PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
"Kuzey Irak İslami Hareketleri" başlıklı yazı dizimizin bu bölümünde bölgede en geniş tabanı bulunan ve "İhvan-ı Müslimin" geleneğini koruyan "İttihad-ı İslami"nin arka planını, ilkelerini, amaç ve araçlarını, imkânlarını, İslami ve ulusalcı hareketlerle ilişkisini, işgalci güçlere bakışını inceledik; hareketin geleceğine dönük öngörülerde bulunulduk.
Tarihi Arka plan:
Önceki yazımızda Kuzey Irak’taki Kürtlerin ilk düzenli İslami yapılanmasının 40’lı yıllarının sonlarına dayandığı belirtmiştik. Buna göre bölgedeki ilk düzenli İslamî yapılanma Şeyh Mahmud es-Savvaf gibi simaların oluşturduğu "İhvan-ı Müslimin"in bölgedeki çalışmalarının bir ürünüydü. Her ne kadar Molla Mustafa Barzani’nin dayandığı aşiretler de kültürel anlamda Müslüman olsa dahi yürüttükleri çalışma ulusalcılık ve sosyalistlik ekseninde geliştiği için bu gibi hareketlerin programında “din” belirleyici bir unsur değildi.
Ulusalcı Kürtlerin birtakım haklara ve kazanımlara kavuştuğu ilk dönemler olarak zikredilen 1970’li yıllarda Irak hükümeti “Kürdistan Demokrat Partisi”yle bir anlaşma imzalamış; bu anlaşmayla birlikte Kürtlere belirli haklar tanımıştı. Ancak aynı süreç “İslamcı Kürtler”in aleyhine işlemiş “Baas Partisi” yönetimi, aynı süreç içerisinde “İhvan-ı Müslimin” Hareketinin üzerine giderek 1971 yılında bu hareketin tamamen çözülmesini sağlamıştı.
İhvan-ı Müslimin’in, Kuzey Irak’ta yeniden yapılanması İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinden sonra mümkün olmuştur. Badinan ve Erbil gibi Barzanî’nin nüfuzu altında bulunan bölgelerde İhvan düşüncesine dayalı “Yekgerto” adlı bir oluşum yapılanmıştır. Öte yandan bu oluşum 1992 yılında Birleşmiş Milletlerin gözlemciliğinde Kürt bölgesinde (Mayıs) gerçekleştirilen seçimlere “İslami Hareket Oluşumu” bünyesinde “İslami Liste” adı altında katılmıştır.
Bu seçimler sonrası “Kürdistan Bölgesel Hükümeti” (KRG) ve 105 üyeyle “Kürdistan Ulusal Meclisi” kurulmuş; İslamcılar bu seçimlerde “KDP” ve “KYP”den sonra 3. sırada yer almışlardır. Seçimlere “İslami Liste” adı altında giren İslamcıların kadrosunun yüzde 60’ını “İttihad-ı İslam”ın oluşturduğu bilinmektedir. Özerk yönetime ait hükümetin kurulması sonrası çıkan “partiler ve vakıflar kanunu” sonrası “İttihadı İslam” 6 Şubat 1994 tarihinde resmi bir parti olduğunu ilan etmiştir.
İlkeler:
Hareketin oluşumunu inceledikten sonra siyasi bir yapılanma olarak ilkelerini, amaç ve araçlarını incelemek yerinde olacaktır. Bu sayede hareketin reflekslerini ve ilişkilerini anlamak kolaylaşacak, hareketin geleceğine dönük öngörülere sahip olmak mümkün olacaktır.
Hareketin ilkelerini inceleme, genel karakteri hakkında bilgi sahibi olma açısından hareketin sembolü olan bayrak dikkat çekicidir.
Amblemde dikkat çeken öğeleri ayrıştırdığımızda biri sembol, diğer yazıdan ibaret iki imgeye rastlamaktayız:
a) Semboller: Hilal, tokalaşan iki el, bir dağ ve dağın zirvesindeki beyaz kar!
b) İfadeler: Hürriyet, sağ tarafta kardeşlik sol tarafta adalet ve altta “Kürdistan İslami Birliği”
Hilal çağdaş İslami eğilimi temsil etmekte; tokalaşan el, toplumsal kaynaşmayı; dağ Kürt hareketini; tepesindeki beyaz kar da Kürt halkının davasının temizliğini simgelemektedir.
