Beyrut’ta Sinyora karşıtlığı krizi 1-2 Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
30 Aralık 2006 · 22:24

Beyrut’ta Sinyora karşıtlığı krizi 1-2

Dr. Sami Moubayed, Asia Times yazarı ve Suriyeli bir siyaset analizcisidir. Moubayed'in Lübnan'daki hükümet krizini analiz eden "The anti-Siniora craze in Beirut" başlıklı yazısını arkadaşımız Sümeyye Kavuncu çevirdi.

Lübnan’ın bağımsızlığının kurucularından olan katil Başbakan Riyad el-Sulh, resmi Başbakan Fuad Sinyora’yı aşağı indirmeyi hedefleyerek, geçen hafta Beyrut’ta başlayan kitlesel gösterilerin içinde yer aldı. O, Lübnan başkentinin kalbinde, yeleğindeki silahlar ve başındaki eğilmiş fesiyle sessizlik içinde bekler ve vatandaşlarının yine başkanlığını düşürmesinin sebeplerini düşünürken, protestocular onun ünlü heykelinin etrafını sardılar.

 

Lübnan’ın kurucularının en meşhurlarından olan Sulh, aslında yenilmesi güç ve zorlu biriydi. Şu anda yürütülen gösterilerden epey farklı olmasına rağmen, 1943’te onun Fransızlar tarafından tutuklanması da büyük gösterilere sebep olmuştu. Fakat o 18 Eylül 1952’de meslektaşı başkan Beshara al-Khury’yi başkanlıktan azleden diğer gösterileri izleyecek kadar uzun yaşayamadı. 1951’de Amman’da ona bir suikast düzenlendi.

 

Sulh, Fransız mandası altındaki Lübnan sokakları politikasının bir uzmanıydı, Lübnan sokaklarının tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu. Bunu kaybetmek en başarılı lider için bile öldürücüdür. Eğer bu, Lübnan bağımsızlığının babası başkan Khury’yi aşağı indirdiyse, öyleyse elbette Başbakan Sinyora’yı da indirebilecektir.

 

Fakat ya 2006 Aralık’ta Sulh, hayatta olsaydı ne olurdu? O Beyrut’ta olanları onaylar mıydı? Amerikan Üniversitesi’nde Sinyora’nın öğretmeni olan Selim el-Hıss, Necip Mikati ve Ömer Kerame de dâhil olmak üzere, eski Sünni başbakanlar Sinyora’ya karşı yapılan gösterileri desteklediler. 

 

Sinyora da onlar gibi (Saydalı) bir Sünni olduğu halde! Bununla birlikte Haziran 2005’te başa geçmek üzere Lübnanlı politikacıların yaptıklarından da feragat etti. Onu destekleyen 14 Mart koalisyonu eski başbakan Refik el-Hariri’nin destekçisi olmayan Sünni liderleri Suriye’nin bir oluşumu olmakla suçladılar. Örneğin Hıss, hiçbir şekilde Suriye’nin ortaya çıkardığı biri değildi. Ne de Trablus’ta, Kuzey Lübnan’da her ikisi de başbakan olan babası Abdulhamid ve ağabeyi Raşit’ten sonra aile liderliğini üstlenen Ömer Karame!

 

Sinyora karşıtı hareketi destekleyen Kerame ve Hıss, Amerika’yı memnun etmek için Şam’la yüz yüze gelmenin Lübnan’ı kurtarmayacağına ve Hariri destekçisi olmayan Sünnileri kendilerinden soğutmanın da kurtulmalarına yaramayacağına inanıyorlardı. Hareketi destekleyenler arasında Dürzî lider Talal Arslan ve Maruni lider Süleyman Franciye, buna ek olarak Kerame, Hıss, Mikati ve rütbece üstün iki Şii lider, Hizbullah’tan Hasan Nasrullah ve Emel’den Nebih Berri de bulunuyor.

