Türkler ve Kürtler için bir fırsat mı? Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
13 Şubat 2007 · 15:21

Türkler ve Kürtler için bir fırsat mı?

Bu korkular simetrisi Türkiye ve İran’a karşı baskınlar düzenleyen terörist grup PKK’ya karşı koymak amacıyla NATO müttefikimiz ile ‘şer ekseni’nin kayıtlı üyesi arasında yarı-gizli temaslara ve belirli ölçüde işbirliğine sebep olmuştur.

SAAF-ABD’nin eski BM Büyükelçisi ve ABD Dışişleri eski Bakan yardımcısı Richard Holbrooke, Washington Post Gazetesi’nde aylık yazılar yazmaktadır. Holbrooke’un “Opportunity For Turks And Kurds?” başlıklı yazısını arkadaşımız Sümeyye KAVUNCU çevirdi.

 

Türkler ve Kürtler için bir fırsat mı?

 

ERBİL, Irak Kürdistanı–Irak’ta her ne olursa olsun, biz bir savaş çıkmaması için Irak politikasının yan etkilerini sınırlamalıyız. Buna başlamanın yeri NATO’nun vazgeçilmez üyesi, soğuk savaş sonrası dönemin ön cephe devleti ve son altı yıldır ABD ile ilişkileri dramatik bir şekilde kötüleşen Türkiye’dir.

 

Aciliyeti olan asıl mesele, Türkiye Irak sınırında baskınlar yapan Kürt teröristlerdir ve bu teröristler uzun zamandır kendi ülkelerini kurmayı hak ettiklerini düşünüyor. Yüzyıllarca süren düşmanlığa rağmen, şimdi kuzey Irak’taki Türkler ve Kürtlerin uzun vadede istediği şey uzlaşmak. Böyle bir çaba belki ihtilaflı olabilir ve ancak güçlü bir Amerikan desteğiyle sağlanması mümkündür.

 

İlk olarak, temel mesele, işin arka planında, benim Türk liderlerle Ankara’da görüştükten sonra ziyaret ettiğim Irak Kürdistanı’nın başkenti. Barışın hâkim olduğu bu şehir yönünü şaşırmış durumda: Ben burada Irak’ın savaş kalıntılarını mı yoksa gelişmekte olan Kürdistan’ı mı görüyorum? Veya bu bölge de başka bir savaş alanına dönüşecek mi, bu sefer Kürtler ve Türkler arasında?

 

Buraya, kendi vatandaşlarının dediği gibi Kürdistan veya Türklerin dediği gibi Kuzey Irak diyebilirsiniz. Ama her iki halde de 4 milyonluk halkının 2005 referandumunda ortaya konduğu gibi yüzde 98’lik ezici çoğunluğu Irak’ın bir parçası olarak kalmak istemiyor. Onları bu nedenle kim suçlayabilir? Burada Ortadoğu’da olduğunuz hiç hissedilmiyor. Irak bayrağı yasak; sadece Kürdistan bayrağı dalgalanıyor.

 

Winston Churchill ve Gertrude Bell tarafından 1921 Kahire Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından Irak isimli bir ulus ortaya çıkartıldı ve Türkiye ve İran Kuzey sınırlarının dibindeki bir bağımsız Kürdistan’ın kendi büyük Kürt nüfuslarında ayrılıkçı hareketleri teşvik edecek olması ihtimalinden dolayı Irak’taki Kürtlerin bağımsızlığından korkuyorlar.

 

Bu korkular simetrisi Türkiye ve İran’a karşı  baskınlar düzenleyen terörist grup PKK’ya karşı koymak amacıyla NATO müttefikimiz ile ‘şer ekseni’nin kayıtlı üyesi arasında yarı-gizli temaslara ve belirli ölçüde işbirliğine sebep olmuştur. O üslerden bazılarına sınırlı bir Türk askeri harekâtını göz ardı etmiyorum. Özellikle, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir seçim yılında şahin rakiplerine karşı güçlü milliyetçi kozlar ortaya koymak konusunda muazzam siyasi baskı altındadır.

 

Yıllarca Türkiye’nin hor kullanıldığı bir ilişkiden sonra, geçen yıl hükümet, PKK sorunun özel delegesi olarak herkesin saygı duyduğu NATO eski askeri lideri emekli General Joe Ralston’a işaret etti. Ralston’un müdahalesi geçen yaz Irak’a yapılan Türk saldırısının göz ardı edilmesine yardımcı oldu ve General, PKK’yı kontrol etmek için ve Erbil’i almak için çabalarını hızlandırdı.

 

Fakat bundan daha geniş bir konu daha var: Çok uluslu şehir Kerkük büyük bir petrol yatağında ve Irak Kürdistan’ının hemen resmi sınırları dışında yer almaktadır. Yeni Irak anayasası, Kerkük’ün Kürdistan sınırlarına katılıp katılmayacağına karar vermek için bir referandum çağrısı yaptı. Türkler, Kerkük’te yaşayan kendi etnik kuzenleri Türkmenlere defalarca tehlike isnat ettiler ve böyle bir olayı kabul etmeyeceklerini belirttiler. Her türlü ortada olan bir krizi göz ardı etmek için ABD’nin sıkı arabuluculuğu gerekiyor; ne yazık ki, Ralston’un mevcut emirnamesi Kerkük’ü içermiyor.

 

Arkalarındaki tarih ne olursa olsun, Türkiye ve Irak Kürdistan’ı birbirlerine muhtaçlar. Kürdistan, Türkiye ile güneydeki kaos arasında bir tampon olabilir. Buna karşılık, Türkiye de teknik olarak Irak’ın parçası olsa da işlevselliğini yitirmiş bir Bağdat hükümetinden fiilen kopmuş bir Kürdistan’ın hamisi olabilir. Dahası, Türkiye Kuzey Irak’ta büyük ekonomik bir imkâna sahip; şu anda Kürt kalkınması 300’den fazla Türk şirketi ve kayda değer yatırımlarla oluyor.

 

Karşılıklı yakınlaşma, her iki tarafın büyük çabasını gerektiriyor. Bu noktada Kerkük’e ilişkin meşru Türk kaygılarını göz önüne alacak bir uzlaşma zorunludur. Şu anda Kürt bölge hükümeti başkanı olan efsanevi Kürt lideri Mesut Barzani, PKK’yı idare etmek ve Türkiye’nin iç işlerine karışmayacağına dair söz vermek zorunda. Kerkük üzerine yasal Türk düşüncelerini hesaba katacak bir uzlaşma gerekli olsa da bu, -özellikle Türk askeri tarafından zor olacak olsa bile- güçlü Amerikan teşviki ile buna çaba göstermenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

 

Tarih ve efsaneler, bir Türk-Kürt anlaşmasını son derece zor hale getiriyor ve vizyon sahibi liderleri, tarihin akışını değiştirecek bir şeyler yapmaya itiyor. Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer bunu Fransa ve Almanya için, Nelson Mandela da Güney Afrika için yaptı. Fakat böyle insanlar oldukça az bulunuyor. Yine de Irak’taki kriz Türkler ve Kürtlerin kendi ortak çıkarlarını düşünmesini zorunlu kılıyor. Her iki tarafın etkili liderleriyle görüştükten sonra sadece bir krizle değil, aynı zamanda bir fırsatla da yüz yüze olduklarına inanıyorum.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 17:38 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/218/turkler-ve-kurtler-icin-bir-firsat-mi