Diğer yandan özgürlüğün himayesinde kardeşlik; özgürlüğün kısıtlanmadığı kardeşlikte de adalet ortaya çıkacaktır. Bu da Kürt sorunun çözülmesi için İslami birlikteliğin gerekliliğini çağrıştırmaktadır.
Hareketin kendisini tanımladığı ilkeleri kendi dilinden sıralarsak şu ilkelere değinmemiz gerekir:
1- İslam bir hayat nizamıdır.
2- İslam dini, gerek bireysel gerek toplumsal açıdan insanların meşru haklarını güvence altına alır.
3- İslam’da düşünce özgürlüğü, yüce değerler çerçevesinde siyasi plüralizmi gerektirir. Hud suresinde de belirtildiği gibi “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Oysa (insanlar) hala ihtilaf içerisindedir” insanlar ilahi bir imtihan surecindedir. Öyleyse her insana kendi seçimini yapma hakkı tanınmalı; insanlara “davet” ulaştırılırken her türlü baskı ve şiddetten uzak durulmalıdır.
4- Kürt halkı İslam ümmetinin bir parçasıdır. Diğer yandan Müslüman halkların sahip olduğu hakların hepsine Kürt halkı da eşit şekilde sahiptir. Zamanının güçleri olan İngiltere ve Fransa Kürtlerin devlet olma hakkını tanımamış, Lozan Anlaşması’yla Kürt meselesini rafa kaldırmış; böylelikle bölgeye fesat tohumları ekmiştir. Diğer yandan bölge hakları “öteki”nin belirlediği sınırları kutsamış; Kürtlerin var oluş hakkına kuşkuyla yaklaşmıştır. Bu noktada federatif yapılanma bir noktaya kadar bölgedeki Kürtlerin haklarını tanımanın en doğru yoludur.
5- Şura ilkesi, yönetimde adaleti gerektirdiği gibi genel özgürlükleri de korur.
6- Kişisel yahut partisel diktatörlüğe dayalı yönetim kabul edilemez. Yönetim tarafların isteğine göre demokratik olarak hareket etmek zorundadır. Diktatörlük ortaya çıkmaması için:
7- Halk, demokratik yöntemle kendi yönetimini belirleme hakkına sahiptir.
a) Yönetim, Allah’ın yasalarına uymalı,
b) Yönetim halkla yakın ilişkide olmalı,
c) Allah’tan başkasına boyun eğmeme üzerine genç nesil yetiştirilmeli,
d) Yönetim halktan kopmamalı,
e) Mahkemeler bağımsız olmalı,
f) “Emr-i Bi’l Maruf” ve “Nehy-i Ani’l mûnker” müessesesi oluşturulmalı,
g) Vatandaşlara, yönetime nasihat etme hakkı tanınmalıdır.
8- Terör ve şiddetin hiçbir türü kabul edilemez. İslam dinini ikna yoluyla yaymak meşru, silah gücüyle yaymak zorbalıktır. “Dinde zorlama yoktur”, “Şu halde kim dilerse iman etsin, kim dilerse de inkâr etsin”, “Kerih gördüğünüz halde size buna biz mi zorlayacağız” vb. ayetler bu noktada itibar edilmesi gereken ana kriterdir.
Sekiz maddeden oluşan “İttihad-ı İslami”nin ilkelerine, yeni süreçte aynı yorum çerçevesinde iki madde daha eklenmiştir:
9- Şura ve demokratik metotlara parti içerisinde uyulmalıdır: Dikkat edildiğinde bu maddenin beşinci maddeden kaynaklandığı görülür.
10- Milliyetçiliğe, mezhepçiliğe dayalı bölücülük kabul edilemez: Diğer maddeler dikkatli okunduğunda bu maddenin de aynı çizgide eklendiği söylenebilir.
Amaçlar:
Her siyasî oluşumun belirli hedefleri olduğu gibi siyasî bir yapılanması olan “İttihadi İslami”nin de belirli hedefleri vardır. Bunları da objektif olarak sıralarsak şunları kaydetmemiz gerekir:
1- İnsanları hanif İslam dininin öğretilerine; yüce ahlaka hikmetle, nasihatle çağırmak.