 

Beyrut’taki Sinyora karşıtlığının diğer sebepleri şunları içeriyor:

 

1. Fuad Sinyora’nın kabine başkanlığı için yaptığı seçimler hayal kırıklığı yarattı. Zira bu 14 Mart koalisyonu tarafından zorla yaptırılan ve Lübnan’daki tüm grupları temsil etmede başarısız olan bir meclisti. Bu kabine sorunlarla yüzleşip gerçek çözümler aramaktansa Suriye’yi suçlamakla yetindi. Sert bir Suriye karşıtı çizgide duruyorlardı ve Lübnanlı Sünniler bunu doğaları, tarihleri, evlilikleri, kökenleri ve gelenekleri dolayısıyla hoş karşılamadılar. Çünkü bu, her zaman Suriyeli Sünnilerin stratejik şüpheleri arasında yer almıştı. Suriye her zaman başları sıkıştığında başvurabilecekleri güvenli bir yer olmuştu. Lübnanlı Hıristiyanlarca fazla ezilmemek için. Sinyora’nın altında ise, bu “büyük şeytan” olarak adlandırıldı.

 

2. Sinyora kabinesinde Hizbullah'tan ve Emel’den bakanlar da olduğu halde, karşıt görüşü temsil etmesi için Lübnan politikasında göz ardı edilemez ve dışlanamaz bir grup olan Mişel Aun’un Ulusal Özgürlük Hareketi’nden üyeleri yoktu. Sinyora'nın altında tamamen dışlanmış bulunan bir diğer Hıristiyan olan, Marada Partisi’nin başını çekmekte ve Şam’a da kapalı olan bakan Süleyman Franciye. O da Beyrut'taki Sinyora karşıtı gösterilerine katıldı. Suriye'nin geri çekilmesinin ardından Lübnan'a geri döndü ve artık Suriyelilerin olmadığını öne süren yeni bir politikayla baş gösterdi ve artık ne Suriye'ye iş birliğini esirgeyebilir ne de Lübnan'daki problemler için Suriye'yi suçlayabilirdi.

 

Fakat 14 Martçılar Lübnan'daki her yanlış olayın Suriyelilerin yaptıklarının sonucu olduğunda ısrar etti. Aun görüşleri dolayısı ile suçlandı ve eski Başbakan Hariri zamanında 1990’larda Suriye'nin parlak dönemlerindeki Hariri bloğunu hatırlatarak -ki onu yasallaştıranlar da aynı kişilerdi- onlardan karşı olmaya kışkırtıldı.

 

Her şeye rağmen, Suriye Lübnan'ın kontrolü altındayken Sinyora maliye bakanıydı. Suriye karşıtlarının ileri gelenlerinden olan Mervan Hamade, sağlık bakanıydı ve Velid Canbolat, Suriye ile sıkı bir işbirliğini savunan Hariri zamanının iskân bakanıydı. 14 Mart Koalisyonunun dramatik U dönüşü ve Suriye karşıtlığı tonu Suriye ordusunun sürülmesinden sonra da devam etti, hükümetin kanaatleri, sadakatleri ve inançları üzerinde ciddi bir güvensizlik akıttılar.

 

3. Fuad Sinyora Lübnan’da güvenliği kontrol etmede başarısız oldu. Bu Aun’un hiçbir konuşmasında ve hiç bir olayda başarısızlığa düşmediği bir şeydi. Sinyora hükümeti ve iç işleri bakanı Ahmed Fatfat döneminde ise zaten problemli biri ülkede yaşayan Lübnan halkını üzen, kontrolden çıkmış birçok şiddet gösterisi yapıldı.

 

Bunlardan birincisi Hariri sonrası hükümetin asıl lideri olan, iç işleri bakanı Hasan el-Sabe’nin geri çekilmesine yol açmış, Danimarkalı karikatüristin Hz. Muhammed ile ilgili çizdiği karikatürlerden sonra gerçekleşti. Sinyora kendisi muhalefetteyken 2004’te bir suikasta kurban giden iletişim bakanı Mervan Hamade’yi bu suikasttan koruyamadığı için ve Şubat 2005’te öldürülen Refik Hariri’ye düzenlenen suikastı da önleyemediği için, Ömer Kerame’yi suçlamıştı.

 

Fakat Sinyora döneminde, içlerinde günlük gazete Al-Nehhar’ın ünlü yayıncısı Cubran Tuveyni, çok kısa bir sure önce endüstri bakanı olan Piyer Cemayel’in de aralarında bulunduğu birçok Lübnanlı lidere Beyrut’ta suikast düzenlendi. Aun, Fatfat ve Sabe bir ülkenin güvenliği nasıl sağlanır öğrenmişken, artık daha fazla suikast görmek istemediğini belirtti.

