PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Hüseyin Şeriatmedari, İran’ın etkili gazetelerinden Keyhan’ın genel yayın yönetmeni ve başyazarıdır.
Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve nükleer program baş müzakerecisi Dr. Ali Laricani’nin iki yıl önce vaat ettiği “taze atmosfer” sonunda esmeye başladı anlaşılan. Yeni miladi yılın ilk haftasında Çin’in üst düzey yetkilileriyle konuyla ilgili görüşmeler yapmak amacıyla Pekin’e giden Dr. Laricani 5 Ocak tarihinde bu ülkede katıldığı basın toplantısında 5+1 grubu ve BM Güvenlik Konseyi’ne açık bir dille uyarıda bulunarak İran aleyhindeki tehditler devam ettiği takdirde İran’ın NPT ‘den (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması) ayrılacağını ilan etti.
Bu basın toplantısında NPT anlaşması günümüz dünyasında her ne kadar adaletsiz bir şekilde uygulansa da biz hâlâ bunu uygun bir uluslararası yasa olarak görmekte ve kurallarına bağlı kalmaktayız diyen Dr Laricani; ancak İran’a yönelik tehditler böyle devam ederse İran’ın NPT den ayrılabileceğinin altını çizdi.
İran’ın NPT’den ayrılma ihtimalinin bu üst düzey yetkili tarafından açıklanışı her ne kadar bir takım koşullara bağlansa da gerçekte bu koşullar uzun süreden beri fiilen tahakkuk etmiş ve teorik açıdan anlamını kaybetmiş olduğundan, Laricani’nin bu açıklamalarını bir uyarıdan öteye NPT’den ayrılmak için başlatılmış akılcı bir girişimin mantıklı bir başlangıcı olarak değerlendirmeliyiz.
Laricani Pekin’deki açıklamasında “tehditler böyle devam ederse” koşulunu gündeme getirmektedir. Halbuki BM Güvenlik Konseyi yayınlamış olduğu 1737 sayılı kararında İran’a karşı bir takım ambargoları başlatmış ve 60 günlük bir süre tanıyarak bu süre bitimine kadar İran’ın uranyum zenginleştirme de dahil bütün barışçıl nükleer faaliyetlerini durdurmaması halinde bu ülkeye karşı daha ağır şartlar içeren ambargo kararları alacaklarını belirtmiştir. ABD ise bu kararın içerdiği önlemlerin yetersiz olduğunu dile getirmekte ve bazı ülkelerle işbirliğine giderek İran’ı cezalandıracak daha ağır önlemler üzerinde çalıştıklarını haykırmaktadır.
Peki bütün bunlar tehdit değil de nedir?
Tehditlerin sürdürülmesi başka nasıl olabilir ki? Bu durumda Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Laricani’nin ifadelerinden İran’ın NPT’den ayrılma zamanının gelip çattığı sonucunu çıkarabiliriz.
Bu köşede defalarca dile getirdiğimiz ve ileri sürdüğümüz kesin delil ve belgeler dikkate alınsaydı, aslında bundan iki yıl önce NPT’den ayrılmamız gerekirdi. O zaman bu anlaşmadan ayrılmış olsaydık bugünkü durumla karşılaşmazdık ve ülkemiz nükleer dosyası kesinlikle bugünkünden çok daha iyi şartlarda olurdu.
5+1 grubu birkaç ay önce İran’ın nükleer dosyasını Güvenlik Konseyi’ne götürmekle ülkemiz aleyhinde her türlü kanunsuz yola başvuracağını ilan etmiş oldu ve bu kanun-kural tanımız tutumlarını bundan sonra da sürdüreceklerdir.
Bu durumda NPT’den ayrılmak en akılcı ve en tutarlı yöntem olmalıdır. Zaten mevcut belgeler ve müstekbir güçlerin tutumları incelendiğinde NPT’nin fiilen lağvedilmiş olduğu, mevcudiyetini kaybettiği görülmekte ve İran’ın bu anlaşmaya ısrarla bağlı kaldığını açıklamasının bir anlamı kalmamaktadır. Çünkü:
Bir ülkenin uluslararası bir anlaşmaya katılması iki ilkenin aynı anda uygulanmasını gerektirir “haklar ve taahhütler”. Bu iki ilke birlikte olduğu takdirde ancak bir ülkenin uluslararası bir anlaşmaya üyeliği hukuki zemin kazanmış olur. Uluslararası bir anlaşmaya katılmakla bir takım taahhütler, sorumluluklar yüklenen, bir takım kurallara bağlı kalmayı kabul eden bir ülke aynı zamanda-daha önce mahrum olduğu- bir takım hukuk ve avantajlardan da yararlanmak isteyecektir.