2- Harekete üye olan veya destekleyenleri İslam’a göre yetiştirmek, her alanda hakla hizmet edecek şekilde yönlendirmek.
3- Kürt halkının meşru hakları sağlanmalı, adil davasına çözüm üretilmelidir: İslam dini halkların varlığını tanımakta (Rum, 22) dolayısıyla onların varlığını kabul etmektedir. Şu halde Kürt halkının varlığını tanımamak, hem zulümdür; hem de Allah’ın ayetlerinden biri olan Kürt halkını inkâr etmektedir. İslam’a göre halklar bir ümmete ve bir soya dayanmakta; aradaki farklılıklar karşılıklı ilişki ve dayanışmasının zeminini oluşturmakta; ancak bu çerçevede kimsenin kavmi dolayısıyla gurura kapılması ve kendisini üstün görmesine de izin verilmemektedir.
Bu ilkeler ışığında Kürt halkının birinci hedefi şu haklar çerçevesinde yoğunlaşmaktadır:
a) Özgür bir şekilde kendi kaderini belirleme hakkı.
b) Dili hatta lehçeleri koruma.
c) Fikir, din ve mezhep özgürlüğünü sağlama
d) Genel özgürlükleri sağlama
e) Toplumsal ve ekonomik hakları sağlama.
4- Irak “Kürdistan”ında Kürtlerin elde ettiği kazanımları korumak ve geliştirmek.
5- Mescitler ve dini eğitim veren okullar kurmak; âlimlerin layık olduğu saygın konumu korumak.
6- Irak’taki diğer yapılanmalarla birlikte hareket ederek, demokratik federatif bir devlet kurmak; böylelikle herkesin hakkını güvence altına almak.
7- Kürt vatandaşların dini ve milli hukukunu güvence altına almak.
8- Diğer devletlerin yönetimi altındaki Kürdistan bölgelerindeki Kürtlerle dayanışma içerisinde olmak.
9- Müslüman ve mazlum halklara destek vermek; Filistin meselesi başta olmak üzere meşru davalarını desteklemek.
10- Uygar bir toplum oluşturabilme noktasında kendisini gerçekleştirecek ve geliştirecek şekilde kadınların meşru haklarını güvenceye almak.
11- İlmi veriler ışığında Kürdistan’ın ekonomisini ilerletmek için çaba göstermek ve Irak “Kürdistan”ının imarına katkıda bulunmak.
12- Halkın toplumsal olarak ilerlemesini sağlamak; bu noktada insan gücüne, eğitime, sağlığa önem göstermek; anne ve çocuk için özel programlar geliştirmek; genç kız ve erkekleri yönlendirmek.
13- Çevreyi, tarihi eserleri ve aslî kültürü korumak.
14- İlmî gelişime önem göstermek; bu noktada yetenekli kimselere destek olmak ve yönlendirmek.
15- Kitle imha silahlarının üretiminin de kullanımının da meşru olmadığını tüm dünyaya duyurmak ve noktada mücadele vermek.
Bu 15 maddeden oluşan “İttihad-ı İslami”nin hedeflerine, yeni süreçte aynı çizgi doğrultusunda 5 madde daha eklenmiş; böylelikle maddeler 20’ye tamamlanmıştır:
16- Aileye özel önem göstermek suretiyle toplumu bütün halde tutan bağlara özellikle dikkat etmek.
17- Yurt içi ve yurt dışındaki İslamî yönelişlerle ilgilenmek; ortak amaçlara katkıda bulunmak.
18- Irak’taki Türkmenlerin meşru hakları noktasında onlarla yardımlaşmak ve dayanışmak.
19- Uygar toplumun temellerini güçlendirmek için müesseselerin etkinliğini artırmak ve sivil toplum kuruluşlarının etkinliğini artırmak.
20- Kürdistan’ın demografik yapısı geliştirici projeler geliştirip, uygulamaya koymak.
