında “Gazap Üzümleri” ni Lübnan’a konuşlandırdığında Suriye Devlet Başkanı Hafız El Esad’dan yardım çağrısında bulunmuştu.

 

“Suriye’nin tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz ama Hizbullah’a yön belirleyebildikleri çok açık” diye eklemişti Christopher.

 

Bu tam olarak bugün Avrupalıların Suriye’den istediği şey! Suriyelilerin tam olarak ne yapacaklarını bilmiyorlar ama Suriye’nin Orta Doğu’daki radikallerin üzerinde etkili olduğundan eminler.

 

Batı, Suriye’den, Christopher’ın sözleriyle “bir şeyler yapmasını” istiyor.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 16:36 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/151/dunya-suriye-yi-neden-sever