 

4. Washington ABD’de birkaç Suriye karşıtı çözümle Suriye Hesaplama Harekâtı’nı geçtiği ve Suriye’ye 2005 Nisan’da Beyrut’tan ayrılması için baskı yaptığı sıralarda, Sinyora hükümeti de ABD ile ittifak kurabilmek için Suriye desteğine sırtını dönmekle suçlandı. Amerika ise Lübnan’ı korumadı, aksine, geçen yaz gerçekleşen savaşta İsrail’i, Hizbullah’ı yok etmeyi amaçlayan saldırıları için cesaretlendirdi.

 

Savaş yalnızca Hizbullah’ın sığınaklarıyla sınırlı kalmadı. Savaşta havalimanları, deniz limanları, yollar, köprüler ve sivil yerleşimler hedef alındı. Bunların hiçbiri Hizbullah’a ait değildi, bunlar fazlasıyla Lübnan halkına ait olan şeylerdi. İsrail’in yaptığı bu zulümler Lübnan’da gerçekleşmekteyken, Sinyora’nın patronu Said El-Hariri aylakça dünyayı geziyor ve ülkesinin tutumunu savunuyordu, böylelikle, sıradan bir Lübnan vatandaşını dahi çileden çıkarıyordu. Bariz bir şekilde tehlikeden uzak durmaya çalıştı. Fakat o da ancak Lübnanlılar İsrail misillemelerine karşı durabilirlerse, güvende olacaktı.

 

Maroni Patriği Nasrullah Boutros Sfeir, Washington’a yaptığı geziden ancak savaşın ortalarında dönebildi. ABD genel sekreteri Condolezza Rice ise savaş devam ederken Beyrut’a inmeyi başarmıştı. Eğer onlar bunu başarabildiyse, Hariri de başarmalıydı. Fakat o “Aslanın ağzına” kendisini sokmaktan çekindi ve sonuç olarak bu ona ve onun savaş sırasında kameralar karşısında gözyaşı döken başbakanına pahalıya patladı.

 

Sinyora’nın başbakan olarak daha güçlü ve azimli olması gerektiğini tartışan halkı tekrar kızdırdı. Savaştan hemen sonra, ülkedeki Hizbullah’ın halk arasında sahip olduğu kitlelerce destek göz ardı edildi ve Sinyora kabinesi BM’nin ABD destekli 1559 sayılı çözümünü kullanarak partinin silahsızlandırılmasını talep etti. Bu Hizbullah’ı çileden çıkardı. İçlerine Canpolat’ın da dâhil olduğu 14 Mart koalisyonu üyeleri, Nasrullah’ı Suriye ve İran’ın bir yatakçısı olarak değerlendirdi ve onu hedef alarak aynı zamanda Beyrut’ta nefretin çoğalmasına da sebep olan, aşağılayıcı bir belagat ile konuştular.

 

Demokrasiye katiyetle inanan biri olarak, başbakan Sulh muhtemelen insanların kendilerini iyi temsil etmediği ve eşit ve tam olarak sunamadığını düşündüğü hükümetler aleyhine gösteri yapmalarını – onları düşürmelerini- savunurdu. Eninde sonunda o, başkan Beşar El-Huri ile birlikte ülkenin Maroni başkanı ile onun Sünni başbakanı arasında güçleri paylaştıran Ulusal Pakt’ın kurucularından biriydi. Sulh 1943 gibi erken bir zamanda Sünnilerin hedeflerinin Lübnan’daki Hıristiyanlarca desteklenmedikçe ve onlarla müttefik olmadıkça gerçekleşmeyeceğini fark etmişti.

 

Onun Hıristiyanlara yönelmesi ve “Büyük Lübnan”ın bağımsızlığının oluşturulmasındaki rolü, onun tanıyanları ve politik kariyerini bilenleri şaşırtmıştı. 1920’den beri Sulh, Suriye’nin Fransız mandasının kontrolünden çıkarılarak “Daha Büyük bir Suriye” talebinde bulunmuş ve Suriye’nin bölünmesine, Lübnan’ın kurulmasına karşı çıkmıştır.