Araçlar:
Hareket amaçlarını gerçekleştirmek için nasıl çalıştığını ve bu hedeflerin aklî ve dinî ölçütlere göre tutarlılığını genişçe incelemekte bu noktada çalışmalar yapmaktadır. İttihad-ı İslam mücadelesini 6 vesileyle yürüttüğünü ve yürütülmesi gerektiğini ifade etmektedir:
1- Anlaşmazlık ve uzlaşmazlıkları çözmek için “diyalog” ilkesini benimsemek.
2- Siyasî yapılanmaya gitmek suretiyle hayatı yönlendirmek; kamuoyu oluşturmak; siyasî kadrolar yetiştirmek; toplumda barış ve güvenliği sağlamak.
3- Görsel, işitsel ve yazılı kitle iletişim araçlarından faydalanarak daveti yaymak, yönlendirmelerde bulunmak; halkın her seviyesine inmek.
4- Dışarıda ve içerde kongreler, konferanslar ve paneller düzenlemek ya da düzenlenen çalışmalara iştirak etmek.
5- Hayır kuruluşları, ilmi kuruluşlar ve sanat kuruluşları açmak.
6- İşçilerin, kadınların, öğrencilerin, çiftçilerin vb. sorunlarına eğilmek.
İmkânlar:
Dört yılda bir kongre düzenleyen hareket, şûra meclisi, siyasi büro ve özel alt bürolardan oluşmaktadır. Özel bürolar da kendi içlerinde düzenleme, enformasyon, ilişkiler, meslek yapılanması, mali yapılanma, insan hakları komisyonu ve araştırma-inceleme komisyonlarından oluşmaktadır. Hareket 1996’da oluşturulan yerel yönetimde “adalet bakanlığı”nı elinde bulundurmaktadır.
Hâlihazırda yönetiminde Şeyh Selahaddin Muhammed Bahaaddin’in bulunduğu hareket, her bölgede ayrı yayın yapan 7 radyo istasyonuna; Erbil, Süleymaniye, Raniye ve Derbendihan’da ayı ayrı yayın yapan 4 televizyona, “Yekgerto” ve “Rasan (Asalet)” adında iki gazeteye sahiptir. Öte yandan “Yekgerto” isimli bir ek 15 günde bir Arapça olarak resmi gazetenin eki şeklinde dağıtılmaktadır.
Hareket “Kürdistan İslamcı Yazarlar Birliği”ni kurmuş; kültürel alanda birçok atılımda bulunmuştur. Bu birlik “Hakkın mesajı” adında bir kültür dergisi çıkarmaktadır. Diğer yandan hareket, tiyatro, müzik, hat, el işleri gibi alanlarda faaliyet göstermekte spor salonları ve öğrencilere özel dernekler açmaktadır. Erbil ve Süleymaniye’de yapılan öğrenciler arası seçimlerle yüzde 20 ile 30 arasında oy alması göz önünde bulundurulursa hareketin ilerleme kaydettiği gözükmektedir. Öte yandan dinî eğitim veren kuruluşlar inşa eden hareket; bu kuruluşlardan mezun olanları aktif olarak hareketin içerisinde etkin hale getirmiştir.
İslami Hareketlerle İlişkiler:
Irak “Kürdistanı”nda genel olarak ulusal liberal, ulusal solcu, solcu ve İslamcı olmak üzere dört eğilim bulunmakta 20’den fazla siyasî hareket bu eğilimler çerçevesinde hareket etmektedir. “İttihad-ı İslami” bu hareketlerin hepsiyle ilişkilerini sürdürmekte; siyasî çekişmelerde taraf olmak yerine arabulucu olmayı ilkelerine uygun görmektedir.
Kendisini Kürdistan’ın biricik hareketi olarak görmediğini belirten “İttihad-ı İslami”, ilk günlerden itibaren “İslamî Dayanışma” adında bir projeyi gündeme taşımıştır. Hareket herhangi bir grupla çekişmeye girmediği gibi, zikrettiğimiz doğrultuda bölgedeki Müslümanlarla ortak platformlar oluşturma gayreti içerisindedir. Kendisi dışında iki geniş oluşum olan “İslami Cemaat” ve “İslami Hareket”le yakın ilişkileri bulunan hareket, bu iki grup dışındaki İslami oluşumları “bazen ortaya çıkan bazense ortadan kaybolan küçük gruplar” şeklinde değerlendirmektedir.
