PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Kürtlerin yaşadığı ülke yönetimlerinin, Kürtlerin işbirliğine girmesi beklenen devletlerle bizzat işbirliğine girmesi; bu sayede Kürtlere yoğun bir baskı uygulamasına dikkat çekilmektedir.
20. yüzyıl, 1924 yıllarında kaldırılan hilafet sonrası İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinde beliren İslami yapılanmalara sahne olmuştur. Süreç içerisinde siyasi hayattan uzaklaştırılan Müslümanların tekrar siyasi hayata katılım sürecinin, Kuzey Irak Müslümanları açısından biraz farklı işlediğini söylemek mümkündür.
Yeni Dünya haritasının oluşumu sırasında “manda” statüsü dahi tanınmayan Kürtlerin toprakları, Türkiye, Irak, Suriye, İran ve Sovyetler Birliği olmak üzere 5 devlet arasında paylaştırılmıştı. Böylelikle "Wilson İlkeleri", "Sevr anlaşması" ile kendilerine “kendi kaderini belirleme” hakkı tanınan Kürtlerin, İsmet İnönü tarafından “temsil edildikleri”, "Lozan anlaşması"yla birlikte bu haklarını kaybettikleri söylenmektedir. Öte yandan "Lozan Anlaşması"ndan bir yıl sonra Müslüman azınlıkları temsil edebilme imkânı olarak görülen hilafet müessesesinin kaldırılması gözlemcilerin dikkatini çekmiştir.
Söz konusu paylaşım sonrası Kürtler yaşadıkları ülkelerde bir tehdit unsuru olarak algılanmış; dış güçlerle işbirliğine girerek ulusal bütünlüğü bozması beklenen bir azınlık olarak ilgi odağı olmuşlardır. Diğer yandan Kürtlerin yaşadığı ülke yönetimlerinin, Kürtlerin işbirliğine girmesi beklenen devletlerle bizzat işbirliğine girmesi; bu sayede Kürtlere yoğun bir baskı uygulamasına dikkat çekilmektedir. Mesele iki yönlü okunduğunda İskender’e verilen “Böl ki efendi olasın!” tavsiyenin pratiğine; dış güçlerin Kürtlerle, paylaştırıldıkları devletlerarasındaki “arabulucu” rolüne rastlamamız mümkündür.
“Dini” bağlılıklarıyla bilinen Kürt aşiretlerinin, yoğun olarak Şafii sonra Hanefi mezhebine mensup olduğu söylenmektedir. Diğer yandan Irak’ın orta kesimlerinde “Fili Kürtleri” gibi Caferi mezhebine mensup aşiretler de bulunmaktadır. Öte yandan Kuzey Irak’ta “Nakşibendîlik” gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde etkinlik gösteren tasavvuf tarikatının ilgi gördüğü bir kitleden bahsetmek de mümkündür. Aşiretler şeklinde yaşayan Kürt gruplarının içerisinde toplumsal statü olarak genellikle “aşiret reisleri” ve/veya “molla” (mel/mele/şeyh) denilen şahsiyetler ön plana çıkmaktadır.
Belirli bir dini alt yapıya sahip Kuzey Irak’taki Kürtlerin ilk örgütsel İslami oluşumunun 40’ların sonuna dayandığı söylenmektedir. Buna göre Şeyh Mahmud Es-Savvaf gibi simaların oluşturduğu ilk düzenli örgütsel yapılanma "İhvan-ı Müslimin"in bölgedeki çalışmalarının bir ürünüdür. Molla Mustafa Barzani’nin önderliğinde “Kürdistan Demokrat Partisi”nin (KDP) de 1946’lı yıllarda kurulduğunu göz önünde bulundurursak, birbirlerinden git gide uzaklaşacak; biri İslamcı diğeri laik iki farklı eğilim olarak belirecek eğilimlerin eş zamanlı çıkışlarından söz edilebiliriz.
Arap dünyasında Türkiye sınırlarında etkinliğe sahip olan “KDP”nin süreç içerisinde çeşitli şekillerde "Ankara Yöneti"miyle sıkı ilişkileri olduğu bilinmekte; öte yandan uluslar arası "İhvan-ı Müslimin" hareketinin bölgedeki bir yapılanması olarak Kuzey Irak’taki Kürt İslamcılar dikkat çekmekteydi.