İran NPT’nin bir üyesi olarak şimdiye kadar kabul ettiği bütün taahhüt ve sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirmiştir. Bunca iftira ve söylentilere rağmen nükleer silah geliştirme faaliyetlerinden kaçınmış, atom araştırmaları ve uranyum zenginleştirme tesislerini istenildiği zaman ve mekanda UAEA uzmanlarının kontrol ve denetimlerine açmış ve bütün taahhütlerini yerine getirmiş olarak bu ajans ve NPT anlaşmasının üyesi sıfatıyla, nükleer bilimsel ve teknolojik bilgi alış verişi, nükleer teçhizatı serbest ticaretle satın alma ve barışçıl nükleer teknolojiyi ilerletme yönünde mali yardımlar alma gibi bir takım avantajlardan yararlanma hakkını da elde etmiştir.
Ancak İran’ın özellikle de İslam Devriminin zaferinden sonra bu avantajların hiç birinden yararlandırılmadığı yetmiyormuş gibi kendi imkanları ve bilim adamlarının fedakarlıklarıyla elde ettiği başarılar da çeşitli iftira ve yalanlarla engellenmek istenmiştir. Kısacası taahhütlerini fazlasıyla yerine getiren NPT üyesi bu ülkeye hiçbir hakkı kullandırılmamıştır. Bir başka ifadeyle UAEA, İran’ı hiçbir zaman fiilen NPT üyeliğine kabul etmemiş ve etmemektedir. Bu durumda İran’ın NPT anlaşması üyeliğinde kalmasının hiçbir mantıki ve kanuni tevili kalmamıştır.
İran’ın nükleer dosyası BM Güvenlik Konseyine ajans tüzüğünün C/12 maddesinde belirtilen hukuki ve teknik çerçevede değil, salt bir siyasal kararla gönderilmiştir. UAEA ve atom kulübünün beş üyesiyle Almanya, bu siyasal tavırlarıyla açık bir şekilde NPT’nin kullanışsız ve geçersiz olduğunu açıklamakla kalmamış; hatta bütün bir dünyaya bunu haykırmışlardır.
Çünkü Ajans ve NPT üyesi bir ülkenin nükleer dosyası hakkında Ajans’ın tüzüğü dışında ve Ajans’ın kurallarına aykırı olarak karar veriliyorsa bunun anlamı şudur: NPT diye bir anlaşma yoktur veyahut da NPT’nin teknik ve hukuki kuralları dışında dosyası incelenen ve hakkında karar verilen bu ülke NPT üyesi sayılmamaktadır.
Uluslararası hukukun kesin ve tanınmış ilkelerinden olan bu nokta dikkate alındığında NPT artık fiilen lağvedilmiştir ve itibardan düşmüştür. İran’ın bu anlaşmaya bağlı kalması bu açıdan da mantıksız ve yasallıktan yoksundur.
İran’ın nükleer dosyası BM Güvenlik Konseyi’ne gönderildikten sonra bu dosya Ajans’ın hukuki çerçevesinden çıkmıştır artık ve bundan sonra BM Beyannamesinin hukuki temellerine göre incelenmektedir.
Bu durumda UAEA ve NPT ile bir işimiz yoktur ve bu anlaşmaya bağlı kalmakta ısrar etmemizin de hiçbir anlamı kalmamıştır. Bu durum konunun BM Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesinin yasal olduğu anlamına gelmez. Bu Konsey’e gönderilmesi ne kadar kanunsuzsa bu Konsey’de incelemesi ve 1737 sayılı kararın yayınlanması da o kadar kanunsuzdur ve BM beyannamesi ilkelerine aykırıdır.
Çünkü BM Beyannamesinin 7. faslının 39. maddesine göre bir karar yayınlanması, BM üyesi bir ülkenin dünya barışını tehlikeye sokması şartına bağlıdır. Halbuki UAEA denetçilerinin Ajans’ın Yöneticiler Kurulu’na verdiği raporda ve Yöneticiler Kurulu’nun BM Güvenlik Konseyi’ne sunmuş olduğu raporun hiçbir yerinde İran’ın nükleer silah elde etme çaba ve çalışması içerisinde olduğuna dair bir ifade kullanılmamıştır.
Dosyanın Güvenlik Konseyi’nde incelemeye alınması da sadece nükleer faaliyet konusu dolayısıyladır. Bu konsey üyelerinin konuyu Beyannamenin 7. maddesine dayandırmalarının hiçbir yasal yönü bulunmamaktadır.
İran’ın nükleer program yetkilileri NPT’den çıkmak için her ne kadar “tehditlerin devam etmesi” şartını ileri sürseler de tehditlerin uzun süre önce başlatılmış ve aralıksız sürdürülecek olduğu gerçeği dikkate alındığında İran’ın NPT’den yakın bir gelecekte ayrılma kararı vereceğinden ümitli olabiliriz.