Geçen yazımızda bu grupların önce “Cund’ul İslam”, sonra “Ensar’ul İslam” çatısı altında buluştuğunu belirtmiştik. Hâlihazırda “Ensar’us Sunne” çatısı altında Arap bölgelerindeki “direniş”e karışan bu hareket çatısının “cihadi selefi” diyebileceğimiz “el-Kaide” koordinatlarıyla uzlaşması, “İttihad-ı İslami” ile aralarının git gide açılmasına neden olmuştur. Tarz olarak İhvan’ı benimseyen hareketin silahlı bir yapılanması bulunmaması; silahlı yapılanma düşüncesine karşı çıkması da bu ayrımı derinleştirmiştir.
“İttihad-ı İslami”, 1993 ve 1997’li yıllarda KYB ve KDP’nin karşılıklı olarak birbirlerinin bölgelerindeki İslamcıları tahrik etmesine karşı uyanık davranmıştır. Diğer yandan KYB ile çatışan “İslami Hareket” gurubu ile KYB arasında arabulucu pozisyonunu da korumuştur.
Irak “Kürdistanı”nda en derin ve en geniş İslami hareket olarak “İttihad-ı İslami” süreç içerisinde bölgedeki kültürel İslami eğilime siyasî bir ivme kazandırmıştır. Yaygın Nakşibendî ve ikinci derecede etkinliğe sahip Kadirî tarikatıyla ilişkilerini koruyan hareket, geniş halk desteğini arkasına almıştır. Bu noktada “İhvan-ı Müslimin”in resmî söylemlerini benimseyen hareket, Dr. Seyyid Kutup’un bu çerçevenin dışında yorumlanan söylemlerinden de uzak durmuştur.
Hareket daha çok kültürel çalışmalara yoğunlaşmakta; böylelikle “toplumsal ağırlığı” elde etmek ve yükselen iradeyle siyasi otoriteyi kazanmaya çalışmaktadır. Ancak bu hareket siyasi alanda çoğulcu söylemi benimsemekte, “zor” kullanma fikrine şiddetle karşı çıkmaktadır.
Ulusalcılarla İlişkiler:
Bölgede git gide güçlenen İslami yöneliş karşısında KDP ve KYB’nin rahatsız olduğu söylenebilir. Ancak “İttihad-i İslamî”nin herhangi bir silahlı yapılanmaya sahip olmaması dolayısıyla KDP ve KYB bu gruba karşı mücadelelerini medya cephesinde geliştirmişlerdir. Bu gruba karşı KYB’nin silahlı bir müdahalede bulunmamasında İran’ın bölgedeki nüfuzunun da etkisi olmuştur.
İleriki bölümlerde ele alacağımız üzere “İslami Hareket”in Raniye ve Çevarkurna’yı ele geçirmesi sonrası Talabani güçleri hareketin üzerine yürümüş, karargâhına girerek Şeyh Osman b. Abdulaziz dâhil 200 kişiyi esir almıştı. Bu noktada İran arabuluculuk yapmış; Şeyh Osman ve bağlıları 16 Aralık 1993’de Celal Talabani’nin emriyle serbest bırakılmıştı.
Bu doğrultuda İslamcılara temkinli yaklaşan KDP ve KYB, “İttihad-ı İslamî”ye karşı başlatılan medyatik cephede İslamcıların etkisini yerel olarak kırmaya çalışmıştır. Bu noktada yoğun olarak dile getirilen söylemlere değinirsek;
“İttihad-ı İslamî”, yerel bir hareket değil dışarıdan güdümlü, devşirme bir harekettir.”
Bu ifade değerlendirildiğinde KYB ve KDP ikilisinin bir telaşa kapılarak aceleci ithamlarda bulunduğu söylenebilir. Zira ulusalcı, liberal ve sosyalist hareketlerin bölgeye dışarıdan ithal edildiği bilindiği gibi, KYB ve KDP tarihi süreç içerisinde dış güçlerle ilişkilerini en fazla sürdüren hareket olmuştur.