Her iki eğilim de 1958’li yıllarda askeri bir darbeyle Irak yönetiminin başına geçen Abd’ul Kerim Kasım’ın, yoğun baskılarına maruz kalmıştır. Kürtlerin de içinde bulunduğu muhalif oluşumların üzerine giden Irak yönetimi, muhalif sayılan diğer oluşumlarla birlikte Kürtlere yönelik yoğun bir sindirme politikası uygulamıştır.
“İhvan-ı Müslimin” hareketinin yapılanmasıyla ilk tecrübesini yaşayan Kuzey Irak’taki geleneksel İslami kesim, 1961 yılından itibaren umre, hac ve Suudi Arabistan’dan gelen “davetçi”ler aracılığıyla da “geleneksel selefi”likle tanışmıştır. “Arap İslamcıları”nın deyimiyle “geleneksel selefilik” ya da “Vehhabilik” olarak bilinen Suudi Arabistan merkezli davet, Dr. Eymen Zevahiri gibi şahıslar tarafından geliştirildiği düşünülen “cihadi selefilik”ten farklı bir açılımdır. Zevahiri aracılığıyla Usame bin Laden gibi “Arap mücahitler”in, Suudi Arabistan merkezli “geleneksel selefilik”ten, Suudi Arabistan yönetimine tavır almış “cihadi selefilik”e kaydığı; dile getirilen “beraat” söylemiyle birlikte Doğu ve Batı olmak üzere çift yönlü bir cepheyle mücadeleye gidildiği söylenebilir.
Her halükarda 1963 yılında “Baas Partisi”nin iktidara gelmesiyle birlikte petrol kaynaklarının yoğun olduğu “Kerkük” bölgesinden 40 kadar Kürt köyü göçe zorlanmış; Kürtlere yönelik toplu sindirmeler tekrar başlamıştır. “Baas Partisi”nin “1. Araplaştırma politikası” çerçevesinde yürütülen uygulama sırasında Irak’ın orta ve güney bölgelerinden getirilen Araplar boşaltılan köylere yerleştirilmiş; böylelikle özellikle petrol bölgesi olan “Kerkük”ün Araplaştırılmasına özen gösterilmiştir.
Kürtlerin birtakım haklara ve kazanımlara kavuştuğu ilk dönemler olarak 1970’li yıllardan bahsedilir. Buna göre Irak hükümeti, “Kürdistan Demokrat Partisi”yle bir anlaşma imzalamış; bu anlaşmayla birlikte Kürtlere belirli haklar tanımıştı. Ancak aynı sürecin İslamcı Kürtler açısından bir gerileme süreci olarak bilindiğini hatırlatmakta yarar vardır. Zira “Baas Partisi” yönetimi, aynı süreç içerisinde “İhvan-ı Müslimin” Hareketinin üzerine giderek 1971 yılında söz konusu yapılanmanın tamamen çözülmesini sağlamıştır.
1974 yılı geldiğinde Irak-İran sınırları üzerinde Tahran ile Bağdat yönetimi arasında anlaşmazlıklar çıkmış bu da Kürtlerin Kuzey Irak’taki pozisyonunu etkilemişti. Şah döneminde yaşanan bu sınır tartışması esnasında ABD, İran’ın yanında yer almış; iki gücün desteklemesiyle birlikte bölgedeki Kürtler ayaklanmıştı. Ancak ABD’nin de müdahalesiyle taraflar arasında imzalan “Cezayir Anlaşması” sonrası, Tahran ve Bağdat yönetimi uzlaşmaya varmış; uzlaşma sonrası ABD ve İran desteğini kaybeden Kürtler büyük bir yenilgiye uğratılmıştı.
Bu yenilgi sonrasında birçok Kürt, “Kerkük” başta olmak üzere bölgeden sürülmüştür. “Baas Partisi”nin “2. Araplaştırma Politikası”nın yürürlüğe konması olarak da bilinen süreçte Bağdat dolaylarındaki Fili Kürtleri denilen Şii Kürtlerin de yaşadıkları bölgelerden çıkarılması sağlanmıştır.
1975’li yıllar geldiğinde Celal Talabani liderliğinde “Kürdistan Yurtseverler Birliği” (KYB), Suriye’de (Şam’da) kurulmuş; Kürt bölgesindeki laik oluşumlar çift kutuplu hale getirilmiştir. Türkiye sınırlarında etkin olan ve Ankara’yla ilişkileri bulunan “KDP”ye karşın, “KYB”nin İran sınırlarında etkin olduğu ve "Tahran Yönetimi"yle ilişkileri bulunduğu bilinmektedir.
