PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Emperyalist çıkarlarını, ürettiği politikaların merkezine yerleştiren ABD yönetimi, bölge halklarının geleceğine saygısızca karışmakta; Filistin halkını karşısına alarak mutlak suretle İsrail’in genişleme politikasına destek vermektedir.
Geçtiğimiz günlerde Amerika Dışişleri bakanı, “bölgede binlerce taktik hatası yaptığını, bunlardan birinin de Irak işgali” olduğunu itiraf etti. Şu halde sorulması gereken soru; bu hataların bedelini kimin ödeyeceği, sorusudur. Hele bu hataların sonuçları arasında binlerce ölü ve yaralı olduğunu göz önünde bulundurursak söz konusu sorunun ehemmiyeti daha bir belirginleşir. Şu halde bölge ülkelerinin, ABD’nin taktik ötesi, stratejik yeni hatalarla sonuçlanabilecek politikalarını beklemesine anlam vermek mümkün değildir.
Emperyalist çıkarlarını, ürettiği politikaların merkezine yerleştiren ABD yönetimi, bölge halklarının geleceğine saygısızca karışmakta; Filistin halkını karşısına alarak mutlak suretle İsrail’in genişleme politikasına destek vermektedir.
ABD yönetimi, uyguladığı baskılarla Irak’taki siyasi sürece zarar vermekte; Iraklıların kanuna uygun demokratik yöntemlerle kendi devlet başkanını seçmesine engel olmaktadır. Hükümetin güvenlik ve ekonomik gücü elinde bulundurmasına karışmakta; kurduğu yeni üsleriyle mikrobik işgal güçlerinin Irak’ta kalacağını resmi suretle ilan etmektedir. Ayrıca Irak’taki güvenlik kargaşasını muhafaza etmekte, Irak’ta terör eylemlerini bizzat organize etmektedir.
Bölge halkları, ABD’nin bölgedeki siyaset ve güvenliği bozan, istikrarı engelleyen, aldatıcı vaatleriyle ekonomiyi tehdit eden bir verem hastalığı olduğuna inanmaktadır. Aynı şekilde bölge halkları, ABD’nin “terörle mücadele”, “insan hakları”, “demokrasinin yayılması” gibi sloganlarla kendi hegemonyasını bölgeye dayatmaya çalıştığını görmektedir.
Bu noktada ABD’nin kullandığı sloganlardan biri olarak, İran’ın barışçıl nükleer projesine yönelik tutumunu değerlendirebiliriz. ABD bu doğrultuda İran’a yönelik bir diplomasi savaşı başlatmış, Avrupa Birliği’ne de bu noktada baskı yapıştır. İran’a saldırma gibi bir konuyu gündeme getiren ABD, aynı zamanda İsrail’le işbirliği yapmakta, onun kitle imha silahlarına sahip olmasını mazur göstermektedir.
Öte yandan kendisiyle işbirliği yapan iç güçlerin yardımıyla Lübnan’a müdahale etmekte, bu işbirlikçiler aracılığıyla Hizbullah’ın silahsızlandırılması için çaba harcamaktadır. İsrail’e karşı hiçbir gerçekçi savunma stratejisine sahip olmayan işbirlikçiler aracılığıyla Suriye-Lübnan ilişkileri gerginleştirilmekte, Lübnan’ın güvenlik meselelerinde, siyasi ve iktisadi konularda Arap Dünyası’na açılmasının önüne geçilmektedir.
İslam Dünyası ve Arap Dünyası’ndaki halklara sesleniyor; AB’nin de son süreçte koşulduğu ABD-İsrail tehlikesine karşı sorumluluk bilincini yüksek düzeyde tutmaları çağrısında bulunuyoruz. Bağımsızlığın korunması, ekonominin geliştirilmesi, güç üretimindeki çabaların birleştirilmesi için bu bilinci kuşanmamız bir zarurettir. Özellikle, gelişmiş projesini uygulamasını engellemek için muhasaraya alınmış yeni Filistin hükümetini desteklenmek bu bilincin bir gereğidir.
İçinde bulunduğumuz süreç, bölge halklarının tümünü tehdit etmekte, tüm oluşumlara tehlike sinyalleri vermektedir. Bizim zayıfladığımız süreçte İsrail güçlendirilmekte, içimizdeki bazı oluşumların ABD’nin planlarına destek vermesiyle İslam Dünyasına ve Arap Dünyası’na yönelik baskılar artırılmaktadır. Şu halde farklı gündemlere boğulmaları sebebiyle önünü göremeyen güçlerin uyanık olması gerekmektedir.