Bu noktada dile getirilen bir itham da şudur: “İttihad-ı İslamî’nin Kürtçülük gibi bir davası olmadığı gibi Kürtlerin ulusal davasını önemsememektedir.” “Bu hareketin demokratik, çoğulcu söylemleri kürsüyü ele geçirinceye kadardır. Hele bir ipleri ele alsın; demir yumrukla demokrasiyi alaşağı edecektir.”
Bu noktada “İttihad-ı İslamî”nin Kürtçü olmadığı doğru bir tespittir. Ancak Kürt davasını önemsemediğini iddia etmek “İttihad-ı İslami”nin ilke ve hedefleri dikkate alındığında pek tutarlı gözükmemektedir.
Öte yandan “İttihad-ı İslamî” hareketi “Kürt aydınları”nın Kürt davasına katkısını tartışmaya açmış, ulusalcı hareketleri köklü bir şekilde eleştirmiştir. Bu eleştirilerin birini nakletmek gerekirse;
“Şu ana kadar KDP ve KYB’nin Kürt meselesine verdiği zarar kadar hiçbir hareket Kürt meselesine zarar vermiş değildir. İç savaş, Irak “Kürdistan’ının ikiye bölünmesi, işgalci güçlerle gizli ve açık ilişkilere girilmesi hep bu zararların örneğidir. Öte yandan KDP ve KYB’nin demokrasi anlayışı, bizim demokrasi anlayışımızın kriteri de değildir.”
“İttihad-ı İslamî” bu eleştirisinde haklı da gözükmektedir. Zira Irak “Kürdistan”ı bu iki grubun silahlı çatışmaları dolayısıyla gerileme kaydetmiş; onlarca insanın kanına girilmiştir. Öte yandan Irak’ta kurulan ilk özerk yönetim, bu iki hareketin partileşme sürecinde hala aşiret liderliği doğrultusunda hareket etmelerinden; iki hareketten birinin muhalefete geçmeye razı olmamasından dolayı dağılmış; sonunda Irak Kürdistan’ı ikiye bölünmüştür. Ayrıca bu ikili birçok kez Mossad ve CIA ile girdikleri ilişkiler sonucu aldatıldıklarını kendi basın açıklamaları ve röportajlarında da dile getirmişlerdir.
“İttihad-ı İslamî” hakkındaki ithamlara devam edersek;
“Bu hareket, Şeyh Ahmed Yasin’le ilgilendiği kadar Kürt şehitleriyle ilgilenmemektedir.” “Bu hareketin televizyonlarında Kudüs kadar Kerkük davası gündeme taşınmamaktadır.”
Bu iki mülahaza, bir yandan hareketin ilkelerine sadık kaldığını ortaya koyarken diğer yandan hareketin Kürtlerle pek ilgilenmediğine dair bir önyargıyı da beraberinde taşımaktadır. Mülahazanın ithama dönük bu ikinci yönü ise birinci eleştiriler kapsamında değerlendirilebileceğinden KYB ve KDP ikilisinin söylemleri pek ciddi gözükmemektedir.
“İttihad-ı İslamî” hakkındaki ithamlara dönersek; “Bu hareket, gerçekte İslamî bir eğilim değildir. Bunların hareketi ihtilal; Kürt hareketinin asaletini ortadan kaldırma üzerine kuruludur”
Bu noktada ithamlar tamamen tutarsızlaşmaktadır. Zira “İttihad-ı İslamî”nin yönetimi zora dayandırmak ya da zorla ele geçirmek gibi bir hedefinin olmadığı açıktır. Zira hareket tüm çalışmalarını kültürel yapılanma üzerine kurmuş; yıpratıcı siyasî çekişmelerden de özellikle kaçınmıştır.
Diğer yandan hareket her ne kadar tırmanışta olsa da KYB ve KDP ikilisine karşı dengeleyici bir taraf olmadığı da inkâr edilemez gerçektir. Buna karşın “İttihad-ı İslami” diğer cepheleri derinden etkilemiş; partilerin söylemlerine kadar değişimlere neden olmuştur. Hatta mesele öyle “komik” bir hal almıştır ki; laik liderler odalarına “Kuran Ayetleri” asmaya, eski Marksistler mescitlerde namaz kılmaya başlamışlardır! Öte yandan KDP, kendisine ait televizyon kanallarında öpüşme de dâhil olmak üzere birçok müptezel görüntüyü kaldırmıştır.