Öte yandan 1978’li yıllarda 1961 yılında yükselen “geleneksel selefi” taban ile 1971 yılında çözülen “İhvan-ı Müslimin” tabandan üçüncü bir oluşum meydana gelmiş; “cihadi selefi”lik şeklinde açıkladığımız oluşumun temelleri bu sırada atılmıştır. Tam bu süreçte Dünya Müslümanlarını ve Kuzey Irak’taki Kürt Müslümanları etkileyen iki önemli hadise meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi İran’da gerçekleşen İslam devrimi, diğeri ise Sovyetler Birliği’ne karşı yürütülen “Afganistan cihadı”dır. Bu iki önemli hadise Irak’taki Kürt Müslümanları hem düşünsel hem de yapılanma açısından etkileyecektir.
"Afganistan cihadı", Kuzey Irak’taki ilk etkilerini 1980’li yıllarda göstermiş; dağlık bölgelerde “El-Ceyş’ul İslami El-Kurdistani/İslami Kürdistan Ordusu” adında silahlı bir grup kurulmuştur. Yine aynı yıllarda (1979) ölen KDP lideri Molla Mustafa’nın yerine oğlu Mesut Barzani “KDP”nin başına geçmiştir.
“İran İslam İnkılâbı”nın Kuzey Irak üzerindeki etkisi özellikle coğrafi şekillenme açısından “Afganistan cihadı”ndan daha derin olmuştur. Irak hükümeti, Batılı ülkelerin de cesaretlendirmesiyle 1975’de imzalanan “Cezayir anlaşması”nı fesh etmiş; dolayısıyla İran-Irak arasındaki sınır problemleri 8 yıl sürecek İran-Irak savaşına (23 Eylül) dönüşmüştür. Bu savaşta Kürtlerin çoğunluğu İran’a karşı savaşırken, bir kısmı da Saddam yönetimindeki Irak Hükümetine karşı ayaklanmıştır. Saddam, kuzeni Ali Hasan el-Mecid’i ayaklanan Kürtlerin üzerine yürümeyle görevlendirmiş; kimyasal bombalar da kullanılmak suretiyle özellikle Halepçe halkı olmak üzere birçok Müslüman Kürt, kıyımından geçirilmiştir. Süreç içerisinde içeride ayaklanan Kürt-Arap halktan sadece 1984 yılında 182.000 kişi Saddam tarafından öldürülmüştür.
1987’li yıllara gelindiğinde İran’ın yardımıyla Kürtler, “Irak Kürdistanı”nın büyük bir bölümünü kontrol altına almıştır. Şeyh Osman b. Abdulaziz başkanlığında Halepçe merkezli “Tanzim’ul Hareket’il İslamiyye/İslami Hareket Oluşumu” da bu yıllarda kurulmuştur. İran’la yakın ilişkileri bulunan hareketin İhvan-ı Müslimin’den etkilendiği, diğer yandan daha ziyade Tahran’a yakınlığıyla bilinen (KYB) liderliğindeki Kürt yönetimiyle yakın ilişkileri bulunduğu belirtilmektedir. 1988 Mart ayına gelindiğinde Iraklı güçler 3 gün boyunca Halepçe’ye saldırmış; binlerce insan kimyasal silahlar kullanılarak katledilmiştir. Meşhur “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen bu cinayet sırasında İran-Irak savaşı devam etmekte; İran’dan yana olan Kürtler yoğun bir şekilde Saddam saldırılarına maruz kalmaktaydı. Yaklaşık 5 ay sonra (20 Ağustos) İran ile Irak arasında ateşkes anlaşması imzalanmış; İran ve Kürt cephesindeki yoğunlukta bir durulma gözlemlenmiştir.
Bundan yaklaşık 3 yıl sonra (Mart 1991) ABD’nin de desteğiyle Kürtler Saddam yönetimine karşı ayaklanmıştır. Öte yandan Şiilerin de ayaklanması sonrası ABD liderliğindeki müttefik güçler Kürtlerden desteğini çekmiştir. Kuveyt’ten Saddam’ı çıkaran müttefik güçler, Saddam’ın ordusunu Nasıriyye ve Basra’ya kadar sürmüş; ancak 2. bir İran’ın oluşması korkusu ve aynı nedenlerle Suudi Arabistan’ın baskısı dolayısıyla önce Saddam yönetimini güçlendirmiş; daha sonra “Enfal Operasyonu”nu gerçekleştiren Saddam’a göz yummuştur.