 

Onun kariyeri yavaş yavaş General Mişel Aun’unkine benzedi. Suriye ve Hizbullah’ın eski karşıtlarından olan Aun, rotasını değiştirdi ve birçok Hıristiyan’ın memnuniyetsizliğine rağmen Lübnan Şiileriyle bir ittifak kurdu. Sulh’un 60 yıl önce fark ettiği gibi, Aun da fark etti ki Hıristiyanların amaçları, Lübnan’da sayıca çoğunluğa sahip olan Şiilerle ittifaka geçmeden sağlanmayacak hatta korunamayacaktır bile. Aun’un Lübnan’ın başkanı olma gibi hedefleri var ve bu da ancak Lübnanlı Şiilerin desteğiyle gerçekleşebilir.

 

Zaman değişti ve Aun artık biliyor. Kral olmak için Şiilere ihtiyacı var, tıpkı bir zamanlar Sulh’un Maronilere ihtiyacı olduğu gibi. Bugün Şiiler de Lübnan’da politik olarak Hizbullah tarafından temsil edilen önemli bir grup olmuşlardır. Onlar güç sahibi bir grup. Yardım kuruluşlarını, okulları ve hastaneleri kontrol ediyorlar. Faydacılar. Lübnan sokaklarında yasal olarak bulunuyorlar. Aynı şekilde, Hizbullah da hassas mezhepsel dengeler ve Hıristiyanların tarihi sebebiyle buradan çıkış yolu olmadığı ve Lübnan’ı kontrol edemeyeceğinin farkında. Aun gibi, Hizbullah’ın da kontrolünü genişletebilmek için Hıristiyanların önemli kişileriyle ittifak etmesi gerekiyor.

 

Bu Hizbullah ile Aun arasında oluşan birlikteliği açıklıyor. Sinyora Aun’u kabul edemezdi, çünkü eğer kabul etseydi Aun güçlü bir Hıristiyan lider olurdu. Kesinlikle şimdi Sinyora ve Saad El-Hariri tarafından yönetilen Sünnilerin gücünü kırardı. Onlar Aun gibi güçlü bir liderdense, Emil Lahud gibi renksiz, nefret ettikleri bir başkanı bile tercih ederlerdi.

 

Beyrut’taki son dayanıklılık sınavı da, Aun’un gerçekten ne kadar güçlü biri olduğunu göstermiştir. Babası Refik’ten başkanlığı devralmış Saad El-Hariri’nin duruşundan, müttefik satın almak için dağıtacak çok parası olduğunu ve büyük bir güce sahip olan Suudi Arabistan’ın ona arka çıktığını anlayabilirsiniz. Mesela Hizbullah da, yasaldır, “savaş madalyonları” vardır ve dini olarak yakınlık içinde olduğu İran tarafından desteklendiği için sokaklara emir verebilir.

 

Canpolat, Kerame, Franjiyye veya öldürülmüş bakan Piyer Cemayel gibi diğer liderlerin hepsinin aileleri onların camialarında yükselmiş siyasi ailelerdir. Aun ise bu pozisyonunu kimseden miras olarak almadı. Bizzat kendisi oluşturdu. Onun kampanyasını finanse etmesi için bir devleti de yok, ama Hıristiyanlar arasında büyük bir popülaritesi var. Taraftarları için de, düşmanları için de, o yozlaşmamış biri ve itirafın bir sadakat olduğuna da inanmıyor.

 

Onun gerçekten ne kadar güçlü bir lider olduğunun en büyük kanıtı taraftarlarının o ne derse desin, dediği şeye itaat etmede ne kadar istekli olduklarıdır. O Fransa’da sürgündeyken Suriyelilerin Lübnan’dan çıkarılmalarında ısrar ediyordu, onlar da Anti-Suriye taraftarı olmuştu. O Amerika’yı savunduğunda, onlar da Amerika’yı savundular. O Hizbullah’ın müttefiki olduğunda, onlar da Hizbullah’ın yasal müttefikleri olmuşlardı. Onun gibi ağırlığı olan bir lider taraftarlarına sokağa dökülmelerini söylediğinde, insanlar sokaklara dökülüyor. Bu Hasan Nasrullah için de geçerli.

