PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Irak’ın geleceği anlaşmazlıkların derinleştirilmesine değil birleştirilmesine dayanmaktadır
SAAF-SETA Vakfı genel koordinatörü Dr. İbrahim Kalın’ın “Today’s Zaman” (18.01.2007) için kaleme aldığı "Iraqi reconciliation" başlıklı yazıyı arkadaşımız Furkan TORLAK çevirdi.
Irak Barışı
Irak’taki katliamlar hız kesmeksizin devam ediyor. Şiddetin ne bir yönü ne de bir anlamı var. Hiç kimse olan biteni anlamlandıramıyor: Bu bir iç savaş mıdır? Direniş midir? Mezhebi bir şiddet midir? İsyan mıdır? Büyük devletlerin aracılar kullandığı bir savaş mıdır?
Amerikalıların tamamı ile Iraklı liderler vaziyeti kontrol altında tutmayı başaramadıklarını itiraf ettiler. Nitekim Bush’un yeni planı çerçevesinde Irak’a 21.500 asker gönderecek olması da dökülen kanın önüne geçemeyecektir. Bilakis bu yeni durum Amerikalıların Irak’ı terk etme veya çekilme takvimi belirleme niyetinde olmadıklarına dair kuşkuları daha da artıracaktır. Bu da yeni bir hükümet oluşturma aşamasında zaten zayıf olan Maliki hükümetini daha da zayıflatacaktır.
Yaşananların hiçbirisi sadece kötü bir güvenlik planı adlandırılamaz. Saddam sonrası ve Irak işgalinin ardından bir stabilizasyon stratejisinin yolu daha ilk andan itibaren yanlışlarla doluydu. Saddam Hüseyin dönemine ait ne varsa ortadan kaldırmanın ve Irak’ı Basçı düzenden temizlemenin Irak’ta yeni ve temiz bir sayfa açacağı düşüncesi tam bir felakete dönüştü. İnsanları öldürmek ve yıkım soruna karşı koymak ve sorunu çözmek için asla en iyi yol olmamıştır. Yeni Irak hükümeti Irak’taki gerçek çıkmazı göz ardı etti yahut göz ardı etmek için zekice yollar buldu.
Yeni Irak gün be gün daha fazla askeri güç, bombalama, öldürme, suikast, adam kaçırma ve talana sahne oluyor; çamura, kana ve gözyaşına bulanıyor. Saddam Hüseyin’in idam senaryosu da bu karışıklığın zihinleri bulandıran ve insanlıktan yoksun bölümlerinden yalnızca bir parçaydı.
İdamın Şiilerin kabul ettiği bayram günü değil de Sünnilerin kabul ettiği bayram gününde gerçekleştirilmesi, Irak anayasasının infazların bayramlarda gerçekleştirilmeyeceği hükmü göz önünde bulundurulduğunda, mezhebi şiddeti alevlendiren mükemmel bir enstrüman haline dönüştürülmüştür. Burada ki en önemli nokta ise öldürmenin tek basına bir adalet mekanizması olarak gösterilmesi hadisesidir.
Böyle çılgın bir ortamda yeni Irak’ta gerkeli olan olum cezasının hukuki ve insani yönünü tartışmaya kim cesaret edebilir ki? Şu anda Irak’ta gerekli olan, özgürlük, adalet, direniş ve demokrasi adına daha fazla ölümlerin meydana gelmemesidir. Kimin yaptığına bakılmaksızın daha yaşanacak daha fazla ölümler, insanları insan hayatinin değeri noktasında daha fazla duyarsızlaştıracaktır. Ki böyle bir ortamda etnik kimlikten mezhebe, dini kimlikten kabile bağlarına kadar her şey yaşanacak daha fazla kin ve şiddet için bir özür haline gelecektir.
Irak’ın kelimenin geniş anlamıyla ulusal uzlaşmaya ihtiyacı var. Iraklıları tekrar bir araya ve birbirlerinin yüzlerine bakar hale getirmenin yolu, Irak’ın geleceğini inşa edecek yeni bir perspekiftir. Ki bu yeni perspektif kan ya da intikam üzerine değil de bilakis merhamet ve kardeşlik üzerine inşa edilmelidir. Bu uzlaşma her türlü siyasi ve ekonomik hesapların ötesinde; etnik, dini, mezhebi, kabilesel ve siyasi mensubiyetinden ayrı olarak tüm Iraklıların aklına ve kalbine hitap etmelidir. Bu, Irak için demokrasiden, yeni hükümetten veya yeni yatırımlardan çok daha önemlidir.
Irak’ta bugün demokrasi olarak isimlendirdiğimiz şey şimdiye dek siyasi tarafların kanlı bir oyunudur. Secimler eğer bakış açısı dar olan mezhepçi yahut etnik yapı doğrultusunda ise bunu demokrasi olarak nitelendirmek mümkün müdür? Ve yine taraflı siyaset yapmanın yıkıcı etkileri bir kenara bırakılabilir mi? Eğer bu şekilde devam ederse Iraklılar ve bizim gibi komşuları kendi topraklarında barış ve istikrarı göremeyeceklerdir.
Bu işin önemli bir kısmı da Irak Sünnilerini, yalnız bırakılmadıklarını ikna etmeye dönük ulusal uzlaşmadır. Sünnilere yalnız olmadıklarını ve yeni Irak’ın ayrılmaz bir parçası olduklarını ve bu durumun yalnızca sözde değil pratikte de böyle olduğunu göstermek gerekmektedir.
Irak’ın geleceği anlaşmazlıkların derinleştirilmesine değil birleştirilmesine dayanmaktadır. Ne şu anda yaşanan şiddet ne de hukuki düzen Iraklıların kalplerini ve akıllarını birleştirmeye yeterli değildir. Bu bağlamda Irak’ta ulusal bir uzlaşma bir rüya değildir. Söylemek yapmaktan kolay gibi görünse de, bu mümkündür. Zira bu merhamet ve şefkate dönük bir iştir. Nitekim bu, insan olmanın gerektirdiği en basit ve onurlu sıfatlarından kaynaklanmaktadır.