ABD’nin Kürtlerden desteğini çekmesi ve Şii ayaklanmaya karşı Bağdat yönetimini güçlendirerek Kürt ayaklanmasını da bastırması sonrası 2 milyonu Kuzey Irak’tan olmak üzere Şiiler ve Kürtler göçe zorlanmıştır. Tahran yönetimi, Irak’taki sınırlarını Kürtlere açmış; ancak Ankara’nın Kürtlere sınırlarını kapatması dolayısıyla müttefik güçler Irak’ın kuzeybatı bölgesinde diğer ülkelerin de baskısıyla güvenli bir bölge oluşturmak zorunda kalmıştır.
İran’a sürülen Kürtler, 2. Körfez savaşına kadar İran’ın kurduğu mülteci kamplarında barınmıştır. Bu süreç içerisinde Müslüman Kürtler için yeni bir tecrübenin zemini oluşmuştur. Binaenaleyh, bu kamplarda Müslüman Kürtler “İran İslam Devrimi Düşüncesi”yle yakından tanışmış; bu süreçte “İran İslam Devrimi” düşüncesine olumlu yaklaşan bir grup oluşmuştur. Buna karşın “geleneksel selefi” taban, yeni beliren hareketle mücadele etmiş; geneli Şafii ve Hanefi mezhebine bağlı Kürtler, ilk defa bu kamplarda “geleneksel selefi” oluşumu ve “İran İslam İnkılâbı”nı sorgulamaya; “İran İslam İnkılâbı” düşüncesiyle etkileşime geçmeye başlamıştır.
1991 Ekim ayına geldiğinde Saddam yönetimi ile Kürtler arasında bir anlaşması imzalanmıştır. Diğer devletin baskısı sonucu imzalanan anlaşma sonrası Saddam hükümeti, Kürt bölgesine 1997 yılına kadar ambargo uygulamış; bu süreç içerisinde hiçbir kamusal yardım yapmadığı Kürt bölgelerinde kamu hizmetlerini sağlama amacıyla “Kürdistan Ulusal Cephesi” kurulmuştur.
Diğer yandan 1991’de yaşanan 2. Körfez savaşı sonrası İran mülteci kamplarındaki Kürtler “Irak Kürdistanı”na geri dönmüş; bu sırada “geleneksel selefi”-“cihadi selefi” grupların da tetiklemesiyle “İran İslam İnkılâbı” düşüncesine olumlu yaklaşan “İslami Hareket Oluşumu” liderlerinden Ali Bapir dışlanmıştır. “İslami Hareket Oluşumu” saflarında yaşanan ayrışma sonrası 1992 yılında “Hareket’un Nahda El-İslamiyye” adında bir grup kurulmuştur.
1992 yılında Birleşmiş Milletlerin gözlemciliğinde Kürt bölgesinde (Mayıs) seçimler düzenlemiş; seçimle birlikte “Kürdistan Bölgesel Hükümeti” (KRG) ve 105 üyeyle “Kürdistan Ulusal Meclisi” kurulmuştur. Seçimlere 1987’de kurulan “İslami Hareket Oluşumu” da katılmıştır; aynı oluşum içerisinde daha sonra “İhvan-ı Müslimin” tabanının öne çıkaracağı “Kürdistan İslam Birliği”nin liderleri de seçimlere girmiştir. Bu seçimlerde “KDP” ve “KYP”den sonra 3. sırada yer alan “İslami Hareket Oluşumu” bölgedeki Müslümanların ciddi bir tabanının bulunduğu noktasında dikkat çekmiştir.
1994 yılında KDP ile KYP’nin oluşturduğu hükümet dağılmış; aynı yıl içerisinde (1994) “Irak Kürdistanı”ndaki kökleri 1952’lere dayanan, “Baas Partisi” aracılığıyla 1971 yılında dağıtılan “İhvan-ı Müslimin” tabanı “İttihad’ul İslami” adlı bir isimle tekrar yapılanmaya gitmiştir. Tarz olarak İhvan’ı benimseyen hareketin silahlı bir yapılanması bulunmamakta; silahlı yapılanma düşüncesine de karşı çıkmakta olduğu söylenebilir. Bu sebepten ötürü hareketin, “cihadi selefi” tabanla gitgide ayrıştığını söylemek de mümkündür. Hâlihazırda yönetiminde Şeyh Selahaddin Muhammed Bahaaddin’in bulunduğu hareket, "KYB" hükümetinde Adalet bakanlığını elinde bulundurmaktadır.