 

Bu iki lider Lübnan politikasında çok önemli rollere sahiptir. Bu roller, Fuad Sinyora’yı yerinden etmek istemeyen Batı’nın ve Arap ülkelerinin (Suriye hariç) kızgınlığını üstlerine çekmelerine sebep olmuştu. Nasrullah ve Aun’un birbirini sevip sevmediği şüpheli, fakat onlar birbirlerinin camialarını kullanıyor ve politik sebeplerle destekliyorlar: Hizbullah silahlı, yasal ve Lübnan politikasında aktif rolü olan bir grup olarak kaldı ve Aun başkanlık koltuğuna oturdu.

 

ABD, Sinyora sonrası kabinenin Hizbullah kontrolüne geçerse, BM askeri birliklerinden yasal olarak buradan ayrılmaları için İsrail-Lübnan sınırına konuşlanmalarını isteyeceğinden korkuyordu. Bu BM’nin 1701 sayılı çözümünü bozar ve İsrail ile Hizbullah arasında savaşa sebebiyet verirdi. BM çözümünün en büyük problemi şu anda BM tarafından kontrol edilen Hizbullah’ı savaş alanının dışında bırakması ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngören çözüm 1559’a atıfta bulunmasıydı. Fakat gösteriler Sinyora’yı düşürmek için yeterli olduysa bile, anayasal olarak, parlamentodaki çoğunluğa sahip oldukları için onun yerine geçecek kişinin 14 Mart koalisyonundan olması gerekirdi.

 

Bunun alternatifi ise, Sinyora’yı düşürmek için gösteri yapan kitlenin aynı zamanda 14 Mart koalisyonunu devirmek ve erken seçime gitmek için de çağrı da bulunması olabilirdi. Sonuçta bu koalisyonun tamamı geçen yıl Refik Hariri’nin suikasta uğramasından sonra duygusal bir patlama ile verilen oylarla başa getirilmişti. Seçimler yenilenseydi tekrar bir çoğunlukla başa geçemezdi.

 

Koalisyon üyeleri daha önce devletin işlerinden yorulmuş ve başarısız olmuşlardı. Uzun bir sürgünden sonra duygusal bir patlamayla birlikte seçilen Aun hala yeni ve hükümette daha denenmemiş bir isim. O tüm Lübnanlılara 14 Mart koalisyonunun sağlayamadıkları, güvenlik, istikrar ve siyasi grupların sağlam olarak temsilini de içeren bir teklif sunuyor. Şu anda seçim konuşmak için henüz çok erken, çünkü tek muhalefet yerinden edilmiş Sinyora.

 

Çoğu Lübnanlı gösterilerin başarılı olacağını ve Sinyora’yı devireceklerini düşünüyordu. Fakat anayasal gereklilikler başbakanlığa 14 Mart koalisyonundan birilerini getirdi. Şimdi o Aun ve Hizbullah’la daha fazla gücünü paylaşacak, ama sırtını Suudi Arabistan, Fransa ve ABD’ye dayadığından Sinyora hükümetiyle özdeşleşmiş bazı politikalara geri dönecek.

 

Her şeyin sonunda, Paris ve Washington yenilmekten hoşlanmazlar. Sinyora’nın devrilmesi onu destekleyen her iki ülke için de aşağılayıcı bir olaydı. Onlar öfkeli Lübnan sokaklarındaki savaş tehlikesinin sona ermesi için şimdilik buna tolerans gösterebilirler, fakat bu darbenin çok uzun sürmeyeceğini göreceklerdir.

 

Bu arada, Riyad Es-Sulh’un heykeli Beyrut’a aşağıdan bakıyor. O da, Sinyora sonrası kabinenin düşmesi için daha fazla gösteriye şahit olacak mı? Veyahut resmi dairesinde kalmak için başbakanlığını arayan Saad Hariri tarafından kontrol edilen karşıt gösterilere şahit olacak mı?

 

Sulh bu ülkeyi iyi tanıyordu. Onun mevcut kimliğini – yardımcı olmuştu ve o biliyordu ki demokrasinin olduğu bir ülkede sokak gösterileri kurtuluşun sırrıdır. Sokaklar bir gün Hariri’yle birliktedir. Diğer gün, Aun’la. Üçüncü gün, belki Franjiye, Cunpolat veya Arslan’la.

 

Bunun gazabı ise, Lübnanlıların demokrasi için ödediği güzel bir bedeldir.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 16:38 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/163/beyrut-ta-sinyora-karsitligi-krizi-1-2