PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Nasıl bakarsak bakalım, Ankara tarafından yapılan son açıklamalar Türk Dışişlerinin siyasi öncelikleri ve uygulama yöntemleri noktasında bir değişim sinyali veriyor
Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Muhammed Nureddin’in Irak resmi haber ajansında yayınlanan 13.01.2007 tarihli makalesini arkadaşımız Furkan TORLAK çevirdi.
Türk Dış politikasında dönüşümler
Türkiye, Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi sonrası izlediği “seyirci” politikasını terk etti mi? Irak’ta biten kırmızıçizgiler politikasına geri mi dönülüyor? Bu AB ile ilişkiler ve pazarlıklara rağmen mi gerçekleşecek? Türkiye, ABD’nin onayı olmadan Irak’a askeri bir müdahalede bulunabilir mi? Yoksa tüm bunlar yaklaşan parlamento ve başkanlık seçimlerine bağlı olarak içe dönük hesaplar çerçevesinde mi dile getiriliyor?
Öncelikle, Amerikan yetkililerinin Türkiye’nin çıkarlarına ve bu çıkarların Irak’taki uzantılarına yönelik hareketsizliği ve oyalayıcılığına karşın Türklerin bıkkınlık ve memnuniyetsizlik mesajlarının çoğaldığını belirtmek gerekiyor.
Hükümet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin PKK konusunda Washington’la birlikte izlediği koordinasyon politikasının başarısız olduğuna işaret etti. Zaman gazetesi, bu sözleri Türkiye’nin 2007 yılı içerisinde askeri bir operasyon yapabileceğine yönelik işaret şeklinde değerlendirdi. Radikal gazetesinin haberine göre ise Türk ordusu, geçtiğimiz yaz ayı boyunca Kuzey Irak’ta sınırlı askeri operasyonlar düzenledi.
Birkaç gün önce de Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Hürriyet gazetesine verdiği demeçte Washington’un şu an için PKK ile uğraşmama fikrine dayalı olarak izlediği politikadan şikâyetçi olduklarını söyledi. Buna göre ABD’nin ilgisi sadece Iraklı silahlı gruplara karşı yoğunlaşıyordu.
Gerçeği söylemek gerekirse Türkiye doğrudan ve etkin olarak Irak ve Irak’ın kuzeyine müdahale gücünü kendinde görmüyor; gözü önünde gerçekleşen olayları elleri bağlı izliyor. İşte bu noktada Erdoğan, Türkiye’nin olan bitenler noktasında seyirci kalamayacağına yönelik ikazda bulunuyor. Nitekim 2006 yılının son gününde Erdoğan’ın açıklamasıyla birlikte Türklerin Irak’taki duruma gösterdiği ilgi doruğa ulaştı. Erdoğan, Irak’ın AB ile ilişkilere ait dosyadan daha öncelikli olduğunu söylüyordu. Bu da Türkiye’nin dış politikasında esaslı bir dönüşüm olarak değerlendirildi. Zira son dört yıl içerisinde hükümet siyasi reformları süratle gerçekleştiriyor; AB ile üyelik müzakerelerini başlatıyordu.
Kıbrıs sorunu dolayısıyla AB ile müzakerelerin sıkıntıya girmesi ve Ankara’nın taviz vermekten kaçınması sonrası da Türk hükümetinin bakışlarını Irak sorununa çeviren nedenlerden biri. Bu noktada da Türkleri, Kürtlere ve Türkmenlere ilişkin milli sorunlar bekliyor.
Birkaç gün önce Türk İstihbarat Başkanı Emre Taner, Türkiye’nin harekete geçmesi ve şu ana kadar izlenen seyirci politikasını bırakması doğrultusunda açıklamada bulundu. Bu açıklama genel anlamda pratikte Erdoğan’ın önceki salı günü açıkladığı görüşüyle uyuşuyor. Tüm bunlar Irak’a yönelik kırmızıçizgiler denilen politikasını hatırlatıyor. En son bu politika, ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte aşama aşama yıkılmıştı.
Bugün Erdoğan ağır uyarılarda bulunuyor. Bu uyarıların en belirgini Kerkük’ün etnik yapısının Kürtlerin eliyle değişime uğramasına yönelik sözleriydi. Erdoğan, Türkiye’nin buna karşı olduğunu, buna seyirci kalmayacağını ve Kerkük’ün dönüştürülmesine izin vermeyeceğini söylüyordu.
Erdoğan, Irak’ın bütünlüğünün korunması, en önemlisi petrol olmak üzere merkezi hükümetin ülkenin doğal kaynaklarını ve sınır kapılarını denetimine alması gerektiği çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca Türkmenlerin korunması ve kendilerine yasal güvenceler verilmesini istedi. Erdoğan bu sözleriyle Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasının önüne geçilmesi ve Kerkük’ün Kürt bölgesine katılarak Kerkük petrolünün Kürtlerin eline bırakılmasını engelleme çağrısında bulunuyordu. Yani esas mesajın hedefi net olarak Kürtlerdi. Kürtlerin Kuzey Irak’taki durumu, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne zarar veriyordu. Zira Ortadoğu’da en fazla Kürt, Türkiye’de yaşıyor ve 12 milyon civarında oldukları tahmin ediliyor.
Erdoğan doğal olarak mezhebi gerginliklerin tehlikesine ve doğal olarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeye yansımasına değindi. Tabi Erdoğan meselenin bu yönüne açıkça değinmedi.
Ancak sorulması gereken soru şu: Ankara, ABD’ye rağmen PKK militanlarına darbe vurmak üzere Kuzey Irak’a müdahale edebilir mi? Bu sorunun cevabı birkaç ay önce olumsuz olabilirdi. Ancak ABD’nin Irak’taki çıkmazı –ki bu, Baker-Hamilton raporuna yansıdı- Ankara’ya Amerika’nın içinde bulunduğu çıkmazı değerlendirme imkânı sağlayabilir. Türkiye bu doğrultuda Türkiye’nin Kerkük’teki ve Kuzey Irak’taki çıkarlarının dikkate alınması için baskı yapabilir.
Ancak bu baskı çok yakın olmayabilir. Türk Dışişleri Bakanı ve Genelkurmayı önümüzdeki şubat ayında Washington’u ziyaret edecekler. Doğal olarak Irak müzakere takviminin ana konusunu belirleyecektir. Buna göre eğer bir askeri müdahale varsa, kış ayının geçmesinden ve karların erimesinden sonra gerçekleşecektir. Zira diğer Irak Kürdistan’ı dağları gibi Kandil dağı da karla kaplı ve PKK’nın savaşçıları da burada yoğun.
Nasıl bakarsak bakalım, Ankara tarafından yapılan son açıklamalar Türk Dışişlerinin siyasi öncelikleri ve uygulama yöntemleri noktasında bir değişim sinyali veriyor. Bu noktada bölgedeki gerilimin artacağı söylenebilir. Sonuçlar nihayetinde uygulama alanında ortaya çıkacaktır. 2007 yılı Türkiye’nin yeni yönelişlerinin sınanacağı bir yıl olacak.