1994 yılında dağılan Kürt hükümeti sonrası "KDP" ve "KYB" arasında silahlı çatışmalar çıkmış; 1996 yılında Saddam, Tahran’a yakınlığıyla bilinen KYB’ye karşı Ankara’ya yakınlığıyla bilinen KDP’yi desteklemiş; bu destek sırasında Saddam kuvvetlerinin kuzeydeki güvenli bölgeye girmesine ABD ve İngiltere ikilisi ses çıkarmamıştır. Sonuçta "KDP" Erbil’in denetimini ele geçirirken “KYP” Süleymaniye’ye çekilmek zorunda kalmıştır. İki grup son olarak ABD tarafından 1998 yılında Washington’da bir araya getirilmiş; Washington’da yapılan anlaşma sonrası iki grup arasında yakınlaşma olduysa aradaki soğukluk devam etmiştir. 1994’de dağılan “Kürdistan Ulusal Meclisi” ancak 4 Ekim 2002’de bir araya gelebilmiştir.
Öte yandan (ölen) Şeyh Osman b. Abdulaziz’in kardeşi Molla Ali b. Abdulaziz’in başkanlığındaki “İslami Hareket Oluşumu” ile 1992 yılında bünyesinden ayrılan “Hareket’un Nahda El-İslamiyye” grubu 1999 yılında tekrar birleşmiştir. “İslami Vahdet Hareketi/Hareket’ul Vahdet’ul İslamiyye” adıyla öne çıkan oluşum, "Kürdistan bölgesi"nde geniş çaplı “davet çalışmaları” başlatmıştır. Yapılanma, Kuzey Irak’ta büyük bir camii inşa etmiş; medyatik olarak kurduğu iki radyo istasyonuyla çalışmalarını güçlendirmiştir.
1999 yılında, iki hareketin birleşmesiyle oluşan “İslami Vahdet Hareketi” saflarında 2001 yılında yeniden ayrışmalar başlamıştır. Yaşanan ayrılıklar sonucu Molla Ali b. Abdulaziz liderliğindeki “El-Hareketul İslamiyye” ve Molla Ali Bapir önderliğindeki “Cemaat’ul İslamiyye” hareketi olmak üzere iki grup ortaya çıkmıştır. "El-Cezire Televizyonu" gibi çeşitli kaynaklar, yaşanan bu ayrışmanın arka planında “Abdulaziz” ailesinin "şura aracılığıyla seçilen yönetim"e rağmen ailevi ağırlığını korumaya çalışmasını zikretmektedir. Bu ayrışma dolayısıyla hareketin yüzde 80’i yeni oluşuma katılmış; böylelikle “İslami Hareket Oluşumu” zayıflamıştır.
Öte yandan Kürdistan’da çalışmalar yapan “Tevhid Cemaati” ile “Merkez Cemaati” gibi hareketler 2001 yılı eylül ayında birleşerek “Cund’ul İslam” hareketini kurmuştur. Yaklaşık 3 ay sonra kurulacak “Ensar’ul İslam”ın ana tabanını oluşturan “Cund’ul İslam” içerisinde “Afganistan’da savaşmış mücahitler”in de yer aldığı, hareketin başına 1994 Nisan aylarında “İslami Vahdet Hareketi”ne mensup Ebu Ubeydullah Eş-Şafii (Gerçek adı: Verba Holeri) geçtiği bilinmektedir. “Cund’ul İslam”, Halepçe ile İran sınırlarındaki “El-Metahime” köyü dâhil olmak üzere 9 köyde yapılanmasını kurmuştur. Grubun elindeki köylerin başında gelen “El-Biyare”, “Cund’ul İslam”ın yönetim karargâhı olarak bilinmektedir.
Örgütün kuruluşundan yaklaşık 3 ay sonra (10 Aralık 2001), “Cund’ul İslam” ile “İslami Hareket” bünyesinden Molla Krekar liderliğinde ayrılan bir grup birleşerek “Ensar’ul İslam” adında bir örgüt kurmuştur. Örgütün başına geçen Molla Fatih Krekar (Gerçek adı: Necmeddin Ferec Ahmed), “İslami Hareket Oluşumu”na bağlı olan dağınık küçük grupları da örgüte katarak yapılanmayı genişletmiştir. Ensar’ul İslam’ın da kuruluşu sonrası Irak’ta üçü silahlı bir silahsız dört İslami ana grup gündeme gelmiştir.