İşgal Güçlerine Bakışları
“İttihad-ı İslami” ABD güçlerini, işgal gücü olarak değerlendirmektedir. Öte yandan yıllar boyu din, millet, mezhep, meşrep ayrımı yapmadan Irak halkına yönelik zulmü dolayısıyla Saddam’ı bir diktatör addetmektedir.
Kuşkusuz “İttihad-ı İslami”nin iradesine bağlı olmaksızın Irak, ABD tarafından işgal edilmiştir. Bu noktada bir diktatörden kurtulduğuna inanan hareket; diğer yandan işgal güçlerinin de Irak’tan çıkarılmasından yanadır.
İşgal güçlerinin Irak’tan çıkarılması noktasında “silahlı direniş”in bir fayda vermeyeceğini düşünen hareket, Felluce dâhil birçok Arap Sünni bölgesinin –kendi ifadeleriyle- “Baas ve intiharcı teorinin kurbanı” olduğunu düşünmektedir.
“İttihad-ı İslami”ye göre tüm grupların katılımıyla çoğulcu bir hükümet kurulmalı; Irak’ın bütünlüğü korunmalı; Kürtlere özerklik verilmeli; kargaşa ortamı yatıştırarak Irak halkı kendi iradesini ele almalıdır. Onlara göre bu şartlar sağlanmadığı sürece işgalcilerin eline malzeme verilecek; bölgedeki İslamî alt yapı zarar görecektir.
Hareketin Geleceği
“İttihad-ı İslami”nin eğitime ve kültürel çalışmalara yatırım yaptığı göz önünde bulundurulduğunda bu hareketin gittikçe güçleneceğini söylemek mümkündür. Nitekim süreç de bu öngörüyü doğrular nitelikte gelişmektedir.
Diğer yandan yıllarca süren savaş ve Saddam ambargosu dolayısıyla bunalmış halkın, silahsız bir yapılanma olarak “İttihad-ı İslami”yi destekleyeceği söylenebilir. Nitekim “silahlı direniş”i benimseyen “Ensar’ul İslam”ın bölgede tutunamamasının bir nedeni de budur. Öte yandan diğer silahlı İslami hareketler de yeni süreçte silah bırakma noktasına geldiklerinden üyelerine yeni taktiklerini açıklamaya çalışırken silahsız çalışmayı öncelikle benimsemiş hareket kitlesini daha da güçlendirecektir.
Öte yandan “el-Kaide”yi kendisi için tehlikeli gören İran ve Türkiye bu yapılanmayı destekleyebilir. Ayrıca İran, bu hareketin Suud’dan uzak durması; Türkiye de İran’dan uzak durması için çaba sarf edebilir. Öte yandan bu destekler, hareketin bağımsızlığını etkileyecek seviyeye gelmediği sürece “İttihad-ı İslami”nin işine de yarayabilir.
“İttihad-ı İslami”, Hamas’ın dış politikasıyla kesişen bir yol izlemekte; Suriye ve İran’la olumlu ilişkiler kurmaktadır. Öte yandan Hamas örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin çabalarının bu konuda da zayıf kalması; diğer yandan hareketin ilişkilerini koruduğu Suriye’nin de İran’dan yana tavır koyması Türkiye’nin politikasını etkisiz hale getirebilir.
Bölgedeki işgalci güç olarak ABD de her ne kadar “İttihad-ı İslami”nin güçlenmesini istemese bile silahlı Kürt gruplarının tamamen silahsızlanmasını istediğinden bu hareketin çalışmalarına müdahale etmeyebilir. Ancak bu noktada ABD’nin KDP ve KYB’nin eliyle bölgedeki maddi sıkıntıları kaldırmaya çalıştığı bilinmekte; böylelikle bu hareketin güç kazandığı damarlardan biri (halkın maddi problemleriyle ilgilenme) zayıflatılmaya çalışılmaktadır.
Bu hareket üzerine yazan yabancı yazarların “kadın sorununu” bölgeye taşımasını; diğer yandan hareketin de “aile ve kadın” meselesine daha sıkı eğilmesini göz önünde bulundurursak Kuzey Irak’ta bir kültür savaşının çoktan başladığını söyleyebiliriz.